EKMELED-DİN’E ALET EDİLİYOR

Murat Albasan

Nedense bu ülkede Cumhurbaşkanlığı seçimleri hep sancılı ve sıkıntılı geçmiştir. Son Cumhurbaşkanlığı seçimlerini hatırlayacak olursak Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı seçilmesi hiç de kolay olmamıştır. Eğer ülkenin son 10-15 yıldır el değiştirdiğini düşünecek olursak, bunun çok doğal olduğunu söyleyebiliriz. Zira statükocu yapı yukarıda geçen zaman zarfında Cumhuriyet tarihi boyunca katışıksız sahip olduğu kurumların birer birer elinden çıkmasından oldukça rahatsız ve bunun engellenmesi için elinden gelen her şeyi yaptı ve yapıyor. Lakin bunu pek de başaramadı ve bugün hemen her kurum elinden çıkmış durumda ve bir zamanlar üzerinde vesayet kurduğu yapıların üzerinde artık başka bir vesayet söz konusu. İşte bu kurumların hiç şüphesiz en önemlilerinden birisi Cumhurbaşkanlığı makamıdır. Bu kuruma her ne kadar sembolik olarak bakılsa da öyle olmadığını hakkında yapılan mücadeleler gösteriyor. Burada söz konusu olan devletin en tepesidir. Doğru mudur bilinmez ama Lozan antlaşmasının bilinmeyen veya gizli diyebileceğimiz maddeleri olduğundan bahsediliyor. Eğer şayet böyle bir şey söz konusu ise o vakit Cumhurbaşkanlığı ile alâkalı madde veyahut maddelerin olduğu kesin gibi. Ancak bununla ilgili bir veri bulamadığımdan dolayı bunun bir varsayım olduğunu düşünmek zorundayım. Belki de ileride bununla ilgili dokümanlar ortaya çıkar ve gelinen noktada sıkıntının mahiyeti netlik kazanır. Ancak bugün dünyanın süper gücü olan ABD'nin Türkiye üzerinde AKP vasıtasıyla kurduğu vesayet ortadayken nasıl oluyor da Cumhurbaşkanlığı seçimleri hâlâ sıkıntı arz ediyor doğrusu bu çok düşündürücü.

Şimdilerde CHP ve MHP'nin ortak çatı adayı olarak gösterilen Ekmeleddin İhsanoğlu da size düşündürücü gelebilir. İhsanoğlu'nun kim olduğunu hangi uluslararası kuruluşlarda hizmet verdiğini, babasının kimin arkadaşı olduğunu, hakkında ileri geri yapılan tüm yorumları bir kenara bırakacak olursak eğer, ortada elde kalan net bir resim var ki o da İhsanoğlu'nun İslâm'cı (!) kimliğidir. Zira herkes onu son adıyla İslâm İşbirliği Teşkilatı'nın Genel Sekreteri olarak hatırlamakta. Bu göreviyle hatırlamayanlar başka da hatırlayamazlar zaten. Zira Türkiye gündemine başka bir vasıfla veya görevle girdiğini söylemek çok zordur.

Baştan hatırlatalım ki bu makale Ekmeleddin İhsanoğlu'nun Erdoğan karşısında rakip olup olamayacağı hakkında değildir. Hâl böyle olunca tekrar bir hatırlatalım ve kaldığımız yerden devam edelim.

Kabul edelim veya etmeyelim AKP aracılığıyla Türkiye'nin siyasi ve toplumsal dokusu ciddi manada değişiklik arz etti. Tabiri caizse geçmişin rayları sökülüp atıldı ve yerine yeni raylar döşendi. Yani Türkiye artık dış siyasetinde tamamıyla ABD'ye bağlı bir çizgi takip ediyor ve bunlar adeta kırmızı çizgiler mahiyetindedir. Yani gelinen süreçte gündemi belirleyen ve yöneten ABD demokrasisidir. Laik Kemalist demokrasisi değil. Şayet arasında bir fark mı var diye soracak olursanız tek kelimeyle el-cevap: Hayır. Lakin gelmek istediğim yer şurasıdır. Fazla geriye gitmeye gerek yok. Bununla ilgili daha önceki yazılarımıza bakabilirsiniz... CHP'nin son 30 Mart yerel seçimlerini hatırlayın. Kılıçdaroğlu ayet ve hadisler aktarıyor ve görüp tanımayan der ki "emri bil maruf ve nehyi anil münker" yapıyor. İşte gelinen süreçte adı geçen iki demokrasinin arasındaki fark budur. Güçlü ABD demokrasisi yılların kemikleşmiş adeta fosilleşmiş CHP'sini "yeni" CHP'ye dönüştürebiliyor. Çünkü ABD demokrasisi daima öteden beri Türkiye'de gücü eline geçirebilmek için halkın dokusuna uygun sözde ve görünümünde İslâmî olan şahıslarla topluma inip İngiliz vesayetini kırmaya çalışmıştır. En sonunda da yarım asırlık bir çabadan sonra AKP ile muradına ermiştir.

İşte yıllardır dönüşüyormuş veya nasıl desek evrim geçirdiğini ispat etmeye çalışan sözde Yeni CHP -denize düşen yılana sarılır misali- laik Kemalist yapısıyla topluma hiç bir şekilde inemeyeceğini anladıktan ve siyasi hiç bir kurumda gücü kalmadıktan sonra Cumhurbaşkanlığı seçimini kendince böyle lehine çevirmeye çalışıyor. Yani bir nevî kerhen dine alet oluyor ve adayı İhsanoğlu'nu da dine alet ediyor. Halbuki yıllardır AKP ve Erdoğan'ı siyaseti dine alet etmekle suçlayan CHP'nin ta kendisidir. Ama gelinen süreçte İslâm kisvesi kullanılmaksızın her hangi bir başarı elde edilemeyeceğini artık CHP'de anladı.

İşte Ekmeleddin İhsanoğlu'nun da adaylığını buradan okumak lazım diye düşünüyorum. Zira kendisi bu anlamda CHP ve MHP için biçilmiş kaftandır. İhsanoğlu'nun yıllarca adında İslâm kelimesinin geçtiği bir kuruluşta çalışmış olması ve dahası sadeliği ve o anlamda her hangi bir menfi olayla ismi duyulmamış olması kendisini aday haline getiriyor. İhsanoğlu'nun dünya görüşü ve fikirsel yapısını en iyi "Yeni Yüzyılda İslâm Dünyası" adlı eserinden öğrenebiliriz. Eserinden bazı alıntılar bize kendisi hakkında ışık tutacaktır.

Ekmeleddin İhsanoğlu:

-İslâm dünyasının geleceği büyük ölçüde, iyi yönetişim (good governance) prensiplerinin belirlenmesine ve ilerletilmesine ve hayat tarzı olarak demokratik çoğulculuğa dayalı bir yönetimin kurulmasına bağlı(dır).

-Demokrasinin önüne çıkabilecek engeller cesaretimizi kırmamalı çünkü biliyoruz ki dünyada demokrasiye giden yolların hiçbiri güllerle bezenmemişti. Tersine bunlar fedakârlıklarla, sabır ve kararlılıkla aşılabildi. Çoğulcu demokrasi uygulamasıyla İslâm'daki yönetişimin temelleri arasında esaslı bir karşıtlık bulunmuyor.

-... siyaset teorisyenlerinin ve uygulayıcılarının bir yanda devamlı hareket halinde bulunan siyasi değişkenlerle diğer yanda değişmez olan din prensipleri arasında ustaca bir dengeyi kurması gerekiyor. Siyasi konuların dünyevi ve değişken olduğu, dinin ise mutlak semavi değerlere dayandığı gözden uzak tutulmamalı.

-İslâm dünyasının geleceğini belirleyecek olan sosyo-ekonomik kalkınma beraberinde modernleşmeyi ve onunla birlikte itidali yani ılımlı ölçülülüğü de getirecektir. Dinin sosyal hayatta yerini alması ve siyasetle ilişkisinin birbirine karışmama esasına bağlanmasıyla kurulacak bir denge İslâm dünyasında ve onun dışındaki her yerde barışı ve düzeni sağlamaya katkıda bulunabilir.

-Demokrasi geleneğine sahip ülkelerin güllerle bezeli yollardan geçip gelmediği hatırlanırsa bir demokrasinin tesisi ancak iki temel prensibin uygulamasıyla mümkün olabilir: Bunlardan birincisi toplum meselelerinin ele alınışında iyi yönetişim, şeffaflık ve güven tesisi. İkincisi de özenle oluşturulacak insan hakları akideleri içinde siyasi hürriyetlerin kapsanması. Kilit önemdeki bu iki prensip yerine konmazsa Müslüman toplumların siyasete aktif kesimleri için tek çıkar yol hedeflerini dinin çerçevesinde aramak olacaktır. Bu senaryonun gerçekleşmesi halinde işler daha da karışabilir. Bugünden daha zor hale gelebilir.

-Müslüman toplumların günümüz dünyasında kararlılıkla ileri gidebilmeleri için siyaset alanı ile din alanı arasındaki ilişkiyi bunları birbirine karıştırmayacak şekilde tanımlamaları gerekir. Bu ilişki karşılıklı olarak yetkilerin ayrılığına dayanmalı, ayrıca çoğulculuğa yer verilmeli ve bunu benimsemeli ve aynı zamanda siyasi gücün elden ele geçimi de demokratik usullere elvermeli. Din alanının siyaset üzerindeki ve siyasetin din üzerindeki kontrolü kaldırılmalı. Bu ikisini birbirinden ayıran çizgi net ve açık olarak çizilmeli.

Yukarıda bahsi geçen kitabından yapılan alıntılar aslında her şeyi net bir şekilde ortaya koyuyor. Laiklik, Demokrasi, ılımlı İslâm ve İslâm ile yönetime karşı olma adına her şey benimsenmiş durumda. Yani adaylığı konusunda fikirsel olarak bir değişikliğe uğramaz ise o vakit “Yeni Türkiye” formatına uymuyor değil aslında. 

Ancak burada dikkat çekici bir unsur var ki o da İslâm. Öncelikle İslâm kisvesini kullananın öteden beri ABD olduğunu söylersek çok da hatalı bir söz olmaz. Özellikle Menderes ile başlayan ABD siyaseti devamında Özal ve netice itibariyle AKP ile süregeldi. İngiliz siyasi kültürüyle yoğrulmuş bazı başka partilerde siyasette İslâm kisvesi altında aktif rol almışlardır ancak o anlamda başarı elde edememişlerdir.

Ancak bir hakikat var ki o da yarım asırdır çeşitli vesilelerle İslâm sürekli öyle veya böyle kullanılmış ve Müslüman Türkiye halkı bu vesilelerle kandırılmıştır. Tabii ki ölümü görmüş olan bir Türkiye halkı her haliyle sıtmaya razı gelecektir ve bu her zaman da böyle olmuştur. Buna en büyük etkenlerden bir tanesi ise alternatifsizlik belasıdır. İşte bu alternatifsizlik değil midir ki koyunun olmadığı yerde keçiyi Abdurrahman kılan.

Şimdi buradan yola devam edecek olursak eğer, bazı tezatlar ortaya çıkıyor ki bunların görülüp anlaşılması gerekir. Her fırsatta İslâm'ın ve onun şanlı tarihinden bahsedilip övgüler yağdırılıyor. Müslüman kimliğimizin öneminden dem vuruluyor ama nedense iş yönetime gelince Laiklik, Demokrasi ve Cumhuriyetten zerre miktarı taviz verilmiyor. Bununla da kalmayıp hem sayılan “değerlerden” vazgeçilmiyor hem de düne kadar kerhen ve zorla bir nevî kabul edilen bu “değerlerden” vazgeçilmesini engelleyenler İslâm kisvesi altında hareket ettiğini söyleyenlerdir. Ayrıca aynı kişiler tarafından topluma adeta benimsetiliyor. Muhafazakar demokratlar tezatı bunun en belirgin örneğidir. Bir zamanlar bu değerlere saldıranlar şimdi adeta bu “değerlerin” teminatı haline geldiler ve geniş kitleleri de beraberlerinde sürüklediler. Bu süreç ise ABD siyaseti yani ılımlı İslâm çizgisiyle hayat ve başarı kazanmıştır. Gelinen nokta ise bunların artık bir hayat tarzı olarak algılanması olmuştur. Yukarıda değindiğimiz ABD tarafından döşenmiş raylar işte bu doğrultuda seyir etmektedir. Hâl böyle olunca CHP, “Yeni CHP” olmuş ve kullanılmayan ve reddedilen İslâmî değerlerden dem vurulur olmuştur. Zira daha önce de belirttiğimiz üzere CHP de artık İslâm kılıfı kullanılmaksızın bir başarı elde edemeyeceğini anlamıştır. Nitekim Ekmeleddin İhsanoğlu'nun çatı adayı olarak seçilmesinin anlamı bu minvalde netlik kazanmıştır umarım. CHP'yi üslup noktasında değişikliğe iten saikler tamamıyla yukarıda geçen sebeplere bağlıdır. Yoksa CHP altı okundan vazgeçmiş değildir ve yakaladığı ilk fırsatta bunları eskide olduğu gibi hayata geçirebilme hayaliyle yaşamaktadır. Ancak gelinen süreç bunu neredeyse imkânsız kılıyor.

Sonuç olarak bunlardan çıkarılması gereken ders, başımızdaki yöneticilerin hiç bir zaman İslâm'ın tekrar hayat bulmasını istemedikleridir ve inandıkları değerlerin devamında hayat bulması için her fırsatta İslâm’ı kullanacak olmalarıdır.

Doğruların yanlışlardan ayırt edilebildiği günün bir an önce gelmesi temennisiyle....

 


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz