YENİ DÖNEMDE AKP VE DİĞER MİSYON HAREKETLERİNDEKİ DEĞİŞMELER

Abdulkadir Çimen

ABD'nin normalleşme adı altında Türkiye'yi demokratikleştirme ve kapitalist sisteme uyum sağlamasına yönelik çalışmaları, mevcut sistem içerisindeki partilerin ve kitlelerin yeni dönemde kendilerine göre bir misyon belirlemelerinde ilham kaynağı olmuş durumdadır. Başta AKP olmak üzere mecliste temsil hakkı olan diğer partiler ve bu partilerin yönlendirdiği kitlelerin de bu yeni dönem misyonlarındaki değişmeler kendisini göstermeye başlamıştır. İslâmî yapıların muhafazakarlığa, milliyetçi söylemlerin ulusalcılığa, katı laik tutucuların liberalleşmesine, radikal hareketlerin de ılımlı hale dönüşmesine neden olan bu süreç, önümüzdeki günlerde daha da somut adımların atılması ile belirginleşmeye başlayacaktır.

AKP ve Diğer Partilerin Revizyonu

10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlanmasının ve Erdoğan'ın köşke çıkmasının ardından yeni bir vizyon değişikliğine ihtiyaç duyan AKP, 2. Cumhuriyet sloganları ile 2015 seçimleri hazırlık provalarını da başlatmış durumdadır. Yerel seçimler ve ardından Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de istediği başarıyı kısmi de olsa elde eden AKP için artık yapılması gereken, 2015 seçimlerinde istediği oy potansiyeline ulaşıp mecliste en azından yeni anayasa yapacak çoğunluğu oluşturacak milletvekili sayısına ulaşmak olacaktır. Aslında AKP taşıdığı misyonunu tamamlamada başarılı olamamış ve halen yapması gereken ve masa üzerinde bekleyen birçok başlık bulunmaktadır. Özellikle dış siyasette kronikleşmiş Kıbrıs ve Emeni meseleleri başta olmak üzere sınırlarda sıfır sorun politikasında atılması gereken adımlar noktasında verilen sözler yerine getirilememiş ve süreç içerisinde dış politika vizyonunda sapmalar meydana gelmiştir.

Obama'nın sabırsızlıkla çalışmayı beklediği Erdoğan'ın köşke çıkması ise, kısıtlı bir başarı olarak değerlendirilebilir. Ancak ABD'nin istediği, tüm devlet mekanizmasının kalıcı bir şekilde kendi uydusu altında hareket edebilecek bir yapıya ulaşmasıdır ki, bu da şahıslar üzerinde bir kutuplaşmanın olmadığı ancak sistem ve kurallar üzerine hareket edebilecek bir yapının oluşturulması gereğidir. Yani kim gelirse gelsin yahut nasıl seçilirse seçilsin kontrol mekanizması tamamen ABD'nin elinde olan ve dilediğinde istediği yörüngeden başka bir yörüngeye geçirebileceği bir Türkiye hayal etmektedir. AKP bu misyon gereği iki dönemdir toplumsal alt yapıyı ve gerekli kadroyu oluşturabilmek için elinden gelini yaptığını ancak, derin yapılar veya paralel yapılanmalar gibi meselelerin süreci tıkadığını ve kendi iradesi dışında sürecin uzadığını bahane etmektedir. Bu minvalde AKP, tüm planlamalarını ve siyasi yatırımlarını 2015 seçimleri sonrasına göre dizayn etmek istemektedir.

Erdoğan bu misyon gereği gerek parti içi dengeleri gerekse de iç siyasette muhalefeti de aynı şekilde dizayn ettikten sonra yapılacak bir yeni anayasanın daha işlevli olacağının farkındadır. Bu yüzden AKP içerisindeki mozaik yapılanmadan kurtulacak 3 dönem kuralı ısrarlı bir şekilde Erdoğan tarafından her fırsatta dillendirilerek sıcak tutulmuştur. Böylece AKP bu yeni dönemde, zorunlu bir şekilde tayfaların dümeninde hareket eden sınırlı ve zikzaklı manevra alanından kurtarılarak, yeni jenerasyon leventlerin idaresine teslim edilip bu süreci başarıyla yürütmek istemektedir.

Nitekim Erdoğan'nın halefi olarak Başbakanlığı Ahmet Davutoğlu’na bırakması sadece 3 dönem kuralının işletilmesini değil aynı zamanda AKP'nin yeni süreçte tamamen Erdoğan'ın kontrolünde ve yönlendirmesinde hareket edeceğinin bir göstergesidir. Yeni Anayasa, Kürt Sorunu ve Paralel Yapılanma gibi konularda parti içerisindeki muhalefetin üstü kapalı olarak Erdoğan'ın kararlı bir şekilde hareket etmesine mani olması, Erdoğan'ın belirlediği 2023 vizyonundan giderek uzaklaşmasına neden olmakta ve ABD'nin AKP için belirlediği misyonunu taşımasında bir ayak bağı olarak durmaktadır. Bu minvalde 2015 seçimlerine bu ayak bağlarından kurtularak girmek, AKP'nin parti içerisindeki hareket kabiliyetini artıracak ve dolayısı ile gerçekleştireceği icraatlarına da ivedilik katacaktır.

Ahmet Davutoğlu'nun Başbakanlığı ise Dışişleri Bakanlığı dönemindeki ABD'nin bölgesel maslahatlarını yerine getirme noktasında aktif oluşu ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Marie Harf tarafından, “Türkiye'deki bir sonraki başbakanla çalışmayı sabırsızlıkla beklediklerini”  ifade etmesine neden oldu. Özellikle Davutoğlu'nun son dönemde başta Suriye olmak üzere Irak ve Filistin meselelerinde göstermiş olduğu “stratejik çukur” politikasında yapmış olduğu ataklar, bu yeni dönemde kendisinin halef olmasına etki eden en önemli unsurlardır. Öyle ki AKP iktidarı döneminde Müslüman beldelerinde dökülen kan ve gözyaşı tarihte çok sık yaşanmayan büyük savaşların bile ötesine geçmiştir. Türkiye ise Müslüman ülkelerde işgaller ve zulümler devam ederken nasıl sessiz kalınacağının ve sürecin nasıl manipüle edileceğinin Model ülkesi haline getirilmiştir. Nitekim Ahmet Davutoğlu 10.02.2012 tarihinde Dışişleri Bakanı sıfatı ile Washington'da, George Washington Üniversitesi'ndeki konuşmasında “Biz Türkiye olarak, herkes sessiz dursa, herkes seyirci kalsa bile, bölgemizdeki bir katliama biz seyirci kalmayacağız. Şu anda da bunu yapıyoruz. Yeni bir uluslararası farkındalık yaratmaya çalışıyoruz” demesi ise, bugüne baktığımızda başta Suriye, Irak ve Filistin olmak üzere diğer Müslüman ülkelerde yaşanan kaos ve zulüm ortamı değerlendirildiğinde bu söylemlerin ne tür bir mugalata içerdiğini göstermektedir.

Usta olarak Erdoğan'ın İslâm coğrafyasında yaşanan zulümler karşısında ancak gürlemesi, talebesi olarak Davutoğlu'nun ise timsah gözyaşları dökmesi, halef ve selefin aynı yörüngede devam ederek model ülke misyonunu da gayet başarılı bir şekilde yürüteceklerinin bir göstergesidir. Nitekim ABD'nin görmek istediği ve misyon olarak yüklediği Türkiye'nin yeni görüntüsü gürleyen ama yağmayan, “Roma'daysan, Romalılar gibi davran” sözlerindeki gibidir.

İç siyasette AKP'nin 2023 vizyonu ise, ABD'nin istemiş olduğu normlara ulaşmak için kültürel ve siyasi alt yapının oluşturularak Müslüman Türk halkının Batı kültürü ile entegrasyonunu tam anlamı ile sağlama almak için çalışmak olacaktır. Yeni anayasa meselesi ise bu noktada tekrar gündem edilerek yeni Türkiye'nin inşasının bu anayasadan geçtiği imajı tazelenecektir. Sözde güçlü Türkiye yolundaki engellerden Kürt Sorunu ise zaman içerisinde çatışma zemininden siyasi zemine tamamen kayması için PKK ile direkt müzakereler yapılarak dağdan eve dönüşün cazip hale getirilmesinde somut adımların atılması muhtemeldir.

Yeni cumhuriyet olarak Başkanlık sisteminin uygulanabilirliği ise yine bu dönemde somut olarak bir fiil Erdoğan tarafından icra edilerek topluma vakası hissettirilecektir. Böylece demokrasiye güveni yiten Türkiye halkının “savundukları” fikirlerinin ve görüşlerinin hayata geçmesi için “daha güçlü bir şekilde çalışma ve organize olma gereksinimi izlenimi verilecektir. Nitekim gezi olayları veya paralel yapı gibi farklı organize hareketlerin bile isteklerine ulaşabilmek için birlikte hareket etmeleri zorunluluğu ortaya çıkmıştır.

Meclisteki temsil hakkı bulunan diğer muhalefet partilerinin ise son kez ayrı kadrolar ve farklı bayraklar altında 2015 seçimlerine gireceği gerçeği ortaya çıkmaktadır. AKP'nin 2023 vizyonunu belirlemesinin arkasından gerek CHP gerekse de MHP yeni dönemde kendi misyonlarını ayakta tutabilmek için aynı kültürü benimsemelerinden dolayı yeni vizyonlarını belirlemek için çalışmalarını sürdürmektedirler. Özellikle CHP’de Deniz Baykal'ın istifasından sonra gündeme gelen yeni vizyon misyonu ise, hükümet olamasa da hükümetin çalışmalarına yön verebilecek bir kadro oluşturarak kendi menfaatlerini ayakta tutabilmektir. Yani bir nevi İngiltere'nin dünya liderliği vasfını ABD’ye kaptırdıktan sonra, onun karşısında olmaktansa yanında durarak gücünü muhafaza edebilmesi gibidir.

CHP, Türkiye'nin AKP eli ile tam olarak ABD yörüngesine oturmasından sonra, kendi tabanını muhafaza edebilmek ve İngiliz kültürünün Türkiye misyonunu devam ettirebilmesi için önemli bir kitle partisi durumundadır. Ancak CHP'nin katı laik kültürü gereğinden fazla içselleştirmesi günümüz Türkiye koşullarında kendisini sadece muhalefet liderliğine taşıyabilmiştir. İngiltere ise;  Türkiye üzerindeki hareket kabiliyetini artırabilmek için CHP içerisindeki katı laik kültürün eritilmesi ve söylemlerin daha geniş kitlelere ulaşabilmesi noktasında yeni CHP vizyonunu taşıyacak ekipleri yönetime getirmeyi başarabilmiştir. Ancak CHP'nin tek başına vizyon değişikliğine gitmesi hükümet olma noktasında yeterli olamayacağından yine aynı kültürle hareket eden MHP'nin de yenilenmesi ve değişmesi gerekmektedir. Ancak MHP'nin hedef kitlesinin CHP’ye oranla daha sınırlı olması MHP'nin CHP içerisinde hareket edecek bir misyonu üstlenmesine neden olmuştur. Nitekim bu misyon ilk meyvesini yerel seçimlerinde bazı bölgelerde ortak aday göstererek birleşme yönünde vermiştir. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ise çatının üzerinde bina olacağı sütunlar tamamen belirlenerek yeni dönem MHP ve CHP'nin Türkiye’de üsleneceği misyonları barizleşmiştir.

Her ne kadar bu iki parti Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde büyük bir hezimete uğrasa da ileriye dönük muhtemel bir başkanlık sistemine geçişte önemli fonksiyonları icra edebilmek için tabanları açısından radikal sayılabilecek bu adımı atmayı başarabilmişlerdir. CHP ve MHP tabanlarından Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunun da, parti yönetimlerine başarısızlık eleştirileri gelmiş olmasına rağmen, her iki parti yönetiminin de sonuç değerlendirmelerinde büyük bir başarı yakalandığı iddiası manidardır. Burada ise başarının bakış açısına göre değiştiği görülmektedir. Vizyon yenilemekte kararlı olan parti yönetimleri, birbirine zıt gibi görünen parti tabanlarının aslında ortak hedefte birleşebileceklerini göstermeleri açısından bir başarı, her şeye rağmen seçimlerin kazanılamamasının muhasebesini yapan parti içi muhalefet açısından ise bu bir başarısızlık olarak değerlendirilmiştir. 

CHP'nin bu yeni vizyon değişikliğini bir eksen kayması ve başarısızlık olarak değerlendiren parti içi muhalefetten önce harekete geçen yeni kadro ise, daha büyük bir kırılmanın önüne geçip bu başarıyı tescillemek için sahte bir olağanüstü kongre organize edip, 5-6 Eylül’de yeniden kan tazeleyerek 2015 seçimleri için parti tabanından da tam destek aldıklarının muhtemelen imasını vereceklerdir. Böylece AKP’den sonra muhalefet partileri de yeni dönemdeki parti vizyonlarını belirlemiş ve çalışmalarını bu misyonlar üzerine yoğunlaştırmış durumdadırlar.

Bu yeni dönem Türkiye’sinde bizin için önemli ve belirleyici olan unsur ise, kendilerini sahih İslâmî hareketler olarak adlandıran ve gerek eski Cumhuriyet’in baskı ve yıldırmalarından, gerekse de yeni Cumhuriyet'in onlar için sunmuş oldukları saptırıcı ve yanıltıcı hain planlarının karşısında bugüne kadar sergiledikleri ve bugünden sonra takınacakları tavırlar olacaktır. İslâm nizamının tatbiki ve Müslümanların vahdeti için tek belirleyici unsur olan İslâmî Hilâfet'in 1924'te yıkılmasından bugünlere kadar geçen dönemde; özelde Türkiye, genelde ise diğer Müslüman beldelerde, İslâm'ın fikrî liderliğinin tekrar hayata dönmesinin önüne set çekebilmek için çalışan tüm Batı ve onların yerli işbirlikçilerinin, özel ilgi alanlarındaki bu parti ve kitlelerin belirleyecekleri üslup ve takınacakları tavır yapılan bu hamlelerin başarıya ulaşıp ulaşmaması noktasında en etken faktör olacaktır.

Öyle ki; başta ABD olmak üzere diğer Batı ittifakları, Türkiye siyaseti üzerinde etkili oldukları her dönemde, eğitimden yönetime kadar olan her alanda, kendi metotlarına göre farklı üsluplar geliştirerek toplumun belirli bir kesimini kontrol altında tutmayı ve onların kendi istekleri ve gösterdikleri dışında hiçbir şeye meyledemeyecek akıl tutulmasını, itinalı ve sinsi bir şekilde kontrol edegelmişlerdir. Asıl mesele kontrol edemedikleri ve İslâm'ın nuru ile bakan Müslümanların ferasetidir. Bu feraset ise; geçmişte İslâm'ın fikrî liderliğini tüm dünyaya taşıyan Hulefâ-i Râşidîn’den Mutasımlara, Fatihlerden Yavuzlara ve hatta aslan yürekli Abdulhamidlere kadar uzanan şanlı bir tarihin yazılmasına neden olan bir anlayış içermektedir. İşte bu yüzden bugün bu ferasetin yeniden İslâm'ın fikrî ve siyasi liderliğini taşıyabilecek olması endişesi, tüm gözleri bu misyona sahip olan Müslüman kitle ve partilerin üzerine çekmektedir.

Muhtemelen bu yeni dönemde her türlü yıldırmalara sabredebilecek bu tür kitlelerin sisteme entegrasyonu sağlanabilmek için yeni üsluplar kullanılacaktır. Ilık havaların değişimi, sert ve rüzgarlı havaların ise tekrar gelmesi belirli bir misyon tanımlaması yapılamayan bu kitleler için hiç de uzak değildir. Ancak iyi idrak edilmesi ve üzerinde düşünülmesi gereken nokta ise; hiç şüphesiz Allah Azze ve Celle'nin hak yolda çalışanların işiten kulağı ve gören gözü olmasıdır.

Dolayısı ile İslâm ideolojisini hayata hakim kılmaya çalışan her partinin bu siyasi tahlilleri iyi bir şekilde, değerlendirmesi ve hangi hava ve şartlar üzerinde vuku bulursa bulsun, gaye ve amacından sapmadan daha istekli ve verimli bir şekilde çalışması gerekmektedir. Çünkü İslâm Ümmeti’nin bu gün ihtiyaç duyduğu izzet ve şerefi tekrar kazandırabilecek olan enerji ve kabiliyet bu kitlelerin bünyesinde bulunmaktadır.

“De ki, çalışın! Çalışmanızı Allah da Rasulü de müminler de göreceklerdir.  Sonra da görüleni ve görülmeyeni bilen Allah'a döndürüleceksiniz de O size yapmakta olduklarınızı haber verecektir.” (Tevbe 105) 


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz