Ağustos ayının başında yağan şiddetli yağmurlar sonucu Pakistan’da yaşanan sel baskını tüm dünyanın Pakistan halkının çaresizliğine şahitlik ettiği büyük bir felaket oldu. Günlerce televizyon kanallarından felaketin boyutlarını, doğurduğu sonuçları, insanların çaresizliğini ve dünyanın bu felakete karşı tutumunu izledik. Pakistan halkı bu durumdayken bizlerde bu ibretlik manzara karşında Müslümanlar olarak kendi çaresizliğimizi, eli kolu bağlı bir şekilde bu felaketi izlemekten başka imkânımız olmadığını ve yetersiz yardım faaliyetlerine katkıda bulunmanın dışında yapabilecek bir şey bulamadığımızı bir kez daha görmüş olduk. Diğer tüm İslam beldelerindeki felaketlerde olduğu gibi bunda da Müslümanlar eli kolu bağlı ve çaresiz bir şekilde kardeşlerinin düştüğü içler acısı durumu seyretti ve başka bir şey yapamadı. Zaten Müslümanların ferdi olarak yapabilecekleri çok fazla bir şey yoktur. Bu gibi durumlarda devletlerin müdahale etmesi gerekir. Bundan dolayı sorumlu olanlar Müslüman halktan çok Müslümanların başındaki yöneticilerdir.
Bir ülke sularla boğuşurken ve adeta suda boğulurken, o ülkenin devlet başkanının yolsuzluk yaparak Müslümanlardan çaldığı servetinin sefasını sürmek ve oğlunun taç giyme törenine katılmak üzere İngiltere’ye gidiyor olması büyük tartışmalara yol açmış, insanlar bu vurdumduymazlığı kınayarak tepki göstermişlerdir. Öyle ya, bir yönetici halkı böyle büyük bir felaketle boğuşurken onların yanında olmalı ve yardım çalışmalarını bizzat kendisi takip etmeli ve önceden belirlenmiş olsa da tüm programını iptal ederek meseleye verdiği önemi göstermeliydi. Bu yöneticilerin artık göstermelik de olsa bunu yapmaya tahammülleri kalmamıştır. İçlerindekini dışarı vurmaktan çekinmez hale gelmişler ve ne halklarını ne de dünyadan gelecek olan tepkileri önemsemeden işlerine geldiği gibi hareket eder olmuşlardır. Onları bu derece vurdumduymaz ve sorumsuz kılan ise tüm yaptıklarına rağmen cılız tepkilerin dışında gereken tepkiyi ortaya koyamayan Müslüman halklardır. Hal böyle olunca meydanı boş bulan bu sorumsuz yöneticiler atlarını koşturmaya devam etmektedirler. Taki Müslümanların onlara bu yaptıklarının hesabını soracağı ve onları gereği gibi muhasebe edecekleri güne kadar da sanırım bu böyle devam edecektir.
Bu felaketin sonuçları değerlendirilirken dikkatleri çeken bir başka mesele de, Pakistan tarafından yapılan yardım çağrılarına dünyanın duyarsız kalması ve gereği gibi karşılık vermemesi olmuştur. Pakistan da bu sel felaketi sonucu yaşanan insani kriz Birleşmiş Milletlere göre son yıllarda yaşanmış en büyük kriz, ancak bu krize dünyadan gelen destekte dikkat çekecek derecede küçük olmuştur. Bunun nedeni sorgulanırken, yapılan yardımların teröre gideceği korkusu ve ülkenin bundan dolayı sahip olduğu olumsuz imajı gösterilmiştir. Ancak asıl neden Müslümanların direndikleri ölçüde cezalandırılmaları olarak ifade edilirse yanlış olmayacaktır! Zalim yöneticilere, işgalci kâfirlere ve küfür kanunlarına karşı mücadele veren Müslümanları “radikal unsurlar” veya “teröristler” olarak nitelendirenlerin böyle büyük bir çaresizlik içerisindeyken onları yardımsız bırakarak cezalandırmaları dışa vurdukları kinleridir. Elbette ifade edemedikler ve içlerinde sakladıkları kinleri daha da büyüktür. Oysa Haiti depreminde istenen yardımlar çok hızlı bir şekilde bölgeye ulaştırılmıştı ve tüm dünya bu depremde duyarlı bir şekilde yardım etmek için çaba göstermişti. Bu iki bölgeyi dünya nazarında birbirinden ayıran neden ise halklarının inandığı dinleridir. Müslüman’sa potansiyel “teröristtir” ve yardıma muhtaç olan dahi sanki insan değildir. Dolayısıyla batılıların gözünde onun yardıma muhtaç kadın, çocuk, yaşlı yani insan olmasının bir önemi yok belli ki. Önemli olan onun inandıklarıdır. Evet, kâfirler bir kez daha inandıklarından dolayı Müslümanları cezalandırmış ve onların insan olduğunu göz ardı ederek çaresizlikleriyle baş başa bırakmıştır. Oysa şimdi bunu yapan batılıların başları her sıkıştığında, yardıma ihtiyaç olduklarında ve yaşadıkları felaketlerde yanlarında Müslümanları buldukları, tarihe bakıldığında birçok örnekte görülecektir. Bu günde aynı şekilde felaketlere maruz kaldıklarında Müslümanlar onların ideolojilerine bakmadan insani yardımı ulaştırmadan geri durmamaktadırlar.
Pakistan’da yaşanan bu kriz bir kez daha kâfirlerde var olan bir korkuyu açığa çıkarmış oldu. Pakistan’dan tüm dünyaya yayılan, yönetimin ve dolayısıyla nükleer silahların İslami hassasiyeti olan ve her şeye rağmen mücadelelerini sürdüren onların tabiriyle ”terörist” olan grupların eline geçmesi korkusu bu felaketten sonra yardımların gecikmesi ile yeniden dillendirildi ve bu durumun Pakistan’da mücadele eden bu grupların işine yarayacağı, bundan faydalanacakları korkusu oluşturulmaya çalışıldı. Oysa söyledikleri gibi olsa ve yardımlar bu grupların eline geçmiş olsa adaletle halka dağıtmaktan başka bir şey yapmayacakları kesindir. Ayrıca bu insanların kendi çabalarıyla yardım faaliyetleri yürüttükleri ve ellerinden geleni yaptıkları da açıkça bilinmektedir. Yani halka yardım elini uzatan yöneticileri değil onların içinden çıkmış Müslüman kardeşleri olmuştur. Yardım etmekten aciz olan ve bunu gereksiz gören insanlar bir bahane ile bu isteksizliklerini anlamlı göstermeye çalışmaktadırlar. Bu bahanelerden biride bu ülkenin yöneticilerinin 2005 depreminde toplanan yardımlar ile ilgili yaptıkları yolsuzluklar olmuştur. O tarihte toplanmış yardımların halka ulaşmadan yöneticiler tarafından çalınması bu gün insanların yardım yapacakken aklına gelmektedir elbette. Ancak bunu bir bahane olarak göstermek o çaresiz halkı yardımsız bırakmayı anlamlı kılmamaktadır.
Bu felaket normal şartlarda bir yönetimi fazlasıyla zor durumda bırakabilecek bir felakettir. Hele birde yolsuzluklarıyla nam salmış, servet düşkünü, halk düşmanı böyle bir yönetime sahip Pakistan da iş gereğinden fazla rayından çıkmış ve sel bölgelerinde hayat tamamen felç olmuş, halkın içler acısı durumu izleyenlerin yüreklerini yakmıştır. Şiddetli yağan Muson yağmurları ülkede özellikle dört eyalette yani ülkenin yarıdan fazlasında (Pencap, Sind, Belucistan) nehirlerin ve denizlerin taşmasına evlerin ve yolların yıkılmasına, otobanların ve tren raylarının su altında kalmasına ve dolayısıyla yardımların bu bölgelere ulaştırılamamasına yol açmıştır. Bu felaket sonucu binlerce insan öldü ve milyonlarca insan evsiz kaldı. Tarım alanları kullanılamaz hale geldi ve bölgedeki altyapı da büyük oranda zarar gördü. Bu felaketten etkilenen insanlar açlık, susuzluk, salgın hastalıklar ve barınacak yer bulamama gibi sorunlar ile karşı karşıya kalmıştır. Barınmak için yapılacak prefabrike evler için kuru alan bulunamaması dağlardan getirilen topraklar ile kuru alanlar oluşturulmasıyla kurulmaya çalışılıyor. Manzara bu kadar vahim iken yöneticilerin vurdumduymazlığı daha da vahim bir hal almasını sağlıyor.
Pakistan’ın zalim yöneticileri sözüm ona “radikal unsurlar “ ile Veziristan bölgesinde sürdürdüğü mücadele için görevlendirdiği 150.000 askeri sel felaketinin etkilediği bölgelere aktararak acilen insanların çaresizliğinin giderilmesi söylendiğinde bunu yapmak yerine “terörle mücadelenin” devam edeceğini söylemiş olması Müslüman halkın başına yönetici olarak seçtiği bu zalimin eliyle nasıl imtihan olduğunu bizlere göstermiş oldu. Afganistan’daki işgalci kâfirlerin güvenliğini sağlamak için askerlerini görevlendiren ve orada mücadele veren Müslümanlarla savaşarak onları öldüren, öldürmeden ele geçirdiklerine de işkence yapan, kadın kıyafetleri giydirilerek küçük düşürdükleri Müslümanların kötü görüntülerini yayınlayan Pakistan hükümeti, bu Müslümanlara karşı yürüttüğü acımasızca mücadeleyi bu felaket konusunda göstermemiştir. Eğer bu doğal afetle bu derecede bir mücadeleye girseydi mutlaka sonuç daha farklı olacaktı. Bunlar Allah tarafından kullarını imtihan etmek üzere gönderdiği afetlerdir ve kulların bunda bir sorumluluğu yoktur. Ancak Müslümanların başlarına yönetici olarak atadığı ve yıllardır kendilerinin bir musibetten diğerine girmesine sebep olan bu yöneticilerin tüm bu felaketlerde ve ortaya çıkan sonuçlarında sorumlulukları vardır. Müslümanlarında bunları kendilerine yönetici tayin ettiklerinden dolayı sorumlulukları vardır. Ve Müslümanlar yaşadıkları he hadisede bunu artık açıkça görmektedirler. Müslümanların kendilerini seven ve kendilerinin de sevdiği, razı oldukları, elleriyle ve gönülleriyle biat ettikleri, kendileri için adeta bir kalkan olacak hayırlı yöneticileri başlarına tayin etmelerinin vakti artık gelmiştir. Artık can boğaza dayanmış ve sabırlar tükenmiştir. Zulme rıza göstermek yerine onu kaldırıp atmak ancak tüm sorunların çözümü olacaktır.
خيار أئمتكم الذين تحبونهم ويحبونكم، وتصلّون عليهم ويصلّون عليكم
“İmamlarınızın (yöneticilerinizin) hayırlı olanları sizin kendilerini sevdiğiniz onların da sizi sevenleri ve sizin kendilerine dua ettiğiniz onların da size dua edenleridir.” (Muslim)


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış