EMPERYALİST KÂFİRLERİN KISKACINDAKİ MÜSLÜMANLAR

Aydın Usalp

Savaş, insanoğlu tarafından sevilen veya istenilen bir şey değildir. Buna rağmen insanlık tarihi savaşlarla doludur. Bir çelişki gibi görünen bu durum nasıl izah edilebilir? Sorunun cevabını, hayatın öznesi konumunda olan insan ve aralarındaki daimi ilişkileri belirleyen ortak fikir, duygu ve nizamların olduğu insanların oluşturduğu toplum gerçeğinde aramak gerekir.

Hür iradeye sahip insanoğlunun önünde her zaman için birden fazla veya en azından iki seçenek bulunmaktadır. İki insanın arasında müspet anlamda bir ilişkinin meydana gelmesi için ilişkiye konu olan husus üzerinde hemfikir olmaları gerekmektedir. Bir anlaşmazlık durumunda ilişkinin çatışmaya dönüşmemesi için ortak bir nizama sahip olmaları gerekir ki anlaşmazlık giderilebilsin. Böylece haksız olanın zulmetmesi engellenebilsin ve haklı olan da hakkına kavuşabilsin. Benzer şekilde müspet ilişkiler veya anlaşmazlıklar, toplumlar ve devletlerarasında da meydana gelmektedir.

İnsan, Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın, Kitabında belirttiği gibi halifelik misyonunu yüklensin diye yaratıldı. Ancak kendisine yüklenilen, yeryüzünün imarı ve ıslah görevini gerçekleştirmediği zaman doğal olarak kan döken, bozgunculuk yapan ve nankörlük eden, aşağıların aşağısı seviyesine inen bir mahlûkata dönüşür. Bunun akabinde, yaratılış gayesine aykırı bir yol tutan insan veya gayri İslâmî anlayış ile oluşan devlet, saldırganlaşır ve zulmeder. Savaşların arkasında yatan temel sebep, temiz fıtratını yitirmiş fitne ve ifsat anlayışına sahip insanların oluşmasıdır.

Her ne kadar istenmese de devletlerarasında vukuu bulan savaşların da bir hukuku vardır veya olmalıdır. Bu hukuk kapsamında meydana gelen ölümler, savaş mefhumu kapsamında normal karşılanabilir. Ancak, emperyalist devletler için bir savaş hukukundan bahsetmek mümkün değildir. Kaldı ki aralarında bir denkliğin olmadığı, bir tarafın devlet diğer tarafın bireyler olduğu mücadeleye savaş demek mümkün müdür? Böylesi bir çatışmada hunharca katledilen insanların normal karşılanması, görmezlikten gelinmesi hangi vicdana sığar? Yapılan zulümler hangi insani norm kapsamında değerlendirilebilir? Bunun makul bir izahatı olamaz.

İçinde yaşadığımız bu zaman diliminde, İslâm coğrafyasında Müslümanlara yapılan zulümlerin haddi hesabı olmamakla birlikte, eş zamanlı olarak birçok beldede yaşanan zulümlerin -belki de tanıklık etmediğimiz için- tarihte bir benzerinin yaşanmadığını düşünüyorum. Evet, Müslümanlar tarihte zaman zaman savaşlarda mağlup olmuş, çeşitli istilalara maruz kalmışlardır. Özellikle Moğol ve Haçlı saldırılarının sonucunda tarifi imkânsız katliamların meydana geldiğini biliyoruz. Buna rağmen Müslümanlar tekrar İslâm sancağı etrafında toparlanabilmiş ve “Seçkin Ümmet” olma misyonunu sürdürebilmişlerdir.

Son bir asırda yani Müslümanların kendi devletlerinden, koruyucu kalkanları olan Hilâfet’ten yoksun olarak geçirdikleri bu zaman diliminde, maruz kaldıkları katliamlar, tarihte yapılanları aratmıyor. Hiçbir İslâm beldesi yoktur ki orada yaşayan Müslümanlar ya bizzat emperyalist kâfirler ya da kâfirlerin piyonları olan yöneticiler tarafından bin bir türlü zulümlere ve katliamlara uğramasınlar. 

Şu anda İslâm coğrafyasına baktığımızda, fiili olarak Afganistan,  Irak, Somali, ABD ve işbirlikçilerinin işgali altındadır.  Çeçenistan, Rusya’nın işgali altındadır. Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesi Ermenilerin işgali altındadır. Doğu Türkistan, Çin’in işgali altındadır. Keşmir, Hindistan’ın işgali altındadır. Filistin, Yahudilerin işgali altındadır. Sancak, Bosna, Kosova ve Makedonya, Sırbistan’ın işgali altındadır. Patani, Tayland’ın işgali altındadır. Mali Fransa işgali altındadır.

Bilfiil emperyalistlerin işgali altında olmayıp ama siyaseten emperyalistlerin güdümünde olan devletlerin ve bu devletlerdeki çetelerin zulüm ve katliamlarına maruz kalan beldeler daha fazladır. Hatta zulüm boyutları farklı olmakla birlikte istisnasız bütün İslâm beldelerinde Müslümanlar mevcut iktidarların zulmü altında inlemektedir. Başta Suriye, Mısır, Libya, Pakistan, Bangladeş, Arakan olmak üzere halkı Müslüman olan bütün Asya ve Afrika ülkeleri, Özbekistan, Tataristan başta olmak üzere bütün orta Asya ülkeleri Müslümanlara vahşice işkenceler çektirmektedirler. Bütün bu beldelerdeki yaşayan Müslümanlara yapılan zulümleri yazıya almak kütüphaneler dolusu kitaplara sığmaz. Ancak hatırlatma babında bulunmak için bazılarını belirtmeye çalışacağım.

Suriye: Zalim Baas ve Nusayri rejimi, Suriye halkını on yıllarca adeta demir yumrukla yönetti. Dünyayı Müslümanlara âdeta zindana çevirdiler. Ortadoğu’daki ayaklanmaların ardından kıyama kalkan Suriye halkına karşı oğul Esed ve onlara yardım eden hain işbirlikçilerin tam üç yıldır yaptıkları katliamlar, işledikleri cürümler arşı inletmektedir. Her gün onlarca masum Müslüman kanı hunharca akıtılmaktadır.  Ölenlerin, kayıpların, sakat bırakılanların sayıları milyonlara ulaşmıştır. 

Afganistan: Önce İngilizlerin ardından yıllarca Sovyet Rusya’nın işgaline maruz kaldı. İçindeki etnik yapıların farklı olması işgalcilerin işini kolaylaştırdı. Yoksul ve gariban bir şekilde hayatını sürdüren Afgan halkı, sömürgeci mantığın etkisiyle iyice yoksullaştı. Sovyet Rusya’nın işgalinden sonra bu sefer ABD oraya saldırdı. İşgalcilerin saldırıları ve oralardaki politikaları sonucu yüz binlerce insan öldürüldü, binlerce insan tecavüze uğradı. Ülke sefalete terk edildi.  Tüm bu olanlardan sonra halen orada ABD askeri başta olmak üzere pek çok ülkenin askerleri bulunuyor. Her gün insansız hava araçları masum Müslümanları katletmeye devam ediyor.

Irak: Emperyalistlerin başlarına diktiği diktatör Saddam’ın zulmü ile hayatlarını tüketen Müslümanlar, 2003’ten itibaren ABD tarafından işgal edildi. ‘Demokrasi’ yani çatışma, bomba, kan, ölüm, zulüm ve gözyaşı getiren ABD, kendisi resmen çekilse de geride bıraktığı İslâm düşmanı piyonların gün aşırı akıttığı kan dinmek bilmedi. Kürt, Türkmen, Arap ayrımına ilaveten Şii-Sünni ayrımını da körükleyen Batı, öldürülen 2 milyon insanın damla damla kanlarının, bir damla petrolden daha ucuz olduğunu ispatladı. Ana cadde ve yollar, pazar yerleri, kuyruklar… masum Müslümanların kan ve can pazarına dönmeye devam ediyor.

Çeçenistan: Müslüman Kafkasya halkı Şeyh Şamil’den bu yana Komünist Ruslara karşı mücadele etmekten vazgeçmedi. Rusya dağıldıktan sonra diğer toplumlar gibi devletini ilan eden Çeçenistan çok geçmeden Ruslar tarafında işgal edildi. Taş üstünde taş bırakmayan Rusların atadıkları yöneticiler de Şeyh Şamil’in torunlarına gün yüzü göstermediler. Çatışma, savaş, suikast ve her türlü normal yaşam şartlarından mahrum bırakılmaya devam ediliyor.

Filistin: 1948 yılında terörist “İsrail  varlığı” İslâm ümmetinin kalbinde bir hançer gibi kuruldu. Akabinde başlatılan ve suni olarak Arapların mağlubiyeti ile neticelenen Arap-İsrail Savaşları sonucunda İslâm toprağı olan Filistin’de İsrail’in varlığı pekiştirildi. Böylece BM Filistin’deki toprakların bir kısmını Yahudilere bir kısmını Filistinlilere bırakmış olsa da buna asla riayet etmeyen Yahudiler, Müslümanları katletti, yerlerinden sürerek Filistin topraklarını karış karış istila etti. Filistin’deki gariban halk, bir yandan Siyonist politikaları olan işgalci İsrail ile çatışırken bir yandan da iç çatışmalara maruz kaldı. El Fetih ile Hamas arasında yıllarca devam eden iç çatışmada binlerce Filistinli hayatını kaybetti. 1967’deki Altı Gün Savaşı’nda İsrail, Kudüs’ü Müslümanlardan aldı. Müslümanların sıkıştığı Batı Şeria ve Gazze’yi de kontrol ederek abluka altında tutmaktadır. 

Mısır: Önce İngilizlerin sömürgesine, sonra da ABD'nin egemenliği altında kaldı. Firavunların zulmüne başkaldıran Mısırlı Müslümanların devrimlerini emperyalistlerce çalındı. Güya demokratik bir sistem inşa edip Müslümanlara hediye ettiler. Ancak kendi elleri ile yaptıkları putları yemeye alışkın olan küfür, darbe ile Müslümanlara kan kusturan yeni firavunu Müslümanların başına atadılar. Yaşanan bu süreçte katletmeler, tutuklamalar ve zulümler hız kemeden devam ediyor.

Pakistan: 1947'de İngiltere sömürgesindeki Hindistan'dan, yaşanan kanlı bir mücadele sonrası ayrılarak 14 Ağustos 1947'de kurulmuştur. Daha sonra İngilizler tarafından tekrar ikiye bölündü ve doğu kısmı Bangladeş olarak isimlendirildi. Nüfus bakımından dünyadaki en kalabalık ülkelerden biri olan Pakistan, yıllarca İngilizlerin sömürüsü altında fakir bırakılmış, ardından ABD'nin Afganistan'a müdahale etmesi ile beraber benzer katliamlar insansız hava araçları ile gerçekleştirilmiştir. Yine yöneticileri emperyalistlerin piyonları olup Müslümanlara olmadık eziyetler yapmaya devam etmektedir.

Doğu Türkistan: Çin’in işgali altında bulunan Müslüman Uygur Türklerin maruz kaldıkları işkencelerin bir benzeri insanlık tarihinde duyulmamıştır. Baskıcı Çin yönetimi, sokaklarda insanların cep telefonlarını alıp,  dini sohbet, tefsir, hatim gibi sesli doküman olup olmadığını kontrol edip, açıktan ibadet etmeyi ve başörtülü olmayı yasaklamaktadır. Sokak ortasında Müslümanları vahşice işkencelerle katletmeye devam etmektedir.

Arakan: Bangladeş-Burma (Yeni adıyla Myanmar) sınırında kuzey-güney doğrultusunda uzanan ve 8. yüzyılda Arap tüccarlar vasıtasıyla İslâm ile tanışan Arakan, 1784 yılında İngilizlerin Burma işgaliyle birlikte, süregelen baskı, tehdit, göç ve zulüm ile tanıştı. Budistlerin Müslüman Rohingyalılara yönelik yaptıkları zulüm, 2012’de yeri göğü inletti. Bir Budist’in, bir Müslüman’ın evini yakmasıyla alev alıp bütün Arakan’a yayılan olaylarda bugüne kadar on binlerce Müslüman vahşi hayvanların yapamadıkları bir şekilde katledildi. Faşist cunta yönetiminin sürekli kışkırttığı Budistler, Rohingyalı Müslümanların evlerini, camilerini ve kendilerini yaktı. Myanmar’ın askerî cunta yönetimi Müslüman Rohingyalıların evlenmelerini, seyahat etmelerini dahi yasaklıyor. Arakan’da askerî yönetimin zulüm çetelesi uzun bir listeyi dolduruyor.

Somali: Yıllarca İtalya’nın işgali altında inleyen Somali daha sonra İngiltere’nin işgaline uğradı.  Ancak 1960 yılında kuzey ve güneyi kapsayan bağımsız Somali Cumhuriyeti kuruldu. Somali hiç rahat yüzü görmedi. Sürekli devam eden iç çatışmalar 1991 yılında Somali İç Savaşı’na neden oldu. Bir önceki yıl başlayıp, 2012 yılında da insanlığın vicdanını yaralayan en dramatik gelişmelerden biri Somali’de yaşandı. Süregelen kıtlık ve çatışma felaketleri devam ederek binlerce insanın hayatına mal oldu. Milyonlarca insan su ve yiyecek bulmak için yollara düştü.

Mali: Asırlık, acımasız Fransız işgali altında tek bir çeşme bile yapılmayan ve açlık ile kuraklığın kavurucu etkisi altında kıvranan Batı Afrika ülkesi Mali’de, eksik olan da sağlandı. Çatışma, iç karışıklık ve ardı ardına gelen iki askerî darbe... Açlık, kıtlık ve yokluğun kararttığı kara bahtlı insanlar, Senagal, Nijer ve Burkina Faso’da mülteci kamplarında yaşamaya başladı. Önce BM Güvenlik Konseyi, Mali'de yaşanan iç karışıklıkları gidermek ve istikrarı temin etmek bahanesiyle ülkeye asker gönderme kararı aldı. Sonra ise Fransa'nın Mali’ye müdahale etmesi ile Müslüman kanı akmaya devam etmektedir.

Bangladeş: Laik Şeyh Hasina Hükümeti, başta Cemaat-i İslâmi Partisi üyeleri olmak üzere bütün Müslüman gruplara karşı tiranları aratmayan bir zulüm ile muamele etmeye devam etmektedir.

Sudan: Batılı ülkelerin uzun yıllara dayanan çalışmaları sonucu ikiye bölünen Sudan, hem Güneyindeki ayrılıkçı hükümetin, hem de kendisinden 1800 km uzaklıktaki İsrail’in bombalamalarına maruz kalmaktadır. Ancak dünyadan tek bir ses bile çıkmıyor. İngiliz Eski Başbakanı Tony Blair’in danışmanlığını yaptığı Hıristiyan Güney Sudan Hükümeti, Kuzeye saldırmaya devam etti. En son saldırısında 2 bine yakın Müslüman hayatını kaybetti.

Libya: Arap Baharı denilen değişimlerinin en kanlı çatışma, isyan ve zulümlerine sahne olan Libya’da, Kaddafi’nin devrilmesinin ardından bir merkezi yönetim oluşturuldu, ancak Kabilelerin çatışması dinmek bilmedi. Fransa ve NATO saldırıları ile harabeye dönen ülkede çatışmalar azalsa da kan durmuş değil.

Özbekistan’ın zalim diktatörü olan Kerimov yirmi yıldır, Müslümanlara yaptığı zulüm ve katliamlarda Rusları aratmadı.

Geçen haftalarda Tataristan'da başlayan Müslüman avı acılarımıza acı katmaya devam ediyor.

Bu günlerde Orta Afrika devletinin Müslümanlara karşı sosyal medyaya yansıyan işkence ile katletme görüntülerine insanın tahammül etmesi mümkün değil. Yetmiş binden fazla Müslüman hava alanlarına sığınmış durumda.

Daha buraya alamadığım o kadar çok yer var ki sadece iki cümle ile açıklamak bile sayfalar dolusu yazı tutmaktadır. Keşmir, Patani, Bosna, Kosova, Türkiye, Tunus, Eritre, Cezayir, Moritanya, Yemen, Filipinler ve bütün İslâm beldeleri emperyalist kâfir devletlerin ve onların atadıkları cellâtların zulümleri altında inlemektedir. Batı, çaldığı Müslümanların malları ile refah içinde bir hayat sürdürürken, Müslümanlara reva gördükleri ise açlık, sefalet, ölüm ve çatışma içinde sürdürülen hayattır. 

İşgale, soykırıma, tecavüze uğrayan, katledilen, esir edilen, malları talan edilen Müslümanlar olurken ve bunları yapan kâfir Yahudi ve Hıristiyan batı devletleri iken, Müslümanlar barbar ve terörist ilan edilmektedir. Demokrasi, özgürlükler ve insan hakları adı altında Müslümanlara yaptıkları vahşi katliamları birçok Müslüman’ın görmemesi ne kadar acı?

Taş ütünde taş bırakmayan, gövde üzerine baş bırakmayan, ekinleri ve nesilleri ifsat eden bu insan dışı mahlûklar medeni, Müslümanlar terörist mi?

Nerede bir çatışma, savaş, katliam, göç, açlık, sefalet ve çeşit çeşit zulüm varsa orası Müslüman coğrafyası. Akan kan Müslüman ve masumların kanı, yanan can, Müslüman canı. Kara toprağın bağrına düşen çocuk, genç ve her yaştan Müslüman’ın bedeni olmaktadır.

Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın tüm Müslümanlar için kurtuluş olacak, akan kanı durduracak Hilâfet için bir nusret göndermesine ne kadar da muhtacız. Sen nusretini esirgeme ya Rabbi! Amin…


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz