Günümüzde, İslâm
hakkında yapılan tartışmaların önemli bir kısmı, kavramlar üzerinde
gerçekleşmektedir. Bir yandan İslâmî kavramların içi boşaltılarak doğru bir İslâmî
anlayışın oluşmasının önüne geçilmekte, diğer taraftan İslâmî olmadığı ve hatta
İslâm ile çatışır durumda olduğu hâlde birçok kavramı İslâmî gösterme çabası görülmektedir.
Bunlara ek olarak mefhum itibari ile nötr, özel bir anlama sahip olmayan çağdaş
kavramlar ile İslâm’ın izah edilmesine itiraz edilmektedir. Bu kavram kargaşası
Müslümanların, İslâm’ı ve birbirini anlamama sonucunu doğurmakta, aralarına
nifakın girmesine sebebiyet vermektedir.
Kavramların mefhumlarına
bakmadan, uygulama ve yorumlama şekline göre hareket edenler, İslâm’ı koruma
adına bir refleks geliştirerek genellikle İslâm’ı dar bir sahaya hapsederler.
Yine birçok kimse de İslâm’ın kendine has uygulama ve kavramlarından uzaklaşıp,
İslâm’ın kuşatıcılığını göremeyerek, mefhum itibari ile İslâm’a taban tabana
zıt kavramları İslâm’dan gösterme gayretini gösterirler. Birçokları anlama ve
basiret yoksunluğu ile bu hatalara düşerler ancak İslâm karşıtı kişi ve
kurumlar bilinçli bir şekilde bu karmaşaya yol açmaktadırlar.
Birinci grup yani içi
boşaltılan veya anlamı saptırılan İslâmî kavramlar çok olup, bugüne kadar
birçok yazı ve neşriyata konu edilmiştir. Birkaç tanesini örnek vermek
gerekirse; İslâm dininin temel kavramları olan akide, tevhid, İslâm, şirk,
tağut, şeriat, ilah, rab, tevekkül, sabır, cihad, hilâfet ve daha birçok kavramlardır
ki bunların anlamı üzerinde dezenformasyon gerçekleştirilmektedir. Örneğin
akide; aklî bir şekilde algılanmasından ziyade bir şiir kıtası gibi
ezberletilir. Böylece amentüyü ezberlemekle kişinin iman sahibi olacağı iddia
edilir. Tevhid; Allah’ı sadece zatı ile birleme, şirk; Allah’ı ikileme, İslâm;
barış olarak açıklanır. Tağut; şeytan, ilah; yaratıcı, rab; ilah olarak
tanımlanır. Sabır; vakıaya teslimiyet, tevekkül; bilimsel neden-sonuç olarak
değerlendirilir. Cihad; nefisle mücadele veya zorunlu savunma, hilâfet;
otoriteden yoksun ruhani bir kurum, şeriat ise birçok olumsuz ya da gerçek anlamından
uzak bir şekilde kötü gösterilir. Özellikle toplumsal veya yönetim ile ilgili İslâm’ın
tüm kavramlarının ya içi boşaltılır ya da anlamı saptırılır. Köklü Değişim
yayınlarında bunlar ve diğer İslâmî kavramların tamamı izah edilmiş ve zaman
zaman tekrar gündeme getirilmektedir.
Diğer taraftan, İslâmî
olmadığı hâlde hatta mefhum itibariyle İslâm ile taban tabana zıt olan
demokrasi ve cumhuriyet kavramları olmak üzere özgürlük, ulus devlet, self
determinasyon, insan hakları, hümanizm gibi birçok kavram da İslâm’danmış gibi
lanse edilmektedir. Öyle ki sözüm ona çoğu “âlim” ya da “İslâmcı” geçinen
insanlar bu kavramları ballandırarak anlatmaktadırlar. Böylece ümmetin
evlatlarından grup grup insanları İslâm’dan uzaklaştırıp dalâlete
düşürmektedirler.
Üçüncü grup kavramlara
gelince; esasen üzerinde durmak istediğim kavramlar bunlardır.
Şüphesiz İslâm dininin
evrenselliği her zaman ve mekâna hitap eden kaynağından dolayıdır. İslâm’ın
kuşatıcılığı, Kıyamet Günü’ne kadar insanlığın bütün sorunlarına çözüm sunuyor
olması, onun doğru bir şekilde anlaşılması ile mümkündür. İslâm doğru
anlaşılmadığı takdirde meselelere çözüm olmaktan uzaklaşır. Böylece insanlar İslâm’ı
hayat nizamından yoksun, bir takım ibadetlerden müteşekkil bir din olarak
algılamaya başlar. Sonunda İslâm başka fikirler ile sentezlenir ve hayat da başka
nizamlar ile düzenlenir olur.
Bu sorunu aşmak için her
biri kendi vakıasını açığa çıkaracak, anlam itibari ile özel bir mefhumu
barındırmayan, diğer bir tabir ile nötr kavramları kullanmak kaçınılmazdır.
Öyle ki bu kavramların çoğu daha önce zaten kullanılmış ancak unutturulmuş ya
da İslâm ile arası açılmış kavramlardır. Örneğin devlet, siyaset, emir,
meclis, nizam, kanun, seçim, vakıf, raye, ceza hukuku vs.
toplumsal ve yönetim ile ilgili kavramlar zaten İslâm literatüründe mevcut
kavramlardır. Ancak dikkat edildiğinde bu kavramlar özel mefhumlar içermeyen
kavramlardır. Yani devletin, İslâmî olanı olduğu gibi, gayri İslâmî olanı da
vardır. Kanunun, nizamın, seçimin, siyasetin, meclisin İslâmî olanı olduğu gibi
gayri İslâmî olanı da vardır.
Ne hikmettir bilinmez, İslâm’ın
hayatın her alanına hükmetmesi ancak bu kavramların İslâmî karşılıkları ile
mümkün iken, Müslümanların çoğu, bu kavramlar ile İslâm’ı yan yana getirmekten
sakınır. Bunu, İslâm’ı koruma adına yaptığını iddia edenler bu kavramları gidip
küfrün anlamlandırdığı içeriği ve pratiği ile alırlar.
Kapitalist yönetimin
çirkefliği, yöneticilerinin ikiyüzlülüğü ve güdülen siyasetin bozukluğu Müslümanlarca
görülmektedir. İnsanlar bu tabloya bakarak İslâm’a yönetim, devlet başkanlığı,
siyaset, meclis vs. kavramları yakıştırmaz olmuşlardır. Oysa kötü olan devlet,
yönetim, siyaset, meclis vb. kavramlar değil, bunları düzenleyen fikrin,
nizamın kendisi olduğudur. Ayırımı yapılamayan da işte budur.
Ülkemizde de yürürlükte
olan Kapitalist nizamın yönetimi/siyaseti kirli ve fasit olduğu için
Müslümanlar, yıllardan beri İslâm’da siyasetin olmadığını savunup dururlar.
Yukarıda da belirttiğim gibi, burada kirli veya fasit olan “siyaset” kavramının
kendisi değil, kapitalist nizamın siyasetinin fasitliğidir. Oysa siyaset;
insanların işlerinin bir nizama göre yürütülmesi anlamına gelir. Dolayısıyla İslâm’a
göre bir yönetim icra edildiğinde siyaset de temiz olur.
Bir başka tartışma
“ideoloji” kavramı üzerinde yapılmaktadır. İdeoloji kavramı da tek başına özel
bir anlamı olmayıp, nötr bir kavramdır. Fakat yıllardan beri bu kavram, beşerî
ideolojiler olan Kapitalizm ve Komünizm için kullanıldığından, bu kavramın İslâm
için kullanılamayacağı vehmi oluşmuştur. Oysa en basit tanımı ile ideoloji;
temel bir fikir üzerine bina edilmiş bir hayat nizamıdır. Kavram olarak belli
bir hayat nizamını içermiyor. Tıpkı ahlak, şahsiyet, zihniyet gibi kavramların İslâmî
ve gayri İslâmî içerikli olması gibi. Zihniyet denilince aklımıza sadece İslâmî
zihniyet mi geliyor? Hayır. Zihniyetin İslâmî olanı vardır, gayri İslâmî olanı
vardır. Bunun için “ideoloji” kavramı da hem İslâm hem de diğer dünya görüşleri
için kullanılır. Örneğin “seçim” vakıası İslâm’da olduğu gibi diğer nizamlarda
da mevcuttur. Ama “demokrasi” kavramı öyle değildir. Demokrasi, özel bir anlama
sahip olup, halk adına halkın yönetimi anlamına gelir ki bu anlayış ve uygulama
İslâm’a aykırıdır. Benzer şekilde cumhuriyet, özgürlük, insan hakları vb.
kavramlar da mana ve pratik açısından İslâm’a aykırı ve İslâm ile bir arada
bulunamazlar.
Siyaset ve ideoloji
kavramları gibi yaygın bir şekilde itiraza maruz kalmayan, ancak günümüzde İslâm’ı
daha doğru bir şekilde anlamak, bu çağda da hayatın tamamını kuşatacak şekilde
çözümlere sahip olduğunu anlatabilmek için anlam itibari ile daha birçok nötr
kavramı kullanmak durumundayız. Örneğin anayasa, yasa, tüzük, sekreterya,
referandum vb. kavramlar özel bir anlama sahip olmayıp sadece bir vakıayı
belirtirler. Dolayısı ile yönetim, eğitim, iktisat, sağlık ve sosyal hayatın
diğer alanları ile ilgili İslâm’ın unutturulmuş kavram ve uygulama şekillerini
hatırlatmakla birlikte, insanların tasavvurlarını somutlaştırmak için
günümüzdeki nötr anlama sahip kavramları da beraberlerinde kullanabilmeliyiz.
Diğer taraftan, İslâm’ın
esas kaynaklarından, içtihat ile çıkarılmış hükümler, fıkıh kitaplarında yerini
aldığını ve yüzyıllarca insanların hayatlarına bu fıkhın yön verdiğini
biliyoruz. Fakih ve ulema tercihi farklılaşsa da, fıkıh kitapları asırlarca İslâm
Devleti’nin yasaları konumunda olmuştur. Fıkıh kitapları çağlara göre içerik
oluşturmuşlardır. Günümüz insanları için fıkıh kitaplarının bir anayasa ya da
yasalar bütünü olarak sunulması hâlinde, kendisinden nasıl istifade edileceği
hususunda kargaşanın çıkacağı bir gerçektir. Dolayısı ile günümüzde meydana
çıkmış ihtiyaçlar ile birlikte hayatı tanzim eden fıkıh kitaplarını yeni bir
tasnife tabi tutmak gerekir. Dikkat edin, yeni bir fıkıh ya da yeni bir nizam
oluşturmaktan bahsetmiyorum, İslâm’ın var olan fıkhı ve nizamını günümüz
insanlarının daha iyi anlamaları ve istifade etmeleri için bir bütün olarak
yeni bir düzenleme ile çağımız insanlarına sunmanın gerekliğinden bahsediyorum.
Buna göre İslâm Devleti’nde
yürürlüğe koymak için bir anayasa, bu anayasanın altında yasalar, yasaların
altında tüzükler ve her kuruma yönelik daha alt yasal düzenlemelerin
hazırlanması gerekmektedir.
Nüfus oranının artması,
iletişim ve ulaşım araçlarının gelişmesi sonucunda insanların ihtiyaçlarının
daha dakik bir şekilde giderilmesi ve toplumun bir bütün olarak daha iyi
yönetilebilmesi için mubah dairesi içinde yeni üslupların belirlenmesi ve
kurumların tesis edilmesi de kaçınılmazdır. Dolayısı ile İslâm’a davet, İslâm
etrafında yapılan tartışmalar, akide ve ibadetler ile sınırlı kalmamalıdır.
İşsizlik sorunundan üretim araçlarına, tarımdan enerji kaynaklarına, çevre
düzenlemesinden uzay araştırmalarına, medyadan eğitim müfredatına kadar günümüz
insanını ilgilendiren ne kadar mesele varsa hepsine dair İslâm’ın çözüm ve
hükümlerini somut bir şekilde ortaya koymak gerekir. Bu bağlamda İslâm’ı anlama
ve pratik etme noktasında İslâm’ın kendi kavramlarını kendi anlamları ile kullanmaya
azmetmek durumundayız. Çağdaş kavramlara gelince, içerdikleri anlama veya özel
bir mefhuma sahip olup olmadığına göre almalıyız.
Beşerî ideolojilerin
pençesinde kıvranan, umudu yine celladında arayan insanlığa İslâm’ı doğru bir
şekilde sunmak tek çaredir ve başka bir yol da yoktur.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış