Bangladeş, Abdülkadir Molla’nın şehit edilmesi ve sonrasında yaşanan
eylemler ile gündeme gelmişti. Molla’nın idam edilmesinden sonra eylem yapan
Müslüman halkın üzerine kurşunlar yağmış ve yüzlerce kişi öldürülmüştü. Hasina
hükümetine karşı 18 muhalif parti ve grup genel grev kararı almış ve 2014 Ocak
başında yapılacak seçimlerde de ülke çapında eylemler devam edeceğe benziyor.
Bangladeş Yaklaşık 164 milyonluk devasa nüfusuyla dünyanın en kalabalık
yedinci, dünyanın en fazla Müslüman nüfusuna sahip ikinci ülkesidir. Bangladeş
1757’ye kadar yaklaşık altı yüz elli yıl Müslümanların hâkimiyetinde yaşamış
ancak 1947’de siyasi bir hamle ile Doğu Pakistan eyaleti olarak Pakistan’a
bağlanmıştır.
Pakistan ile Hindistan savaşa girdiklerinde de Hindistan büyük oranda
Bangladeş’i işgal etmiş, 1971’de Mucib-ur-Rahman Hindistan’ın da yardımıyla
Bangladeş devleti kurulmuştu. 4 yıl kadar iktidarda kaldıktan sonra bir
ihtilalle devrildi ve ailesiyle beraber öldürüldü. Darbeler öyle kötü bir
alışkanlık oldu ki doksanlı yıllara kadar ülkenin yönetimi defalarca darbe ile
el değiştirdi. Halen on bir idari bölgesi, birer askeri yetkili tarafından
yönetilmektedir.
Halkın % 86,5’i Müslüman’dır. Dünyanın en fakir ülkelerinden biridir.
Kişi başı gelirin 1-2 dolar olduğu bir ülkedir. Okuma-yazma oranı en düşük
ülkelerden biridir. Halkın % 33,1’i okuma-yazma bilmektedir.
42 yıl önce nüfus ve arazi
bakımından Müslümanların en büyük ülkesi olan Pakistan iki ayrı ülkeye bölündü.
Pakistan’ın bölünerek Bangladeş’in kurulması, Müslümanların zayıf devletçikler
halinde parçalanması sömürgeci kâfir devletlerin planlı politikalarının bir
parçasıydı. Biz bunu Endonezya’nın doğu Timur bölgesinde Hıristiyan devletinin
kurulması, Sudan’ın ikiye bölünmesi, Irak’ın üçe parçalanması, Filistin ve
Keşmir’in topraklarının küffara teslim edilmesinde olduğu gibi Pakistan’ın
doğusunda da Bangladeş devletinin kurulmasında tekrar tekrar gördük.
Müslümanları siyasi, ekonomik ve askeri olarak zayıflatmanın ve
sömürebilmenin en kolay ve en elverişli yöntemi onları çeşitli devletçiklere
parçalayarak, milliyetçi ve vatancı duygular ile kargaşa ve savaş ortamı
oluşturmaktır. Bu kargaşa ve savaş ortamında 1971 yılında Pakistan ve Bangladeş
arasındaki savaşta 3 milyon insanın ölmesine, milyonlarca insanın yaralanmasına,
kadınların tecavüz edilmesine, ülkelerin istikrarsızlığına ve küffarın bu
durumdan kendine birçok menfaat elde etmesine sebep olmuştu.
Geçen otuz sene boyunca ülke, peş peşe gelen
demokratik, diktatörlük, askerî ve sıkıyönetim nizamları ile yönetildi. Bunların
hepsi de ister Amerika, ister İngiltere, isterse Hindistan olsun, sömürgeci kâfir
devletlerden ülkeye ithal edilmiş nizamlardı. Hâkim zümre her defasında,
seçimleri otoriteye ulaşmanın ve kendileri ile sömürgeci kâfirin çıkarlarına
hizmet edecek kanunlar çıkarmanın bir aracı olarak kullandı. Bunun sonucunda da
ülkenin geleceği ve tabii kaynakları; Dünya Bankası ile Dünya Ticaret
Örgütü’nün ipoteği haline getirilmişti. Hasina hükümeti Batı kanunlarından
beslenen despot bir nizam tatbik etmekle birlikte Bangladeş ordusunu da Amerika
ve Hindistan çıkarları için kullanmalarına müsaade etti. Barış gücü adı altında
çıkarlarını koruması için Amerika ile kâfir devletlerin otoritesi himayesinde
dünyanın dört bir tarafına Bangladeş askerlerini gönderilerek kendi menfaatlerini
korudular.
1971 yılında Pakistan’dan ayrılmak için çıkan savaş sonrası Bangladeşte
çok partili demokratik bir sistem hâkimdir. Ülke 16 Aralık 1972'de yürürlüğe
konan bir anayasayla yönetilmektedir. Seçimle gelip seçimle giden iktidar
yoktur. Bangladeş tarihi gizli ya da aşikâr darbeler tarihinden ibaret sayılabilir.
Bugün, ülkenin siyasetine
ise dört parti hâkim: Bunlar, Şeyh Hasina Vecid yönetimindeki iktidar partisi
Awami Parti (AL), Begüm Halide Ziya liderliğindeki ana muhalefet partisi Bangladeş
Halk Partisi (BNP), Muhammed Erşad liderliğindeki Jatiya Parti (JP) ve Gulam
Azzam isimli lideri idamla yargılanan Cemaat-i İslami (JI).
Hasina hükümetinin ülke siyasetinde üç temel hedefi
vardı. İlki orduda değişiklik yapmaktı. Çünkü ordu yıllar önce ailesini
öldürmüştü. Bu orduya beslenen bir intikamdı Sınır muhafızlarınca 2009 yılında düzenlenen ayaklanmaya karıştıkları
gerekçesiyle yargılanan 846 sanıktan 152'si idam, 157'si ömür boyu hapis
cezasına çarptırıldı. 57 üst düzey ordu mensubu
öldürüldü. Kimi gözlemcilerin ifade ettiği üzere Hindistan komandolarının
yönettiği bir operasyondu. Ordu mensupları vahşice katledildi ve cesetleri
kanalizasyona atıldı... Olayı araştırmak üzere üç komisyon -ordu, içişleri ve
hükümet kanadından- kurulduysa da raporlar yayınlanmadı. Buna ilave olarak, pek
çok asker herhangi bir neden gösterilmeksizin ordudan atıldı.
İkinci hedef yargı sistemiydi. Halida Ziya yönetiminin
atama yapmadığı 251 yargıç partiye mensup yargı üyelerince dolduruldu. Bu
süreçte tek kriter parti mensubu olmaktı. Ayrıca, gene boş olan kontenjanları
doldurmak amacıyla 30.000 kişi polis gücüne alındı... Öyle ki, sağlık bakanı
bile açıkça parti üyesi olmayanların alınmayacağını aleni olarak dile getirdi.
Üçüncü hedef ise muhalefet bloğunu ortadan kaldırmaktı.
Bununla, muhalefet ittifakına zarar vermek mümkünse ortadan kaldırmak
amaçlandı... Cemaat-i İslami ortadan kaldırılırsa Ulusal Parti siyasi mücadele
ortaya koyamazdı... Ulusal Parti’yi etkisiz kılmanın yolu Cemaat-i İslami’yi
ortadan kaldırmaktı. Bunun en kestirme yolu da, Cemaat-i İslami liderlerini
‘savaş suçu’ işledikleri yaftasıyla pasifize etmek veya gerekirse ortadan
kaldırmaktı.
Başbakan Hasina’nın
seçimlerde en önemli vaadi savaş suçlularının yargılanacağı taahhüdü idi. Seçimin
üzerinden bir sene geçtikten sonra 1973 tarihli Bangladeş Uluslararası Ceza
Mahkemesi Kanunu’nda değişiklik yapıldı ve hükümet, Uluslararası Savaş Suçları
Mahkemesi’nin (ICT) yargıç, savcı ve tahkikat komisyonu üyelerini tayin etti. Bush dönemi Irak’ta özel bir
mahkemenin kuruluşu esnasında bir Amerikan yetkili “Eğer dünyanın herhangi bir
yerinde uluslararası bir mahkeme kurulacaksa, ABD’nin gözetimi olmadan bunun
gerçekleşmesi imkânsız” diyordu. 21 Mart 2010 tarihinde söz konusu
mahkeme, aralarında eski bakan, milletvekillerinin olduğu, son seçimde ittifak
yapan Cemaat-i İslami ve Bangladeş Nasyonalist Partisi (BNP) liderlerini (91
yaşındaki Cemaat-i İslami lideri Prof. Dr. Gulam Azam dâhil) 1971 yılındaki
bağımsızlık savaşında Pakistan ordusuyla işbirliği yaptıkları gerekçesiyle yargılamaya
başladı. 12 kişinin (dokuzu Cemaat-i İslami üyesi, ikisi BNP üyesi, biri
bağımsız) idamla yargılandığı muhakeme sürecindeki olaylarda çok sayıda insan
hayatını kaybetti.
Bu
yargılamalar sonrasında Molla Abdulkadir Azam idam edilerek şehit edildi. İdama giderken sadece iki isteği
oldu: birisi umrede kullandığı ihrama sarılarak gömülmek ve cenaze namazını oğullarından
birinin kıldırmasıydı. İki isteği de yerine getirilmedi. Ailesine önceden haber
verilmedi. İdamdan sonra medyadan haber aldılar. İdamın infaz edildiği
saatlerde polis tarafından gözaltına alındılar. Yetmedi cenazeye katılmamaları
için, serbest bırakıldıktan sonra tekrar gözaltına alındılar. Sadece kardeşi
törene katılabildi.
İslam Ümmeti Allah’ın arzında
Hilafetin ikame edilmesi için çalışmaktadır. Ancak Sömürgeciler bunun
gerçekleşeceği günü geciktirmek için uğraşmaktadırlar.
Nitekim İngiliz sömürgeciliği Osmanlı
Hilafetine karşı Hindistan’da birtakım tuzaklar kurmaya, oyunlar oynamaya
başladığında İslâm ümmetinin evlatları Hindistan’daki
Âlimlerin liderliğinde 1919 yılında
Hilâfet Hareketi ismiyle Osmanlı Hilafetini korumak için harekete geçmişlerdir.
Bu hareket siyasi ve dini bir hareket idi. Bu harekette Şeyh Muhammed Ali
Cevher, kardeşi Şevket Ali, faziletli âlim Ebu’l Kelam Azad ve Şeyh Mahmud
el-Hasen Deyobendî ve diğerleri vardı. Faziletli âlim Ebu’l Kelam Azad
liderliğinde şu anki Bangladeş’te 1920 yılında tarihi Hilâfet konferansı
yapılmıştır. Hafazacı Hadur lakaplı Şeyh Muhammedullah’ın Hilafet’in ikame
edilmesi için 1981 yılında Bangladeş’te kurduğu ve Bangladeş halkından birçok
kişinin de muvafakat ettiği Hilafet Hareketinin kurulması bunun semeresidir.
Bangladeş Hilafet Meclisi, Bangladeş İslami Anayasa Hareketi, Birleşik İslam
Hareketi gibi İslami hareketler ortaya çıkmıştır. Bunların hepsi Hilafetin ikamesi
için gayretlerini ortaya koymuşlardır.
Hizb-ut Tahrir 2001 yılında
Bangladeş’te çalışmaya başladığında liseden üniversiteye varıncaya kadar
öğrencileri, gazetecileri, düşünürleri, toplumun ileri gelenlerini bünyesine
kattı ve Bangladeş’te Hilafet’in ikame edilmesi için çalışan kan tazelendi. Yaklaşık
on iki yıllık çalışma sürecinde Hizb-ut Tahrir, ümmetin tüm sorunlarının çözümü
için tek çıkış yolunun Hilafet olduğu hususunda insanları bilinçlendirmeyi başardı.
Batı demokrasisinden ve mevcut siyasi rejimlerden bütünüyle farklı, ayrıcalıklı
olan siyasi nizamı uygulayacak olan Hilafet’in ikame edilmesi gerektiği
konusunda güçlü bir kamuoyu oluşturdu. Bunun üzerine sömürgecilere boyun eğen
Bangladeş yöneticileri Hizb-ut Tahrir gençlerini hapsetmek, dövmek ve işkence
etmek gibi baskının ve şiddetin her türlüsünü kullanarak partiyle savaşmaya
başladı.
Şu anda ise Bangladeş’te Hilafeti
ikame etmek için altın fırsat vardır. İnsanlar yöneticilerin gerçek yüzünü
gördükten sonra onların tuzaklarına düşmeyeceklerdir. Zira insanlar İslam
düşmanlarının Bangladeş’i kendilerine boyun eğer bir halde bırakmak
istediklerini idrak ettiler. İnsanlar İslam’dan, güçlü bir Hilafet Devleti’nin
ikame edilmesinden başka sığınacak bir liman olmadığını gördü. Çok sayıdaki
İslâm merkezleri ve okullar, binlerce âlim artık bu öneriyi destekler oldular.
Tunus’ta başlayan, Libya, Mısır ve Suriye’de devam
eden direniş sonrası dönemde İslam’ın siyasi yönünün engellenmesi ve Hilafet’in
engellenmesi çabalarını Bangladeş’te de izliyoruz. Batı basını ve Hindistan
basınına bakıldığında, Bangladeş’te yaşananlardan dolayı Hindu-Amerikan
memnuniyeti de açık şekilde medyaya yansımış durumda.
Bangladeş Allah Resulü Aleyhis
Salatu ves Selam’a yapılan hakaret sonrası milyonlarca Müslüman Nebi’sine
sahip çıkmış ve devlet 2500-3000 kişiyi katletmiş ve binlerce Müslüman ise
yaralanmış ve tutuklanmıştı. Amerika,
İngiltere ve Hindistan devletlerinin planlı ve düşmanca yaklaşımlarına rağmen
Bangladeşli Müslümanlar ile Pakistanlı Müslümanların kalpleri birlikte
atmaktadır. Pakistan’daki Müslümanların başına gelen bir musibet Bangladeşli
Müslümanların başına gelmiş gibidir. Muhakkak ki sömürgeci kâfirlerin
parçaladığı ve birleşmemesi için ajanları ile mücadele ettiği bu toprakları,
Pakistan ve Bengalli Müslümanları ve diğer milletlerden olan kardeşlerini ancak
Raşidi Hilafet, tek bir Halife ve bayrak altında birleştirecektir. Bu da
Allah’ın izni ile çok yakındır.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış