İKTİSADİ DÜŞÜNCELERİN BOZUKLUKLARI VE SAHİH ÇÖZÜM (7)

Hakkı Eren

Geçen Sayıdan Devam…

Geçen sayımızda ara verdiğim yazı dizisine, bu sayımızda kaldığımız yerden devam ediyoruz. Marx’ın; Değer Analizi, Artı Değer ve Birikim Analizi konusundaki görüşlerini daha önce açıklamıştık. Bu bölümde ise, Bölüşüm ve Kriz Teorisi hakkındaki düşüncelerini izah ettikten sonra Marx’ın iktisadî düşüncesinin geneline dair bir değerlendirme yapıp bu analitik kuramı kapatacak ve Neo Klasik iktisadî düşünceyi incelemeye başlayacağız. Fakat şunun bilinmesinde fayda var ki; anlaşılması belki zor ve sıkıcı olabilecek bu konuları, herkes konu hakkında özet de olsa bir önbilgiye sahip olsun düşüncesiyle hazırlıyoruz. İnşaAllah bu konuda faydalı olabiliyoruzdur. 

Kriz Teorisi: 

Marks’a göre Kapitalizm’in üretim süreci içerisinde yaşayacağı krizleri bütünüyle engellemek mümkün değildir. Teknolojinin sürekli gelişmesi, ekonominin büyümeye endeksli olması ve kârın arttırılması gerekliliği, Kapitalizm’i periyodik krizlere mahkûm edecektir. Bu büyüme ise, kriz ve tekrar büyüme süreci sonunda her defasında bir öncekinden daha ciddi bir krize yol açacaktır. Aynı zamanda bu süreçte Kapitalist burjuva sürekli zenginleşmeye çalışacak, işçiler de gittikçe fakirleşecektir. Çünkü artı değeri oluşturan artı emektir. Yani burjuvanın daha çok kazanabilmesi, işçilerin daha çok çalışmasıyla mümkündür. Sonunda proletarya, üretim araçlarına el koyacak ve herkese eşit biçimde dağıtacaktır. Uzlaşmak ihtimali ise mümkün değildir. Çünkü Kapitalist sistemde bu uzlaşmanın sınıf farklılığını ortadan kaldırma şansı yoktur. Yine Marks’a göre, bu geçiş sürecinde iyi organize olmuş devrimci bir gücün ortaya çıkıp idareyi ele alması gerekecektir. 

Günümüzde ABD’de başlayan ve devletlerarası düzeyde finans krizi olarak bilinen son ekonomik kriz, Kapitalizm’in bu bakış açısıyla yeniden sorgulanmasına yol açmıştır. Krizler Kapitalizm’in doğasının bir parçasıdır ve ister geçmişte olsun, isterse günümüzde, bu krizler büyük tahribatlara yol açmıştır. Krize yol açan dinamikleri kavramak, Marks’ın Kapitalizm’e ilişkin analizlerinin ve devrimci olasılıklara ilişkin görüşlerinin merkezinde yer almaktadır. Marks’a göre, krizler, işçilerin önüne atılan kırıntıların bile güvence altında olmadığı, Kapitalist sistemin en asgarî koşullarının bile yürümediği bir ortam yaratmaktadır. Dolayısıyla devrimci bir dönüşümün koşulları Kapitalist krizlerin etkileriyle ortaya çıkmaktadır, ancak bu Kapitalizm’in aşılması bakımından bir garanti olmaktan ziyade, bir olasılıktır. 

Marx, bu konuda şöyle demektedir: 

“Bu dönüşüm sürecinin tüm avantajlarını gasp eden ve tekelleştiren Kapitalist kodamanların sayılarının devamlı olarak azalmasıyla birlikte, ızdırap, baskı, kölelik, sefalet ve sömürü artar. Fakat bunun yanında Kapitalist üretim sürecinin işleyişinin bizzat kendisi tarafından teşkilatlandırılan, birleştirilen, disipline edilen ve sayısı daima artan bir sınıf olan işçi sınıfının isyanı da büyür. Kendisinden çıkmış, kendisiyle beraber ve kendisinin yönetimi altında gelişmiş olan sermaye tekeli, üretim tarzının prangası halini alır. Üretim araçlarının temerküzü ve emeğin toplumsallaşımı, sonunda kendilerini çevreleyen Kapitalist kabukla bağdaşmaz bir hal alır. Bu kabuk paramparça olur. Kapitalist özel mülkiyetin suyu ısınır. Mala, mülke el koyanların mal ve mülklerine el konur.” (Adam Smith, The Wealth of Naitons, Edwin Cannan) 

Bölüşüm Analizi:

Kapitalizm ile Sosyalizm arasında çıkan çatışmanın ya da burjuva ile proletarya arsındaki anlaşmazlığın en önemli nedeni paylaşımdan/bölüşümden kaynaklanmaktadır. Marx da; Klasikçilere nazaran bölüşüm paylarının kategorilerini yeniden tanımlamıştır. Artık ayırım çizgisi, Kapitalist toprak sahibi ve işçinin rollerini tefrik eden çizgi değildir. Marx’a göre iki katlı bir toplumsal sınıf yeterlidir ve sınıfları teknik işbölümü belirler. Bu yüzden işçi sınıfının nesnel konumu, ücret ve yaşam düzeylerinden çok, oluşturulan değerlerin ve zenginliklerin toplum içindeki dağılımına ve bölüşümüne dayanır. Ona göre teknik işbölümü, üretici güçlerin gelişmesine bağlı olarak üretim sürecinin daha karmaşık ve kolektif bir niteliğe bürünmesinden doğar. Dolayısıyla bu, doğrudan üreticiler arasında üretimin gerçekleşmesine dönük bir iş bölümü yani sınıf içi farklılaşmadır. Bu bağlamda üretken emek (kol etkinliği) ile üretken olmayan emek (kafa etkinliği) arasındaki ayrım, farklı sınıf konumlarına değil, emek etkinliğinin farklı biçimlerine denk düşer. Eğer gelir düzeyi sorununa işçi sınıfının kendi içindeki farklılıklar bakımından değil de, esas olarak burjuvaziyle ayrımını belirlemek açısından yaklaşırsak, bu noktada vurgulanması gereken en önemli husus, bölüşüm ilişkilerinin aslında üretim ilişkilerinin bir sonucu olduğudur. Marx’ın belirttiği gibi, bölüşüm, ürünlerin bölüşümü olmazdan önce;

  1. Üretim araçlarının bölüşümü,

  2. Aynı ilişkinin bir sonucu olarak, toplum üyelerinin farklı üretim çeşitlerini bölüşmesidir. 

Böylece bireyler, belirli üretim ilişkileri çerçevesinde farklı sınıflara bölünür ve genel bölüşümden paylarına düşecek olan gelir dilimleri buna göre belirlenir. Gelir düzeyleri arasındaki farklılıklar, bir başka deyişle ürünlerin bölüşümü, bizzat üretim sürecinde içerilmiş olan ve üretimin yapısını belirleyen bu bölüşümün sadece bir sonucudur. 

Marx’a göre, asgarî geçim ücretlerinin sürekliliğinin temel açıklaması, Kapitalist sistemin işleyişinden kaynaklanmaktadır. Teknolojinin sebep olduğu işten çıkarımlar, bir işsizler yedek ordusu oluşturmuştur. Bu yedekler ordusunun varlığı, reel ücretlerin asgarî geçim düzeyinde seyretmeye meyilli oluşunu açıklamaya yeterlidir. Ona göre Kapitalistlerin, çalışanlar arasında yüksek ücret isteyenleri atıp yerine işsizlerden birini yerleştirmeleri mümkün olduğu sürece, fakirlerin koşullarında bir iyileşmenin gerçekleşmesi beklenemez. 

Değerlendirme: 

Marksist iktisadî düşünceyi irdelemek sadece onun iktisadî düşüncelerinin irdelenmesi olmadığı gibi, sadece bununla da yetinilmemelidir. Böylesi bir zaviyeden yapılan değerlendirmeler yanlış ve eksik olacaktır. Zira Marks’ın düşünceleri felsefî ve ideolojiktir. O, yeni bir ideolojinin –ki, Sosyalizm’dir- oluşmasında etken olan en önemli şahıslardan biridir. İktisadî düşüncelerinin ve diğer bütün felsefî düşüncelerinin altında yatan neden ise Kapitalizm’in hataları, noksanları ve de vahşiliğidir. O’nu düşünmeye iten nedenler, yaşadığı coğrafya ve konjonktürdeki olumsuzluklardır ve böylece Marx, alternatif bir ideolojiye bu vesile ile yönelmiş ve kendince bir takım çözümlemeler çıkarmıştır. 

Bilindiği üzere Sosyalizm, ‘maddecilik’ kuramı üzerine kuruludur. Marks, kendi görüşünü “tarihsel materyalizm” ya da “diyalektik materyalizm” denen bir ideolojinin esasları üzerine kurmuştur. O’na göre her şey maddenin tekâmülü neticesinde oluşmuş ve bu tekâmül her zaman olumlu yönde seyretmiştir. Sosyalizm’in bu düşüncesine göre, bir ‘yaratıcı’dan söz etmek mümkün değildir. Ancak maddenin evriminden bahsedilir. Bu konuda Marks şöyle der: 

“Ortaya çıkan bütün değişikliklerin aslı maddedir.” Marks, toplumda yeni nizamın kurulmasının, devletin müdahalesi olmaksızın toplumda var olan gelişme kanununun gerektirdiği şartlar çerçevesinde ve iktisadî kanunların tesiri ile tamamlanacağını savunur. Marks’ın “Sosyal Gelişme Kuramı” diye isimlendirdiği şey, yaşadığı toplumda mutlu olmayan ama sayıca çok olan proletaryanın, hayatlarından memnun olan ve refah içerisinde yaşayan burjuvaya karşı üstün gelmesidir. Bu konuda KöklüDeğişim Yayıncılık tarafından yayınlanan ve “İslam’ın İktisadî Siyaseti” kitabında AbdurRahman el-Malikî şöyle der: 

“Bu kanun, geçmişte yaşandığı gibi gelecekte de yaşanacaktır. Geçmişte bu mücadele, kölelerle hürler arasında, ardından derebeylerle halk arasında, sonra yine derebeylerle çiftçiler arasında vardı. Mücadele, her zaman sayıca çok ve haksızlığa uğrayan sınıfın, sayıca az ama haksızlık yapan sınıfa karşı üstünlüğü ile sona ermiştir. Ancak elde edilen bu zaferden sonra zafer elde eden mazlum sınıf, tutucu ve zalim sınıfa dönüşüyordu. Fransız Devrimi’nden bu yana mücadele, burjuva sınıfı ile işçi sınıfı arasında devam etti. Burjuva sınıfı, tutucu sınıfta olduğu gibi iktisadî projelerin lideri ve sermayenin sahibi oldu. Onun karşısında ise ikinci sınıf durmaktaydı. İkinci sınıf, sayıca çok olmasına rağmen sermayeden hiçbir şeye sahip değildir. Dolayısıyla bu iki sınıfın çıkarları arasında çelişkiler vardır. İşte bu çelişkiler sebebiyle Kapitalist Nizam’ın yıkılıp yerine Sosyalist Nizam’ın kurulmasına yönelik sınıflar arası mücadele başladı.” 

Sosyalistler halk arasında fiilî eşitlik kurmak isterken, bunun gerçekleşmesini ferdî mülkiyeti yasaklamakta bulmuşlardır. Ayrıca üretimin ve dağıtımın toplumsal vasıtalarla düzenlenmesi gerektiğini de savunmuşlarıdır. Bu esas konularda bile ayrışmalar söz konusu olmuş ve dört farklı şekilde Sosyalizm modeli oluşmuştur ki bunlar; 

  1. Ziraî (Toprak) Sosyalizmi

  2. Sermaye Sosyalizmi

  3. Komünizm

  4. Devlet Sosyalizmi’dir. 

Komünizm’in ‘eşitlik’ anlayışı, ortak üretim ve ortak tüketim gibi çok basit bir ifadeyle anlatılabilir. Yani onların görüşüne göre eşitlik, her ferdin üretim vasıtalarından diğerleri gibi sahiplenip faydalanması ile mümkündür. Bu eşitliği sağlayabilmek için ise, kişilere ferdî mülkiyet hakkı tanınmaz. Fakat Komünistler “tanınmaz” deyince bu böyle olmamaktadır. Çünkü bu, insanın fıtratına aykırıdır. Mülkiyet, insanda yaratılıştan gelen ve varlığında şüphe bulunmayan ‘beka içgüdüsü’nün tezahürlerinden biridir. Böylece mülkiyet, insanın fıtratının bir gereğidir ve içgüdüsel olmasından dolayı onu insandan söküp atmak imkânsızdır. Yani Komünistlerin yaptığı bu çözümleme insanın doğasıyla terstir. Mülkiyetin tamamının değil de -Sermaye ve Ziraat Sosyalizmi’nde olduğu gibi- sadece ‘toprak’ ve ‘sermaye’ olarak nitelendirilen eşyaların ferdî mülkiyetten sayılmaması da hatalıdır. Bu türden bir anlayış ise, insanın faaliyetlerini sınırlandırıp, çabalarını boşa çıkartır ve üretimi düşürür. Yani insan elde ettiğinde daha fazlasına ulaşamayacaksa, o noktada durur ve kendisini sabitler. Bu da onun verimliliğini düşüreceği gibi gerilemesine bile sebep olur. 

Marks’ın düşüncelerinden hatalı olan birçok konudan birisi de ‘değer analizi’dir. Hatırlanacağı üzere Marx; bir malın kıymetinin yegâne belirleyicisinin emek olduğunu dile getirmiştir. Hâlbuki bu konuda belirleyici tek unsur emek değildir. Malın üretiminde kullanılan hammadde, üretimde harcanan emek, malın alıcıya sağlayacağı fayda ve bu mala toplumda duyulan ihtiyaç miktarı da değerin belirlenmesinde esaslı olabilecek unsurlardandır. 

Komünizm’in en bariz yanlışlığı, insanın yaratılışında olan ‘içgüdüleri’ yok saymasıdır. Yani insan fıtratına aykırı olması ki, bu yüzden çok fazla bir yaşam süremedi. Örneğin Sosyalizm, SSCB’de uygulandığı dönemde ceberut ve jakoben uygulamalarla hayat bulmuştur. Sadece Lenin ve Stalin döneminde yaklaşık olarak 60 milyon insan, Sosyalist düzene aykırı davrandığı ve devrime karşı olduğu gerekçesiyle katledilmiştir. O tarihteki bu sayı, aynı dönemdeki Türkiye nüfusunun ise yaklaşık olarak 3 katıdır. Bu tarihî gerçek bile onun ne kadar insanî(!) olduğunun nişanesidir. Şu an günümüzde aktif olmayan ve geçerliliği kalmayan bu iktisadî düşünce kuramı üzerinde fazlaca durmamakla birlikte, akıllarda kalması açısından şu örneği vermek ve konuyu kapatmak istiyorum: 

Bugün Komünist Parti’nin hâkim olduğu ve Komünizm’le yönetildiği iddia edilen Çin’deki işçi sınıfının durumu hiç de Komünizm’in felsefî düşünceleriyle bağdaşmamaktadır. Günümüz dünyasında dünyanın her pazarını nerede ise istila eden Çin malları, Çin ekonomisinin güçlenmesine vesile olmuştur. Ama bu ekonomik büyüme ve zenginlik, işçi sınıfının durumunda bir değişiklik meydana getirmemiştir. Hatta dünyada işçi ücretlerinin düşük olmasının tek nedeni ise Çin Devleti’dir. Orada işçilik ucuz olduğundan müteşebbisler ve sanayiciler, üretimlerini o coğrafyada yapmayı karlı bulmakta ya da direkt olarak ithalata yönelmektedirler. Yani tek Komünist Devlet olduğu söylenen Çin’deki bu uygulama, Marx’ın işçiler ile alakalı düşünceleriyle çelişmektedir. İşte Sosyalizm’in trajik ama bir o kadar da gerçek olan vakıası, SSCB ve Çin örnekleriyle de anlaşılmaktadır. 


Devam Edecek…


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz