Amerikan Washington Post gazetesi yazarı Jackson Diehl, geçen hafta Washington’da görüştüğü Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun kendisine Türkiye’nin eski Osmanlı ülkeleri üzerinde liderliğini yeniden kurma hayalinden bahsettiğini yazdı. Dışişleri Bakanı Davutoğlu, İngiltere’nin kurduğu Milletler Topluluğu’nu örnek göstererek Türkiye’nin de eski Osmanlı toprakları üzerinde liderlik kurabileceğini söyledi.
Yazıda, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, Washington ziyareti sırasında yaptığı açıklamalara ve kendisine verdiği demece de yer veren Washington Post yazarı, şöyle yazdı:
“Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu gülümseyerek yineledi: “Evet, Mayıs ayında Gazze açıklarında “İsrail”li komandolarla Türk İslamcı eylemcilerin çatışması el-Kaide’nin New York ve Washington’daki saldırılarıyla karşılaştırılabilir.” Davutoğlu, “Tekrarlıyorum, bu olay Türkiye’nin 11 Eylül’üydü!” diye haykırdı. “Türkiye’deki psikolojik şoku ifade etmeye çalışıyorum. Vatandaşlarımız yabancı bir ordu tarafından öldürüldü” diye ekledi.
Diehl, Wikileaks belgelerinde “son derece tehlikeli” ve “neo-Osmanlı İslamcı fantezilerde kaybolmuş” denilen Davutoğlu’nun kendisine, “İngiltere eski sömürgeleriyle bir milletler topluluğu halinde, neden Türkiye eski Osmanlı topraklarında, Balkanlarda, Ortadoğu ve Orta Asya’da yeniden liderlik kurmasın?” dediğini yazdı.
Washington Post yazarı şöyle devam etti: “Aslında, Arap sokaklarının muhtemel lideri olarak Erdoğan, Hizbullah lideri Hasan Nasrallah gibi rakiplerinden daha çekici görünüyor. Sonuçta Türkiye, Avrupa’nın ticaretine ve yatırımına bağımlı; demokratik bir Irak ve nükleersiz bir İran istiyor. NATO’nun Afganistan’da başarılı olmasını diliyor. Halen İsrail’i tanıyor. Özünde gerçek bir Müslüman demokrasi. Bu da Türkiye’nin hem eskisinden daha zorlu hem de bir bakıma daha iyi bir müttefik olduğu anlamına geliyor.”
NTV - 07.12.2010
KD: Bakan’ın hayal ettiğine günümüz dünyasında inanan o kadar çok kişi var ki, hepsi bu hayallerini gerçekleştirmek istedikleri için birçok zulme maruz kalmakta, tutuklanmakta ya da ‘radikal’ olarak yaftalanmaktadır. O yüzden Sayın Bakan’a tavsiyemiz; Osmanlı gibi bir devlet nizamı hayalini gerçekleştirmek isterken çok dikkatli davranması ve özellikle kendi Hükümetine karşı uyanık olmasıdır. Zira O’nun Dışişleri ile uğraştığı Kabine’de İçişleri Bakanlığı, -aşağıdaki haberde olduğu gibi- bu nizamı isteyen Müslümanlarla uğraşmaktadır.
* * *
“HUKUKUN HÂKİMİ DE SAVCISI DA POLİS”
Geçen hafta içerisinde Hizb-ut Tahrir üyesi oldukları iddiası ile Gaziantep’te 6 kişi çalıştıkları işyerlerinde ve bindikleri toplu taşıma araçlarında çok sayıda TEM polisinin katıldığı eş zamanlı bir operasyonla gözaltına alındı.
Zanlılardan dördü çıkarıldıkları Mahkemece tutuklanırken ikisi serbest bırakıldı. Gözaltına alınan ve tutuklanan zanlıların üzerlerinde ve evlerinde yapılan aramalarda hiçbir suç delili bulunmazken, tutuklanmalarının nedeninin zanlıların; polisin, “İslam Devleti’ni benimsiyor musun?” şeklindeki sorusuna, inanç ve düşüncelerini saklamayarak, “Evet” demeleri, olduğu belirtildi.
Gözaltı ve Tutuklama Alenen Hukuksuzluktur
Hizb-ut Tahrir’in, Emniyet veri tabanında bile ‘terör örgütü’ olarak geçmediğini ifade eden sanıkların Avukatı, tutuklanan kişilerin yalnızca evlerinde yasak olmayan İslamî içerikli dergi, kitap ve yayınların bulunmasının yanı sıra İslam Devleti fikrini benimsedikleri için tutuklandığını söyledi.
Mazlum-Der Gaziantep Şube Başkan Yardımcısı Av. Hüseyin Kurşun ise şahısların gözaltına alınmasının yanı sıra tutuklanmalarının da yasal olmadığının altını çizdi.
Anayasa’da bile hiç kimsenin inanç ve düşüncesinden dolayı yadırganamayacağı gibi suçlu olarak görülemeyeceğine dair yasaların var olduğunu belirten Kurşun; “Sanıkların tek suçu Hilafet’e dayalı bir İslam Devleti fikrini benimsemeleri. Şimdi siz buna terör suçu derseniz o zaman Hilafet’i öven herkes suçlu olur, bunun yanında Osmanlı tarihçileri, İslam tarihini okuyan ve benimseyen herkes suçludur. Oysa Anayasa hiç kimsenin inancından ve fikrinden dolayı kınanamayacağı fikir ve düşüncenin rahatça ifade etmenin temel hak ve hürriyetlerden olduğunu beyan ediyor. Yani kişilerin görüşü ne olursa olsun; Sisteme karşı olabilir. Görüşünden dolayı suçlanamaz. Sisteme karşıt görüşleri cezalandırmak hukuk devleti ile bağdaşmaz” dedi.
Sistemin İslam’ın siyasal düşüncesine bile tahammül etmediğini belirten Kurşun; “Sanıkların hiçbiri terör örgütü üyeliğini kabul etmediği halde sadece “İslam Hilafeti’ne dayalı bir devlet istiyor musunuz?” sorusuna samimiyetle “Evet, biz İslamî bir devlet istiyoruz” demeleri nedeni ile tutuklandı. Bundan şunu anlıyoruz; Türkiye Cumhuriyeti’nin İslam Devleti fikrine dahi tahammülü yoktur” şeklinde konuştu.
Bu Tür Davaların Hâkimi de Savcısı da Polis
Av. Kurşun, bu tür operasyonlar sırasında, savcılık ve mahkeme sürecinde yaşananların Türkiye’deki hukukun, hâkiminin ve savcısının da polis olduğunu gösterdiğini belirterek; “Türkiye’de bu tür davaların hâkimi de savcısı da polis. Bu davaların savcıları polisin hazırladığı Fezlekeyi olduğu gibi alıp iddianame ye geçiyor. Buna karşı sanık ve sanığın vekilinin lehi olan delileri reddediyor. Normalde Basit bir hırsızlık suçunda bile mahkeme bütün delilleri toplar ona göre karar verir. Ama maalesef bu tür dosyalarda öyle değil inceleme araştırma yok direk terörle mücadele polisinin hazırladığı fezlekeyi suç olarak mahkemeye sunuyor. Bu yetmiyor gibi polisler savcıya dosya hakkında yol gösteriyor. Mahkemelerde bile zanlıların adeta tepesinde duruyor” diye konuştu.
İLKHA Ajans - 09.12.2010
KD: Rabbimizden Müslüman kardeşlerimize sabır ve ecir diliyoruz. Medrese-i Yusufiye’nin yeni yolcularının yollarının Firdevs’e çıkması dileğiyle, hayırlı yolculuklar…
* * *
ŞENER: “WİKİLEAKS KORKUSU HÜKÜMETİ “İSRAİL”E YANAŞTIRDI”
Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdüllatif Şener, “Haydarpaşa Garı yanarken hiçbir önlem almayan Başbakan, “İsrail”deki yangına tüm uçaklarını seferber etti, “İsrail” yetkilileri ile telefon diplomasisi başladı. Brüksel’de karşılıklı görüşmeler başladı ve süratle belgelerin gerisi gelmesin kaygısı endişesi yaşandı” dedi.
“Halktan rey alıp iş başına gelip uluslararası sermayenin taleplerine ve ihtiyaçlarına göre çalışan bir siyasi iktidarın varlığının bu ülkenin geleceği açısından da zararlı ve tehlikeli olduğunu” belirten Şener, şunları söyledi:
“Onun için diyoruz ki, bu ülke buradan yönetilmelidir. Türkiye’de uygulanan ekonomik politikalar Türkiye’nin ihtiyacına uygun olmalıdır. Maalesef içeride kavga edenler sürekli dışarıda işbirlikçi aramaktadırlar ve dış taleplere karşı çok daha duyarlı olarak hükümet etmektedirler.”
“İktidar Mensuplarının Wikileaks Belgelerinden Haberleri Vardı”
Amerika’da uluslararası devlet diplomatlarının yazışmalarının Wikileaks sitesi tarafından yayımlanması hakkında konuşan Addüllatif Şener, “iktidar partisinde görevli iken kulislerde tüm iktidar bakanları ve milletvekillerinin belgelerden haberdar olduğunu ve yeni bir şeymiş gibi şaşırılacak bir durum sergilemelerinin doğru olmadığını” iddia etti.
“Talep Edilmediği Halde “İsrail”e Uçak Gönderildi”
Wikileaks belgelerinin yayımlanması üzerine Başbakan Erdoğan’ın “İsrail” ile diplomatik ilişkilerini düzelttiğini belirten Abdüllatif Şener, “geçen günlerde tarihî Haydarpaşa Garı’nda çıkan yangın için uçak göndermediğini ancak “İsrail”in talep etmediği halde ülkeye uçak gönderdiğini” söyledi.
Radikal - 08.12.2010
KD: Abdullatif Şener’in tezi doğru ise, AKP Hükümeti korktuğu hususa daha çok yaklaşıyor. O yüzden AKP yöneticilerinin Allah’tan daha çok korkmalarını kendilerine bir nasihat olarak bildiriyoruz. Tabi Sayın Şener’e de…
* * *
“İSRAİL”, AKP’YE WİKİLEAKS’LE VURUYOR
AKP çevreleri, Wikileaks’ten sızan belgelerin “İsrail”in AKP’yi vurma operasyonu olduğuna inanıyor. Başbakan Erdoğan’ın danışmanı Yalçın Akdoğan, “Wikileaks’in yayınladığı belgelerin arkasında “İsrail”in olduğunu” iddia etti. Akdoğan, “belgelerle AK Parti Hükümetinin hedef alındığını” savundu.
Geçen hafta Abdullah Gül açıkça “İsrail’in aleyhine belge” olmamasını manidar bulduğunu” söyledi. AK Parti sözcüsü Hüseyin Çelik ve Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin yine “İsrail”i işaret etti.
Ancak en açık suçlama dün doğrudan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yakın çevresinden geldi. Başbakan Erdoğan’a en yakın isimlerden Yalçın Akdoğan, “İsrail”in Wikileaks’te yayımlanan belgelerle “Erdoğan Hükümetini” hedef aldığını savundu. Akdoğan, bunun bir “psikolojik harekât” olduğunu” iddia etti.
Akdoğan’ın tezine göre dünyayı sarsan 250 bin belgenin sızdırılmasının asıl amacı, Obama yönetimini zor duruma sokmak, Türkiye’yle arasını açmak, bizi itibarsızlaştırmak ve Erdoğan hükümetini karalamaktı.
Akdoğan yaptığı açıklamalarda şunlara da değindi: “Belgelerin yayınlandığı ilk günlerde yapılan yorumlar bu işten ABD yönetiminin, ABD dış politikasının ve ABD diplomasisinin büyük yara alacağı şeklindeydi. Bu algıyı üreten ise belgelerin doğru olduğunu düşündüren ve ismi geçen ülkeleri anlayışlı olmaya davet eden Obama yönetimiydi. ABD’nin işin gelişim sürecinde çok planlı hareket ettiğini, yaşanacak bir krizi yönetmek istermiş gibi görüntü verdiğini gördük.
Kanımca ABD, dünya çapında imajının bozulacağı, birçok ülkeyle ilişkilerinin kesileceği, ciddi itibar kaybına uğrayacağı gibi bir kanaate sahip olsaydı, meseleyi ulusal güvenlik meselesi olarak görür ve daha ciddi şekilde müdahale ederdi. Şu ana kadar böyle bir müdahale görmüyoruz, sadece çıkan krizi yönetmeye çalışan bir yönetim görüntüsü var.
Amacın ABD ile ismi geçen ülkelerin arasını bozmak ve ABD’yi farklı politikalara mecbur bırakmak olduğu yaklaşımı doğruysa, bunda öncelikli hesabı olan ülke “İsrail”dir. “İsrail”, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkinin seyrinden hoşnut değildir. Ortadoğu’da etkinliği artan ve “İsrail”in onlarca yıldır sürdürdüğü oyunları bozmaya başlayan Türkiye’nin nüfuzunun kırılmasının bir yolu da ABD ile sorun yaşamasıdır. “İsrail”li yetkililer, ABD’nin Türkiye’ye gereken baskıyı yapmadığını düşünüyorlar. ABD Türkiye’ye tavır almadığına göre, Türkiye’nin ABD’ye tavır almasını, ilişkinin bu taraftan bozulmasını arzu ediyorlar.
İsrail’in öncelikli hedefi ise Erdoğan Hükümeti... Belgelerin Hükümeti itibarsızlaştırmaya dönük iddialar içermesi hiç tesadüf görünmüyor. Bu iddiaların tamamen yalanlar üzerine kurgulanması ise Hükümetin elini zayıflatmıyor, aksine güçlendiriyor. Olan, Türkiye’deki ABD karşıtlığının artması sebebiyle ABD’ye oluyor.
İsrail”in şımarıklıkları çoğu zaman ABD’ye yük oluyor. Bir süper gücü küçük bir devletin güdümüne sokmak, ABD’nin küresel çıkarlarına zarar verir. ABD yönetimi üzerinde etkisi olan bazı aktörlerin her meseleye “İsrail”in penceresinden bakması, “İsrail”in küçük bir bölgede verdiği kavgaları dünya çapında büyük bir devlete verdirmeye çalışması ciddi bir talihsizliktir. Bölgesinde sevilmeyen ve hiçbir evrensel değeri takmayan bir ülkenin tutum ve davranışlarını ABD gibi bir ülkeye adapte etmeye çalışmak ABD’yi tüm iddialarından koparır, adeta medeniyet tasavvurunu yerle bir eder. “İsrail”e sadakati güçlü olan ve ABD’nin çıkarlarını “İsrail”in menfaatleri çerçevesinde değerlendiren bir kısım diplomatların yaptıkları analizlerin hem mevcut gerçekliği yansıtmadığı, hem de ilişkileri geliştirmek yerine farklı bir eksene çekmeye çalıştığı söylenebilir. Obama yönetiminin bu oyunu görmesi ve tuzağa düşmemesi gerekiyor. “İsrail”in gömleği ABD’ye çok küçük gelir. “İsrail” üzerinden ne Ortadoğu’yu, ne Türkiye’yi doğru okumak ve anlamak mümkündür. Ne Türkiye ile ilişkileri bozmak ABD’nin çıkarınadır, ne de Türkiye’yi etkisizleştirerek güdümüne sokmak, ABD’nin bölgesel menfaatlerine hizmet eder.”
FocusHaber - 06.12.2010
KD: “Kral’dan çok Kral’cının” olduğu bir ülke ve dünyada, Wikileaks belgeleri gündemi sadece sarsmakla kalıyor. Küçük bir yaygara koparan belgelerin neticesinde, iddia edildiği gibi şu ana kadar yıkılan bir hükümet olmadı. Çünkü onlar daha vahimlerini biliyor, uyguluyor ve içerisinde yer alıyorlar da ondan…
* * *
YETİMHANE TAPUSU BARTHOLOMEOS’A VERİLDİ
AKP Hükümeti Patrikhane’nin bir isteğini daha yerine getirdi. Patrik Bartholomeos “ekümenik” hayallerine kavuşmak için bir adım daha attı. Rum Erkek Yetimhanesi’nin Fener Rum Patrikhanesine iadesine ilişkin tapuyu, Patrikhane’nin avukatı Cem Murat Sofuoğlu, Büyükada Tapu Müdürlüğü’nden teslim aldı.
Sırada Ruhban Okulu Var
Tapuyu deniz yoluyla götürerek Patrikhane’ye teslim eden Sofuoğlu, Yetimhanenin Patrikhane’ye iadesine ilişkin olarak, “Yanılmıyorsam bu Avrupa’da da bir ilk. AİHM kararını ilk uygulayan, yargılama yoluyla mülkiyeti geri veren ülke olduk” dedi. Sırada Ruhban Okulu’nun açılması var.
Ortadoğu - 30.11.2010
KD: Bu ülkede bu uygulamaları sol bir iktidar yapsa idi, sanırız ortalık ciddi bir şekilde karışabilirdi. O yüzden bu türden riskli uygulamalar, tabanının daha çok tepki vermesi muhtemel gözüken hükümetler eliyle gerçekleştirilerek tepkiler bir nebze kırılmış oluyor.
* * *
PAKİSTAN’DA DİNCİ DARBEYE İZİN VERMEDİK
ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, Afganistan savaşının hedeflerinden birinin de, dinci militanların, nükleer silaha sahip bir ülke olan Pakistan’daki hükümeti devirmemesini sağlamak olduğunu açıkladı.
NBC Televizyonundaki “Meet the Press” programına katılan Biden, Afganistan savaşının amacının el-Kaide’yi yenmek olduğunu hatırlattığı açıklamasında, “Ama aynı zamanda da teröristlerin bir nükleer güç olan Pakistan’daki hükümeti devirmesini engellemekti” ifadesini kullandı.
Yıl boyunca birçok el-Kaide yetkilisinin “ortadan kaldırıldığını” belirten Biden, “Bu bizim başardığımız anlamına mı geliyor? Hayır. Bu bir, iki ya da üç yıl öncesine kadar daha iyi durumda olduğumuz anlamına mı geliyor? Evet” diye konuştu.
islamdevleti.org - 20.12.2010
KD: Kâfirlerin hassas olarak izledikleri ülkelerden birisi olan Pakistan, hem bölgesel hem de diğer önemli özelliklerinden ötürü daha çok kıskaç altında tutuluyor. Bu yönüyle Türkiye’ye de benzemektedir. Ama Biden’in dediği gibi tehlike, kendilerince henüz giderilmemiştir. Allah’ın izniyle de giderilmeyecek ve kâfirler korkuyu her zaman kalplerinde hissedeceklerdir.
* * *
“İSRAİL” – EL-FETİH İŞBİRLİĞİ WİKİLEAKS’DE
Filistin güvenlik güçleri Batı Şeria’daki tüm istihbaratı “İsrail” ile paylaşmış, “bazı umutsuz el-Fetih liderleri” “İsrail”in Hamas’a saldırmasını istemiş
Amerikan gizli diplomatik yazışmalarını açıklayan Wikileaks’teki bir belgede, Hamas’ın Gazze’de seçimi kazandığı dönemde, “İsrail” ile Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’a bağlı el-Fetih hareketinin yakın işbirliği yaptığı belirtildi.
Haziran 2007’deki bir diplomatik yazışmada, “İsrail” İç Güvenlik Şefi Yuval Diskin’in “İsrail”in Abbas’ın güvenlik güçleriyle çok iyi bir çalışma ilişkisi kurduğunu” söylediği belirtildi.
Telgrafta, Diskin’in, Filistin güvenlik güçlerinin Batı Şeria’da “hemen hemen tüm istihbaratını” “İsrail” ile paylaştığını ifade ettiği kaydedildi.
Diskin’in, Haziran 2007’de Hamas’ın Gazze’de yönetime gelmesinin ardından, “bazı umutsuz el-Fetih liderlerinin” “İsrail”in Hamas’a saldırmasını istediğini bile öne sürdüğü bildirildi.
Dünya Bülteni – 21.12.2010
KD: Laik ve Sosyalist bir düşünceye sahip olan, neredeyse Yahudilerden daha çok Müslüman tutuklayan ve Filistin’in kurtulmasını değil de, esaretini isteyen bir yönetim anlayışından başka ne beklenebilir ki! Bu haliyle belgeye “malumun ilamı” diyebiliriz. Ve İnşaAllah herkes bu ilamı doğru okur ve ona göre hareket eder.
* * *
KIRGIZİSTAN’DA HİZB-UT TAHRİR OPERASYONLARI
Kırgızistan, ülkenin güneyinde Hizb-ut Tahrir üyesi oldukları iddiasıyla onlarca kişiyi gözaltına aldı. Nisan ayındaki kanlı olayların gerginliğinin sürdüğü Kırgizistan güneyinde şimdi de “sözde terör operasyonları” başladı. Oş Eyaleti İçişleri Başkan Yardımcısı Malik Nurdinov, bölgede Hizb-ut Tahrir örgütünün 800 üyesinin faaliyet gösterdiğini iddia etti, son bir haftada örgüte yönelik Oş ve Celalabat’ta süren operasyonlarda örgüt mensubu oldukları iddiasıyla 28 kişi gözaltına alındı.
Yakalananlardan çoğunun Özbekçe ve Kırgızca broşürler dağıtmakla suçlandığı da gelen haberler arasında.
Dünya Bülteni - 16.12.2010
KD: Geçtiğimiz aylarda ülkedeki Özbek’lerin katledilmesine, diri diri yakılmasına ve binlercesinin sürgün edilerek yaralanmasına seyirci kalan Kırgızistan yönetimi, İslam ile kalkınmak isteyen fikir adamlarına göz açtırmayarak batılın hakka galip geleceğini zannediyor.
* * *
İNGİLTERE VE ABD’NİN HİZB-UT TAHRİR KORKUSU
İngiliz Guardian gazetesinin yayımladığı Wikileaks belgelerinde, İngiliz yetkililerin, “ortak bir terörizmle mücadele hedefi” olarak Bangladeş'teki medrese müfredatını ABD ile değiştirmeye çalıştıklarının ortaya çıktığı bildirildi.
Sızdırılan bir diplomatik yazışma, İngiliz Uluslararası Kalkınma Dairesi'nin, “ortak bir terörizmle mücadele hedefi” olarak Bangladeş'te binlerce medresenin müfredatını değiştirmek için ABD ile çalıştığını gösterdi.
ABD'nin Bangladeş için terörizmle mücadele taktiklerinin tartışıldığı bir belgede, ABD'nin Dakka Büyükelçisi James Moriarty'nin, planlarına, Bangladeş Başbakanı Şeyh Hasina'dan, düzensiz medreseler için standart bir müfredat geliştirilmesinin ve uygulanmasının istenmesinin dâhil olduğunu yazdığı kaydedildi.
Bu yöndeki adımları, ABD hükümetine bağlı Kalkınma Dairesi'nin Bangladeş hükümetine, medrese “müfredat geliştirme programı” teklifini sunmasının izlediği belirtildi.
Bangladeş'te yaklaşık 64 bin medrese bulunuyor. Çocuklarını geleneksel okullara gönderemeyen ailelere çoğunlukla ücretsiz eğitim imkânı sağlayan medreseler, ülkedeki eğitim sisteminin önemli bir parçası olarak görülüyor.
Bazıları, medreseleri, çocukları radikalleştirmekle suçlarken, buraların, cihad yanlılarının eğitilmesi için kullanılabileceği yönünde iddialar da bulunuyor.
Bangladeş hükümeti, geçen hafta yasaklı aşırı dinci (!) Hizb-ut Tahrir örgütünün buralarda üslendiği yönündeki iddialar üzerine medreselerin finansmanları için soruşturma yapılması emri vermişti.
Star - 22.12.2010
KD: Sömürgeci Kâfirler, ellerine geçirdikleri bu “terör” bahanesiyle Müslümanların her türlü değerlerine, kültürel faaliyetlerine, yeni neslin yetiştirilmesine müdahale edebilirken, kukla yöneticiler de bütün bunlara seyirci, alet ve hatta işbirlikçi oluyorlar.
Kâfirlerin tuzakları yine kâfirlerin eliyle deşifre olurken, İslamî Ümmet de tüm bu olup bitenleri, başlarındaki liderlerin ihanetlerini görüp onları alaşağı edeceği günü dört gözle bekliyorlar; o güne kendilerini hazırlıyorlar muhakkak!


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış