Toplumsal Değişim Yolunda Rasulullah’ın İletişim Teknikleri

Süleyman Uğurlu

Allah’ın Rasulü Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem tüm Müslümanlar için örnek alınması gereken bir modeldir. Nitekim özellikle İslami camialar Rasulullah’ın izinde olduklarını kuvvetli bir şekilde iddia etmektedir. Onların bu iddialarını tartışmaya açma gibi bir niyetimiz elbette olmayacaktır. Bundan daha ziyade Rasulullah’ın davet metodunu kendisine şiar edinmiş herkes için bir hatırlatma babında, Rasulullah’ın insanlarla iletişiminin nasıl olduğunu inceleyerek metot ile iletişim arasındaki bağı ele alacağız.

Rasulullah’ın toplumsal değişim için izlediği yol, deneme-yanılma yoluyla elde edilmiş bir metot değildir. Bilakis bu metot, Allah Subhanehu ve Teâlâ tarafından bizzat kendisine iletilmiş bir metottur. Dolayısıyla Rasululllah’ın metodunun şeksiz şüphesiz bir şekilde başarıya ulaştıran bir metot olduğuna yürekten iman ediyoruz. Her kim bu metodu doğru anlayıp tavizsiz bir şekilde tatbik ederse başarıya ulaşmama ihtimali yoktur. Tam burada ince bir ayrıntıya dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem bu metodu takip ederken O’nun insanlarla kurduğu iletişimin kalitesini yakalayamazsak, beşerî münasebetlerimiz Rasulullah’ın ayak izinden çok uzaklarda olursa bu metodun başarıya ulaşmasını beklemek hayalcilik olacaktır. Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın “Allah’ın Rasulü’nde sizin için güzel örnekler vardır” ilahi mesajının kapsamını daraltıp sadece metot kısmını alırsak bu durum başarı için yeterli olmayacaktır. Olması gereken; Rasulullah’ın metodu ile birlikte beşerî münasebetlerini de kendimize örnek edinmektir.

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in beşerî münasebetleriyle alakalı birçok rivayet hadis külliyatlarında yer almaktadır. Onları tasnif etmek ve tamamını buraya aktarmak takdir edersiniz ki zordur. Bu zorluğa binaen biraz da seçici davranarak birkaç maddede Allah Rasulü’nün insanlarla iletişiminin nasıl olduğunu açıklamaya çalışacağız. Ancak konunun en başında temel bir ayrımı yapmak, oluşabilecek karmaşanın önüne geçmek için ehemmiyet arz etmektedir. Burada ele alacağımız konular, Rasulullah’ın Müslümanlarla arasındaki ilişkiyi nasıl dizayn ettiğine yöneliktir. Azılı İslam düşmanlarına ve savaş esnasında kâfirlere karşı Rasulullah’ın şiddetli olduğunu konumuzun dışında bırakıyoruz. Zira Hilâfet Devleti’ni kurmak için temas ettiğimiz ve çağrıda bulunduğumuz kesim, amelî noksanlıkları olmuş olsa da Müslümanlardır. İşte konumuza esas alacağımız nokta tam da burasıdır.

1- Güler Yüzlü Olmak:

Gülümsemenin insan üzerindeki etkisi tartışılmaz. Üstelik bu etki tek taraflı bir etki de değildir. Gülümseyen kişi kendisini mutlu hissederken karşısındaki kişi de güvende hisseder. Kendisine bir zarar gelmeyeceği kanaati, ilk gülümsemeyle birlikte oluşur.

Sahte olan her şey değersizdir. Gülümseme de öyledir. Sahte gülümseme kendini hemen belli edecektir. Gülümsemenin kalpten gelmesi gerekir ki kalbe ulaşsın. Kalpten gelmeyen kalbe ulaşmaz. Dolayısıyla insanları etkileyen, onlara huzur, güven ve mutluluk hissini tattıran içten gelen samimi bir gülümsemedir.

Peki nasıl? İçimizden gelmediği hâlde gerçek gülümsemeye nasıl sahip olacağız? Bu konu hakkında da birbirinden farklı görüşler öne sürülmüştür. Kimi araştırmacılar ne yaparsan yap zoraki yapılan gülümsemenin fayda etmediğini söylerken kimileri yapay gülümsemelerin gerçek gülümsemeye dönüşeceğini iddia ederek şarkı mırıldanmayı, hayatın iyi yönlerini düşünmeyi önermişlerdir. Bunların hepsi doğru da olabilir yanlış da. Zira hepsi zanna dayanan sosyal deneylerden ibarettir.

Bizim için içten gülümsemeye motive edecek şey bunların hiçbiri değildir. Akidemiz ile bağı canlı tutmamız, tüm zorluklara ve sıkıntılara rağmen gülümseyebilmek için yeterlidir. Hele ki Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu hadisini işittikten sonra:

“Allah yumuşak (huylu) ve güler yüzlü kimseyi sever.” 

Hayatın zorluklarıyla mücadele ederken, bazen dünyalık sıkıntılar bizi daraltırken, moralimizi bozarken bu hadisi aklımıza getirmemiz, içten bir gülümse için yeterlidir. Allah’ın hiçbir çaba sarf etmeden, hiçbir bedel ödemeden yaptığımız gülümsemeden dolayı bizi seveceğini düşünmek, bizim için başlıca motivasyon kaynağıdır. Nitekim Abdullah b. Hâris Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in mizacı hakkında şöyle rivayet etmektedir:

“Rasulullah’tan daha çok tebessüm eden (O’nun kadar güleç yüzlü) hiçbir kimseyi görmedim.”

Âişe RadiyAllahu Anha’nın anlattığına göre; bir adam Rasulullah ile konuşmak istemişti. Rasulullah adamın geldiğini uzaktan görünce; “Kavminin ne menfur adamı…” buyurdu. Adam huzuruna gelip oturunca Rasulullah ona karşı iyi davranıp güler yüz gösterdi. Adam gidince Âişe RadiyAllahu Anha bunun sebebini sordu. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, “Ey Âişe! Benim kaba davrandığımı hiç gördün mü? Kıyamet günü, Allah Subhanehu ve Teâlâ nazarında en fena kişi, şer ve belasından korkarak kendinden insanların kaçtığı kimsedir.” buyurdular.

Bu hayat, ecir kazanma yarışıdır. Bu yarışta karşımıza çıkan tüm fırsatları en iyi bir şekilde değerlendirmemiz gerekmektedir. İşte bu fırsatlardan biri:

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

“Din kardeşinin yüzüne gülümsemen sadakadır.”

Son bir hadisle konuyu bitirelim. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

“Din kardeşini güler yüzle karşılamak gibi (tabiî) bir iyiliği bile sakın küçük görme!”

2- Güzel Söz Söylemek:

Her ilahi mesajda insana nezaket öğretilmiş ve güzel söz söylemesi tavsiye edilmiştir.

Beni İsrail’le yapılan misak şöyledir:

“Allah’tan başkasına kulluk etmeyin, anne ve babaya, yakınlara, yetimlere ve yoksullara iyilikle davranın, insanlara güzel söz söyleyin, namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, diye misak almıştık ”[1]

Aynı hitap aynı misak aslında İslam’da da mevcuttur. Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eziyet gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, yumuşak davranandır.”[2]

Seyyid Kutup, Fizilalil Kur’an’da bu ayetin tefsirini şöyle yapmaktadır: “Böylece, arkasından eziyet gelen sadakanın geçerli olmadığı, güzel bir sözün, hoşgörülü bir duygunun çok daha iyi olduğu gerçeği yerleştirilmiş oluyor. Güzel bir söz, kalplerin yaralarını sarar, onları hoşnutluk ve güler yüzlülük duygularıyla doldurur. Bağışlama, ruhların kinlerini temizler, yerine kardeşlik ve doğruluğu yerleştirir. Bu durumda güzel bir söz ve bağışlama sadakanın birinci görevini; ruhların arındırılması ve kalplerin yakınlaştırılması görevini yerine getirmiş olmaktadır.”

“Kullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini söyle. Çünkü şeytan aralarını açıp bozmaktadır. Şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır.”[3]

İnsanı yaratan Allah Subhanehu ve Teâlâ, onun neyden hoşlandığını, neyden hoşlanmadığını, hangi davranışların onu etkileyeceğini, hangilerinin etkilemeyeceğini en iyi bilendir. Allah Subhanehu ve Teâlâ insanlar arasındaki ilişkiyi bozan şeyin aslında kaba, kötü söz ve davranışlar olduğunu bize öğretmektedir. Böyle bir durum şeytanın imrendiği bir durumdur. Buna karşılık olarak da insanlarla konuşurken sözlerin en güzelini seçip söylememiz tavsiye edilmiştir.

Takdir edilme, değer verilme, insanın en güçlü arzularındandır. Yaptığı her işte bunu bekler. Anne-babasından “aferin” alan çocuğun duyduğu sevinç ve gurur ne ise tüm insanların takdir edildiklerinde hissettikleri duygu aynıdır: sevinirler ve kendileriyle gurur duyarlar.

Güzel, hoş, teskin ve teselli edici, en önemlisi karşıdakini anlayan ve derdine deva olan bir dil kullanmanın insan ve toplum üzerindeki tesiri muazzamdır. Zira güzel söz kalbi yumuşatırken kötü söz kalbi kırar ve katılaştırır. Söz ile kalp arasında aracısız bir bağ vardır. Sözlerimiz kalbimizi, kalbimiz de sözlerimizi etkiler.

"Rasulullah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’ın yanında bir adam vardı. Derken oradan birisi geçti. (Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’ın yanındaki,) ‘Ey Allah’ın Rasulü! Ben şu geçeni seviyorum.’ dedi. ‘Peki, kendisine bunu haber verdin mi?’ diye Aleyhi’s Salatu ve’s Selam sordu. Adam, ‘Hayır!’ deyince, ‘Ona haber ver!’ dedi. Adam kalkıp gidene yetişti ve ‘Seni Allah için seviyorum!’ dedi. Adam da, ‘Kendisi adına beni sevdiğin Zât da seni sevsin!’ diye mukabelede bulundu."

İslam, güzel söz söylemeyi, sadaka kabul ederek teşvikte bulunmuştur. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

“Güzel söz, sadakadır”

Çoğu zaman çevremizdeki insanları güzel sözlerden mahrum bırakıyoruz. Kapitalist hayatla birlikte topluma sirayet eden kabalık, insanlara değer vermeme alışkanlığının bir nebze de olsa bizleri etkilediği muhakkak. Kapitalist sistemin inşa ettiği bu hayatta insanlara İslam şahsiyetinin nasıl bir şahsiyet olduğunu göstermek için söyleyeceğimiz her güzel sözün bizim için verilmiş bir sadaka olduğunu unutmayalım.

Nezaket, toplumsal olarak kaybettiğimiz önemli değerlerden biridir. Kaba-saba insanlar sevilmez, saygı görmez. Nitekim Tirmizi’nin rivayet ettiği bir hadiste Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

“Mümin, ne insanları karalayan, ne lanet eden, ne kaba ve kötü sözlü, ne de hayâsızdır.”

Güzel olmak, güzel görünmek insanın fıtratındandır. Kılık kıyafet, kişisel bakım, güzelliği tamamlayan unsurlardandır. Ancak gerçek güzelliğin ne olduğunu Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şu hadis ile bize göstermiştir:

“Erkeğin güzelliği lisanındadır”

3- İnsanlarla Yakından İlgilenmek:

Yaşadığımız toplumda beşerî münasebetler her geçen gün yozlaşmakta ve değersizleşmektedir. Yan dairede kimin oturduğundan habersiz bir şekilde yaşıyoruz. “Komşumuz aç mı, tok mu yatıyor?”, bilmiyoruz. “Mahallemizde kimler yaşıyor?”, haberimiz yok. Cami imamını, mahallenin muhtarını, yaşlılarını, gençlerini, parkın müdavimlerini, esnaflarını tanımıyoruz. İsimlerini bilmiyoruz. Oysa İslam, bizden ışık olmamızı, etrafımızı aydınlatmamızı istiyor. Bu isteği yerine getirmenin tek yolu, kuşkusuz insanlarla samimi bir şekilde ilgilenmektir.

 İbni Ömer ve Âişe RadiyAllahu Anhuma’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

“Cebrâil bana, komşuya iyilik etmeyi ısrarla tavsiye etti. Öyle ki neredeyse komşuyu komşuya mirasçı kılacak sandım.” Başka bir hadiste ise Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

“Allah katında arkadaşların hayırlısı, arkadaşına faydalı olandır. Komşuların hayırlısı ise komşusuna faydalı olandır.”

“Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” anlayışına sahip olan İslam’ın, komşuluk ilişkilerine bu kadar değer verirken akraba ilişkilerine nasıl baktığını yine hadislerden öğrenelim:

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

“Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse, misafirine ikram etsin. Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse, akrabasına iyilik etsin. Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse, ya faydalı söz söylesin veya sussun!”

Karşılıksız sevmek ve karşılıksız verebilmek… Akrabalık ilişkilerinin özeti bu şekildedir. Onlardan beklentilerimizi karşılamasını ümit edersek, beklentiler karşılanmadığı takdirde akrabalık ilişkilerini askıya alırsak kazanan değil kaybeden tarafta olacağımız muhakkaktır.

İslam, akraba, komşu, hatta tüm Müslümanlar hakkında karşılıklı ilişkileri kuvvetlendirecek öğütlerde, tavsiyelerde bulunmuş hatta bazılarını zorunlu kılmıştır. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

“Müslümanın Müslüman üzerindeki hakkı beştir: Selâmı almak, hastayı ziyaret etmek, cenazeye iştirak etmek, davete icabet etmek, aksırana ‘Yerhamukellah (Allah sana merhamet eylesin!)’ demek.”

Hadiste geçen beş şeyin yapılması, Müslümanlar arasında sevgi ve saygı bağını kuvvetlendirecek ve kenetlenmeyi sağlayacaktır.

Hasta ziyaretleri, cenazeye iştirak etmek, insanların ihtiyaçlarını gidermek, ikramda bulunmak, onlarla yakından ilgilenmek, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in hiç vazgeçmediği, asla terk etmediği sünnetlerindendir. Kuşu öldüğünde teselli için Zeyd’in evine gidip onu ziyaret etmesi, herkesçe malum bir hadisedir.

Ali RadiyAllahu Anh, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in insanlarla olan diyaloğunu anlatırken, “Rasulullah’ın beraber oturduğu insanlarla yakından ilgilendiğini, her birine gerekli iltifat ve ilgiyi gösterdiğini, öyle ki her biri Rasulullah’ın en çok sevdiği insanın kendisi olduğunu sandığını ve O’nun yanında kendisinden daha kıymetli biri olabileceğini düşünmediğini” dile getirmiştir.

Unutmayalım ki insani ilişkilerden gözeteceğimiz temel kriter, örnek bir Müslüman olma kriteridir. Örnek bir Müslüman ise etrafında olup bitenlere, etrafındaki kişilere kayıtsız kalmayan, kendisine güvenilen, saygı duyulan bir Müslümandır.

4- İyi Bir Dinleyici Olmak:

“Güzel söz söyleme sanatı” varsa güzel dinleme ve anlama sanatı da vardır. Dinlemeyi bilmeden karşı tarafın bizi dinlemesini sağlayabilir miyiz? Elbette ki hayır! O takdirde iyi bir dinleyici olmak iyi bir hatip, iyi bir temas adamı olmanın temel özelliğidir. Zira iletişim tek taraflı değil karşılıklıdır. Karşı tarafa konuşma fırsatı vermeyen, fikirlerini aktarmasına mâni olan dinleme, amacına ulaşmayan bir dinleme türüdür. O yüzden terk edilmelidir.

Çoğu zaman karşımızdakini, hatalarını bulmak için kendimizin vereceği cevapları kafamızda tasarlayarak dinleriz. Oysa bu yanlıştır. Vereceğiniz cevabın sırasını bekleyerek değil, karşınızdaki kişinin ne anlattığını anlayarak etkin dinleme gerçekleştirebilirsiniz.

Sadece kendi düşüncelerini ve duygularını önemseyen, başkalarının dediklerini merak etmeyen kişiler hâliyle iyi birer dinleyici değildir. Meraklı bir dinleyici olmak, karşı tarafı da heyecanlandırır, kurulan ilişkiye derinlik katar.

 Bu düzeyde bir dikkat yani karşınızdaki insanın sizi gerçekten dinlediğini bilmek, kendinizi değerli hissettirir. Birinin sizi gerçekten anladığını düşünür ve kendinizi gerçek anlamda önemli hissedersiniz. Hüseyin RadiyAllahu Anh, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şemailini anlatırken şunlara değinmektedir:

“Huzurunda konuşan kimse sözünü bitirinceye kadar dinlerdi. Rasul-i Ekrem ashabının gönlünü hoş etmek için onların güldüğü şeye güler, onların hayret ettiği şeye hayret ederdi. Huzurunda konuşma adabını bilmeyen yabancıların kaba-saba konuşmalarına sabrederdi. Daha önce iyilik yaptığı birinin övgüsünü kabul eder, fakat kendisini aşırı şekilde övmeye kalkışanlara izin vermezdi. Bir kimse uygun olmayan bir şey söylemedikçe sözünü kesmezdi. Uygun olmayan tarzda konuşan kimseyi ise ya ikaz ederek sözünü keser veya oradan kalkıp giderdi.”

Nitekim bir gün Utbe, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in yanına gitti ve “‘Ey kardeşimin oğlu! Sen de biliyorsun ki Kureyş içinde soyca, şeref ve itibarca bizden üstün ve hayırlısın. Fakat sen, kavminin başına büyük bir felaket getirdin! Bununla onların birliklerini bozdun. Akıllarını, akılsızlık saydın. Tanrılarını ve dinlerini yerdin…’ diye söze başlayarak uzunca bir konuşma yaptı. Utbe söyleyeceklerini söylemiş ve Rasulullah sükûnetle onu dinlemişti. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, ‘Ey Velid’in babası! İçini döktün, söyleyeceklerini söyleyip bitirdin mi?’ diye sordu. Utbe, ‘Evet.’ deyince, Efendimiz, ‘Sen de şimdi beni dinle!’ dedi. Utbe, ‘Dinliyorum.’ dedi. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, besmele çekerek Fussilet Suresini ağır ağır okumaya başladı…”

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in kendisine kötü sözler sarf eden kişileri bile sonuna kadar dinlediğini ve sıranın kendisine gelmesini beklediğini görüyoruz. Öyleyse iyi bir dinleyici olmanın temel özelliği karşı tarafın söyleyeceklerini dinlemek ve sözünü kesmemektir.

5- İnsanların İhtiyacı Olan Konularda Konuşmak

Balıkçıya sormuşlar: “Herkes buraya balık tutmaya geliyor ama eli boş dönüyor. Burada balık tutabilen sadece sensin. Bunun sırrı nedir?” Balıkçı cevap vermiş: “Ben, balıkların sevdiği yemi biliyorum ve oltanın ucuna onların sevdiği yemden koyuyorum.”

İnsanlar da öyledir. İhtiyacı olana, sevdiğine meyleder. İhtiyacı olmayan şeyler onu cezbetmez. Temas ettiğimiz kişileri etkili bir şekilde dinlediğimizde, onlarla empati kurduğumuzda aslında onların neye ihtiyacı olduğunu da öğrenmiş oluruz. Hangi konuda, nasıl konuşmamız gerektiğini biliriz ve etkili bir temas gerçekleştirmiş oluruz. Aksi takdirde karşımızdaki kişiyi bıktırıp usandırmaktan başka bir şey yapmış olmayız.

Ebu Davud’un rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmaktadır:

“Herkese, anlayacağı dilden ve kişilik yapısına göre konuşun.”

Nitekim Rasulullah, farklı sahabilerden gelen aynı sorulara, soranın durumunu dikkate alarak farklı cevaplar vermekteydi. “En üstün amelin ne olduğunu” soran Abdullah b. Mesud’a, “Vaktinde kılınan namaz.” derken Ebu Zerr’e ise “Allah’a iman ve O’nun yolunda cihat etmek.” şeklinde cevap veriyordu. Aynı şekilde Efendimizden tavsiye isteyen bir kişiye, “Allah’a inandım de, sonra da dosdoğru ol!” derken, asabiliğini dikkate alarak başka bir sahabeye de “Öfkelenme!” demekle yetiniyordu.

Ali RadiyAllahu Anh’tan şöyle dediği rivayet olunmuştur:

“İnsanlara anlayacakları şeyleri anlatın. Allah ve Rasulünün tekzip edilmelerini ister misiniz?”

Öyleyse etkili bir temas için yapmamız gereken karşı tarafın neye ihtiyaç duyduğunu gözeterek, karşı tarafın kavrama yeteneğini hesaba katarak konuşma içeriği belirlemektir.

6- Ortak Paydalardan Konuşmaya Başlamak

Olumlu başlangıçların, olumlu sonuçlar doğuracağı neredeyse kesindir. Olumsuz başlangıçların, olumlu sonuçlar doğuracağı ise düşük bir ihtimaldir. “Evet” ile “hayır”ı sadece kelime olarak görmemek lazım. Aslında her ikisi de bir duruşu ifade etmektedir. “Evet” demek, “senin konuştuklarına itiraz etmiyorum” demektir. “Hayır” ise direk bir itiraz belirtisidir. Konuşmanın daha başında sizin söylediklerinize “hayır” diyen kişi, bunu bir duruş hâline getirir ve sizi kabullenmemek için direnir. “Hayır”la başlayan bir görüşmede karşı tarafın “evet”e dönmesi, yenilgi olarak algılanır ve kimse yenilgiden hoşlanmaz. Yenilmemek için sizin sözlerinizin doğruluğuna bakmaksızın mazeretlere sığınır. Sonuçta bu konuşmadan olumlu bir netice almanız zorlaşır.

Bunun aksine “evet” ile başlayan konuşmalardan olumlu neticeler almanız daha yüksek bir ihtimaldir. Karşı tarafın “hayır” diyemeyeceği cümleler kurun, ona “evet” dedirtin. Cevabı “evet” olacak olan sorular sorun. Kendinizi tasdik ettirin. Böylece karşınızdaki kişi kendisini size teslim edecektir.

Konuşmaya karşı tarafın ret edemeyeceği doğrular ile başlamak, evrensel bir hitabet üslubudur. Sokrates’in “evet-evet” tekniği, Rasulullah’ın insanlara hitabeti karşılaştırıldığında aynı üslup izlendiği görülecektir.

Kendisine risalet tebliğ edilen Allah’ın Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem, yakınlarını İslam’a davet ettikten sonra Kureyş kabilesini Sefa Tepesi’nde topladı. Yüksek bir kayanın tepesine çıktı ve onlara şöyle seslendi:

“Ey Kureyş! Ben size, ‘Şu dağın eteğinde veya şu vadide düşman atlıları var; hemen size saldıracak, mallarınızı gasp edecek’ desem, bana inanır mısınız?” Onlar da hiç düşünmeden: “Evet inanırız! Çünkü şimdiye kadar Sen’i hep doğru olarak bulduk. Sen’in yalan söylediğini hiç işitmedik!” dediler. Hazır bulunanlardan “evet” cevabını aldıktan sonra Rasulullah gerçek mesajını onlara iletti ve şöyle buyurdu:

“O hâlde ben şimdi size, önünüzde şiddetli bir azap günü bulunduğunu, Allah’a inanmayanların o çetin azaba uğrayacaklarını haber veriyorum. Ben sizi o çetin azaptan sakındırmak için gönderildim.”

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Kureyş’in reddedemeyeceği bir hakikati önce beyan etti. Kendisinin yalan söylemeyen biri olduğunu onlara kendi dilleriyle teyit ettirdi. Kendisinin bu güne kadar yalan söylemediğini, bu söylediklerinin de yalan olmadığını kendisi de dile getirebilirdi. Önce bu hakikati hatırlatıp sonra Allah’ın Rasulü olduğunu söyleyebilirdi. Her ikisi de doğruydu. Her iki üslupta da aslında aynı şeyleri söylüyordu. Ancak kendisinin yalan söylemeyeceğini Kureyş’e tasdik ettirmesinin, sözlerini daha etkili kıldığı ortadadır. Bu etki belki anında karşılık bulmamış olabilir ancak zaman ilerledikçe bu sözün etkisi hissedilmiş ve Kureyş’ten birçok kişi Müslüman olmuştur.

İlk başta söylediklerimizi tekrar edelim: Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem bizim için her alanda örnektir. O’nun örnekliğinde taşınan davanın başarısızlığa ulaşması mümkün değildir. Öyleyse toplumsal duyarlılığın yok olduğu, nezaketin unutulduğu, ilişkilerin menfaat üzerine bina edildiği şu hayatta dava taşıyıcısı Müslümanlar olarak güzel bir örneklik sergileyelim. Rasulullah’ın izinde, beşerî münasebetlerimizi tekrar gözden geçirelim. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ‘in metodunu da ve beşeri münasebetlerini de kendimize örnek edinelim. Başarının sırrı işte tam da burada…

 



[1] Bakara Suresi 83

[2] Bakara Suresi 263

[3] İsra Suresi 53


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz