RASUL (SAV)’İN DEĞİŞİM METODUNA GELEN TEKLİFLERİN İNCELENMESİ

Hakan Bolat

Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın,  Nebi Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e tatbik, koruma ve yayması için açıkladığı İslâm akidesi,  fert ve toplum olarak hayatta insanın müşküllerinin şer’î hükümler ile çözüme kavuşturabilmesi ve uygulanabilmesi için siyasi bir varlık(devlet) istemektedir. Dolayısıyla ister ictimai olsun ister siyasi olsun isterse iktisadi olsun insan hayatını düzenleyen ve müşküllerini çözen nizamların ve kanunların tamamı, İslâm akidesi ile yani tevhit ile örtüşmelidir.

Bu külli esasımız, İslâm akidesine iman eden Müslümanların yol haritası olmuştur. Yine İslâm dininin, diğer semavi dinler Hristiyanlık, Yahudilik vb. gibi insanlar tarafından değiştirilememesinin tabii formülü haline gelmiştir. 

Kelime-i tevhit Allah Subhanehû ve Teâlâ’ya imanın hayata yansıma metodunu oluşturmaktadır. Bu sebep ile Kelime-i tevhitten amaçlanan kasıt sadece Müslümanların akide olarak bir olması, ona davet vazifesinin korkmadan, çekinmeden taşınması, ona güvenilmesi, onun dışındaki düşüncelerin ret edilmesinden ibaret değildir. Ebetteki bu konular olmazsa olmazımızdır. Fakat bu metodun hayatta hissedilir maddî tezahürlerinin olması gerekmektedir. Lakin mesele daha büyük bir iddiayı üzerinde barındırmaktadır.

Aynı Akabe'deki Medine’li gençlerin, La İlahe İllallah'ı kabul ettiklerini bildirip, Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem'i himayelerine aldıklarını açıklamalarını "dünyaya meydan okumak" olarak izah etmelerinde oluğu gibi, hissedilir maddî bir neticeyi ortaya çıkarmalıyız.

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in yaşadığı topluma şöyle seslendiği ve seslenişinden çok kısa bir süre sonra hissedilir bu maddî vaadin netice vermesinde olduğu gibi;

“Ey Kureyş cemaati! Bana itaat edin ki kıyamete kadar bütün insanlar da sizin ardınızdan yürüsün ve Benimle birlikte La İlahe İllallah deyiniz. Bütün Araplar size boyun eğeceği gibi, Arap olmayanlar da size cizye ödeyecektir. Allah'a yemin ederim, Kisra'nın ve Kayser'in hazinelerini Allah yolunda harcayacaksınız.”

Bu duygu ve fikirlere sahip olan Müslümanların oluşturduğu kitlelerin; bugün dünyayı sömüren, halkları birbirine düşüren, insanoğlunu mutsuzluk, huzursuzluk, fakirlik bataklığına saplayan ABD ve İngiltere’nin egemenliklerini yerle bir edecek, İslâm dininin talep ettiği siyasi varlığı ortaya çıkarmamız gerekmektedir.

Bu sebep ile tevhîdî metodu anlayabilmek için “tek bilme, Allah'ın zatını ve sıfatlarını zihinlerde tasavvur olunan, vehimlerde ve hayallerde tahayyül edilen (düşlenen) her şeyden tecrit etmektir. Bu yönüyle Allah'ın zatı ve sıfatlarıyla bir tek olduğunu bilmek ve inanmaktır” gibi edebî ve gönüllerimizi okşayan rutin bilgilerden zihinlerimizi kurtarıp, aynı duygu ve fikre sahip olan İslâmî kitlelerin, hissedilir neticeye sevk edecek bir idrake ulaşması gerekmektedir.  

Tevhit Müslümanların tek bir güç, tek bir hüküm koyan, tek bir ümmet, tek bir bayrak, tek bir devlet, tek bir ordu, tek bir halife olmasını talep eden bir kavramdır. Yani iman edenlerin yönetimlerinin Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın hükümleri ile mecz edilerek tek bir esas üzerine oluşturulmasıdır.

Ecdadımızın Kelime-i tevhidi, Allah Subhanehû ve Teâlâ’ya imanın hayata yansıma metodu olarak hayatlarına nasıl işledikleri kesinlikle sabittir ki, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem zamanından en son İslâmî Devlet Osmanlı’nın yıkılışına kadar geçen zaman içinde bütün hâkimler, kendilerine arz olunan davaları İslâm kanunları gereğince karara bağlıyorlardı. Bu davaların cezai veya ahvali şahsiye adını verdiğimiz-miras, şahsî, ailevî, hukuka ait olmalarıyla muamelata ait olmaları fark etmezdi. Yargı birdir. Tek bir akideden Kelime-i tevhitten beslenir. O da; şer’î kanunlar gereğince karar vermektir. Bu devrede mahkemelerin, İslâm yurdunda bir kere de olsa İslâm dışı doktrinlerle hüküm verdiği görülmemiştir. Buna en güzel delilimiz, mahkemelere ait özel sicil defterleridir. Bu sicil defterlerini bugün Irak, Mısır, Şam, Kudüs ve İstanbul’da bulabiliriz. Bu durum Batı hadaratının İslâm yurdunun tevhidine etki ettikten sonra hâkimlerin şer’î ve medenî hâkimler diye ayrılışına kadar devam etti.

İşte bu sebeple Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in siyerini, ondan rivayet edilen hadis metinlerini ya da İslâm tarihi okumalarımızı İslâm’ın akide, çözümler ve bunların tatbik, koruma, yayılma esasları açısından değerlendirmemiz gerekmektedir. Bilakis bu metinlerde amaçlanan hedeflerin belirlenmesi, hayatta var etmek için nasıl bir irade ortaya konulması, hareketin nasıl sınırlandırılması, amellerin tevhîdî metot ile idrak edilip belirlenmesi gerektiğine dair tespit ve çıkarımlar yapmalıyız.

Bu anlamda siyasi konjonktürümüzde ilerlemek isteyen Müslümanların kurdukları kitlesel yapılar için Peygamber efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in kitlesel hareket metodunu değiştirmesi için yapılan teklifler karşısında izlediği tevhîdî metodu açıklayan rivayetleri yukarıda izah ettiğim açıdan incelemeye çalışacağım.

Nebevi toplumsal değişim metodundan taviz verilmesi için yapılan tekliflere baktığımızda; bu tekliflerin Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e toplumun farklı statülerinden yapıldığını gözlemleyebiliriz. Bu statüler üzerinden hareket ederek İslâm’ın değişim metodu üzerine yapılan saldırıları daha da iyi anlamlandırabiliriz. Toplumsal ilişkiler aracılığı ile gerçekleşen bu tekliflerin hepsinin maddî yaptırımlarının ve sonuçlarının olduğunu yani muhatabın ve muhatap olunanın hissedilir neticeler elde etmek için yaptıklarını söyleyebiliriz.

Vahyin ilk inzal olduğu toplumsal yaşamdan bugünkü toplumsal yaşama kadar toplumda değişim iddiası ile çalışan kitlesel metoda üç farklı statüden tekliflerin olduğu gözlenmektedir.

a- Toplumun ölçülerini, mefhumlarını, maslahatlarını tatbik eden, yöneten siyasi varlık,

b- Toplumun şekillenmesinde, haberlerin taşınmasında, legal ya da illegal etkiyi oluşturan kamuoyu, 

c- Toplumu değiştirme iddiasında bulunan aynı fikir ve duyguya sahip olan kitle mensupları,

İşte bu makalede, Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın toplumun değişimini sağlamak için sınırlandırdığı nebevî değişim metoduna yapılan teklifleri bu üç sınıfta açıklamaya çalışacağım. 

a- Toplumun ölçülerini, mefhumlarını, maslahatlarını tatbik eden, yöneten siyasi varlıklar.

Peygamber efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e, Mekke’nin siyasi varlığı ilk başta aklın fıtratına uygun teklifler sundu. Yani fayda ve zararı göstererek yaptığı çalışmanın hem kendilerine hem de kendisine zarar vereceğini, aralarında adil ve çekişmeyi sonlandıracak, iki tarafın da itibar ettiği bir aracıyı bularak tekliflerini sundular:

En uygun kişi hiç şüphesiz Ebu Talib idi. O SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in ihtiyaçlarını karşılamış, O’nu büyütmüş ve aralarında minnet duygusu oluşmuş biriydi. Aynı zamanda Ebu Talib toplumun dengelerini bilen ve Mekke’nin yönetim şekline itibar eden birisiydi. Yeğeni Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i yanına çağırarak; “Ey yeğenim! Kavmimizin ileri gelenleri bana geldiler. Onlar, aranızda adilane bir anlaşmanın olup, bu çekişmenin sona ermesini istiyorlar” dedi ve sonra Kureyş’lilerin teklifini kendisine iletti.

Hz. Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in aklın fıtratına uygun gelen ve maslahatları düşünmesini tavsiye eden teklif karşısında aynı minvalde toplumun maslahatlarını kuşatacağına dair bir cevap iletir ve Hz. Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem amcasına şöyle cevap verir:

“Ey amcacığım! Ben onlara öyle bir kelimeyi kabul ettirmeye çalışıyorum ki, bu kelimeyi kabul ettikleri takdirde, onlara sadece Araplar değil, tüm dünya tâbi olur.”

Kureyş yönetimine dünyaya liderlik edebilme potansiyelini sunan. Sadece kendilerinin değil tüm insanoğlunun maslahatlarını düşünebilecek teklif karşında:

“Biz bir kelime değil, bin kelime bile söylemeye razıyız. Ama o kelime nedir?” dediler.

Resulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem;

“O kelime, la ilahe illallah’tır.” diye cevap verdi.

Bu cevabı duyar duymaz, ayetlerde de belirtildiği gibi “Muhammed toplumun alakalarını düzenleyen, hüküm veren kaynağı tek ilah yapıyor, gidin, sizden istenen kendi hüküm veren ve toplumu düzenleyen ilahlarımıza ibadet etmeye devam etmektir” şeklinde söylenerek çıkıp gittiler.

Tabii ki toplumu yöneten siyasi varlığın yöneticileri, tekliflerinin toplumu değiştireceğini iddia eden kitlenin kurucusunda işe yaramadığını gördüklerinde hemen tekliflerinin içeriğini değiştirerek tehdit etmeye başlarlar. Peygamber efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in yapılan teklifi ret etmesi karşısında canı ve sevdikleri ile tehdit edilerek toplumsal bir kural Mekke’de işledi. Toplumu değiştirmek için izlediği metottan vazgeçirmek, metodunda izlediği parametreleri değiştirmek ya da korku mefhumu ile etkilenmesini sağlayarak tehditler ile karşılaştı.

Ebu Talib bu tehditti iliklerine kadar hisseti ve Mekke yönetiminin yeğeninin toplumu değiştirmek için yaptığı çalışman yöntemini değiştirmemesi karşısında olabilecekleri yeğenine anlatmak için yanına gitti: 

“Ey Yeğenim, toplumu yöneten yöneticilerimiz gelip bana Muhammed uzlaşmaya varmak istemiyor. (Kendini ve etrafındakileri helak edecek bir tavır sergiliyor.)   Bana ve kendine acı. Altından kalkamayacağım bir yükün altına beni ve sevdiklerini salma!”

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber efendimiz,  amcasının bu tehdit karşısında vakıadan etkilendiğini,  kendisine verdiği desteği çekeceğini, kendisini Kureyş’lilere teslim edeceğini, artık kendisine yardım edecek gücünün kalmadığını, Mekke yönetiminin amcasını etki altına aldığını fark ederek şu karşılığı verdi:

“Amcacığım, Vallahi bu işten(metodumdan) vazgeçmem için güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler, yine de(tevhîdî metottan) vazgeçmem. Allah bu dini üstün getirene(İslâm’ın siyasi varlığını ortaya çıkarana) veya ben bu uğurda ölene kadar bir an bile izlediğim yoldan geri kalmam.” 

O güne kadar yönetim ve kitleler arasında oluşan bütün pazarlık ilişkilerini değiştirerek, fayda ve zararı esas alarak, ilahi metodundan vazgeçmeyeceğini. Toplumun değişimini Allah’ın talep ettiği şekilde sağlayacağını, metodundan ölüm de olsa dönemeyeceğini topluma açık bir şekilde tebliğ etmiş oldu.

Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e gelen teklifler sadece tehdit içerikli değildi. Toplum içinde tevhîdî metodun etki ettiğini gören Mekke yönetimi Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in tevhîdî metodunu çelişkiye düşürmek, içerisine bâtıl düşüncelerin sızmasını sağlamak için teklifler de yaptı.

Onlar bu söz ve teklifleriyle Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem'e düşmanlıklarının asıl nedenini göstermekteydiler. İslâm’ın küllî esasında yanıltmacalarla, madem derdiniz devlet kurmak o zaman gelin devlet kurmanıza yardım edelim. Eğer bu devlet toplumun alakalarını düzenleyen hükümlerde ortak aklı ya da vakıaya göre şekillenmeyi kabul ederse bu bizim için sorun teşkil etmez. Yani sosyal, siyasi, ekonomik, hukuki konularda yetkilerinin "La İlahe İllallah" çağrısı ile sona erdirilmek istendiğini ve bu şekilde olduğunda bunu kabul edemeyeceklerini bildirmekteydiler.

Egemenlik ve tevhid ile ilişkili gelen teklifler aslında egemenlikten pay isterken hükmetme yetkisi istiyorlardı. İsteklerine göre, hükmün hiç değilse bir kısmı kendilerine ait olmalıydı. Egemenlikten, yani bir şey hakkında, onun doğru-yanlış, iyi-kötü, güzel-çirkin, hak-bâtıl, yasak-serbest, olduğu konusunda karar verme, dolayısıyla bir şeyi yasaklama veya serbest bırakma yetkisinden pay istiyorlardı. Bu isteğin bireysel konuları olduğu kadar, toplumsal konuları da kapsadığı açıktır. Onların bu isteğine Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, "La İlahe İllallah" diyerek Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın egemenliğinde kimseyi ortak kabul etmeyeceğini söylemiş oldu. böylece İslâm davetinin değişim metodunu da açık bir şekilde bildiriyordu.

"Hüküm yalnız Allah'ındır." (Yusuf 40

"O kendi hükmüne kimseyi ortak etmez." (Kehf 26)

Teklif çeşitleri bunlar ile bitmiyor, şeytan, Müslümanları aldatmak için insan fıtratına en cazip teklif, yol ve yöntemleri karşısına çıkartıyor. Bunlardan en önemlisi maddî tekliflerdir. Bugün Müslümanların oluşturduğu kitlesel hareketlerde en çok dikkatimizi çeken unsur da budur. Müslümanlara toplumun kalkınmasının maddî unsurlara dayanması gerektiğini söyleyen Batılı fikirler ve siyasi semboller, onlara iş adamı olduklarında, mevkî ve akademik kariyer gibi maddî unsurları elde ettiklerinde toplumun değişimini kolayca sağlayabilecekleri mugalatası/yanıltmacası aşılayarak tevhîdî metottan saptırdıklarını görebiliyoruz.

İşte bu minvalde Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in değiştim metoduna gelen bir teklifi inceleyelim:

Mekke’nin yöneticileri, birgün Resûli Ekrem’e;

"Sana, içimizde en zengin adam olacak şekilde mal verelim. İstediğin kadınla evlendirelim. Yeter ki sen, ilahlarımızı kötülemekten (metodundan) vazgeç" dediler. Sonra da şöyle konuştular:

"Eğer, bu dediğimizi kabul etmez ve yapmazsan sana yeni bir teklifimiz var. Hem senin için, hem bizim için hayırlı olan bir teklif?"

Resûli Ekrem; "Nedir, o hayırlı teklif?" diye sorduğunda;

Mekke’nin yöneticileri;

"Sen bizim tanrılarımız olan Lât ve Uzza'ya bir yıl tap, biz de senin ilahına bir yıl tapalım" dediler.

Resûli Ekrem’i bu yanıltma ile ilahi metodundan saptırarak ve tavizler verdirerek kendi sistemlerine entegre etmeye çalışıyorlardı. Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in sistem içine girerek dönüşümü sağlayabileceğine inandırıp bunu araç olarak kullanarak ilahi amacına da böylece ulaşabileceğini kabul etmesini bekliyorlardı. Fakat hayatının gayesi hak ve bâtılı bir birinden ayırma olan Resûli Ekrem’in şu iki hususta formüle olduğunu anlayamadılar;

1-Kitlesel çalışmasında amellerin şer’î hükümlere uygun olması gerektiği

2-Yine bu çalışma için amel ettiklerinde Allah’ın rızasını gaye edinmeleri gerektiği

Böylece kitle sadece Allah’ın rızasını kazanma isteği ile ilahi amaca hedeflenmesinin yanında hareketinde de şer’î hükümler ile kayıtlı kalıyordu.

İslâm dini insanın hayatta karşılaştığı bütün sorunlara çözümler sunmak için sizi ve bizleri yaratan Allah Subhanehû ve Teâlâ tarafından gönderilen, insanoğlunun içgüdülerini ve uzvi ihtiyaçlarını doğru bir şekilde tatmin edilmesini göstermek için Arapça bir hitap ile gönderilmiştir. Zihinlerinizi Batı hadaratından kurtarın. Zira o, sizin Rabbinizin hitabını anlamanızı engelleyecek, kalplerinizi Müslümanların sorunları karşısında katılaştıracaktır.  Şüphesiz Yaratıcımız olan Allah bir tek ilahtır. O’nun hükmünde çelişki ve çevreden etkilenme olmaz. O zaman egemenliği sadece eksiklerden münezzeh olan Allah’a iade edelim. Geçmiş hatalarımızı bağışlaması için ondan mağfiret dileyelim. Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın egemenliğine ortak koşan yöneticilerin ve yönetilenlerin vay halile…

Bu anlamda Fussilet Suresini tekrar okumanızı tavsiye ederim.


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz