Türkiye’de gündem o kadar hızlı değişiyor ki, hangi konuyu takip edeceğinizi şaşırıyorsunuz. İç siyasette taşlar yerinden oynarken, dış siyasette de çok hızlı gelişmeler yaşanıyor. Bütün bu yoğunluğun yanında bazı konuların detaylı olarak irdelenmemesi için de, sunî gündemler oluşturularak, dikkatler başka yöne çekilmek isteniyor. AKP iktidarı tarafından fazlaca konuşulmaması istenen konulardan biri de, ABD’nin Türkiye’de kurmak istediği Füze Kalkanı Projesi’dir.
Malum olduğu üzere Füze Kalkanı Projesi yeni bir proje değildir. Doğu Avrupa ülkeleriyle arası çok iyi olan ABD’nin bu ülkelere yerleştirmek istediği füzeler, bölge ülkelerini tehdit etmekte ve bölgede ciddi rahatsızlıklar meydana getirmektedir. Peki, kâfir ABD neden bu bölgede böyle bir kalkan oluşturmak istemektedir? Bu Füze Kalkanı Projesinin amacı nedir? Bu soruların cevabını meseleyi birçok açıdan irdeleyerek bulmaya çalışacağız. Ama önce proje tam olarak nedir, onu göstermeye çalışalım.
Füze Kalkanı Projesi; orijinal olarak “ABD Milli Füze Savunma Programı/National Missile Defence Programme” ismiyle adlandırılır. Küresel Füze Savunma Kalkanı (Missile Defense Shield-MDS) oluşturma girişimleri ise, ABD millî projesi olarak 1990’lı yılların sonlarında başlatılmıştır. Projenin genel amacı; dünyanın her bölgesinde Amerikan toplumuna yönelik füze saldırılarının hedefine ulaşmadan tespit ve imhası için küresel bir füze savunma kalkanı oluşturulması ve geliştirilmesi olarak tanımlanır. Yani okyanusun öbür ucunda bulunan kâfir Amerika, kendisinin ve halkının güvenliği için binlerce km. uzaklıktaki ülkelere savunma sistemi kurmaktadır. Dünyada yaptığı zulümler o kadar çok ve düşmanları da o kadar fazladır ki, bunu yapmayı kendisince bir zorunluluk olarak görmektedir.
Amerika bu projeyi kendi savunma sistemi için kurduğunu söylese de, buna kimseyi inandıramamaktadır. Zira en iyi savunmanın saldırı olduğunu herkes bilmektedir. Sömürgeciliğini sürdürebilmesi için de bu türden askerî gücünü dünyanın her tarafına yayması gerekmektedir. Dünyanın her tarafında askerî üsleri ve askerleri olmasına karşın bunlar yeterli gelmemekte ve füze kalkanlarıyla bunu daha da güçlendirmek istemektedir. Bu projeyi güçlendirirken de kendince haklı nedenler bulmakta ve diğer devletleri buna inandırmaya çalışmaktadır.
Amerikan’ın bu projesine, bölge ülkeleri karşı çıkmakta ve rahatsızlıklarını dile getirmektedirler. Bu ülkelerin başındaysa Rusya gelmektedir. Amerika -her ne kadar İran’ı bahane olarak gösterse de- bu bölgeyi güvenli bir bölge olarak görmek istemektedir. Zira Türkiye’nin geçiş koridoru olarak kullanıldığı bölge, dünyanın en büyük enerji geçiş hatlarına ev sahipliği yapmakta ve ABD bu bölgede herhangi bir sorun istememektedir. ABD enerji geçiş hatlarında olduğu gibi bu konuda da Rusya ile karşı karşıya gelmektedir. Rusya’nın bölgedeki gücünü bilmekle birlikte, bu gücü kontrol altına almak istemesi bu nedenledir. O yüzden Rusya, bu füze kalkanı projesine en çok ses çıkaran ülke konumundadır. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 10 Şubat 2007’de Münih Güvenlik Zirvesi’nde yaptığı konuşmasında; tek kutuplu dünyanın kabul edilemez olduğunu, uluslararası hukukun temel ilkelerinin her geçen gün artan bir şekilde küçümsendiğini, tek taraflı ve çoğu kez gayrimeşru olan eylemlerin hiçbir soruna çare olamadığını ve yeni gerilim noktaları yarattığını vurgulamış ve “bu koşullar altında, kendi güvenliğimizi sağlama konusunda bir kez daha düşünmemiz gerektiği aşikârdır” diyerek düşüncelerini dile getirmiştir. Yine Başkan Putin, uzaydaki silahlanmanın uluslararası toplum için tahmin edilemeyecek sonuçlara sebep olacağına dikkat çekerek, “Füzesavar (anti-missile) savunma sisteminin belirli unsurlarını Avrupa’ya genişletme planları bize yardım etmez; tam tersine bizi rahatsız eder. Kimin, bu durumda kaçınılmaz bir silah yarışı olacak bir sonraki adıma, ihtiyacı var? Benim Avrupalıların kendilerinin ihtiyaçları olduğuna dair derin şüphelerim var” diyerek duyduğu rahatsızlığı belirtmiştir. Gerçekten de Putin’in dediği gibi Avrupa’nın bu konuda ciddi bir isteği olmamakla birlikte, aksine rahatsızlığı söz konusudur.
ABD’nin NATO ya da AB’yi karar sürecine dâhil etmeyerek Polonya ve Çek Cumhuriyeti’yle ikili anlaşmalar yapması ve böyle bir Füze Kalkanı Projesi’ne girişmesi Avrupa’nın tepkisine yol açmıştır. Ayrıca Avrupa ülkeleri kendi kıtalarında ve kendi kontrolleri dışında böylesi bir gücün bulunmasına, tabiî ki sıcak bakmayacaklardır. Konu ile alakalı olarak Almanya Başbakanı Angela Merkel, “AB ülkeleri içinde Füze Kalkanı tartışmalarıyla bir bölünme yaşanmasını istememekte, söz konusu füze savunma sisteminin NATO çerçevesinde kurulmasından yana olduğunu” söylemektedir. İngiltere Hükümeti, ABD Füze Savunma Sistemi’nde aktif rol almakta, proje kapsamında bazı önleyici füzelerin İngiltere’ye konuşlandırılması için ABD Hükümeti’yle toplantılar yapmakta ve kendince kendisini sağlama almaya çalışmaktadır. Dünyada her siyasî konuda olduğu gibi bu konuda da İngiltere, ABD’yi yakın markajda takip etmektedir. Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ise, ABD Füze Savunma Sistemi konusunda “Avrupa Kararı (European Decision)’nda ısrar etmektedir. Öte yandan Çin, projeden duyduğu rahatsızlığı dile getirirken, Kanada projeye katılmayacağını bildirmiştir.
“Avrupa’nın ve dünyanın büyük ülkeleri bu konuya temkinli yaklaşırken neden Batı Avrupa ülkeleri projeye ev sahipliği yapmaktadır?”, diye sorulabilir. Sovyet Rusya’nın dağılmasından sonra ortaya çıkan Doğu Avrupa ve Baltık ülkelerinin, hem güvenlik, hem de ekonomik ihtiyaçları nedeniyle AB’ye ve NATO’ya üye oldukları herkesçe bilinmektedir. Hatta eski Komünist Rusya’dan kaçarcasına Batı’ya yaklaştıkları gözlemlenmiştir. Bu süre zarfında Rusya’nın bölgede daha çok güçlenmesi bu ülkelerin sırtlarını ABD’ye dayamalarına sebep olmuştur. Bu yüzden Çek ve Polonya Başbakanları Şubat 2007’de ortak bir basın toplantısı düzenleyerek, ABD’nin teklifine yanıtlarının olumlu olacağını açıklamışlardır. Pentagon’un bu ülkeler üzerindeki planı ise; gelecek beş yıl içinde kullanılabilir hâle gelecek şekilde Polonya’ya 10 füze savunma sistemi yerleştirilmesi ve Çek Cumhuriyeti’nde kurulacak radarlarla da Asya hava sahasının kontrol altına alınmasıdır. Ayrıca projenin Gürcistan ve Azerbaycan’ı da içerisine alacak şekilde genişletmesi söz konusudur.
Avrupa’da, Polonya ve Çek Cumhuriyeti’nin ABD’ye yakın ve sorunları olmayan ülkeler olmaları nedeniyle tercih edildikleri anlaşılmaktadır. Füze Kalkanı Projesi’nde Türkiye’yi de öne çıkaran nedenler; NATO’ya üye olması, ABD’nin model ortağı olma rütbesine yükselmesi, bölgesinde istikrarlı bir ülke konumunda bulunması, İran’a komşu olması ve Türkiye’de kurulabilecek sistemin erken uyarı bakımdan “İsrail”in de güvenliğine katkı sağlayabilecek olmasından dolayıdır. Son günlerde ABD’li askerler ve bürokratlar tarafından dillendirilen hususun arkasında işte bu nedenler yatmaktadır. İç siyasette hâlâ istediği dengeleri kuramayan ve tabir yerinde ise “dere geçmek üzere olan” AKP iktidarının ABD’den gelen bu talebe vereceği cevap çok önemlidir. Bu öneme binaen gerek Başbakan Erdoğan, gerekse de Dışişleri Bakanı Davutoğlu temkinli açıklamalarda bulunmuşlardır.
Bölgesinde İran ve Rusya ile ilişkileri iyi olan ve yeni bir süreç yaşayan Türkiye’nin bu konudaki kararı, bu ülkelerle ilişkilerinde ciddi bir değişkenlik arz edebilecektir. Zira Türkiye’nin de adının bu proje kapsamında geçmesinden sonra Rusya’nın yaklaşımı, Ankara Büyükelçisi Vladimir İvanovskiy tarafından ortaya konulmuştur. İvanovskiy, “ABD’nin füze kalkanıyla ilgili planları, Rusya’nın kaygıları göz önünde bulundurulmadan gerçekleştirilirse bu durumun stratejik istikrarı olumsuz etkileyebileceği unutulmamalı.” uyarısı yaparak konuya dikkat çekmiştir. Fakat aynen Nabucco Projesi’nde olduğu gibi de, “Sürecin içinde olursak bundan rahatsız olmayız” diyerek mesajını, hem ABD’ye hem de AKP’ye vermiştir.
Füze Kalkanı Projesi ile alakalı başka bir husus da, projenin daha yeni geliştirilme sürecinde olduğudur. Hayata geçirilmesi için de yoğun AR-GE masraflarına, süreye ve finansa ihtiyaç vardır. Projeyle bir yandan da ABD savunma sanayinin güçlendirilmesi öngörülmektedir. Obama döneminde savunma sanayi şirketlerinin çok da memnun olmadıkları ve ABD içerisindeki silah lobilerinin Obama’ya baskıda bulundukları bilinmektedir. Bu baskıların hafifletilmesi adına da proje yeniden canlandırılmak istenmiş olabilir.
Kısacası projeyle alakalı olarak söylenenler; bunun, enerji koridorlarının güvenliğinin sağlanması açısından, bölgede giderek güçlenen Rusya’yı kontrol altına almak açısından ve İran’ın elinde bulundurduğu nükleer silahlar açısından olduğu yönündedir. Biz ise tüm bunlara ilaveten şu sebebe de dikkat çekmek isteriz ki, bizce asıl sebep de budur. Bilindiği üzere ideolojik olarak hareket eden ve dış siyaseti olan büyük devletler, günlük planlar ve projeler yapmazlar. Onlar önlerindeki 10 yıllık, 20 yıllık hatta bazı konularda 50 yıllık bile planlar yapmaktadırlar. Büyük devlet olmak da zaten bunu gerektirir. Hatta ihtimal dahi olabilecek konularda bile meseleyi es geçmeyerek gereken ciddiyeti verirler. İşte kâfir Amerika da böyle yapmaktadır. Zira Füze Kalkanı Projesi’ne ve yerleştirileceği güzergâha baktığımızda İslam Coğrafyası’nı hedef aldığını söyleyebiliriz. Hele ki, bu coğrafya’da İslamî mücadele ve uyanış, kendisini ürkütecek bir seviyeye ulaşmışken. Kendi think-thank kuruluşları da başta olmak üzere sosyal bilimciler tarafından yapılan tespitler, Ortadoğu ve Ön Asya denilen coğrafya’da yeniden bir İslam Devleti’nin kurulmasının ihtimal dâhilinde olduğudur. Hatta bu konuda sosyal bilimciler tarih vermekten dahi çekinmemişler ve 2020’lerde ABD için böylesi bir tehlikenin olduğunu belirtmişlerdir.
İşte kâfir Amerika da şimdiden bu bölgede kurulacak olan bir İslam Devleti’nin geleceğini baskı altına almak ve onu engellemek adına bu türden savunma hatları oluşturmaktadır. ABD, tarihinin herhangi bir döneminde kendi ülkesinde savaş görmemiştir. Dünyada çok savaşmış ama bunu genelde kendi topraklarının dışında yapmıştır. Onunla kendi evinde savaşacak olan güçte, İslam Devleti’nden başkası olmayacak gibidir. “İşte şimdiden bunun önlemini alıyor” dememiz, ütopik düşünüyor olduğumuz anlamına gelmez. Zira İslam İdeolojisine göre düşünenlerin hedefleri asla ütopya değildir. Aynen Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Medine’de Hendek Gazvesi öncesinde Ashabı ile beraber açlıktan karınlarına taş bağlamış bir vaziyette ve müşriklerden kendilerini savunmak için hendek kazıyorken yaşanan şu vakıanın ütopya olmadığı gibi… Berâ’ ibni Âzib, bu hadiseyi şöyle anlatır:
“Rasulullah Aleyhi’s-Salatu ve’s-Selam, balyozu alıp “Bismillah!” diyerek kayaya bir darbe indirdi. Kayanın üçte biri parçalandı! “Allahu Ekber! Bana Şam’ın anahtarları verildi!
Vallahi, şu bulunduğum yerden, oranın kızıl köşklerini görüyorum!” buyurdu. Sonra “Bismillah!” deyip kayaya ikinci darbeyi indirdi. Kayanın üçte biri daha parçalandı! “Allahu Ekber! Bana Fars’ın anahtarları verildi! Vallahi, şu bulunduğum yerden, Medâin’i ve onun beyaz köşkünü görüyorum!” buyurdu. Daha sonra “Bismillah!” diyerek kayaya üçüncü darbeyi indirdi. Kayanın kalan son kısmını da parçaladı. “Allahu Ekber! Bana Yemen’in anahtarları verildi! Vallahi, şu bulunduğum yerden San’a’nın kapılarını görüyorum!” buyurdu.” Ve Rasulullah’ın bütün söyledikleri çok kısa bir zaman diliminde gerçekleşti. Düşmandan korunmak için hendek kazan ve açlıktan dolayı karnına iki taş bağlayan Nebi Aleyhi’s-Salatu ve’s-Selam’ın söyledikleri o gün etrafındakilere ütopik gelmediği gibi bugün de bizim yukarda söylediklerimiz bize ütopik gelmiyor; raporlarından anlaşılıyor ki, Amerikan sosyal bilimcilerine de ütopik gelmiyor.
Yine, Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in dile getirdiği, “…Sonra da tekrar Nübüvvet minhacı üzere Raşidî Hilafet olacaktır.” (Ahmed ibni Hanbel) hadis-i şerifi bizlere ütopik gelmemektedir. O gün Ashab-ı Kiram ona nasıl inandı ise, işte biz de öyle inanıyor ve yeryüzüne tekrar İslam’ın hâkim olacağına iman ediyoruz. Kâfir Amerika ve diğer Batılı ülkelerin de buna inandığını biliyoruz. Ayrıca Müslümanlara yaptıkları tüm zulümlerin hesabının kendilerine sorulacağına da inanıyoruz. Müslümanların kalkanı olan bir Halife nasbedildiği zaman ABD’nin hazırladığı füze kalkanları Allah’ın izniyle işe yaramayacaktır.
إِنَّمَا الإمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ
“İmam (Hâlife) ancak (bir) kalkandır, O’nun arkasında savaşılır ve O’nunla korunulur.” (Muslim, Ebu Hurayra)
Bu konudaki şer’i hükmü ise AKP iktidarının verdiği cevaba göre yeniden kaleme almaya çalışacağız, inşaAllah.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış