Rasul SallAllahu Aleyhi
ve Sellem’in değişim metoduna gelen teklifler konusuna başlarken şu cümleleri
sarf etmiştik; “Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in siyerini, ondan rivayet edilen
hadis metinlerini ya da İslâm tarihi okumalarımızı İslâm’ın akide, çözümler ve
bunların tatbik, koruma, yayma esasları açısından değerlendirmemiz
gerekmektedir. Bilakis bu metinlerde amaçlanan hedeflerin belirlenmesi, hayatta
var etmek için nasıl bir irade ortaya konulması, hareketin nasıl
sınırlandırılması, amellerin tevhîdî metot ile idrak edilip belirlenmesi
gerektiğine dair tespit ve çıkarımlar yapmalıyız…” Bu minvalde devam ederek toplumun
İslâmî hayatın başlamasını sağlayacak Nebevi değişim metoduna gelen tekliflerin
incelenmesi konumuzun son kısmı; “Toplumu
değiştirme iddiasında bulunan aynı fikir ve duyguya sahip olan kitle
mensuplarının Nebevi değişim metoduna yaptıkları teklifler” ile
sonlandıracağız inşallah…
Akledebilen her insan
tabiatı gereği, toplumsal değişimi sağlayacağını iddia eden hayat görüşünden
neşet eden değişim metodunun, toplum içinde hissedilir neticeler ortaya
çıkarmasını bekler. Bu hakikat kişilerin mensubu olduğu kitlenin seyri ve
hedefleri bakımından netice elde etme isteklerini kaçınılmaz kılmaktadır. İslâm
davetinin öncülük ruhunun Müslüman şahsiyetlere nüfuz etmesi ile o kimselerin;
yoğun caba sarf ettiğini, işlerin sonuçlanması için hırslı olduklarını, yaşadıkları
bütün olumsuzluk ya da musibetler karşısında coşkusunu kaybetmediğine, Allah Subhanehû ve Teâlâ ile rabıtası
sayesinde özgüveninin yükseldiğine şahit olabilirsiniz.
Tabii ki şeytanın da,
böylesi bir etkinin handikaba çevrilmesi için bu kimselere vesvese vermesi
muhtemel bir hakikattir. Bu vesvese ile kitle mensupları hedefe ulaşmada ve
davetin taşınma keyfiyetinde acelecilik, işlerin ya da üslupların yapılış
sırasında şaşkınlık gösterebilir. Kitlenin, bütünsel parça olması gerekliliğini
fark edememe, kişisel çıkarımlar yaparak fevrî davranışlar sergileyebilir. Dış
etkenlerde yani siyasi varlığın sert müdahalelerinde bulunması ya da toplumsal
kamuoyunun baskısı karşısında kitle içindeki bir takım gençler ön hazırlığı
olmayan, geçmiş fikirlerinin etkisinde kalarak değişim metoduna farkında
olmadan İslâm akidesinden bağını koparan, iyi niyetinden hâsıl olan bir takım
teklifler sunabilirler.
Bu tarz tekliflerden
birisi de ticaret hayatını çok iyi bilen, tüccarlık konusunda tam bir uzman
olan Abdurrahman b. Avf RadiyAllahu Anh’dan,
Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in
toplumu değiştirme metoduna sunduğu tekliftir.
İbn Hatim der ki: “Bize
Ali İbn Hüseyn’in… İbni Abbas’tan naklettiğine göre; Abdurrahman İbn Avf ve
onun bazı arkadaşları Mekke’de Hz. Peygamber’e gelerek:
-Ey Allah'ın Peygamberi,
biz müşrik iken kuvvetli idik, Müslüman olduk güçsüz düştük.
Bu sözleri ile Rasul SallAllahu
Aleyhi ve Sellem’den silahlı-maddî mücadele metodunu talep ederek, kaybetmekte
oldukları kuvvet ve izzeti tekrar elde edebileceklerinin teklifini sunuyorlardı.
Bunun üzerine Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem onların toplumun değişimini
sağlayacak. İslâmî hayatı başlatacak çalışma için sundukları maddî-silahlı
metodu kullanmaktan men ederek şöyle dedi:
-Ben affetmekle (toplumu
kalkındırmakla) emrolundum, kavmimi (toplumu) öldürmekle değil.” [Nesei, Hakim]
Neticede Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem 'in
yalnızlığı artmış, daveti de Mekke'deki zor günlerini yaşamaktaydı. Mekke’nin
siyasi varlığı, kendisinin ve oluşturduğu kitle içindeki iman eden müminlerin
değişim metodundan sapması için her türlü sinsi siyaseti sergilemekteydi. Küfür
ve inat Mekke toplumunun kamuoyunu adeta dondurmuştu. Sahabeye yapılan
eziyetler daha da şiddetlenince Abdurrahman b. Avf gibi bazı Sahabeler de
toplumun değişim metoduna benzer taleplerde teklifler sunmaktaydılar.
Yine Mekke’nin siyasi
varlığının ve kamuoyunun daveti taşıyan müminlerin Nebevî değişim metodundan
sapmaları için oluşturdukları reel politik ortamlar Sahabe efendilerimizi
şaşırtıyor, zulmün ve baskının neticesinde ortaya çıkan duygusal atmosfer,
fikirlerindeki billurluğu kaybetmelerine, vakıanın çıkardığı duygusallıktan
kurtulup akidelerine ve akideden çıkan fikirlere dönememelerine etken
olabiliyordu. Kendilerine ya da kardeşlerine yapılan işkence ve saldırıları
gördükçe duygusal olarak harekete geçme aksiyonu ağır basıyor. Fikri
algılamalarında kırılmalar oluşuyordu. Karşılaştıkları sıcak havayı fikrî
olarak algılayıp harekete geçemez olabiliyorlardı... Yine reel politik siyaset,
toplumsal değişimi veya karşıt görüşün müminlere yaptığı baskı ve zulümlerden
kurtulabilmenin esaslarını maddî hareket metodu olarak kodlaması ile vakıadan
tezahür eden duygularının değiştiğinde ya da bittiğinde hareketlerinin de
biteceğini fark edemiyorlar, fikrî esas üzere değişim metodunun oluşturduğu
hareketin ise süreklilik arz edeceği idrakinden kopabiliyorlardı.
Ebu Abdullah Habbab b. Eret RadiyAllahu Anh Mekke’de müminlere yaşatılan
şiddetli vakıanın etkisi ile Kâbe’nin gölgesinde uzanmış bekleyen Peygamber efendimizin
yanına gelerek müminlerin yaşadığı durumu şikâyet ediyor:
“Bizim için zafer dilesene, bizim için dua etsene…” diyordu.
Yaşadıkları burhanın
ortadan kaldırılması için bir şeyler yapması gerektiğini ima edip, sadece halakalarda
kültür alıp, toplumdaki insanlar ile fikrî tartışmaların yanı sıra güç
göstermeleri gerektiğini düşünüyorlardı. Hedefe ulaşmada ve davetin taşınma
keyfiyetinde aceleci davranarak, Allah Rasülü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in toplumu değiştirme metoduna maddî
eylemleri de katması gerektiğine dair fikirler sunuyorlardı. Maddî bir aksiyon
alınması gerektiğini bu şekilde hareket ettikleri takdirde hedeflerine daha kısa
zamanda ulaşabileceklerine dair teklifler yapıyorlardı. Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem ise onlara
yaşadıkları bu korku döneminin değişiminin ancak ve ancak Rablerinin onlar için
belirlemiş olduğu değişim metodu ile olabileceğini bildiriyordu;
فقال قد كان من قبلكم يؤخذ الرجل فيحفر له في الأرض ثم يؤتى بالمنشار
فيجعل على رأسه فيجعل فرقتين ما يصرفه ذلك عن دينه ويمشط بأمشاط الحديد ما دون
عظمه من لحم وعصب ما يصرفه ذلك عن دينه والله ليتمن الله هذا الأمر حتى يسير
الراكب ما بين صنعاء وحضرموت ما يخاف إلا الله تعالى والذئب على غنمه ولكنكم
تعجلون
“Sizden önceki
ümmetlerden adamın biri yakalanır, yerde kazılan kuyuya konur; daha sonra bir
testere getirilerek başına yerleştirilir ve başı biçilerek ikiye ayrılır;
etlerinin, kemiklerinin derinliklerine işleyecek şekilde vücudu demir
taraklarla taranır; fakat bütün bu eziyetler adamı dininden vazgeçirmeye
yetmezdi. Vallahi, yüce Allah bu hareketi (İslâm'ı) öylesine hedefine
ulaştıracaktır ki, San'a'dan yola çıkan bir atlı, Allah'tan ve sürüsüne kurt
düşmesinden başka hiçbir şeyden korkmaksızın Hadramut'a ulaşabilecektir. Fakat
sizler acele ediyorsunuz.” [Buhari,
Ebu Davud, Nesei]
Bunun üzerine Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in kendisine
iman eden müminlerin teklifleri karşısında Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın bildirmiş olduğu metottan zere kadar
sapamayacağını, öne sürdükleri gerekçelerin metotlarını değiştirmek için Allah
katında bir ruhsat veya mazeret olamayacağını bildirip, akidelerini ve
akidelerinden çıkan şer’î benimsemeleri müminlere açıklıyordu. Kitlesini hedefe
ulaştıracak benimsemelerini idrak edemeyen ya da kitlesel bağın idrakinde
zafiyetler oluşabileceğini düşündüğü Müslümanları ise kitlesel hareketten ve
mesullükten uzaklaştırıyordu. Böylesi
bir durumu yaşayan Ebu Zer RadiyAllahu
Anh’ı Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem kitlesel
çalışmasında mesul tutulmuyor. Ona İslâm dinini kabul ettiği yani Müslüman
olduğu halde kabilesine gitmesini tavsiye ediyordu.
Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem, İslâm’ın
davet ruhunun nüfuz ettiği müminlere şeytanın vesveselerinin musallat olmasını
engellemek için kitlesel bütünlüğü sağlayacak mekanizmalar oluşturuyordu. Kendisine iman eden müminlere duygusal ve fikirsel
tek bir parça olmayı öğretiyordu. Kitlenin mensuplarının değişim metoduna ya da
kitleye zarar verecek kişisel yaklaşımlardan ve davranışlardan korumak için
mekanizmalar oluşturuyor. Bir vacibin
yapılabilmesi için yapılacak diğer işlerin de vacip olması kaidesi ile idari
sorumluluklar oluşturuyor. Daveti ulaştırmaya gücü yettiği her yere (ki bu rivayetlere
göre 20 küsur bölgedir) bir mesul gönderiyordu. Onların bağlı kalması gereken
esasları bizzat kendilerine öğretiyordu. Böylece Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın emri gereği toplumsal değişimi sağlaması
için oluşturmuş olduğu kitlesinin içindeki fertlere, şeytanın vesveselerine ve
dış etkiler karşısında nefsiyetlerini ve zihniyetlerini sağlamlaştırıp, seçkin
şahsiyetler olmalarını sağlıyordu.
Hakikat odur ki;
Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem İslâm’ın
talep ettiği düşünce ve duygu olmaksızın fertlerin İslâmî hayatı başlatacak
kitlesel çalışmayı yapamayacaklarını, aynı şekilde fertler olmadan yalnızca
kendisindeki düşünceler ve duygular ile toplumun değişimini yani İslâmî hayatın
başlayamayacağını biliyordu. İslâm dini, Müslüman’ın İslâmî hayatı başlatacak
bir çalışma yapabilmesi için öncelikle kitleyi ve kendisini hedefe götürecek İslâmî
fikriyattan yapmış olduğu benimsemelerin olmasını kaçınılmaz-vacip kılıyordu.
Yine Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in metoda olan imanı, akideye iman noktasında olduğu gibi hassastı. Dolayısıyla metodun fikir ile beraber ayrılmaz bir bütün olması ve sağlamlaştırılmış bir kulp gibi beraberliği-işlevselliği elzemdir. “Size iki şey bırakıyorum. Bunlara uyduğunuz müddetçe asla sapmayacaksınız: Allah'ın Kitab'ı ve Rasulü’nün Sünneti” Şu bir hakikattir ki; İslâmî fikrin hayat sahasında neşet etmesi(doğması-başlaması) için yine İslâmî metottan başkasının kullanılması caiz değildir. Hadiste bize bırakılan Kitap ve Sünnet’in toplamı, kendisi ile hükmedilen ve kendisine dâvet edilen “İslâm” olmaktadır. O zaman mademki metot İslâm’da mevcuttur, o halde toplumun değişim metodu İslâmî delillerden ortaya çıkan vakıaya mutabık hükümler ile sınırlı kalınmalıdır.
“Doğrusu; Allah’ı ve Rasulleri’ni inkâr edenler, Allah ile Rasulleri’nin arasını ayırmak isteyenler, bir kısmına inanır, bir kısmını da inkâr ederiz diyerek, bu ikisinin arasında bir yolu(metot) tutmak isteyenler; (işte onlar gerçekten kâfir olanlardır)...” [Nisa 150-151]
“Sizden hayra davet eden, marufu emreden, münkerden sakındıran bir ümmet (topluluk) bulunsun. İşte onlar felaha/kurtuluşa (doğru kalkınmaya)ulaşanların ta kendileridir.” [Ali İmran 104]
“Rabbinin yoluna (metoduna) hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Şüphesiz Rabbin yolundan (metodundan) sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir.” [Nahl 125]
“Artık sen sabret; Peygamberlerden azim sahiplerinin sabrettikleri gibi, onlar için de acele etme. Onlar, tehdit edildikleri şeyi (azabı) gördükleri gün, sanki kendileri gündüzün yalnızca bir saati kadar yaşamışlar. (Bu,) Bir tebliğdir. Artık fasık olan bir kavimden (toplumdan) başkası yıkıma uğratılır mı? [Ahkaf 35]
“Ayetlerimize karşı mücadele
ederek onların amacını (hedefini) geçersiz kılmaya çalışanlara gelince;
(yaptıkları) tiksindirici-çirkinliklerin bir sonucu olarak onlar için acıklı
bir azap vardır.” [Sebe 5]
Zira Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, İslâm
akidesine ve onun cinsinden bir metoda çağırarak insanları İslâm’a girmeye
çağırıyordu. Müslüman olduklarında ise onlarda bu akideyi kuvvetlendirmeye,
düşünmelerinin ve meyillerinin bu akide ve metot üzerinde olmasına özen
gösteriyor ve onlara şöyle diyordu:
“Sizden biriniz iman
etmiş olmaz. Ta ki, akıl etmekte olduğu aklı, ben olasıya kadar.”
“Sizden biriniz iman
etmiş olmaz. Ta ki, onun istekleri-arzusu benim getirdiğime tâbi olasıya kadar.”
“Ben kendisine
babasından, çocuğundan ve tüm insanlardan daha çok sevdiği olmadıkça sizden hiç
biriniz iman etmiş sayılmaz.” [Buhari,
Müslim]
Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’den rivayet
edilen hadis metinlerinde, hayatını anlatan siyer kitaplarından yaptığınız
okumalarda; Sahabe efendilerimizin şeytanın vesveselerine ya da dıştan gelen
etkiler ile hedefe ulaşmada ve davetin taşınma keyfiyetinde samimi
niyetlerinden hasıl olan acelecilikle beraber toplumun değişimini sağlayacak
Nebevî değişim metoduna bir takım tekliflerde bulunmuş olduklarını
görebilirsiniz. Kitle mensuplarına ait bu tarz teklifler mendup, mubah hatta
farz dairesinde olsa dahi metot hükümlerinin seyri esas alınmalıdır. Nitekim
Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in
Akabe Biatı'na katılanların “Mina
halkına” kılıçlarıyla karşılık vermelerine izin vermesi teklifini
sunduklarında onlara şöyle cevap verdi: “Daha henüz onunla emrolunmadık.” Rasûli
Ekrem efendimiz Müslümanlara, Allah Subhanehû
ve Teâlâ’nın toplumun değişimi için emretmiş olduğu metottan zerre kadar
ayrılmamaları gerektiğini bildirmektedir. Bu sebeple İslâmî kitlelerin ve mensuplarının
Nebevî değişim metodunu anlayabilmeleri ve İslâmî hayatın başlamasını
sağlayacak değişim metodunda mutabık olabilmeleri elzem bir meseledir. Bunun
için Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın, toplumun değişimi
hususunda Rasul SallAllahu Aleyhi ve
Sellem’in belirli fiillerine ilişkin kesin bir hitap ile talepte bulunduğu
hükümlerin tespitini yapmalıdır. Müslümanlar olarak Nebevî değişim metodunu
değişmeyen bir keyfiyet olarak benimseme yapmamız gerekmektedir.
Zira Allah Subhanehû ve Teâlâ bu hususun ehemmiyetini müminlere kesin bir hitap ile bildirmektedir;
“Allah'ı ve Ahiret'i uman, Allah'ı çok anan kimse için, sizlere elbette Allah'ın Rasulü'nde (uyulmak üzere) güzel bir örnek vardır.” [Azhab 21]
“De ki, hakikaten Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin, günahlarınızı bağışlasın.” [Ali İmran 31]
“Peygamber size her ne getirdiyse
onu alın ve her neyden sizi men ettiyse ondan da kaçının.” [Haşr 7]
Sonuç:
1-Tüm bunlardan sonra
Efendimiz Muhammed SallAllahu Aleyhi ve
Sellem’i değişim metodunu hidayet meşalesi yani kalkınmanın doğru yegâne
metodu kılmalıyız. Sömürgeci kâfirlerden ithal ettiğimiz reel politiğe göre
şekillenen metotları çöpe atmalıyız. Böylece metot hükümlerinin, Kur’ân’dan
aldığımız gibi, Rasul’ün siretinde mevcut amellerinden, sözlerinden ve
sükûtundan da almamız gerekmektedir. Bunların toplamı İslâm’dır. Yine Rasul SallAllahu
Aleyhi ve Sellem’in siyerini, ondan rivayet edilen hadis metinlerini ya da
İslâm tarihi okumalarımızı şer’î akıl yürütme esasları ile işletip istinbat
etmenin faal bir aracı haline getirmemiz elzemdir.
İslâm’ın uygulama keyfiyetini
açıklayan deliller, netice elde etmek için yapılan ameller ile ilişkilidirler.
Dolayısıyla gerek tatbik ile ilgili olanlardan olsun, gerekse davetin
taşınmasıyla ilgili olanlardan olsun bu amelleri yapmak Müslümanlara diğer ameller
gibi farzdır. Metot hükümlerinden çıkan kesin talepler sanıldığı gibi üslup
veya araç değildirler. Çünkü üslup ve
araçlar ameli yaparken koşullara ve amellerin değişmesine göre
şekillenen-değişebilen şeylerdir. Bu sebep ile üslup ve araçlar belirli
değişmeyen bir keyfiyet oluşturamaz. Nebevî değişim metodunun üzerine işaret
eden amellere gelince; bunlar değişmezler, bilakis delilin işaret etmesine göre
yapılırlar. Metot ile ilgili şer’î hükümlerin işaret ettiği amelleri araştıran
görür ki bunlar, somut neticeler gerçekleştiren maddî amellerdir. Somut olmayan
neticeler gerçekleştiren ameller değildir.
2-İslâmî kitleler, ABD’nin
liderliği ile diğer sömürgeci kâfir devletlerinin dış politikaları gereğince
Müslümanlar için başlatılan “yeryüzünde demokrasi ve özgürlüklerin iyileştirilmesi” proje yarışmasına insanlık namına
katılma zorunda bırakılmaktadır. Reel politik ortamlar oluşturularak İslâmî
kitlelerin mensuplarına “…oluşan şartlar çerçevesinde düşünüldüğünde
bölgelerinizin kalkınabilmeleri için eksikleri olsa dahi demokrasiden başka
alternatiflerinin, yönetim şeklinin olmadığı bir realitedir. Demokrasinin
eksiklerinin İslâmî ahlakı referans alarak geliştirebilirsiniz. Bu konuda en
iyiniz her zaman bizlerin müttefiki olmaya(gücünden yararlanmaya) en layık
olanınızdır.” demektedirler.
İslâmî kitlelere İslâm fikriyatını, kaynaklarını (fıkıh, hadis, siyer, Sahabe
hayatı, İslâm tarihi) demokrasi ile mezc ederek yeniden okumalar
yaptırılmaktadır. “İslâm tarihi boyunca toplumsal düzenin korunmasını
sağlayan İslâmî devletlerin despotik, hiçbir zaman İslâm’a uygun olmayan, İslâm
dininin hedeflerine hizmet edemeyen demokratik bir sistemde yaşamak Müslümanlar
için her zaman daha uygundur” dedirtilmektedir. “Demokrasinin imkân verdiği
kişisel ve sosyal özgürlükler (Düşünce, inanç ve ifade özgürlüğü, muhalefet
hakkı, yargı bağımsızlığı, yöneticilerin denetlenebilir ve değiştirilebilirliği
gibi) “İslâm Devleti” uygulamalarının hepsinden çok daha fazla İslâm'a
uygundur.” diyerek “bugünün
dünyasında demokrasiden daha iyisi çıkana kadar doğru-güzel olana yönelmemiz gerekmektedir
ki o yönetim şekli de demokrasidir.” mesnetsiz ve mugalatalı
ilişkilendirmeler yaparak kaynaklarımızı demokrasi ile mezc ederek Müslümanlara
anlatmaktadırlar. ABD, “İslâm ülkelerinin gelişmesi için” İslâm topraklarına
müdahale yöntemi geliştirerek İslâm coğrafyasına hâkim olabilmek maksadıyla
Müslümanlara ait kitlelerin demokrasiyi İslâmî değerler ile “iyileştirerek”
nebevî değişim metodundan yüz çevirmelerini amaçlamaktadır.
3-Müslümanlar olarak bütün
amellerimizde olduğu gibi toplumun değişimi hususundaki amellerimizin de Allah Subhanehû ve Teâlâ ile bağının
devamlılığı kaçınılmaz bir hakikattir.
Nebevî değişim metoduna sarılmamız ve muhalefet etmememiz gereken şer’î
hükümlerdendir. Ayrıca somut neticeler gerçekleştirmesini sağlayacak hükümler
oluşu bakımından mesele son derece mühimdir.
İslâmî kitleler Allah Subhanehû ve
Teâlâ’nın seçmiş olduğu İslâm dini ile neticeye ulaşmaları için şu üç
hususa dikkat etmelidirler:
a-Amellerin esaslarını oluşturan hükümlerin takip
edilmesi,
b-Amelin akideye bina edilmesi,
c-Amellerin bilinen, ulaşılabilir hedef/kasıt
dâhilinde olması,
Toparlayacak olursak; İslâmî kitlelerin reel politik vakıaya ait bilgiler ile birlikte hissedilen olayları değerlendirip İslâmî fikirler ve çözümler üretmesi gerekmektedir. Sömürgeci kâfirlerin oluşturduğu bilgiler ve çerçevelediği koşullar ile olaylara bakmamalıdırlar. Bu fikrin ve çözümlerin yapılabilir olması ve fikir ile amelin belirli-ulaşılabilir hedefler uğrunda olması gerekir. Yani İslâmî kitlelerin doğaçlama, anlık reaksiyonlar ile sadece yapmak ya da Müslümanların enerjilerini hedefsiz ve kasıtsız yok yere tüketmemesi gerekmektedir. Bunların tümü, iman üzerine bina edilmelidir ki Müslümanlar süreklilik arz eden imani bir atmosfer içinde seyreder halde kalsınlar. Kitlenin dayanaklarını, çağırdığı yeri ve metodunu net bir şekilde hem kitlenin mensupları hem de halklar bilmelidir. Nitekim İslâmî kitlenin amellerini şer’î hükümden ve gayelerin gayesi Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın rızasından ayırmak mutlak suretle câiz değildir. Bu benimsemeler de halka arz edilmelidir.
“Böylece biz, her ülkenin önde gelenlerini -orada hileli düzenler kursunlar diye- oranın suçlu-günahkârları kıldık. Oysa onlar, hileli düzeni ancak kendilerine kurarlar da bunun şuuruna varmazlar.” [Enam 123]
“Ey İman edenler! Sakın Allah’a, Rasulüne
ihanet etmeyin. Yoksa korumanız gereken değerlere bile bile ihanet etmiş
olursunuz.”
[Enfal 27]


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış