Son yüz yıldır insanoğlu insani, ahlaki ve ruhi değerlerden uzak bir
sistem ile yönetilmektedir. Bu sistem sayesinde, vicdansız, ahlaki problemleri
olan, ruhsuz ve yüce değerleri, faydacı-maddi değerler uğruna heba eden bir
toplum oluşmuştur. Dini, hayatın dinamiklerinden ayıran kapitalist sistem yaygınlaştıkça
karada, havada ve denizde yozlaşma meydana geldi. Bu yozlaşma, insanların
bedensel, psikolojik, ruhsal ve toplumsal sağlıklarını olumsuz etkiledi.
Bilinmeyen, yeni hastalıklar zuhur etti. Örneğin; HIV virüsünün neden olduğu
AIDS hastalığı, eşcinsel sapkın ilişkilerin ortaya çıkardığı bir bağışıklık
sistemi hastalığıdır. Son yüzyılda ortaya çıkmış ve toplum sağlığını ciddi
anlamda etkilemiştir. Sömürüyü esas alan kapitalist sistem, tüm sektörlerde olduğu
gibi sağlık sisteminin dinamiklerini de tekelcilik anlayışına kurban ederek
birkaç zenginin servetlerine servet katmasına araç olarak kullanmıştır. İlaç
sektörü, aşı üretimi, tıbbi malzemeler ve hatta sarf malzemeleri de dahil olmak
üzere sağlık sisteminde hizmet alanları, tekelcilik ve yozlaşma neticesinde
zenginlerin oyuncağı haline geldi. Bir tarhana çorbası kadar besin değeri
bulunmayan, belirli markalı çocuk mamalarının, bir öğününün yaklaşık 2 bin TL
olan fiyatı, ne demek istediğimi anlatmak için yeter de artar bile.
Kapitalist ideoloji, egemen olduğu ilk günden itibaren tekelcilik,
yozlaşma ve insanları ideolojiye boyun büktürme hususunda çalışmalara
başlamıştı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ilk sağlık bakanı olan Dr. Refik
Saydam, Osmanlı Hilâfet Devleti’nden kalan sağlık hizmetlerini güncelleyerek,
idari anlamda kapitalist sağlık modeline dönüştürmüştür. Bunun için Rockefeller
Vakfı’ndan destek ve fon alan Dr. Refik Saydam, yaklaşık 15 yıl süren Sağlık
Bakanlığı döneminde bu vakıfla sıkı bir dönüştürme politikası izlemiştir.
Rockefeller Vakfı 1924-1935 yılları arasında birçok sağlık kuruluşuna yardımda
bulundu. 1924 Hıfzıssıhha Enstitüsü, 1924 Hıfzıssıhha Mektebi, tıp eğitimi alan
öğrencilere sağlanan 1924 Fellowship burs programı, 1925 Hemşirelik Meslek
Okulu, 1924 İstanbul Edirnekapı’da yer alan sağlık kuruluşları, 1935 Ankara Etimesgut
sağlık tesislerine yaptıkları hibe ve eğitim destekleri sayesinde yeni
ideolojinin yerleşmesine ve halkın ideolojiye boyun bükmesine katkıda
bulunmuştur. Fransız Prof. Dr. Louis Althauser “İdeoloji ve Devletin İdeolojik
Aygıtları” adlı kitabında; Rockefeller Vakfı’nın hizmetlerinin, egemen
ideolojiyi güçlendirmenin, ideolojiye boyun büktürmenin ve ideolojinin
yerleşmesinin bir gereği olarak yapıldığını beyan ediyor.
Sağlık sisteminde kapitalist anlayış hâkim olduktan sonra, yozlaşma hızla
baş gösterdi. Herhangi bir sağlık kuruluşuna sağlık hizmeti almaya giden biri
bu yozlaşmayı net bir şekilde hissedecektir. Kapitalizm, “sınırsız özgürlükler”
adı altında insani, ahlaki ve ruhi değerlerden yoksun, sadece maddi değerlere
odaklanmış, ifsat edici bir sağlık sistemi oluşturdu. Peru Sağlık eski Bakanı
Patricia Garcia 2019 yılında ünlü Tıp dergisi The Lancet’ta yayımlanmış “Küresel
Sağlıkta Yozlaşma = Açık Sır” başlıklı makalesinde; “Yozlaşma, sağlık sistemine
iyice yerleşmiştir. Bir araştırmacı, halk sağlığı çalışanı ve Sağlık Bakanı
olarak hayatım boyunca yerleşik sahtekarlığı ve dolandırıcılığı görme şansı
elde ettim. Ben bu makalemde yozlaşmayı göstermekle kalmayıp çözümü için bu
yozlaşmanın sır olmaktan kurtulması için hep beraber açığa çıkarmayı
öneriyorum. Yoksa bu yozlaşma, küresel sağlığın geleceği için en büyük
tehdittir…” diyerek yozlaşmanın boyutlarını madde madde sergiliyordu.
Kapitalist sağlık sistemi, idari yozlaşmasının yanı sıra toplum sağlığını
da olumsuz yönde etkiledi. Sağlık Standartları ve Değerlendirme Enstitüsü, 2017
yılında 792 milyon insanın akıl sağlığı sorunu yaşadığını belirtti. Bu, dünya
nüfusunun yaklaşık %10’una denk geliyor. Bireycilik, kapitalist toplum
modelinin ayırt edici özelliklerindendir. Bireysel çaba, takdir görme,
bağımsızlık ve rekabet dürtüsü ile sonuçlanır. Bu özellikleriyle yalnızlık
kaçınılmaz olur. Sosyal bağlar zayıflar ve ortaya çıkan yalnızlık nedeniyle
toplumda akıl sağlığı problemleri oluşmaya başlar. Günümüzde, depresyona giren
insanlar çözümü, yaşamını sonlandırmada bulur hale geldi. Dünya Sağlık Örgütü,
2016 yılında yayımladığı raporda; intihar nedeniyle ölümlerin, ölüm sebepleri
arasında 2. sırada olduğunu açıkladı.
Bu özgürlükçü ideoloji, yüksek ideal olarak zenginliği görür ve insanlara
bunu önerir. Bunun için kapitalist toplumun fertleri, -kamuya olan faydasına
veya önemine bakmaksızın- kârlı işler uğrunda çırpınıp durur, çabalar ve
mücadele eder. Neticede zihin sağlığı bozulmuş bir toplum meydana gelir. Oysa;
yüksek ideal olarak Allahu Teâlâ’nın rızasını gören insanlar; ahiret bilinci,
cennet isteği, cehennem korkusu nedeniyle zihin yapısı korunmuş, akıl sağlığı
yerinde, olabildiğince az psikiyatrik problemleri olan bir toplumu
oluşturuyorlardı.
Kapitalizmin “özgürlükler” adı altında sağladığı cinsel ilişki özgürlüğü
ile, toplumda anne, baba veya her ikisinden de uzak yaşamak zorunda kalan
bireylerin sayısı arttı. Avrupa ülkelerinin 27’sinde yapılan bir araştırmada;
gayrimeşru çocukları olan bekar babaların, kronik stres, yalnızlık ve depresyon
gibi psikiyatrik sorunlarla uğraştığı raporlandı. Başka bir araştırmada;
İngiltere’de yaşayan 4 çocuktan birinin ya annesinden ya da babasından ayrı
kaldığı ve psikiyatrik problemlere maruz kaldığı raporlandı.
Alkol ve madde bağımlılığı nedeniyle sağlık problemleri yaşayan
milyonlarca insan, kapitalist ideolojinin eseridir. ABD’de her yıl yaklaşık 88
bin kişi sadece alkol nedeniyle yaşamını yitiriyor. Sadece bu veri bile kapitalist
sistemin miadının dolduğunun kanıtıdır.
Dünya nüfusunun yaklaşık %9’u açlık çekiyor. Yaklaşık 2 milyar insan
yeterli gıda ile beslenemiyor. Oysa ki dünyada tüm insanlara yeterli gıda
kaynağı ve üretimi mevcut. Gıdanın dengesiz dağıtımından kaynaklı olan bu husus
nedeniyle birçok hastalık ve ölüm meydana geliyor.
Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’nin verilerine göre; günümüzde dünyada
yaklaşık 801 bin çocuk ishal nedeniyle ölmektedir. İshalin başlıca nedeni,
kirli su ve hijyen koşullarıdır. Uygun olmayan kanalizasyon sistemleri ile
temiz suyun kirli su ile teması neticesinde bağırsak solucanları gibi ishal
etkenleri yayılmaktadır. Küresel olarak 2 milyardan fazla insan dışkı ile
kontamine bir içme suyu kullanmaktadır.
“Sağlık sigortası” adı altında devletin sağlık hizmet sunuculuğu görevi
özel şirketlere verilerek sağlık hizmetine ulaşım güçleştirilmiştir. İlaç
şirketleri sağlık sistemi üzerinde büyük söz sahibidirler. Bu şirketler, ilaç
ihtiyacını ve hastalık tedavi süreçlerini istismar ederler. Buna -sözde- patent
ve tekelcilik anlayışını da eklediğinizde, sağlık sektöründe en büyük pay
onlarındır. Bu sayede ilaç, en kârlı emtia halini alır. Başkalarının ilaç icat ve
üretimini de patent ve tekelcilik nedeniyle engellerler. Böylece sağlıkta
gelişim engellenmiş olur. En prestijli tıp dergilerinden “New England Journal
Of Medicine”in Baş Editörü Dr. Marcia Angell, 2004 yılında yazdığı “İlaç
Şirketleri Hakkındaki Gerçek” başlıklı makalesinde, ilaç firmalarının
oyunlarını, ilaç lobicilerini ve fahiş kârlarını gözler önüne sermiş, ilaç
firmalarının, daha çok hastaların sefaletinden ve hastalıklarından beslenen
mafyayı andırdıklarını belirtmiştir.
Kapitalizmin sağlık sistemine verdiği zararlar saymakla bitmez, buna
sayfalar yetmez. Ben bu yazımda kapitalizmin zararlarını sayarak, boş ve
etkisiz muhalefet yapmak istemiyorum. Size; İslam’ın sağlık sisteminden ve
yakın gelecekte kurulacak olan Hilâfet Devleti’nin sağlık politikalarından
bahsedeceğim.
“Ey Muhacirler topluluğu! Şu beş kötülük meydana
geldiğinde hâliniz ne olur? Bu kötülüklerin sizde olmasından veya sizin o
kötülüklere yetişmenizden Allah’a sığınırım. O beş şey şunlardır: Bir millette
fuhuş yaygınlaşır ve açıktan yapılırsa muhakkak ki o toplumda taun (veba)
hastalığı ve geçmiş milletlerde görülmeyen hastalıklar ortaya çıkar. Bir
millet, ölçü ve tartıda adaletsizlik yaparsa muhakkak ki kıtlık, geçim zorluğu
ve başlarındaki idarecinin zulmüyle cezalandırılırlar. Bir millet, mallarının
zekâtını vermeyecek olursa gökten yağmurları kesilir de hayvanları olmasa
kendilerine hiç yağmur yağdırılmaz. Bir millet, Allah ve Rasulü ile yaptıkları
ahdi bozarsa Allah kendilerinden olmayan düşmanı onlara musallat eder de düşman
onların elinde olanların bazısını alır. Bir milletin idarecileri Allah’ın
kitabı ile hükmetmedikleri ve Allah’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni
seçtikleri zaman, Allah onların azabını kendi içlerinden verir. Onları
aralarındaki fitne, fesat ve anarşiyle cezalandırır.”[1]
İslam dini sağlık hizmetlerine oldukça önem vermiştir. Rasulullah SallAllahu
Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: “Sizlerden her kim
vücutça sağlıklı, nefsinden, malından korkusuz ve huzurlu, günlük yiyeceği de
yanında olarak sabahlarsa sanki dünyanın bütün nimetleri kendisinde toplanmış
gibi olur.”[2]
İslam; insan nefsini, aklı, insan türünü, insan onurunu ve güvenliği
korumayı, toplumun korunmasının değişmez en yüksek hedefleri arasında
saymıştır. İslam’ın uygulanması ile bozuk kapitalist akidenin neden olduğu
hastalık edici etkenler ortadan kalkacaktır. Beden sağlığı, ruh sağlığı ve
toplum sağlığı korunacaktır. Çünkü İslam’da, tedeyyün (dindarlık) içgüdüsü
bastırılmaz. Aksine, tüm amellerde Allahu Teâlâ’ya güven ve tevekkül söz
konusudur. İçgüdüler, uzvi ihtiyaçlar ve özgürlükler serbest bırakılmaz. Bunlar
şer’i hüküm ile düzenlenir ve doyuma götürülür. Bu hükümleri ihlal edenlere
caydırıcı ve ıslah edici cezalar verilir.
Hilâfet Devleti’nde uygulanacak ekonomik nizam sayesinde yoksulluk
ortadan kalkacak ve hastalıklara zemin hazırlayan maddi unsurlar olmayacaktır.
Uygulanacak eğitim sistemi vesilesiyle Allahu Teâlâ’dan korkan, hesaba
çekileceğini bilen bireyler, toplumda ruhi, ahlaki ve insani değerlerle
bezeneceklerdir. Takva üzere yaşayan toplumda kötülüklerden caydırıcı unsurlar
bulunacak ve sağlıklı toplum inşa edilebilecektir. Hastalıkların hiç
bulunmadığı bir toplum elbette ki düşünülemez; bu bir ütopyadır. Mevcut
hastalıklar, araştırma ve çare bulma süreçleri ile tedavi edilecektir. Patent
endişesi olmayan üreticiler, denetleme mekanizmasından geçirdikleri ürünlerini,
hastalıklara ilaç olması için üreterek temin edeceklerdir. Araştırma ve üretme
süreci ile tıp sektörü ilerleyebilecektir. Aldatmanın yasak olduğu toplumda,
ilaç şirketlerinin oyunları bozulacak ve tekelleşmenin de önüne geçilerek
sağlık hizmeti kolay ve ucuz olacaktır.
İnsanlar hastalıklarına şifa ararken, Devlet, insanların sağlığını
korumak adına politikalar üretecektir. İslam Devleti’nde hastaneler tıbbi
hizmet karşılığında hastalardan ücret talep etmeyecekler, hatta herhangi bir
hastane ilaçsız ya da tıbbi malzemesiz kalmayacaktır. Dahası hastaneler,
sınavsız olarak ilkokuldan itibaren zekâ, beceri ve yeteneklerine göre
yönlendirilen doktor adaylarını yetiştirecek, onların giyecek, yiyecek, barınma
ve seyahat ihtiyaçlarını karşılayacak üniversite vasfına sahip olacaklardır.
Dış ülkelerden İslam Devleti’ne sağlık hizmeti almak için birçok hasta
gelecektir. “İmam çobandır ve
sürüsünden sorumludur.”[3] hadis-i şerifi gereği Halife, sağlık sisteminden sorumlu olacak ve
halkına ücretsiz sağlık hizmeti sunacaktır.
Hilâfet Devleti, beden sağlığını koruyucu hizmetler verecektir. Beden
sağlığı, organların esenliği ve çalışmalarının düzeni ile ilgilidir. Sağlıklı
bedende vücudun fonksiyonları doğal seyrinde yürür. Beden sağlığı hizmetleri,
hastalıklardan korunmak, ortaya çıkan hastalıkları tedavi etmek ve kronikleşen
hastalıkları takip etmekle mümkün olur. Bunlar için sağlık hizmeti sunulan
binalar yapacaktır. Bu hizmetler, sağlıklı ya da sağlıksız olsun insanların
tamamına verilir. Beden sağlığı, en büyük nimetlerden biridir. Halife, bu
hizmetleri sağlamak zorundadır.
Yine Hilâfet Devleti, psikolojik sağlığı korumak ile de mükelleftir. Bu
sağlık, kalıcı huzur duygusu ile gerçekleşir. Huzur ise insanın organik
ihtiyaçları ve içgüdülerinin doğru tatmin edilmesi ile mümkündür. Hilâfet
Devleti; İslam’ın fikrini halkına öğreterek, hayatın öncesi, hayatın sonrası ve
hayat hakkındaki mefhumlarını netleştirir. Böylece akla kanaat veren, fıtrata
uygun bir şekilde hayatın öncesi ve sonrası ile alakalı sorulara cevaplar
sunar. Yalnızca İslam, insanın tüm ihtiyaçlarını ve içgüdülerini sistematik ve
koordine bir şekilde doyuma götürecek akide oluşturur. İşte bu akide ile
bezenen insanlarda psikiyatrik problemler mümkün olduğunca azalır. Sağlıklı bir
toplum oluşturur.
Allahu Teâlâ ayet-i kerimelerde şöyle buyuruyor: [مَنْ عَمِلَ صَالِحًا مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى وَهُوَ مُؤْمِنٌ
فَلَنُحْيِيَنَّهُ حَيٰوةً طَيِّبَةًۚ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَجْرَهُمْ بِاَحْسَنِ
مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ] “Erkek
veya kadın, mümin olarak kim iyi amel işlerse onu mutlaka güzel bir hayat ile
yaşatırız ve mükafatlarını, elbette yapmakta olduklarının en güzeli ile
veririz.”[4]
[فَمَنِ اتَّـبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ
وَلَا يَشْقٰى وَمَنْ اَعْرَضَ عَنْ ذِكْرٖي فَاِنَّ لَهُ مَعٖيشَةً ضَنْكاً وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ
اَعْمٰى] “Kim Benim
yol göstericime uyarsa artık o ne (dünyada) sapar ne de (ahirette) sıkıntı
çeker. Kim Benim zikrimden yüz çevirirse mutlaka onun için sıkıntılı bir geçim
vardır.”[5]
İnsan, dünya hayatına İslami bir bakış açısıyla baktığında, başına gelen
musibetin Allahu Teâlâ’nın bir imtihanı olduğunu görür. Bu imtihana sabreder ve
karşılığını ahirette beklerse mükafatı cennet olur. Onun için yorgun ve bitkin
düşmez. Kendisine dokunan bir zarardan dolayı endişelenmez, tasalanmaz. Rasulullah
SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyuruyor: “Müminin
hali ne hoştur! Her hali kendisi için hayırlıdır ve bu durum yalnız mümine
mahsustur. Başına güzel bir iş geldiğinde şükreder, bu onun için hayır olur.
Başına bir sıkıntı geldiğinde ise sabreder, bu da onun için hayır olur.”[6]
Türkiye’de sağlıkta şiddet vakaları gitgide artmaktadır. Öldürülen ya da
darp edilen doktor veya sağlık çalışanlarının sayısında her geçen yıl ciddi bir
artış gözlenmektedir. İnsanlar, şifanın kaynağı olarak doktor ya da sağlık
çalışanlarını gördüklerinde, sağlıksızlıklarının sorumlusu olarak da bunları
görmektedirler. Dolayısıyla sağlıksızlarının ve şifaya kavuşamamalarının sebebi
olarak bu görevlilere saldırmaktadırlar. Hilâfet Devleti’nin toplumunda,
şifanın kaynağı olarak Allahu Teâlâ görülmektedir ki neticede şükür ya da sabır
olarak karşılık verilir. Sağlıkta şiddet ancak böyle son bulur. Allahu Teâlâ
şöyle buyuruyor:
[اَلَّذ۪ي خَلَقَن۪ي فَهُوَ يَهْد۪ينِۙ وَالَّذ۪ي
هُوَ يُطْعِمُن۪ي وَيَسْق۪ينِۙ وَاِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْف۪ينِۖ] “Beni yaratan da
doğru yola eriştiren de O’dur. Beni yediren de içiren de O’dur. Hasta olduğumda
bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O’dur.”[7]
Hilâfet Devleti, halk sağlığı hizmetlerini de sağlayacaktır. Bu
hizmetler; içme suyu kalitesi, gıda, hava temizliği, çevre temizliği, aşılama
ve diğer alanlar gibi bir bütün olarak toplum sağlığını etkileyen faktörler ile
ilgilidir. Halk sağlığı; politikalar yoluyla tüm devlet düzeyinde sağlığı
güçlendirmeyi amaçlar. Kanalizasyon şebekeleri, doğa koruma alanları gibi önlem
ve projeleri kapsadığı gibi trafik kuralları, gürültü ve çevre kirliliğinin
önlenmesi gibi konuları da içerir. Bunlarla alakalı hususları, halife,
benimsemek suretiyle kanunları belirleyerek uyulmasını zorunlu kılar. Koruyucu
sağlık hizmetleri kapsamında hizmetler belirlenir ve uygulanır. Bunların
yanında doğal afetler, küresel salgınlarla mücadele ve zararlarını engelleme
gibi tehlikelere karşı ön hazırlıkların yapılması da halk sağlığı
hizmetlerindendir.
Hilâfet Devleti’nde sağlık hizmetleri, dinine bakılmaksızın tüm halkı
kapsar. Zengin-fakir, güçlü-güçsüz, kadın-erkek gibi bireysel özelliklere
bakmadan herkese hizmet verir.
Hilâfet Devleti’nde sağlık hizmetlerinin tamamını saymamız, bu makalede
mümkün değil. Ana hatlarıyla belirtmiş olduğum bu hizmetler, yakında kurulacak
olan Hilâfet Devleti ile tatbik edilecektir. Bu durum, maddenin var olması
kadar gerçektir. Yaklaşık 1400 yıl hüküm sürmüş olan İslam Devleti’nin
yaptıkları, bundan sonra yapacaklarının teminatıdır. Diyarbakır-Liceli Doktor, İmam
Bahtişu’nun, Hipokrat’ın tezlerini çürütmesi bunun delilidir. Avrupa’da
psikiyatrik hastalar, “içine şeytan kaçmış” denilerek idam edilirken, 1293
yılında Kahire’de kurulan ve 4 bin hasta kapasitesi, 8 bin hemşiresi ile hizmet
veren Mansuri Bimaristanı (hastanesi), bunun delilidir. Kurtuba Üniversite
hastanesi, bunun delilidir. Hastanelerin arka bahçesinde şifalı bitkiler
üretilen ve bunlardan ilaç yapılarak tedaviye sunulan çiftlikler, bunun
delilidir. İbn-i Sina’lar, Biruni’ler, bunun delilidir.
[1]
İbni Mace Sünen’inde, Hakim Müstedrak’ında rivayet etti
[2]
Tirmizi rivayet etti
[3]
Buhari, Abdullah bin Ömer’den rivayetle
[4]
Nahl Suresi 97
[5]
Ta-Ha Suresi 123-124
[6]
Müslim, Sahih
[7]
Şuara Suresi 78-81


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış