TÜRKİYE’DEKİ MADENLER HANGİ DEVLETLERİN SÖMÜRÜ ÇARKINI DÖNDÜRÜYOR

Talha Yaşar

Türkiye, doğal kaynaklar açısından oldukça zengin bir potansiyele sahip olmasına rağmen bu kaynakların ekonomiye dönüştürülmesi noktasında ise dibe vurmuş bir görüntü arz etmektedir. Nitekim bu doğal kaynaklardan biri olan madenler gerek çeşitlilik bakımından gerekse de rezerv bakımından oldukça zengin olmasına rağmen uzun yıllar Türkiye’nin maden çeşitliliği bakımından zengin fakat rezerv bakımından fakir olduğu spekülasyonları kapitalist şirketlerin sömürü çarkını döndürmekten başka bir şeye hizmet etmemiştir. Bu gün dünya üzerinde maden çeşitliliğine sahip 160 ülke içerisinde Türkiye 30 maden üzerinde yapılan üretim bakımından 10. sırada olmasına rağmen elde ettiği gelir bakımından ise son sıralarda yer almaktadır. Yine bu gün dünyada ticareti yapılan 90 maden çeşidinden yaklaşık 80 tanesi Türkiye’de bulunmaktadır. Özellikle stratejik, ekonomik değeri çok yüksek olan bor, uranyum, toryum gibi madenler devletlerarası siyasette iktisadi, siyasi ve de askeri bir güç olarak kullanılmaktadır. Fakat bu madenlerin bazıları Türkiye’de dünya üretiminin yarısından fazlası, bazıları ise dünyada rezerv bakımından çok üst sıralarda olmasına rağmen bu doğal kaynaklar hiçbir zaman ne iktisadi olarak ne siyaset olarak ne de askeri bir güç olarak dünya devletleri üzerinde etkisi olmamıştır.

Yıllarca kalkınmayı iktisada bağlayan basiretten yoksun devlet adamları, iktisadi olarak çok yüksek değerde doğal olarak var olan demir, çinko, krom gibi ağır sanayinin hammaddesi olan kaynaklar kullanılmamış, yine sanayinin ara malları olarak kullanılacak olan bakır, fosfat, alüminyum gibi madenlerde kullanılmamış, bu madenleri kullananlar ise küresel kapitalist şirketler olup buralardan elde ettikleri geliri kendi ülkelerine transfer etmişlerdir.

Türkiye’de mevcut çıkarılan madenler ve tespit edilmiş maden rezervlerinin ortalama olarak değeri 2,5 trilyon dolar, tahmini maden rezervi ise 10 trilyon dolara yakın bir potansiyel arz etmektedir. Bu kadar iktisadi olarak yüksek bir maden potansiyeline sahip olan Türkiye yıllık maden üretimi 2–2,5 milyar dolar düzeyinde, ihracatı ise 1 milyar dolar civarında seyretmektedir. 2005 yılında iktisadi sıçrama yaptığını iddia eden AKP hükümeti bu yıl içinde 3 milyar dolarlık maden üretilip bir kısmı ihraç edilmiş bir kısmı ise iç piyasada kullanılmış aynı yıl içerisinde ise maden ithalatı 20 milyar doların üzerinde seyretmiş ve aradaki açık kapanamaz bir hale gelmiştir.

Yukarıda bahsettiğimiz üzere Türkiye, dünyada ticareti yapılan 90 maden çeşidinden 80 e yakını kendi coğrafyasında olmasına rağmen hangi akla hizmet edilip 20 milyar dolar maden ithalatı yapmakta. Evet, küresel kapitalist şirketlere baktığımızda bir yerin doğal kaynaklarını sömürmekte o kadar ustaca üsluplar ortaya koymuşlar ki, sanki bu şirketler kendi menfaatlerinden çok bulundukları yerdeki halkın menfaatlerini daha çok düşündükleri izlenimini var olan ajan, uşak, hain yöneticiler sayesinde çok rahat bir şekilde halka yutturmaya çalışmaktalar. Nitekim kapitalist şirketler buradan çıkardıkları madenleri kendi ülkelerinde işleyip mamul madde olarak tekrar bizlere satmaktalar. 

Ham olarak satılan madenlerden elde edilen geliri çok büyük bir meblağ gibi halka ballandıra ballandıra anlatan fakat ihraç ettiklerinin onlarca katını ithal ettiklerini bir türlü ağzına alamayan bu fasit düzenin fasık yöneticileri, kirli yüzlerini karanlıklarda gizlemeye çalışmaktalar. Şu bir hakikat ki küresel kapitalist şirketlerin asıl amacı kar ve elde ettikleri karı ise kendi ülkelerine transfer edilmesi meselesidir. Bunu bir çarpıcı örnekle somutlaştıralım 1935-1960 yıllarında ABD, şirketleri Şili de ürettikleri bakır madeninin gelirinin %91’ini kendi ülkelerine transfer ederken sadece %9 u buradaki işletmenin devamı için harcanmıştır. Yine bu küresel kapitalist şirketler bir yerdeki madenleri işlerken kolay çıkarılabilen, ya da kaymak dediğimiz üst kesimini alarak geri kalanını kullanılamaz hale getirip zehirleme, ileri teknoloji ile maden havzasında büyük çukurlar oluşturma gibi faaliyetlerle ‘kurdun koyun sürüsüne dalıp karnını doyurmaktan ziyade sürüyü talan etme’ düşüncesinden başka bir şey değildir. Buradan bu küresel kapitalist şirketler, bu ülkelerin madenlerine nasıl hâkim olduklarına baktığımızda önce madencilikte ithalat özendirilmiş, ‘yerli üretimin ithalattan daha maliyetli olduğu anlayışı hâkim edilmiş’ daha sonra liberalleşme anlayışı verilerek birçok işletme ya kapanmış daha sonra birçok kamu kurum ve kuruluşları siyasal düzlemde etkisiz hale getirilerek bu şirketlerin at koşturabilecekleri alanları oluşturulmuş.

AKP hükümetiyle birlikte her alanda liberalleşme anlayışını hâkim kılma noktasında madencilik sektörü de, bu anlayıştan nasibini almış 17 Haziran 2003 de yürürlüğe giren 4875 sayılı doğrudan yabancı yatırımcılar kanunu ile Başbakan Erdoğan’ın deyimiyle Türkiye de Ahmet, Mehmetler yatırım yapabildiği gibi Hanslar da yatırım yapacak deyip Türkiye’deki yaklaşık 400 maden işletmesinin sahibi küresel kapitalist şirketler olmuşlardır. Buradaki şirketlerin çoğunluğu ise ABD, İngiltere, Almanya, İsrail, Rusya, Fransa gibi devletlere ait kapitalist şirketlerdir. Evet, bu ülkenin kaynaklarının başlarına Hanslar geçirilmiş fakat Ahmetler Mehmetler ise kazma kürek Madencilikle uğraştırılmış. AKP hükümetinin marifetlerinden yeni bir tanesi ise sanki bu ülkede maden için açılmamış alan kalmamış gibi havasını, suyunu, kaynaklarını kâfirlere talan ettirdikleri yetmezmiş gibi hiçbir engelleme getirmeksizin ülkenin her alanında madenlerin kaymağını kâfirlere peşkeş çekip var olan doğal alanların ise bozulması için aveneleriyle birlikte gece gündüz kâfirlerin menfaati için mecliste gerekli yasal düzenlemeler yapmaktalar. Var olan maden kaynakları atıl duruma getirilmiş yerine yeni bozulacak alanlar seçilmiş, atıl duruma getirilmiş olan birkaç maden işletmesi şunlardır Malatya–Hasan Çelebi, Bingöl demir yatakları, Mazıdağı fosfat yatağı şuan atıl durumda bırakılmış. Hâlbuki Türkiye her yıl demir, gübre ithal etmektedir.

5 Haziran 2004 de yapılan 5177 sayılı yasa değiştirilerek 3213 sayılı madencilik yasasıyla madencilik önündeki tüm engeller temizlenmelidir, bunu için ormanlar, su kaynakları, sit alanları, meralar, tarım alanları gibi birçok yer hiçbir denetleme getirilmeden alınan izinle şirketler bu istedikleri yerlerde maden araması yapıp işleyebilecekler.

Şu bir gerçek ki hammadde olarak maden ticareti yapan hiçbir ülke iktisaden kalkındıkları görülmemiştir. Fakat hammaddesi olmamasına rağmen iktisaden kalkınmış birçok devlet mevcuttur. Türkiye dünya madenciliğinde 10. sırada yer almasına rağmen iktisadi girdi olarak 2-2,5 milyar dolarla 52. sırada yer almaktadır. Bu oran ABD de, 2 trilyon dolar maden ürünü satmakla birinci sırada Rusya 400 milyar dolarlık maden ihracatı yapmakta, Avustralya da bu oran 100 milyar doların üzerindedir. Bu ülkeler madencilik bakımından çok zengin olan ülkeler değillerdir fakat buralarda var olan küresel kapitalist şirket ağları madencilik yönünden zengin olan ülkelerin madenlerini çok cüzi paralarla alıp kendi ülkelerinde yüksek teknolojiyle işletip çok geniş pazarlara çok yüksek fiyatlarla madenleri satmaktalar. Türkiye gibi geri kalmış, kalkınamamış ülkelere ise emek hamallığının yanında iktisaden kalkınmış devletlerin çöplüğü olması yanlarına kâr kalmıştır.

Şimdi bakışımızı keskinleştirip üzerimizdeki ölü toprağını atmamız gerekmektedir bu gün çok basit teknolojilerle demir, kurşun gibi madenler sanayide çok yüksek oranda kullanılabilirken, savaş sanayisinin hammaddesi olan demir, çelik, krom çok yüksek düzeyde olmasına rağmen neden cüzi fiyatla ham olarak satılmaktadır. Daha önce de değindiğimiz gibi bu kadar yüksek iktisadi maden potansiyeline sahip olan bu ümmete elbette sorumluluklar düşmektedir, çünkü bu zenginlik ümmetin malıdır ümmetin malı ise talan edilmek için kâfirlerin ayakları altında olması için değil ümmetin refahı için kullanılmalı herkes takdir eder ki bir ailenin sorumluluğu çocuğa, aklı olmayana verilmez aksi takdirde var olan kaynağı tüketip yağmalar. Bizler basit bir ailenin sorumluluğunu çocuğa, aklı olmayana teslim etmekten imtina ederken nasıl olurda bütün ümmeti vebal altına alacak, onları korumaktan aciz olan, mallarına sahip çıkamayan kafirlerin, zalimlerin, menfaatine çalışan bu bozuk düzeni ve başındakilerini başımıza lider edinebiliriz, bu gün ümmeti dilenci konumuna getiren kaynaklarını tarumar eden bu fasit nizamın yıkılarak yerine tertemiz olan İslam Nizamının hâkim olmasıdır, yine var olan yöneticiler tarihin çöplüğüne gönderilerek yerine herkesin emin olacağı Raşidî Halifelerin getirilmesidir. İşte o zaman ümmettin madenleri kâfirlerin sömürü çarkını döndürmeyecek. Raşidî Hilafet Devleti’nin güvenliğinde ümmete dönecektir.



Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz