بَلْ نَقْذِفُ بِالْحَقِّ عَلَى الْبَاطِلِ فَيَدْمَغُهُ فَإِذَا هُوَ زَاهِقٌ وَلَكُمُ الْوَيْلُ مِمَّا تَصِفُونَ
“Hayır, biz hakkı batılın üzerine atarız da beynini parçalar. Bir de bakarsın yok olup gitmiş. Allah’a karşı yakıştırdığınız nitelemelerden ötürü yazıklar olsun size!” (Enbiya 18)
HAÇLI ŞÖVALYESİ OBAMA VE İSLAM ALEMİ
“Şunu olabildiğince açıklığıyla ifade etmeliyim ki… ABD İslam’a karşı savaş halinde değildir ve asla olmayacaktır.” (ABD Başkanı Barrack H. Obama)
9 Ekim 2009’da ABD Başkanı Barrack Obama’ya dünya barışına sağladığı hayret derecesindeki hizmetlerinden dolayı Nobel Barış Ödülü verildi. Nobel Heyeti açıklamasında onun “uluslararası siyasette yeni bir iklim yarattığını” ifade ettiler.
Devamla “Obama düzeyindeki insanlar çok nadiren dünyanın ilgisini bu kadar çekebilir ve daha iyi bir gelecek için halkına umut verebilir.” (Bernard Lewis. What Went Wrong? - Yanlış Giden Neydi? - 2003) “Onun politikası şu konsept üzerine kurulu: Dünyayı yönetenler dünya nüfusunun çoğunluğu tarafından paylaşılan değerler ve fikirler temelinde hareket etmeli.” (Norveç Nobel Konseyi, Oslo, 9 Ekim 2009). Genellikle ödüller anlamlı sonuçlara ulaşmak için verilen vaadlere değil de somut bir şey başaran insanlara verilir. Obama’nın durumuna bakacak olursak, o ne barış tesis etti, ne de dünya barışının temellerini inşa etmek için girişimler üstlendi. Tam tersine o, Amerika’nın İslam’a ve İslam âlemine karşı savaşına önayaklık eden bir haçlı savaşçısı ve bir savaş çığırtkanıdır.
Obama bu barış ödülünü almasının üzerinden çok geçmeden, Afganistan savaşının nasıl daha iyi sürdürüleceğini tartışmak üzere savaş konseyini topladı. Yönetimden bir yetkili AFP’ye: “Başkan Afganistan’daki güvenlik ve siyasi tehditlerle ilgili ve daha çok mesafe katetmeyi sağlayacak stratejik bir yaklaşım seçeneği inşa etme hakkında güçlü bir konuşma yaptı.” dedi (a.g.e.). Obama’nın alacağı önlemlerden biri de Afganistan’da görevli ABD askerlerinin sayısını arttırmak olacaktır. Bu artışı da masum Afgan sivillerinin katliamı ve birçoğunun yaralanmasından sorumlu olan ve Pentagon için çalışan çok sayıdaki sözleşmeli özel güvenlik görevlilerinin üstünden sağlayacaktır.
Obama’nın savaş konseyi aynı zamanda Amerika’nın Pakistan’daki savaşını da genişletme seçeneklerini de tartışıyor. Amerikalı yetkililer Belucistan’ın en büyük şehri olan Quetta’ya yönelik füze saldırılarını artık açıkça tartışıyorlar. Eğer onay verilirse bu, Amerika’nın Pakistan’a karşı savaşında yeni bir dönem başlatacaktır, bu da (İslam âlemindeki en büyük elçiliklerinden biri olan) İslamabad’daki Amerikan Büyükelçiliği’nin güçlendirilmesi ve Müslümanlara yönelik katliamlarının planlanıp organize edileceği bir komuta merkezi haline getirilmesi anlamına geliyor. Buna ek olarak, Amerika iki özel Amerikalı güvenlik şirketi olan Blackwater ve InterRisk şirketlerini de Pakistanlıları tahrik ve terörize etsin diye kontrolü altına aldı.
Irak’ta Obama’nın sözde çekilme politikası artniyetli başka bir planı saklıyor ki o da ağırlıklı olarak anlaşmalı özel güvenlik şirketlerinin ülkedeki askeri varlığını güçlendirmesine ve ABD askerlerinin çekilmesinin meydana getireceği boşluğun doldurulması esasına dayanıyor. Anlaşmalı özel güvenlik şirketleri ise tam bir dokunulmazlıkla hareket edip Müslüman kanı akıtabiliyorlar ve sıradan sivil Iraklılara aşağılama ile muamele ediyorlar.
Pentagon tarafından yayınlanan yeni istatistiklere göre, 2009 yılının ikinci yarısında Irak’ta ABD Savunma Bakanlığı’na bağlı olarak çalışan özel güvenlik şirketlerinin sayısı %23’lük bir oranla artış göstermiş. Aynı dönemde Afganistan için bu rakam %29. Şu anda ise toplamda (silahlı ve silahsız) anlaşmalı şirketler “Centcom AOR’de (Sorumluluk Bölgesi)” toplam kuvvetlerin %50’sine ulaşmış durumda. Bunun anlamı baş komutan Obama liderliğindeki bu iki ABD savaş bölgesinde 242,657 sözleşmeli çalışan bulunduğudur. Bu rakam Irak ve Afganistan’da bulunan ve sayıları sırayla 132,610 ve 68,197 olan mevcut kuvvetleri de geçmektedir.
Obama’nın gözlemi altında Somali’deki iç savaş tekrar alarm düzeyinde yükselişe geçti. Kuşatma altındaki ABD kuklası Şerif Ahmed hükümetine ABD silah ve cephane desteği verilerek Waşington tarafından savaş beslenmekte. Geçtiğimiz aylarda Obama, askerine “Somali’ye doğrudan müdahale ve militanlara karşı hava saldırısı yapılması” sinyali vererek 1993’deki Somali işgalinden alışkın olduğumuz bir tavır sergiledi.
İran’a karşı Obama barışı savunmuyor, fakat felç olmuş yaptırımları uygulamaya zorluyor ki onlar kesin olarak sıradan İranlıların öfkesine sebep olacak ve önümüzdeki onyıllar için Amerika’ya karşı intikam isteklerini bitirmeyip sadece kuluçkaya yatıracak. Aynı şekilde Obama’nın İslam âlemi için otokratik ve despot yöneticileri desteklemesi çoğu Müslümanı Obama’nın da selefi George Bush’tan farklı olmadığını anlamalarını sağladı.
Aynı şekilde Obama’nın barışı sağlamak konusundaki başarısızlığı en çok Filistin konusunda dile getiriliyor. Seçim töreninin açılış müziği olarak Obama İsrail’in Gazze vahşetini kınamayacağı konusunda kesin tavır sergileyeceği melodisini kullandı. Aslında Obama’nın İsrail’in savaş suçlarına sansür getirmeyi reddetmesi Müslüman yaşam tarzını, kanını ve namusunu ayaklara düşürmeyi standart haline getirdi. Obama’nın makamında oturduğu yerden Yahudi varlığının yerleşimleri durdurmama inadına olan kayıtsızlığı sözde barış görüşmelerine başlama çabalarını suya düşürmüştür.
O halde Obama’nın barış çabaları açıkça İslam beldelerini savaş ve katliamlarla parçalara ayırma ile aynı anlama gelmektedir. Obama’nın yönetim anlayışının meydana getirdiği siyasi iklim tehdit ve zulme dayanmaktadır. Obama’nın değerleri hile ve adaletsizlik üzerine kuruludur. Obama’ya Nobel Ödülünü vererek Nobel Komisyonu barış kisvesi altında Müslümanlara yönelik savaş sürdürmeyi onurlu bir davranış olarak gördüğünü açıkça belli etmiş olmaktadır. Obama Nobel heyetinin kalplerini kazanmış olabilir, ama Müslümanlar arasında ve dünyanın kahir ekseriyetine göre insanlık ve dünya barışına düşman bir kraliyet imparatorluğuna örneklik etmektedir.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış