ABD; HÜKÛMETİ KAPATMA OYUNU

Bayram Sağnak

ABD, dünyanın hem siyasi hem de ekonomik dizginlerini şu an elinde tutan ülke. Kimileri bunun doğru olmadığını düşünebilir. “ABD güçlü bir ülkedir. Ancak, yönetim ve siyaset konusunda bize dayatma yapamaz. Ekonomimiz bizim kontrolümüzdedir. Biz bu hususlarda ondan bağımsız hareket edebiliriz. Bazı konularda onunla işbirliği içerisine girmemiz göbekten ona bağlı olduğumuzu göstermez.” denilebilir. Ancak, mevcut vakıa bunun böyle olmadığını gösteriyor.

Kapılar ardında konuşulanlar, yapılan anlaşmalar ve ortaya çıkan neticeler, kamuoyu önünde yapılan açıklamalarla örtüşmüyor. NATO, BM, AB, ABD vs. hep eleştirilmesine karşın, bunlara rağmen bir iş yapıldığı vaki olmuyor. Bu kuruluşlar hâlihazırda emperyalist devletlerin ve özellikle ABD’nin çıkarlarını korumak üzere oluşturulmuştur. Dünyayı bir örümcek ağı gibi saran bu kuruluşlar eli ile ABD, emellerini gerçekleştirebilmektedir.

Bizim konumuz ise, ABD’de senato ve temsilciler meclisinde yaşanan çekişme neticesi borç tavanının yükseltilmesindeki problemler nedeni ile hükûmetin kepenk kapatması ve bunun altında yatan gerçekler ile alakalıdır. Yukarıda zikrettiğim mesele ile konumuzun ilişkili olduğu umarım yazının sonunda anlaşılacaktır.

Yukarıda bahsi geçen hususlar ile ABD’de yaşanan bu olay ile bağlantısına gelince; bilindiği üzere ABD II. Dünya Savaşı’ndan sonra liderlik koltuğunu SSCB ile paylaştı. 1961 yılında Sovyetler ile bir anlaşma yaparak dünyayı ikiye böldüler. Her ikisi ayrı ayrı kendi bölgelerini çalışma sahası edindi. Ancak, ABD’nin çalışma sahası özellikle savaştan önce İngiltere’ye ait bölgeler olduğu için bu bölgelerde ABD ile İngiltere çatıştı. ABD, İngiltere’den farklı bir siyaset güderek bu bölgelerin büyük bir kısmını eline geçirdi. Bunu gerçekleştirirken ekonomik yönü hedeflerini gerçekleştirmek uğrunda iyi kullanmasını bildi.

Ekonomiyi kullanarak devletleri siyaseten (Endonezya örneğinde olduğu gibi) kendisine bağladı. Verilen borçlar, bu borçların verilmesine ve geri ödenmesi hususundaki esnekliklere binaen alınan tavizler her defasında daha fazla IMF ve Dünya Bankası eliyle ABD’ye daha fazla muhtaç hâle gelinmesini kaçınılmaz kıldı. O kadar ki verilen borçlar ve yardımlar sadece onun istediği şekilde değerlendirilir hâle geldi.

ABD II. Dünya Savaşı’ndan sonra kendi para birimi olan doları güçlü hâle getirmek için bu kuruluşları ve yardımları çok iyi kullandı. Verilen borçlar ve ödemeler dolar cinsindendi. Devletlerin siyasetlerine nüfuz ettikçe bu devletlerin rezervleri dahi dolar cinsinden olmaya başladı. I. Dünya Savaşı’ndan sonra devletlerin altın madeninden nakdî paraya dönmeleri ABD’nin bu aşamayı kaydetmesinde büyük rol oynadı. Atılan bu adımlar hızlı bir şekilde meyvelerini verdi ve ABD, 1971 yılında ABD dolarını altından tamamen ayırdığını duyurdu. Rezervleri altından ziyade dolar olan bu ülkeler buna çokta itiraz edemediler.

ABD’nin devlet tahvilleri güvenilir tahvillerdir. Buna binaen ABD, nüfuz ettiği ülkelerin merkez bankalarında olan rezervlerin büyük kısmını kendi tahvilleri ile değiştirdi. Bu paralar ABD açısından can simidi görevini görmektedir. Bu tahvillerin % 8’i Çin’in elindedir ve yaklaşık değeri bir trilyon dört yüz bin doları bulmaktadır. Japonya da Çin’den geri kalmamaktadır. Bu, Türkiye açısından da böyledir. Bugün Türkiye Merkez Bankası’nda olan rezervin büyük kısmının durumu da bu hâlden berî değildir. Sadece bu husus bile IMF’ye borç kalmaması ile öğünen hükûmetin, ekonominin iplerini elinde tutamadığını göstermek için yeterlidir.

Bilindiği gibi 2008 Krizi, esasında çok derin bir krizdi. Bazı iktisatçılara göre 2008 Krizi, 1929’daki krizinden daha derindir. Hatta kimi ekonomistler bu krizi ABD’nin atlatmasının çok zor olduğunu söylemişti. Bu kriz suni olmayan ve kapitalizmin bizzat kendi çarpıklığından kaynaklanmıştır. Eğer özellikle körfez sermayesi olmasa idi bunu atlatmak bu kadar kolay olmayacaktı.

Sigorta firmaları dahi diğer devletlerden paraların ABD’ye aktarılması için büyük kapılardan biridir. Bu devletlerde sigorta şirketlerine toplanan paralar dev ABD sigorta şirketlerine aktarılmaktadır. Tam bir kapitalist devlet olan ABD, enerji ve silah sanayinde de dünyayı sömürmede en büyük payı almaktadır.

Tüm bunlara binaen, ister bu dev sömürü şirketleri olsun ister tüm yukarda saydığımız sebeplere binaen ABD’ye göbekten bağlı devletler olsun ABD’nin tökezlemesini istemezler. İsteseler de buna kimileri aklen kimileri madden güç yetiremez.

Böyle bir durumda olan ABD’nin borçlanma tavanının yükseltilmesi meselesine bağlı olarak hükûmetin kepenk kapatmasının bir sıkıntı doğuracağını ben hiç düşünmedim. Bu elbette ABD’de her şeyin güllük gülistanlık olduğu manasına gelmez. 2008 Krizi’nin etkileri hala tam olarak atlatılabilmiş değildir. Zaten vahşi kapitalizm bu krizleri üretecektir. Özellikle İslam beldelerindeki yer altı zenginlikleri ve bu zenginlikleri ve Ümmet’in birikimlerini peşkeş çeken yöneticiler olmasa idi çoktan kendi krizlerinde boğulur giderlerdi. Ama ne yazıktır ki batı uzun zamandır bu oyunu iyi oynamayı başarıyor.

ABD’ye dönecek olursak bilindiği üzere Senato, Demokratlar’ın, Temsilciler Meclisi ise Cumhuriyetçiler’in güçlü olduğu iki yapı. Yani Türkiye’deki gibi muhalefetin hiçbir etkisinin olmadığı bir yapı değil, aksine muhalefetin güçlü olduğu bir yapı.

Her şeyden önce şunu belirtmek gerekir ki ABD’nin (Türkiye’de olduğu gibi) siyasetinin ana hatlarında Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasında bir fark yoktur. Teferruatta birbirlerinden ayrılırlar. Her ikisi de ABD’ye ve ABD’nin çıkarlarına zarar verecek her duruma karşı tek vücutturlar.

Bu krizin ABD’ye büyük zararlar verdiği konuşuldu. Maliyet hesapları yapıldı. Oysa bu, her iki cephenin çatışmasının bir göstergesidir ve tahmin edilen zararlar ABD açısından çok önemli değildir.

Başkan Obama’nın daha önce yasalaştırdığı ve bu ay yürürlüğe giren sağlık reformu çıkan krize sebeplerden biridir. Sağlık sigortasının zorunlu hâle getirilmesi ve yoksullara sağlanan sigorta kapsamının genişletilmesi bu paketin içinde. Yine bu yasa ile sigorta şirketleri artık geçmişteki sağlık sorunlarını mazeret göstererek hastaları sigortalamayı reddetmeyecekler. Reform ayrıca sigorta şirketlerinin primleri hızlı bir şekilde arttırılmasını yasaklıyor. Cumhuriyetçiler bu yasada Obama’nın bir takım tavizler vermesini istiyorlar. Obama ise taviz vermedi. Bu kriz birtakım çevrelere mesaj niteliği taşıdı. Cumhuriyetçiler’in son günde de olsa geri adım atacağı belli idi. Ancak, seçmenlerine karşı bir şeyler yapıldı demek için biraz direndiler.

Yine Obama’nın özellikle Afrika ve Asya’da yeni üsler açmak istediği biliniyor. Bu büyük bir maliyeti gerektiriyor. Bunun için borçlanma tavanının yükseltilmesi gerekiyor. Obama “ekonomimizi ve askerimizi güçlü tutmak için savunma bütçe kesintilerine karşı mücadeleye devam edeceğini” söyledi. Bu konuda da iki cephe arasında bir çekişmenin olması mümkündür ve bu kriz için bir sebep olabilir.

Hükûmetin kepenk kapatmasına karşılık ne dünya borsaları büyük zararlar gördü ne de ABD ekonomisi. Bu süre zarfında sağlık başta olmak üzere birçok esasi kurum ve çalışanlar işlerine devam ettiler. Zaten ABD, özel sektörün çok güçlü olduğu bir ülkedir yani bu kepenk kapatma olayı sanıldığı gibi büyük bir kriz değildir. Dediğim gibi en ufak belirsizlikte ya da siyasi bir takım açıklamalarda bile hemen dalgalanan borsa, bu olayda kayda değer bir hareket yaşamadı.

Yukarıda zikrettiğim gibi gerçek bir kriz durumunda göbekten ABD’ye bağlı olan tüm devletler, başlarına geleceği bildikleri için onun bu durumdan kurtulması için ellerinden geleni yapacaklardır. Dünya gemisinin şu an kaptanlığını üstlenen ABD’ye zarar gelmesi onların çıkarlarına ister istemez dokunacaktır. Esasında Batı nizamının ne denli çürük temeller üzerine oturduğu aşikârdır. Ancak, onun sinsiliği ve İslam Ümmeti’nin başında bulunan yöneticilerin basiretsizliği, bu nizamın hâlâ ayakta kalabilmesine en büyük iki sebeptir. Bu yöneticiler, ellerini verdikçe kollarını kaptırmaktadırlar. Verdiklerini ve kendilerine vaat edilen küçük menfaatlerini kaybetmemek uğrunda tavizler vermeye devam etmektedirler. Batı’nın hem fikrî hem de iktisadi çalışma sahaları olmaktan kurtulmak için herhangi bir çaba sarf etmemektedirler. Kendilerinde olan ve kalkınmaya vesile olacak fikrî gücü görememektedirler. Karşısında güçlü bir ideolojik devlet olmayan Batı ve bilhassa ABD, kibir ve küstahlık girdabındadır. Tüm bu gerçekleri çok iyi bilen kâfir Batı, bu ideolojik devletin (ki o İslam ideolojisidir) hayat sahasına dönmesini engellemek için elinden geleni yapmakta ve bu hususta tek vücut olmaktadır. Batıda yaşanan bu ve benzeri her olay kapitalizmin çürüklüğünü ve iğrenç yüzünü ortaya çıkarmaya birer vesiledir.

Tüm bu beşer nizamlarından kurtulmak ancak İslam’dan ve O’nun metodundan hiç taviz vermeden sabırla çalışmayı gerektirir. Bu, Ümmet’in her bir ferdinin (yöneticiler de dâhil), hangi makamda olursa olsun, bu gerçekleri görerek ve Batıdan gelen her türlü fikri ve maddi dayatmaları reddederek aslına, İslam’a, dönmesi ile mümkündür. Allah Subhanehu ve Teala mutlaka nusretini böyle bir zümrenin üzerine gönderecektir. O yardım geldiğinde ve İslam hayat sahasına döndüğünde hem Müslümanlar hem de bu hidayetin ulaştığı herkes ferahlayacaktır çünkü bu nizam hem kendilerini hem de âlemleri yaratan Rablerinden gelmiştir.


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz