HİLÂFET DEVLETİ'NİN SAĞLIK POLİTİKASI

Dr. Bilal Acar

Son yüz yıldır insanoğlu insani, ahlaki ve ruhi değerlerden uzak bir sistem ile yönetilmektedir. Bu sistem sayesinde, vicdansız, ahlaki problemleri olan, ruhsuz ve yüce değerleri, faydacı-maddi değerler uğruna heba eden bir toplum oluşmuştur. Dini, hayatın dinamiklerinden ayıran kapitalist sistem yaygınlaştıkça karada, havada ve denizde yozlaşma meydana geldi. Bu yozlaşma, insanların bedensel, psikolojik, ruhsal ve toplumsal sağlıklarını olumsuz etkiledi. Bilinmeyen, yeni hastalıklar zuhur etti. Örneğin; HIV virüsünün neden olduğu AIDS hastalığı, eşcinsel sapkın ilişkilerin ortaya çıkardığı bir bağışıklık sistemi hastalığıdır. Son yüzyılda ortaya çıkmış ve toplum sağlığını ciddi anlamda etkilemiştir. Sömürüyü esas alan kapitalist sistem, tüm sektörlerde olduğu gibi sağlık sisteminin dinamiklerini de tekelcilik anlayışına kurban ederek birkaç zenginin servetlerine servet katmasına araç olarak kullanmıştır. İlaç sektörü, aşı üretimi, tıbbi malzemeler ve hatta sarf malzemeleri de dahil olmak üzere sağlık sisteminde hizmet alanları, tekelcilik ve yozlaşma neticesinde zenginlerin oyuncağı haline geldi. Bir tarhana çorbası kadar besin değeri bulunmayan, belirli markalı çocuk mamalarının, bir öğününün yaklaşık 2 bin TL olan fiyatı, ne demek istediğimi anlatmak için yeter de artar bile.

Kapitalist ideoloji, egemen olduğu ilk günden itibaren tekelcilik, yozlaşma ve insanları ideolojiye boyun büktürme hususunda çalışmalara başlamıştı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ilk sağlık bakanı olan Dr. Refik Saydam, Osmanlı Hilâfet Devleti’nden kalan sağlık hizmetlerini güncelleyerek, idari anlamda kapitalist sağlık modeline dönüştürmüştür. Bunun için Rockefeller Vakfı’ndan destek ve fon alan Dr. Refik Saydam, yaklaşık 15 yıl süren Sağlık Bakanlığı döneminde bu vakıfla sıkı bir dönüştürme politikası izlemiştir. Rockefeller Vakfı 1924-1935 yılları arasında birçok sağlık kuruluşuna yardımda bulundu. 1924 Hıfzıssıhha Enstitüsü, 1924 Hıfzıssıhha Mektebi, tıp eğitimi alan öğrencilere sağlanan 1924 Fellowship burs programı, 1925 Hemşirelik Meslek Okulu, 1924 İstanbul Edirnekapı’da yer alan sağlık kuruluşları, 1935 Ankara Etimesgut sağlık tesislerine yaptıkları hibe ve eğitim destekleri sayesinde yeni ideolojinin yerleşmesine ve halkın ideolojiye boyun bükmesine katkıda bulunmuştur. Fransız Prof. Dr. Louis Althauser “İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları” adlı kitabında; Rockefeller Vakfı’nın hizmetlerinin, egemen ideolojiyi güçlendirmenin, ideolojiye boyun büktürmenin ve ideolojinin yerleşmesinin bir gereği olarak yapıldığını beyan ediyor.

Sağlık sisteminde kapitalist anlayış hâkim olduktan sonra, yozlaşma hızla baş gösterdi. Herhangi bir sağlık kuruluşuna sağlık hizmeti almaya giden biri bu yozlaşmayı net bir şekilde hissedecektir. Kapitalizm, “sınırsız özgürlükler” adı altında insani, ahlaki ve ruhi değerlerden yoksun, sadece maddi değerlere odaklanmış, ifsat edici bir sağlık sistemi oluşturdu. Peru Sağlık eski Bakanı Patricia Garcia 2019 yılında ünlü Tıp dergisi The Lancet’ta yayımlanmış “Küresel Sağlıkta Yozlaşma = Açık Sır” başlıklı makalesinde; “Yozlaşma, sağlık sistemine iyice yerleşmiştir. Bir araştırmacı, halk sağlığı çalışanı ve Sağlık Bakanı olarak hayatım boyunca yerleşik sahtekarlığı ve dolandırıcılığı görme şansı elde ettim. Ben bu makalemde yozlaşmayı göstermekle kalmayıp çözümü için bu yozlaşmanın sır olmaktan kurtulması için hep beraber açığa çıkarmayı öneriyorum. Yoksa bu yozlaşma, küresel sağlığın geleceği için en büyük tehdittir…” diyerek yozlaşmanın boyutlarını madde madde sergiliyordu.

Kapitalist sağlık sistemi, idari yozlaşmasının yanı sıra toplum sağlığını da olumsuz yönde etkiledi. Sağlık Standartları ve Değerlendirme Enstitüsü, 2017 yılında 792 milyon insanın akıl sağlığı sorunu yaşadığını belirtti. Bu, dünya nüfusunun yaklaşık %10’una denk geliyor. Bireycilik, kapitalist toplum modelinin ayırt edici özelliklerindendir. Bireysel çaba, takdir görme, bağımsızlık ve rekabet dürtüsü ile sonuçlanır. Bu özellikleriyle yalnızlık kaçınılmaz olur. Sosyal bağlar zayıflar ve ortaya çıkan yalnızlık nedeniyle toplumda akıl sağlığı problemleri oluşmaya başlar. Günümüzde, depresyona giren insanlar çözümü, yaşamını sonlandırmada bulur hale geldi. Dünya Sağlık Örgütü, 2016 yılında yayımladığı raporda; intihar nedeniyle ölümlerin, ölüm sebepleri arasında 2. sırada olduğunu açıkladı.

Bu özgürlükçü ideoloji, yüksek ideal olarak zenginliği görür ve insanlara bunu önerir. Bunun için kapitalist toplumun fertleri, -kamuya olan faydasına veya önemine bakmaksızın- kârlı işler uğrunda çırpınıp durur, çabalar ve mücadele eder. Neticede zihin sağlığı bozulmuş bir toplum meydana gelir. Oysa; yüksek ideal olarak Allahu Teâlâ’nın rızasını gören insanlar; ahiret bilinci, cennet isteği, cehennem korkusu nedeniyle zihin yapısı korunmuş, akıl sağlığı yerinde, olabildiğince az psikiyatrik problemleri olan bir toplumu oluşturuyorlardı.

Kapitalizmin “özgürlükler” adı altında sağladığı cinsel ilişki özgürlüğü ile, toplumda anne, baba veya her ikisinden de uzak yaşamak zorunda kalan bireylerin sayısı arttı. Avrupa ülkelerinin 27’sinde yapılan bir araştırmada; gayrimeşru çocukları olan bekar babaların, kronik stres, yalnızlık ve depresyon gibi psikiyatrik sorunlarla uğraştığı raporlandı. Başka bir araştırmada; İngiltere’de yaşayan 4 çocuktan birinin ya annesinden ya da babasından ayrı kaldığı ve psikiyatrik problemlere maruz kaldığı raporlandı.

Alkol ve madde bağımlılığı nedeniyle sağlık problemleri yaşayan milyonlarca insan, kapitalist ideolojinin eseridir. ABD’de her yıl yaklaşık 88 bin kişi sadece alkol nedeniyle yaşamını yitiriyor. Sadece bu veri bile kapitalist sistemin miadının dolduğunun kanıtıdır.

Dünya nüfusunun yaklaşık %9’u açlık çekiyor. Yaklaşık 2 milyar insan yeterli gıda ile beslenemiyor. Oysa ki dünyada tüm insanlara yeterli gıda kaynağı ve üretimi mevcut. Gıdanın dengesiz dağıtımından kaynaklı olan bu husus nedeniyle birçok hastalık ve ölüm meydana geliyor.

Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’nin verilerine göre; günümüzde dünyada yaklaşık 801 bin çocuk ishal nedeniyle ölmektedir. İshalin başlıca nedeni, kirli su ve hijyen koşullarıdır. Uygun olmayan kanalizasyon sistemleri ile temiz suyun kirli su ile teması neticesinde bağırsak solucanları gibi ishal etkenleri yayılmaktadır. Küresel olarak 2 milyardan fazla insan dışkı ile kontamine bir içme suyu kullanmaktadır.

“Sağlık sigortası” adı altında devletin sağlık hizmet sunuculuğu görevi özel şirketlere verilerek sağlık hizmetine ulaşım güçleştirilmiştir. İlaç şirketleri sağlık sistemi üzerinde büyük söz sahibidirler. Bu şirketler, ilaç ihtiyacını ve hastalık tedavi süreçlerini istismar ederler. Buna -sözde- patent ve tekelcilik anlayışını da eklediğinizde, sağlık sektöründe en büyük pay onlarındır. Bu sayede ilaç, en kârlı emtia halini alır. Başkalarının ilaç icat ve üretimini de patent ve tekelcilik nedeniyle engellerler. Böylece sağlıkta gelişim engellenmiş olur. En prestijli tıp dergilerinden “New England Journal Of Medicine”in Baş Editörü Dr. Marcia Angell, 2004 yılında yazdığı “İlaç Şirketleri Hakkındaki Gerçek” başlıklı makalesinde, ilaç firmalarının oyunlarını, ilaç lobicilerini ve fahiş kârlarını gözler önüne sermiş, ilaç firmalarının, daha çok hastaların sefaletinden ve hastalıklarından beslenen mafyayı andırdıklarını belirtmiştir.

Kapitalizmin sağlık sistemine verdiği zararlar saymakla bitmez, buna sayfalar yetmez. Ben bu yazımda kapitalizmin zararlarını sayarak, boş ve etkisiz muhalefet yapmak istemiyorum. Size; İslam’ın sağlık sisteminden ve yakın gelecekte kurulacak olan Hilâfet Devleti’nin sağlık politikalarından bahsedeceğim.

“Ey Muhacirler topluluğu! Şu beş kötülük meydana geldiğinde hâliniz ne olur? Bu kötülüklerin sizde olmasından veya sizin o kötülüklere yetişmenizden Allah’a sığınırım. O beş şey şunlardır: Bir millette fuhuş yaygınlaşır ve açıktan yapılırsa muhakkak ki o toplumda taun (veba) hastalığı ve geçmiş milletlerde görülmeyen hastalıklar ortaya çıkar. Bir millet, ölçü ve tartıda adaletsizlik yaparsa muhakkak ki kıtlık, geçim zorluğu ve başlarındaki idarecinin zulmüyle cezalandırılırlar. Bir millet, mallarının zekâtını vermeyecek olursa gökten yağmurları kesilir de hayvanları olmasa kendilerine hiç yağmur yağdırılmaz. Bir millet, Allah ve Rasulü ile yaptıkları ahdi bozarsa Allah kendilerinden olmayan düşmanı onlara musallat eder de düşman onların elinde olanların bazısını alır. Bir milletin idarecileri Allah’ın kitabı ile hükmetmedikleri ve Allah’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikleri zaman, Allah onların azabını kendi içlerinden verir. Onları aralarındaki fitne, fesat ve anarşiyle cezalandırır.”[1]

İslam dini sağlık hizmetlerine oldukça önem vermiştir. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: “Sizlerden her kim vücutça sağlıklı, nefsinden, malından korkusuz ve huzurlu, günlük yiyeceği de yanında olarak sabahlarsa sanki dünyanın bütün nimetleri kendisinde toplanmış gibi olur.”[2]

İslam; insan nefsini, aklı, insan türünü, insan onurunu ve güvenliği korumayı, toplumun korunmasının değişmez en yüksek hedefleri arasında saymıştır. İslam’ın uygulanması ile bozuk kapitalist akidenin neden olduğu hastalık edici etkenler ortadan kalkacaktır. Beden sağlığı, ruh sağlığı ve toplum sağlığı korunacaktır. Çünkü İslam’da, tedeyyün (dindarlık) içgüdüsü bastırılmaz. Aksine, tüm amellerde Allahu Teâlâ’ya güven ve tevekkül söz konusudur. İçgüdüler, uzvi ihtiyaçlar ve özgürlükler serbest bırakılmaz. Bunlar şer’i hüküm ile düzenlenir ve doyuma götürülür. Bu hükümleri ihlal edenlere caydırıcı ve ıslah edici cezalar verilir.

Hilâfet Devleti’nde uygulanacak ekonomik nizam sayesinde yoksulluk ortadan kalkacak ve hastalıklara zemin hazırlayan maddi unsurlar olmayacaktır. Uygulanacak eğitim sistemi vesilesiyle Allahu Teâlâ’dan korkan, hesaba çekileceğini bilen bireyler, toplumda ruhi, ahlaki ve insani değerlerle bezeneceklerdir. Takva üzere yaşayan toplumda kötülüklerden caydırıcı unsurlar bulunacak ve sağlıklı toplum inşa edilebilecektir. Hastalıkların hiç bulunmadığı bir toplum elbette ki düşünülemez; bu bir ütopyadır. Mevcut hastalıklar, araştırma ve çare bulma süreçleri ile tedavi edilecektir. Patent endişesi olmayan üreticiler, denetleme mekanizmasından geçirdikleri ürünlerini, hastalıklara ilaç olması için üreterek temin edeceklerdir. Araştırma ve üretme süreci ile tıp sektörü ilerleyebilecektir. Aldatmanın yasak olduğu toplumda, ilaç şirketlerinin oyunları bozulacak ve tekelleşmenin de önüne geçilerek sağlık hizmeti kolay ve ucuz olacaktır.

İnsanlar hastalıklarına şifa ararken, Devlet, insanların sağlığını korumak adına politikalar üretecektir. İslam Devleti’nde hastaneler tıbbi hizmet karşılığında hastalardan ücret talep etmeyecekler, hatta herhangi bir hastane ilaçsız ya da tıbbi malzemesiz kalmayacaktır. Dahası hastaneler, sınavsız olarak ilkokuldan itibaren zekâ, beceri ve yeteneklerine göre yönlendirilen doktor adaylarını yetiştirecek, onların giyecek, yiyecek, barınma ve seyahat ihtiyaçlarını karşılayacak üniversite vasfına sahip olacaklardır. Dış ülkelerden İslam Devleti’ne sağlık hizmeti almak için birçok hasta gelecektir. “İmam çobandır ve sürüsünden sorumludur.”[3] hadis-i şerifi gereği Halife, sağlık sisteminden sorumlu olacak ve halkına ücretsiz sağlık hizmeti sunacaktır.

Hilâfet Devleti, beden sağlığını koruyucu hizmetler verecektir. Beden sağlığı, organların esenliği ve çalışmalarının düzeni ile ilgilidir. Sağlıklı bedende vücudun fonksiyonları doğal seyrinde yürür. Beden sağlığı hizmetleri, hastalıklardan korunmak, ortaya çıkan hastalıkları tedavi etmek ve kronikleşen hastalıkları takip etmekle mümkün olur. Bunlar için sağlık hizmeti sunulan binalar yapacaktır. Bu hizmetler, sağlıklı ya da sağlıksız olsun insanların tamamına verilir. Beden sağlığı, en büyük nimetlerden biridir. Halife, bu hizmetleri sağlamak zorundadır.

Yine Hilâfet Devleti, psikolojik sağlığı korumak ile de mükelleftir. Bu sağlık, kalıcı huzur duygusu ile gerçekleşir. Huzur ise insanın organik ihtiyaçları ve içgüdülerinin doğru tatmin edilmesi ile mümkündür. Hilâfet Devleti; İslam’ın fikrini halkına öğreterek, hayatın öncesi, hayatın sonrası ve hayat hakkındaki mefhumlarını netleştirir. Böylece akla kanaat veren, fıtrata uygun bir şekilde hayatın öncesi ve sonrası ile alakalı sorulara cevaplar sunar. Yalnızca İslam, insanın tüm ihtiyaçlarını ve içgüdülerini sistematik ve koordine bir şekilde doyuma götürecek akide oluşturur. İşte bu akide ile bezenen insanlarda psikiyatrik problemler mümkün olduğunca azalır. Sağlıklı bir toplum oluşturur.

Allahu Teâlâ ayet-i kerimelerde şöyle buyuruyor: [مَنْ عَمِلَ صَالِحًا مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَنُحْيِيَنَّهُ حَيٰوةً طَيِّبَةًۚ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَجْرَهُمْ بِاَحْسَنِ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ] “Erkek veya kadın, mümin olarak kim iyi amel işlerse onu mutlaka güzel bir hayat ile yaşatırız ve mükafatlarını, elbette yapmakta olduklarının en güzeli ile veririz.”[4]

[فَمَنِ اتَّـبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقٰى وَمَنْ اَعْرَضَ عَنْ ذِكْرٖي فَاِنَّ لَهُ مَعٖيشَةً ضَنْكاً وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَعْمٰى] “Kim Benim yol göstericime uyarsa artık o ne (dünyada) sapar ne de (ahirette) sıkıntı çeker. Kim Benim zikrimden yüz çevirirse mutlaka onun için sıkıntılı bir geçim vardır.”[5]

İnsan, dünya hayatına İslami bir bakış açısıyla baktığında, başına gelen musibetin Allahu Teâlâ’nın bir imtihanı olduğunu görür. Bu imtihana sabreder ve karşılığını ahirette beklerse mükafatı cennet olur. Onun için yorgun ve bitkin düşmez. Kendisine dokunan bir zarardan dolayı endişelenmez, tasalanmaz. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyuruyor: “Müminin hali ne hoştur! Her hali kendisi için hayırlıdır ve bu durum yalnız mümine mahsustur. Başına güzel bir iş geldiğinde şükreder, bu onun için hayır olur. Başına bir sıkıntı geldiğinde ise sabreder, bu da onun için hayır olur.”[6]

Türkiye’de sağlıkta şiddet vakaları gitgide artmaktadır. Öldürülen ya da darp edilen doktor veya sağlık çalışanlarının sayısında her geçen yıl ciddi bir artış gözlenmektedir. İnsanlar, şifanın kaynağı olarak doktor ya da sağlık çalışanlarını gördüklerinde, sağlıksızlıklarının sorumlusu olarak da bunları görmektedirler. Dolayısıyla sağlıksızlarının ve şifaya kavuşamamalarının sebebi olarak bu görevlilere saldırmaktadırlar. Hilâfet Devleti’nin toplumunda, şifanın kaynağı olarak Allahu Teâlâ görülmektedir ki neticede şükür ya da sabır olarak karşılık verilir. Sağlıkta şiddet ancak böyle son bulur. Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor:

[اَلَّذ۪ي خَلَقَن۪ي فَهُوَ يَهْد۪ينِۙ وَالَّذ۪ي هُوَ يُطْعِمُن۪ي وَيَسْق۪ينِۙ وَاِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْف۪ينِۖ] “Beni yaratan da doğru yola eriştiren de O’dur. Beni yediren de içiren de O’dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O’dur.”[7]

Hilâfet Devleti, halk sağlığı hizmetlerini de sağlayacaktır. Bu hizmetler; içme suyu kalitesi, gıda, hava temizliği, çevre temizliği, aşılama ve diğer alanlar gibi bir bütün olarak toplum sağlığını etkileyen faktörler ile ilgilidir. Halk sağlığı; politikalar yoluyla tüm devlet düzeyinde sağlığı güçlendirmeyi amaçlar. Kanalizasyon şebekeleri, doğa koruma alanları gibi önlem ve projeleri kapsadığı gibi trafik kuralları, gürültü ve çevre kirliliğinin önlenmesi gibi konuları da içerir. Bunlarla alakalı hususları, halife, benimsemek suretiyle kanunları belirleyerek uyulmasını zorunlu kılar. Koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında hizmetler belirlenir ve uygulanır. Bunların yanında doğal afetler, küresel salgınlarla mücadele ve zararlarını engelleme gibi tehlikelere karşı ön hazırlıkların yapılması da halk sağlığı hizmetlerindendir.

Hilâfet Devleti’nde sağlık hizmetleri, dinine bakılmaksızın tüm halkı kapsar. Zengin-fakir, güçlü-güçsüz, kadın-erkek gibi bireysel özelliklere bakmadan herkese hizmet verir.

Hilâfet Devleti’nde sağlık hizmetlerinin tamamını saymamız, bu makalede mümkün değil. Ana hatlarıyla belirtmiş olduğum bu hizmetler, yakında kurulacak olan Hilâfet Devleti ile tatbik edilecektir. Bu durum, maddenin var olması kadar gerçektir. Yaklaşık 1400 yıl hüküm sürmüş olan İslam Devleti’nin yaptıkları, bundan sonra yapacaklarının teminatıdır. Diyarbakır-Liceli Doktor, İmam Bahtişu’nun, Hipokrat’ın tezlerini çürütmesi bunun delilidir. Avrupa’da psikiyatrik hastalar, “içine şeytan kaçmış” denilerek idam edilirken, 1293 yılında Kahire’de kurulan ve 4 bin hasta kapasitesi, 8 bin hemşiresi ile hizmet veren Mansuri Bimaristanı (hastanesi), bunun delilidir. Kurtuba Üniversite hastanesi, bunun delilidir. Hastanelerin arka bahçesinde şifalı bitkiler üretilen ve bunlardan ilaç yapılarak tedaviye sunulan çiftlikler, bunun delilidir. İbn-i Sina’lar, Biruni’ler, bunun delilidir.

 

 

 

 

 

 

 



[1] İbni Mace Sünen’inde, Hakim Müstedrak’ında rivayet etti

[2] Tirmizi rivayet etti

[3] Buhari, Abdullah bin Ömer’den rivayetle

[4] Nahl Suresi 97

[5] Ta-Ha Suresi 123-124

[6] Müslim, Sahih

[7] Şuara Suresi 78-81


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz