Köklü Değişim Dergisi
olarak 28 Recep 1435 Hilâfet’in kaldırılışının yıldönümünü hüzün ve yeniden
ümit ile geçirdiğimiz bu günlerde, Hilâfet’in ikamesini gerçekleştirmek için
ömrünü İslâm davasına adamış Hizb-ut Tahrir’in kurucusu Şeyh Takıyyuddin
En-Nebhâni’yi ve İslâmi Parti Hizb-ut Tahrir’in kuruluş sürecini yeniden
hatırlamak ve sizlere hatırlatmak istedik. Bu sebeple İstanbul Temsilcisi
Mahmut Kar hocamızın Dr. Muhammed Malkawi ile karşılıklı sohbet şeklinde
gerçekleştirdiği bu röportajı okuyucularımızla paylaşıyoruz.
Esselamu Aleykum ve
Rahmetullah…
Ve Aleykum Selam ve
Rahmetullah ve Berakâtuh…
M. KAR: Şeyh Takıyyuddin En-Nebhâni’nin Hizb-ut Tahrir’i
kurma sürecini öncesi ve sonrası ile bizlere anlatabilir misiniz?
M. MALKAWİ: Takıyyuddin En-Nebhâni yazdığı birçok kitapta
da belirttiği gibi İslâm Ümmeti’nin yaşadığı şiddeti gerçekten çok yüksek olan
iki deprem/sarsıntıdan bahseder. İslâm Ümmeti iki büyük deprem yaşamıştır der.
Ben de Şeyh’in bu sözü ile başlamak istiyorum. Bu iki büyük depremden ikincisini
bizatihi kendisi de yaşamıştır. Bu sarsıntılar şunlardır:
1- İngilizlerin yardımı
ve Mustafa Kemal’in eli ile İslâm Ümmeti’nin otoritesi olan Hilâfet’in kaldırması.
2- İlk kıblemiz olan
Mescid-i Aksa toprakları Filistin’in Yahudi varlığı tarafından işgal edilmesi.
Bu iki büyük depremin
ilki yaşandığında, Hilâfet’in kaldırılmasından sonra Müslüman âlimlerden ve
Müslümanların liderleri olan kanaat önderlerinden ciddi denebilecek herhangi
bir tepki oluşmamış. Sadece Hint bölgesinden Muhammed Alican’ın Hilâfet
konusunda bu dönemde bazı çalışmaları olmuş. Ayrıca Mısır’da Ezher merkezli
toplanan bazı âlimlerin oluşturduğu konferans ve kongrelerde Hilâfet yeterli
denmeyecek düzeyde konuşulmuş.
Filistin’in işgali
sonrası ise maalesef İslâm Ümmeti ve âlimler gereken tepkiyi göstermemişler. Birinci
sarsıntı sonrasından daha da kötü bir sessizlik oluşmuş. Sadece 1949 yılında
âlimler Kudüs’te işgal sonrası ne yapılabilir sorusuna cevap aramışlar ve buna
yönelik bir toplantı gerçekleştirmişlerdi. Şeyh Nebhâni’de bu toplantıda
bulunmuştu. Bu toplantıda konuşan cemaat ve âlimler sadece Filistin konusunu
konuşuyor ve ortaya köklü, kuşatıcı çözümler yerine genel çözümler
koyuyorlarmış. Bu toplantılar sonrası Şeyh Nebhâni “Risaletül Arap” isimli
kitabını yazıyor. Bu eserde zannedildiği gibi milliyetçilik, kavmiyetçilik gibi
vurgular bulunmuyor. Aksine bu eserde Arapların projelerinin olmadığını,
çözümün köklü ve kapsamlı bir kalkınma ile olması gerektiğini yazıyor. Yine
ırkçılık, vatancılık, milliyetçilik, demokrasi, sosyalizm gibi fikirlerin
tehlikesini ve bunların çözüm olmadığını yazıyor.
M. KAR: Bu “Risaletül Arap” isimli kitapta Şeyh Nebhâni
Hilâfet’ten bahsediyor mu?
M. MALKAWİ: Hayır bu kitapta Hilâfet konusu geçmiyor.
Sadece Arapların kalkınması için vatancı ve milliyetçi fikirler ile değil köklü
ideolojik bir fikir ile kalkınmanın gerçekleşebileceğini söylüyor.
Takıyyuddin En-Nebhâni
1949’da yapılan bu toplantıda âlimlerin gerçekleştirdiği sunumlardaki çözüm
yolları olan Arap milliyetçiliği, vatancılık, Filistin meselesi, sosyalizm gibi
çözümleri eleştirmiş ve cevaplar vererek çürütmüş.
Bu tartışmalardan sonra
Şeyh Nebhâni bugün İslâm Nizamı ismi ile bildiğimiz kitabın “İman Yolu” ve “Fikrî
Liderlik” konularını kaleme alıyor. “İman Yolu” konusunda insanoğlunun nasıl bir
fikir ile kalkınacağına, “Fikri Liderlik” konusunda ise İslâm ideolojisinin
reddettiği bâtıl fikirlerin bozukluğunu anlatıyor. İlk halakalarda bu konuları
işlemeye başlıyor. Kendisi ile bizatihi görüşme fırsatı bulabildiğim Şeyh Ebu
Hasan Aryan (Şeyh Nebhâni’nin Hizb-ut Tahrir kurulduğu yıllardaki ilk öğrencilerinden)
İslâm Nizamı kitabının ilk baskısında bu konuların olduğunu söyledi.
1949 ve sonrasında
Şeyhin zihninde İslâm Ümmeti’nin sahih kalkınmasının İslâm İdeolojisi ile
olacağı düşüncesi netleşiyor. Bundan sonra Şeyh Nebhâni bütün vaaz, hutbe ve
derslerde İslâm’ın fikir ve metottan oluştuğunu ve bunun uygulanması
gerekliliğini ayrıca İslâm ideolojisinin reddettiği bâtıl fikirlerin
çürüklüğünü anlatıyor. Zaten Hizb-ut Tahrir’in resmen kurulduğu 1953 yılına
kadarki bu dönemde Şeyh Hizb-ut Tahrir’i zihninde kurmuştu. Sadece ilanı 1953
yılında yapılmış oldu.
M. KAR: Filistin topraklarının Yahudi varlığı tarafından
işgal edildiği, Arap sosyalizmi ve Arap milliyetçiliğinin de revaçta olduğu bu
dönemde Şeyh’in bu düşüncelerine ve davet çalışmalarına Müslümanlardan ve diğer
kitlelerden tepki nasıl olmuş?
M. MALKAWİ: Şeyh Nebhâni’nin bu davet çalışmaları herkes
tarafından görülüyor ve teveccühler her geçen gün artıyormuş. Dolayısıyla
herkes Şeyh’in ortaya koyduğu fikirlerden etkileniyor. Nebhâni’nin sohbetlerine
farklı cemaat ve cemiyetten gençler katılıyor ve Nebhâni’den övgü ile bahsediyorlarmış.
Öyle ki, farklı hareketler Nebhâni’yi kendi okul ve sohbet meclislerine davete
edip konuşma yapmasını istiyorlarmış. Çünkü özellikle genç Müslümanlar Şeyh
Nebhâni’yi talep ediyorlarmış. Yine ben Şeyh Ebu Hasan Aryan’dan dinlediklerimi
sizlerle paylaşacağım.
Ebu Hasan Aryan o
dönemler yani 1950’li yıllarda 18-20 yaşlarında bir öğrenciymiş. Ürdün’ün İhvan
Şeyhi, Şeyh Nebhâni’yi programlarına davet ediyor. Ebu Hasan, program öncesi
İhvan sorumlusunun sohbete katılacak olanlara “Size çok hikmetli bir âlim,
mütefekkir bir davetçiyi konuşma yapması için getirdiklerini, O’nun iyi
dinlenilmesi gerektiğini ancak peşinden gidilmemesi gerektiğini” söylediğini
beyan ediyor. Program sonrasında Şeyh Ebu Aryan “Biz bu âlimden daha fazla
istifade etmek istiyoruz” deyince Şeyh Nebhâni O’nun (Ebu Aryan) elinden tutup
Davud Hamdan ile tanıştırıyor.
Ebu Hasan Aryan anlatıyor:
“Şeyh benim elimden tuttu ve Davud Hamdan’ın evine götürdü. Ev tıka basa genç
dolu. Farklı farklı kesimlerden, İhvanlı, cihadî, sûfi her kesimden genç bu
sohbetlere katılıyordu. Şeyh Nebhâni o zamanlar İslâm Nizamı notlarını akşamdan
sabah namazına kadar halakalarda anlatıyor.
Bu halakalarda gerçek dava adamları yetişiyor. Bunlardan biriside Şeyh
Abdülaziz el-Bedrî idi. Abdülaziz
el-Bedrî Ezher’de Şeyh Nebhâni ile birlikte okumuş. Şeyh Nebhâni’nin 1951
yılında İslâm’da devlet yönetimi ile ilgili anlattıklarını dinleyen Şeyh
Abdülaziz el-Bedrî “Bunları nereden buluyorsun. Bunlar Ezher’de okuduğumuz
bilgiler değil” diyordu. Şeyh Nebhâni söyledikleri bilgiler ile ilgili
delilleri tefsir, hadis kitaplarından sanki ezberlemiş gibi, cilt ve sayfa
numaraları vererek delillendirince ve her defasında Şeyh Bedrî bu delilleri
görünce “Artık anlat hepsi kitaplarda var” dedi. Şeyh Abdülaziz el-Bedrî sadece
bir hafta Şeyh Nebhâni’den dersler alıyor ve Irak’a davet çalışması için
gidiyordu. Yıllarca davet çalışması yapan Şeyh Bedrî bölgede cesurluğu ile
tanınan bir âlim idi. Öyle ki, yöneticileri dahi muhasebe ediyordu. En son hac
ibadeti sonrası Irak’a döndüğünce cezaevinde işkence ile inşaAllah şehit
edildi.
M. KAR: İhvan-ı Müslimin hareketinden bahsetmişken şunu
sormak isterim. Şeyh Nebhâni’nin Hizb-ut Tahrir’i kurmadan önce İhvan’da olduğu
ve çalıştığına ilişkin bazı iddia veya bilgiler var. Bu doğru mudur? Doğru
değilse bize asıl kaynaklardan bu olayın aslını anlatır mısınız?
M. MALKAWİ: Şeyh Nebhâni hakkındaki
bu iddia Ortadoğu’daki ülkelerde de dile getiriliyor. Bu iddianın aslının
olmadığını şu önemli tespit ile yapabiliriz aslında: Ne Hizb-ut Tahrir
kaynaklarında ne de İhvan-ı Müslimin kaynaklarında böyle bir şeyin olduğuna
yönelik bilgi geçmiyor. Aslında bu, ortaya atılan iddianın doğru olmadığını
gösteren yeterli bir delildir. Ancak ben sizlere bu konu ile ilgili yaptığım üç
görüşmeden bahsedeceğim.
1: Şeyh Nebhâni’nin
vefatından önceki 6 yılın tamamını birlikte geçiren Yasin Şerab el Velid ile görüştüm
ve kendisine Nebhâni’nin İhvan ile çalışıp çalışmadığını sordum. El Velid şöyle
cevap verdi: Ben de Şeyh Nebhâni’ye bu soruyu sorduğumda Şeyh Nebhâni bana
“Böyle bir fikir taşıyan kişinin İhvan’dan ayrılması mümkün mü?” dedi.
2: Şeyh Nebhâni’yi
yakinen tanıyan öğrencisi Ebu Hasan
Aryan’a da aynı soruyu sordum. Bana biraz öncede bahsettiğim Şeyh
Nebhâni ile tanışmasının nasıl olduğunu anlattı ve İhvan yöneticilerinin Şeyh
Nebhâni’nin düşüncelerine hiç katılmadıklarını söyledi. Ebu Hasan Aryan daha
önce İhvan ile çalışıyorken sonradan Hizb-ut Tahrir ile çalışmaya başlıyor ve
şöyle diyor: Şeyh Nebhâni’nin Hizb-ut Tahrir’i kurmadan önce bile zihninde
olanlar ile İhvan hareketinin zihnindekiler arasında dağlar kadar fark varken
nasıl Nebhâni için İhvan’dan ayrıldı denilebilir.
3: Kendisi ile
görüştüğüm kişi Abdülaziz Hayyat… Şeyh Nebhâni ile öğrencilik yıllarından
tanışan Ürdün’de tanınmış bir âlim.
Önceleri İhvan ile
birlikte çalışan Abdülaziz Hayyat bana şunları anlattı: Beni Şeyh Nebhâni
Hizb-ut Tahrir ile çalışmaya ikna etti. Ben önceden İhvan ile çalışıyordum.
Nebhâni’nin İhvan ile birlikte çalıştığı doğru değildir. Ben İhvan ile çalıştım
ama Nebhâni asla çalışmadı. Nebhâni kendi görüşleri istikametinde çok kararlı
bir kişiliğe sahipti. Mesela ben Abdunnasır’ın ABD ajanı olduğu konusunun
kamuoyu yapılmaması taraftarıydım. Çünkü bu halktan tepki alıyordu. Nebhâni ise
benim gibi düşünmüyor aksine Abdunnasır’ın ABD ajanı olduğu konusunda beyan ve
açıklamalar yapmamızı istiyordu. Kendisi de bu yönde bildiriler yazıyordu. İşte
benim Hizb-ut Tahrir’den kopuş sebebim Nebhâni ile bu görüş ayrılığımızın
oluşturduğu sorunlardı. Bir gün Cuma hutbesindeyken cemaatten bir kişi ayağı
kalktı ve Abdunnasır hakkındaki partimim ve benim görüşümü sordu. Ben de Abdunnasır’ın
camide namaz kıldığını gördüğümüzü, Rasulullah’ın ise “Bir kimsenin namaz
kıldığına şahit olursanız onun imanından şüphe etmeyin” buyurduklarını
söyleyerek cevap verdim. Bu cevabımdan dolayı Şeyh Nebhâni bana idari ceza
verdi ve Hizb-ut Tahrir’den ihraç etti. Çünkü o benim cevabımın sorulan soruya
verilmiş cevap olmadığını söylüyordu, Abdunnasır’ın ABD ajanı olduğunu söylemem
gerektiğini düşünüyordu. Şeyh Nebhâni böyle biriydi, ama o İhvan ile çalışmadı.
M. KAR: Bu konuda bir de Seyyid Kutub’a isnat edilen bir
mesele var. Güya Seyyid Kutub Şeyh Nebhâni’yi İhvan’dan ayrıldıktan sonra geri
İhvan’a gelmesi için ikna etmeye çalışıyor ve kendisi ile görüşüyor. Bu doğru
mu?
M. MALKAWİ: Seyyid Kutub’un düşünce yapısını inceleyen, onun
kitaplarını az çok karıştırmış olan bir kimse böyle bir iddiada bulunamaz. Zira
Seyyid Kutub Şeyh Nebhâni’nin, düşüncesinin ve çalışmasının doğru olmadığına
kanaat getirmesi lazım ki ancak o zaman doğru olduğuna inandığı söylenilen
İhvan düşünce ve çalışmasına davet etsin. Ama Seyyid Kutub’un çalışmalarına ve
eserlerine baktığımızda onun böyle bir şey yapacak biri olmadığını görmüş
oluruz.
Ayrıca bir de yine
Seyyid Kutub’a isnat edilen ama yine doğru olmayan bir şey daha var. Güya Seyyid
Kutub Hizb-ut Tahrir ve mensupları için şöyle bir söz kullanmış: “Bırakın onlar
bizim başladığımız noktaya gelecekler” Bu sözün Seyyid Kutub’a ait olduğuna
dair hiçbir delil ve kaynak gösterilemez. Tanıdığımız kadarı ile Seyyid Kutub
böyle bir kişi değil.
M. KAR: Şeyh Nebhâni’nin ilmî ve fikrî derinliği nasıldı? Bu
konuda size bir şeyler bahseden kimse ile karşılaştınız mı?
M. MALKAWİ: Şeyh Nebhâni’nin fikrî
ve ilmî derinliği yazdığı eserlerde çok net görülüyor. Onun Tefekkür kitabı ve
3 ciltlik İslâm Şahsiyeti eseri fikrî ve ilmî derinliğini gösteren eserlerinden
birkaçıdır. Yine de bu konuda size kendileri ile görüştüğüm Şerab Yasin el
Velid ve Ebu Hasan Aryan’ın Şeyh Nebhâni’nin ilmî ve fikrî çalışmaları
hakkındaki söylediklerini aktarayım.
Şerab Yasin el Velid
aktarıyor: “Ben son altı yılında Şeyh Nebhâni ile tüm zaman beraberdim. O çalışmalarını
yürütürken ben ona hem arkadaş olurdum, hem de yaşlılığı sebebi ile
hizmetlerinde bulunurdum. Şeyh Nebhâni bir işe başlamadan önce o işi zihninde
tasarlar ve zihninde bitirmiş olurdu. Sonra o işi icra ederdi. Mesela bir kitap
veya kısa risaleler, siyasi beyanlar yazacaksa onu zihninde tasarlar bitirirdi
ve sonra sadece yazma işi kalırdı. Ayrıca başladığı bir işi bitirmeden başka
hiç bir iş ile ilgilenmezdi. Ben kendisine yemek sofrası kurardım, kahve
getirirdim, birkaç saat sonra yanına geldiğimde yemekler dokunulmamış, kahve
soğumuş halde duruyor olurdu. Şahsiye 3. cildi el yazısı ile çok kısa bir
sürede bitirdikten sonra Ürdün istihbaratının kaldığımız yer ile ilgili bilgi
almış olabileceğini haber aldık ve evi terk etmek zorunda kaldık. Alelacele evi
terk edince Şeyh, “Kitabı unutmayın” demiş olmasına rağmen vardığımız yeni
yerde birde baktık ki kitap yok. Tek bir nüsha vardı onu da kaybetmiştik.
Aradık ama bir türlü bulamadık. Ya yolda düşürmüştük ya da başka bir şey
olmuştu. Şeyh Nebhâni “Mühim değil yeniden yazarız” dedi ve 3 günde bu kitabı
tekrar el yazısı ile yazdı. Bu 3 gün içinde Şeyh Nebhâni belki 1 saat uyku
uyudu uyumadı.
M. KAR: Şeyh Nebhâni’nin birkaç kez nusret girişiminde
bulunduğu doğru mudur?
M. MALKAWİ: Evet birkaç kez nusret
girişimi olmuş. Ancak bunlardan en bariz olanı Irak’ta 1960 başlarında yapılan
girişimdir. Irak’ta 1960 başlarında Şeyh Abdulkadim Zellum subay önderler ile
görüşüyor. Onlar Hizb-ut Tahrir’in fikirlerini kabul ediyorlar ancak Halife kim
olacak diye soruyorlar. Nebhâni’nin Halifeliği konusunda ikna olmuyorlar. Daha
sonra Şeyh Nebhâni Irak’a gidiyor ve görüşmeler sonrasında Şeyh’in Halife
olmasına sıcak bakılıyor. Bu görüşmelerden sonra Irak’ta Abdusselam Arif’e
darbe yapılıyor. Hatta bu konuda Irak’taki darbeyi Hizb-ut Tahrir’in yaptığına
yönelik haberler bile yapılıyor. Ancak
gerçekleşen bu darbe tüm şartları değiştirdiği için Şeyh Nebhâni’nin bu nusret
girişimi neticelenmiyor.
M. KAR: Hizb-ut Tahrir ve Şeyh Nebhâni hakkında yazılmış
bazı kitaplarda Hizb-ut Tahrir ve Nebhâni hakkında bazı iddialar var. Bu
kitaplar ve yazarları hakkında neler söylersiniz?
M. MALKAWİ: Batı ve Ortadoğu’daki devletler Hizb-ut
Tahrir’in fikrî ve siyasi başarısı ile mücadele edemeyince ona iftira atmak ve
hakkında şüpheler oluşturmak için girişimlerde bulunuyorlar. İşte Hizb hakkında
yazılmış kitaplar da bu düşünce ile yazılmış, hatta yazdırılmıştır diyebiliriz.
Çünkü bu tür kitaplar ülke istihbarat birimleri tarafından ya teklif ve ikna
yolu ile ya da baskı yolu ile yazdırılıyor.
Bu kitapların ilki Sadık
Emin müstear ismi ile yazılmış olan “Davet-ül İslâmiye, Ferizatun Şeriye ve
Zarurat-ul Beşeriye” isimli kitaptır. Bu kitabı bizatihi yazan kişi ile daha
sonraki yıllarda Amerika’da görüşen Ömer Davud isimli bir genç bana şunu
aktardı: Ben Amerika Chicago’da bir mescitte Cuma namazı kılıyordum. Cuma
Namazını Sadık Emin müstear ismini kullanan zat kıldırdı. Ben namaz bitince
cemaate kalkmamasını söyledim ve bu zatın dizinin dibine oturdum, ellerimi
dizlerine koydum ve şöyle dedim. “Allah için söyle, sen biraz önce Efendimiz
Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in hutbesinde bize konuştun.” Cebimden
kitabı çıkararak “senin bu kitapla ilişkin nedir?” diye sordum. “Senin
bu kitabın yazılmasında katkın var mı?” diye sordum. O “evet benim bu
kitabın yazılmasında katkım oldu. Ancak Ürdün İstihbaratının baskısı altında
kaldım” dedi.
Bu kitaplardan ikincisi
ise Süha Taci Faruki’nin yazmış olduğu Hizb-ut Tahrir ve Hilâfet isimli kitaptır.
Bu kitabın yazılış serüveni ise şöyle: Londra’da 1995’te Hizb-ut Tahrir’in
gerçekleştirdiği Hilâfet Konferansı tüm dünyada özellikle Avrupa’da büyük etki
oluşturunca Hilâfet düşüncesine karşı fikrî yöntemlerle tez hazırlığı
çalışmasına başlanıldı. Bunu özellikle Ürdün ve İngiliz istihbaratı ortaklaşa planladılar.
Bunu bir teklif olarak kendisine Suha Faruki’ye sundular. Süha Taci Faruki
doktora tezi olarak hazırladığı bu kitabı bitirince hemen baskı yapılmıyor.
Süha Faruki 2 yıl Ürdün Kralı Hüseyin’in danışmanlığını yapıyor, daha sonra bu
kitap basılıyor.
Kitabın içeriğine
baktığımızda iki ana fikir verilmeye çalışılıyor.
1: Hizb-ut Tahrir’in
gizemli, şüpheli bir parti olduğu izlenimi verilmeye çalışılıyor.
2: Hizb’in İslâmî fikrî
ve siyasi bir çalışma yaptığı bu kitapta açıkça dillendiriliyor. Ancak Hilâfet’in
mümkün değil, hayal olduğu vurgulanıyor. Ayrıca Hizb’in fikrî çalışmasından
sonra silaha (teröre) mutlaka başvurması gerekeceği, bunun kaçınılmaz olduğunu
söylüyor Süha Faruki…
M. KAR: Son olarak Amerika’da bulunmuş olmanız sebebi ile de
soruyorum; Amerika Hizb-ut Tahrir’e nasıl bakıyor ve nasıl değerlendiriyor?
M. MALKAWİ: Amerika Hizb-ut Tahrir ve Hilâfet konusunu
özellikle 2000’li yılların başına kadar takip edip gözlemliyordu. Ancak
Afganistan ve Irak işgali sonrasında İslâm dünyasındaki uyanış ve ABD’ye karşı
oluşan tepki sonrası Hizb-ut Tahrir’in de bu konudaki yoğun çalışmaları ABD’nin
tehdit öncelik sırasında değişikliğe gitmesini oluşturdu. Özellikle Suriye ayaklanmasından sonra Hizb’in
ve Hilâfet’in kendisi açısından tehlikesini daha fazla hissetti ve bu konuda
çalışmalar başlattı. Dünya çapında bugün birçok sorun var. Avrupa, Amerika
çatışması, Pakistan-Hindistan çatışması ve Ortadoğu’nun demokratikleştirilmesi
konuları ABD ve uluslararası güçlerin masasında… Ne zaman ki Amerika için Hilâfet
birinci düşman olarak görülür o zaman zafer artık çok yakındır diyebiliriz.
M. KAR: Çok teşekkür ediyoruz. Allah razı olsun.
M. MALKAWİ: Ben de teşekkür ederim Allah sizlerden de razı
olsun.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış