ÇAĞDAŞ KAVRAMLAR İLE İSLÂM’A YAKLAŞIM

Aydın Usalp

Günümüzde, İslâm hakkında yapılan tartışmaların önemli bir kısmı, kavramlar üzerinde gerçekleşmektedir. Bir yandan İslâmî kavramların içi boşaltılarak doğru bir İslâmî anlayışın oluşmasının önüne geçilmekte, diğer taraftan İslâmî olmadığı ve hatta İslâm ile çatışır durumda olduğu hâlde birçok kavramı İslâmî gösterme çabası görülmektedir. Bunlara ek olarak mefhum itibari ile nötr, özel bir anlama sahip olmayan çağdaş kavramlar ile İslâm’ın izah edilmesine itiraz edilmektedir. Bu kavram kargaşası Müslümanların, İslâm’ı ve birbirini anlamama sonucunu doğurmakta, aralarına nifakın girmesine sebebiyet vermektedir.

Kavramların mefhumlarına bakmadan, uygulama ve yorumlama şekline göre hareket edenler, İslâm’ı koruma adına bir refleks geliştirerek genellikle İslâm’ı dar bir sahaya hapsederler. Yine birçok kimse de İslâm’ın kendine has uygulama ve kavramlarından uzaklaşıp, İslâm’ın kuşatıcılığını göremeyerek, mefhum itibari ile İslâm’a taban tabana zıt kavramları İslâm’dan gösterme gayretini gösterirler. Birçokları anlama ve basiret yoksunluğu ile bu hatalara düşerler ancak İslâm karşıtı kişi ve kurumlar bilinçli bir şekilde bu karmaşaya yol açmaktadırlar. 

Birinci grup yani içi boşaltılan veya anlamı saptırılan İslâmî kavramlar çok olup, bugüne kadar birçok yazı ve neşriyata konu edilmiştir. Birkaç tanesini örnek vermek gerekirse; İslâm dininin temel kavramları olan akide, tevhid, İslâm, şirk, tağut, şeriat, ilah, rab, tevekkül, sabır, cihad, hilâfet ve daha birçok kavramlardır ki bunların anlamı üzerinde dezenformasyon gerçekleştirilmektedir. Örneğin akide; aklî bir şekilde algılanmasından ziyade bir şiir kıtası gibi ezberletilir. Böylece amentüyü ezberlemekle kişinin iman sahibi olacağı iddia edilir. Tevhid; Allah’ı sadece zatı ile birleme, şirk; Allah’ı ikileme, İslâm; barış olarak açıklanır. Tağut; şeytan, ilah; yaratıcı, rab; ilah olarak tanımlanır. Sabır; vakıaya teslimiyet, tevekkül; bilimsel neden-sonuç olarak değerlendirilir. Cihad; nefisle mücadele veya zorunlu savunma, hilâfet; otoriteden yoksun ruhani bir kurum, şeriat ise birçok olumsuz ya da gerçek anlamından uzak bir şekilde kötü gösterilir. Özellikle toplumsal veya yönetim ile ilgili İslâm’ın tüm kavramlarının ya içi boşaltılır ya da anlamı saptırılır. Köklü Değişim yayınlarında bunlar ve diğer İslâmî kavramların tamamı izah edilmiş ve zaman zaman tekrar gündeme getirilmektedir.

Diğer taraftan, İslâmî olmadığı hâlde hatta mefhum itibariyle İslâm ile taban tabana zıt olan demokrasi ve cumhuriyet kavramları olmak üzere özgürlük, ulus devlet, self determinasyon, insan hakları, hümanizm gibi birçok kavram da İslâm’danmış gibi lanse edilmektedir. Öyle ki sözüm ona çoğu “âlim” ya da “İslâmcı” geçinen insanlar bu kavramları ballandırarak anlatmaktadırlar. Böylece ümmetin evlatlarından grup grup insanları İslâm’dan uzaklaştırıp dalâlete düşürmektedirler.

Üçüncü grup kavramlara gelince; esasen üzerinde durmak istediğim kavramlar bunlardır.

Şüphesiz İslâm dininin evrenselliği her zaman ve mekâna hitap eden kaynağından dolayıdır. İslâm’ın kuşatıcılığı, Kıyamet Günü’ne kadar insanlığın bütün sorunlarına çözüm sunuyor olması, onun doğru bir şekilde anlaşılması ile mümkündür. İslâm doğru anlaşılmadığı takdirde meselelere çözüm olmaktan uzaklaşır. Böylece insanlar İslâm’ı hayat nizamından yoksun, bir takım ibadetlerden müteşekkil bir din olarak algılamaya başlar. Sonunda İslâm başka fikirler ile sentezlenir ve hayat da başka nizamlar ile düzenlenir olur.

Bu sorunu aşmak için her biri kendi vakıasını açığa çıkaracak, anlam itibari ile özel bir mefhumu barındırmayan, diğer bir tabir ile nötr kavramları kullanmak kaçınılmazdır. Öyle ki bu kavramların çoğu daha önce zaten kullanılmış ancak unutturulmuş ya da İslâm ile arası açılmış kavramlardır. Örneğin devlet, siyaset, emir, meclis,  nizam,  kanun, seçim, vakıf, raye, ceza hukuku vs. toplumsal ve yönetim ile ilgili kavramlar zaten İslâm literatüründe mevcut kavramlardır. Ancak dikkat edildiğinde bu kavramlar özel mefhumlar içermeyen kavramlardır. Yani devletin, İslâmî olanı olduğu gibi, gayri İslâmî olanı da vardır. Kanunun, nizamın, seçimin, siyasetin, meclisin İslâmî olanı olduğu gibi gayri İslâmî olanı da vardır.

Ne hikmettir bilinmez, İslâm’ın hayatın her alanına hükmetmesi ancak bu kavramların İslâmî karşılıkları ile mümkün iken, Müslümanların çoğu, bu kavramlar ile İslâm’ı yan yana getirmekten sakınır. Bunu, İslâm’ı koruma adına yaptığını iddia edenler bu kavramları gidip küfrün anlamlandırdığı içeriği ve pratiği ile alırlar.

Kapitalist yönetimin çirkefliği, yöneticilerinin ikiyüzlülüğü ve güdülen siyasetin bozukluğu Müslümanlarca görülmektedir. İnsanlar bu tabloya bakarak İslâm’a yönetim, devlet başkanlığı, siyaset, meclis vs. kavramları yakıştırmaz olmuşlardır. Oysa kötü olan devlet, yönetim, siyaset, meclis vb. kavramlar değil, bunları düzenleyen fikrin, nizamın kendisi olduğudur. Ayırımı yapılamayan da işte budur.

Ülkemizde de yürürlükte olan Kapitalist nizamın yönetimi/siyaseti kirli ve fasit olduğu için Müslümanlar, yıllardan beri İslâm’da siyasetin olmadığını savunup dururlar. Yukarıda da belirttiğim gibi, burada kirli veya fasit olan “siyaset” kavramının kendisi değil, kapitalist nizamın siyasetinin fasitliğidir. Oysa siyaset; insanların işlerinin bir nizama göre yürütülmesi anlamına gelir. Dolayısıyla İslâm’a göre bir yönetim icra edildiğinde siyaset de temiz olur.

Bir başka tartışma “ideoloji” kavramı üzerinde yapılmaktadır. İdeoloji kavramı da tek başına özel bir anlamı olmayıp, nötr bir kavramdır. Fakat yıllardan beri bu kavram, beşerî ideolojiler olan Kapitalizm ve Komünizm için kullanıldığından, bu kavramın İslâm için kullanılamayacağı vehmi oluşmuştur. Oysa en basit tanımı ile ideoloji; temel bir fikir üzerine bina edilmiş bir hayat nizamıdır. Kavram olarak belli bir hayat nizamını içermiyor. Tıpkı ahlak, şahsiyet, zihniyet gibi kavramların İslâmî ve gayri İslâmî içerikli olması gibi. Zihniyet denilince aklımıza sadece İslâmî zihniyet mi geliyor? Hayır. Zihniyetin İslâmî olanı vardır, gayri İslâmî olanı vardır. Bunun için “ideoloji” kavramı da hem İslâm hem de diğer dünya görüşleri için kullanılır. Örneğin “seçim” vakıası İslâm’da olduğu gibi diğer nizamlarda da mevcuttur. Ama “demokrasi” kavramı öyle değildir. Demokrasi, özel bir anlama sahip olup, halk adına halkın yönetimi anlamına gelir ki bu anlayış ve uygulama İslâm’a aykırıdır. Benzer şekilde cumhuriyet, özgürlük, insan hakları vb. kavramlar da mana ve pratik açısından İslâm’a aykırı ve İslâm ile bir arada bulunamazlar.

Siyaset ve ideoloji kavramları gibi yaygın bir şekilde itiraza maruz kalmayan, ancak günümüzde İslâm’ı daha doğru bir şekilde anlamak, bu çağda da hayatın tamamını kuşatacak şekilde çözümlere sahip olduğunu anlatabilmek için anlam itibari ile daha birçok nötr kavramı kullanmak durumundayız. Örneğin anayasa, yasa, tüzük, sekreterya, referandum vb. kavramlar özel bir anlama sahip olmayıp sadece bir vakıayı belirtirler. Dolayısı ile yönetim, eğitim, iktisat, sağlık ve sosyal hayatın diğer alanları ile ilgili İslâm’ın unutturulmuş kavram ve uygulama şekillerini hatırlatmakla birlikte, insanların tasavvurlarını somutlaştırmak için günümüzdeki nötr anlama sahip kavramları da beraberlerinde kullanabilmeliyiz. 

Diğer taraftan, İslâm’ın esas kaynaklarından, içtihat ile çıkarılmış hükümler, fıkıh kitaplarında yerini aldığını ve yüzyıllarca insanların hayatlarına bu fıkhın yön verdiğini biliyoruz. Fakih ve ulema tercihi farklılaşsa da, fıkıh kitapları asırlarca İslâm Devleti’nin yasaları konumunda olmuştur. Fıkıh kitapları çağlara göre içerik oluşturmuşlardır. Günümüz insanları için fıkıh kitaplarının bir anayasa ya da yasalar bütünü olarak sunulması hâlinde, kendisinden nasıl istifade edileceği hususunda kargaşanın çıkacağı bir gerçektir. Dolayısı ile günümüzde meydana çıkmış ihtiyaçlar ile birlikte hayatı tanzim eden fıkıh kitaplarını yeni bir tasnife tabi tutmak gerekir. Dikkat edin, yeni bir fıkıh ya da yeni bir nizam oluşturmaktan bahsetmiyorum, İslâm’ın var olan fıkhı ve nizamını günümüz insanlarının daha iyi anlamaları ve istifade etmeleri için bir bütün olarak yeni bir düzenleme ile çağımız insanlarına sunmanın gerekliğinden bahsediyorum.

Buna göre İslâm Devleti’nde yürürlüğe koymak için bir anayasa, bu anayasanın altında yasalar, yasaların altında tüzükler ve her kuruma yönelik daha alt yasal düzenlemelerin hazırlanması gerekmektedir.

Nüfus oranının artması, iletişim ve ulaşım araçlarının gelişmesi sonucunda insanların ihtiyaçlarının daha dakik bir şekilde giderilmesi ve toplumun bir bütün olarak daha iyi yönetilebilmesi için mubah dairesi içinde yeni üslupların belirlenmesi ve kurumların tesis edilmesi de kaçınılmazdır. Dolayısı ile İslâm’a davet, İslâm etrafında yapılan tartışmalar, akide ve ibadetler ile sınırlı kalmamalıdır. İşsizlik sorunundan üretim araçlarına, tarımdan enerji kaynaklarına, çevre düzenlemesinden uzay araştırmalarına, medyadan eğitim müfredatına kadar günümüz insanını ilgilendiren ne kadar mesele varsa hepsine dair İslâm’ın çözüm ve hükümlerini somut bir şekilde ortaya koymak gerekir. Bu bağlamda İslâm’ı anlama ve pratik etme noktasında İslâm’ın kendi kavramlarını kendi anlamları ile kullanmaya azmetmek durumundayız. Çağdaş kavramlara gelince, içerdikleri anlama veya özel bir mefhuma sahip olup olmadığına göre almalıyız.

Beşerî ideolojilerin pençesinde kıvranan, umudu yine celladında arayan insanlığa İslâm’ı doğru bir şekilde sunmak tek çaredir ve başka bir yol da yoktur. 


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz