ABD, dünyanın hem siyasi
hem de ekonomik dizginlerini şu an elinde tutan ülke. Kimileri bunun doğru
olmadığını düşünebilir. “ABD güçlü bir
ülkedir. Ancak, yönetim ve siyaset konusunda bize dayatma yapamaz. Ekonomimiz
bizim kontrolümüzdedir. Biz bu hususlarda ondan bağımsız hareket edebiliriz.
Bazı konularda onunla işbirliği içerisine girmemiz göbekten ona bağlı
olduğumuzu göstermez.” denilebilir. Ancak, mevcut vakıa bunun böyle
olmadığını gösteriyor.
Kapılar ardında
konuşulanlar, yapılan anlaşmalar ve ortaya çıkan neticeler, kamuoyu önünde
yapılan açıklamalarla örtüşmüyor. NATO, BM, AB, ABD vs. hep eleştirilmesine
karşın, bunlara rağmen bir iş yapıldığı vaki olmuyor. Bu kuruluşlar hâlihazırda
emperyalist devletlerin ve özellikle ABD’nin çıkarlarını korumak üzere
oluşturulmuştur. Dünyayı bir örümcek ağı gibi saran bu kuruluşlar eli ile ABD,
emellerini gerçekleştirebilmektedir.
Bizim konumuz ise, ABD’de
senato ve temsilciler meclisinde yaşanan çekişme neticesi borç tavanının
yükseltilmesindeki problemler nedeni ile hükûmetin kepenk kapatması ve bunun
altında yatan gerçekler ile alakalıdır. Yukarıda zikrettiğim mesele ile
konumuzun ilişkili olduğu umarım yazının sonunda anlaşılacaktır.
Yukarıda bahsi geçen
hususlar ile ABD’de yaşanan bu olay ile bağlantısına gelince; bilindiği üzere
ABD II. Dünya Savaşı’ndan sonra liderlik koltuğunu SSCB ile paylaştı. 1961
yılında Sovyetler ile bir anlaşma yaparak dünyayı ikiye böldüler. Her ikisi
ayrı ayrı kendi bölgelerini çalışma sahası edindi. Ancak, ABD’nin çalışma
sahası özellikle savaştan önce İngiltere’ye ait bölgeler olduğu için bu
bölgelerde ABD ile İngiltere çatıştı. ABD, İngiltere’den farklı bir siyaset
güderek bu bölgelerin büyük bir kısmını eline geçirdi. Bunu gerçekleştirirken
ekonomik yönü hedeflerini gerçekleştirmek uğrunda iyi kullanmasını bildi.
Ekonomiyi kullanarak
devletleri siyaseten (Endonezya örneğinde olduğu gibi) kendisine bağladı.
Verilen borçlar, bu borçların verilmesine ve geri ödenmesi hususundaki esnekliklere
binaen alınan tavizler her defasında daha fazla IMF ve Dünya Bankası eliyle
ABD’ye daha fazla muhtaç hâle gelinmesini kaçınılmaz kıldı. O kadar ki verilen
borçlar ve yardımlar sadece onun istediği şekilde değerlendirilir hâle geldi.
ABD II. Dünya Savaşı’ndan
sonra kendi para birimi olan doları güçlü hâle getirmek için bu kuruluşları ve
yardımları çok iyi kullandı. Verilen borçlar ve ödemeler dolar cinsindendi.
Devletlerin siyasetlerine nüfuz ettikçe bu devletlerin rezervleri dahi dolar
cinsinden olmaya başladı. I. Dünya Savaşı’ndan sonra devletlerin altın
madeninden nakdî paraya dönmeleri ABD’nin bu aşamayı kaydetmesinde büyük rol
oynadı. Atılan bu adımlar hızlı bir şekilde meyvelerini verdi ve ABD, 1971
yılında ABD dolarını altından tamamen ayırdığını duyurdu. Rezervleri altından
ziyade dolar olan bu ülkeler buna çokta itiraz edemediler.
ABD’nin devlet
tahvilleri güvenilir tahvillerdir. Buna binaen ABD, nüfuz ettiği ülkelerin merkez
bankalarında olan rezervlerin büyük kısmını kendi tahvilleri ile değiştirdi. Bu
paralar ABD açısından can simidi görevini görmektedir. Bu tahvillerin % 8’i
Çin’in elindedir ve yaklaşık değeri bir trilyon dört yüz bin doları
bulmaktadır. Japonya da Çin’den geri kalmamaktadır. Bu, Türkiye açısından da
böyledir. Bugün Türkiye Merkez Bankası’nda olan rezervin büyük kısmının durumu
da bu hâlden berî değildir. Sadece bu husus bile IMF’ye borç kalmaması ile
öğünen hükûmetin, ekonominin iplerini elinde tutamadığını göstermek için
yeterlidir.
Bilindiği gibi 2008 Krizi,
esasında çok derin bir krizdi. Bazı iktisatçılara göre 2008 Krizi, 1929’daki
krizinden daha derindir. Hatta kimi ekonomistler bu krizi ABD’nin atlatmasının
çok zor olduğunu söylemişti. Bu kriz suni olmayan ve kapitalizmin bizzat kendi
çarpıklığından kaynaklanmıştır. Eğer özellikle körfez sermayesi olmasa idi bunu
atlatmak bu kadar kolay olmayacaktı.
Sigorta firmaları dahi
diğer devletlerden paraların ABD’ye aktarılması için büyük kapılardan biridir.
Bu devletlerde sigorta şirketlerine toplanan paralar dev ABD sigorta
şirketlerine aktarılmaktadır. Tam bir kapitalist devlet olan ABD, enerji ve
silah sanayinde de dünyayı sömürmede en büyük payı almaktadır.
Tüm bunlara binaen,
ister bu dev sömürü şirketleri olsun ister tüm yukarda saydığımız sebeplere
binaen ABD’ye göbekten bağlı devletler olsun ABD’nin tökezlemesini istemezler.
İsteseler de buna kimileri aklen kimileri madden güç yetiremez.
Böyle bir durumda olan
ABD’nin borçlanma tavanının yükseltilmesi meselesine bağlı olarak hükûmetin
kepenk kapatmasının bir sıkıntı doğuracağını ben hiç düşünmedim. Bu elbette
ABD’de her şeyin güllük gülistanlık olduğu manasına gelmez. 2008 Krizi’nin
etkileri hala tam olarak atlatılabilmiş değildir. Zaten vahşi kapitalizm bu
krizleri üretecektir. Özellikle İslam beldelerindeki yer altı zenginlikleri ve
bu zenginlikleri ve Ümmet’in birikimlerini peşkeş çeken yöneticiler olmasa idi
çoktan kendi krizlerinde boğulur giderlerdi. Ama ne yazıktır ki batı uzun
zamandır bu oyunu iyi oynamayı başarıyor.
ABD’ye dönecek olursak bilindiği
üzere Senato, Demokratlar’ın, Temsilciler Meclisi ise Cumhuriyetçiler’in güçlü
olduğu iki yapı. Yani Türkiye’deki gibi muhalefetin hiçbir etkisinin olmadığı
bir yapı değil, aksine muhalefetin güçlü olduğu bir yapı.
Her şeyden önce şunu
belirtmek gerekir ki ABD’nin (Türkiye’de olduğu gibi) siyasetinin ana hatlarında
Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasında bir fark yoktur. Teferruatta
birbirlerinden ayrılırlar. Her ikisi de ABD’ye ve ABD’nin çıkarlarına zarar
verecek her duruma karşı tek vücutturlar.
Bu krizin ABD’ye büyük
zararlar verdiği konuşuldu. Maliyet hesapları yapıldı. Oysa bu, her iki
cephenin çatışmasının bir göstergesidir ve tahmin edilen zararlar ABD açısından
çok önemli değildir.
Başkan Obama’nın daha
önce yasalaştırdığı ve bu ay yürürlüğe giren sağlık reformu çıkan krize
sebeplerden biridir. Sağlık sigortasının zorunlu hâle getirilmesi ve yoksullara
sağlanan sigorta kapsamının genişletilmesi bu paketin içinde. Yine bu yasa ile
sigorta şirketleri artık geçmişteki sağlık sorunlarını mazeret göstererek
hastaları sigortalamayı reddetmeyecekler. Reform ayrıca sigorta şirketlerinin
primleri hızlı bir şekilde arttırılmasını yasaklıyor. Cumhuriyetçiler bu yasada
Obama’nın bir takım tavizler vermesini istiyorlar. Obama ise taviz vermedi. Bu
kriz birtakım çevrelere mesaj niteliği taşıdı. Cumhuriyetçiler’in son günde de
olsa geri adım atacağı belli idi. Ancak, seçmenlerine karşı bir şeyler yapıldı
demek için biraz direndiler.
Yine Obama’nın özellikle
Afrika ve Asya’da yeni üsler açmak istediği biliniyor. Bu büyük bir maliyeti
gerektiriyor. Bunun için borçlanma tavanının yükseltilmesi gerekiyor. Obama “ekonomimizi ve askerimizi güçlü tutmak için
savunma bütçe kesintilerine karşı mücadeleye devam edeceğini” söyledi. Bu
konuda da iki cephe arasında bir çekişmenin olması mümkündür ve bu kriz için
bir sebep olabilir.
Hükûmetin kepenk
kapatmasına karşılık ne dünya borsaları büyük zararlar gördü ne de ABD
ekonomisi. Bu süre zarfında sağlık başta olmak üzere birçok esasi kurum ve
çalışanlar işlerine devam ettiler. Zaten ABD, özel sektörün çok güçlü olduğu
bir ülkedir yani bu kepenk kapatma olayı sanıldığı gibi büyük bir kriz
değildir. Dediğim gibi en ufak belirsizlikte ya da siyasi bir takım
açıklamalarda bile hemen dalgalanan borsa, bu olayda kayda değer bir hareket
yaşamadı.
Yukarıda zikrettiğim
gibi gerçek bir kriz durumunda göbekten ABD’ye bağlı olan tüm devletler,
başlarına geleceği bildikleri için onun bu durumdan kurtulması için ellerinden
geleni yapacaklardır. Dünya gemisinin şu an kaptanlığını üstlenen ABD’ye zarar
gelmesi onların çıkarlarına ister istemez dokunacaktır. Esasında Batı nizamının
ne denli çürük temeller üzerine oturduğu aşikârdır. Ancak, onun sinsiliği ve
İslam Ümmeti’nin başında bulunan yöneticilerin basiretsizliği, bu nizamın hâlâ
ayakta kalabilmesine en büyük iki sebeptir. Bu yöneticiler, ellerini verdikçe
kollarını kaptırmaktadırlar. Verdiklerini ve kendilerine vaat edilen küçük
menfaatlerini kaybetmemek uğrunda tavizler vermeye devam etmektedirler. Batı’nın
hem fikrî hem de iktisadi çalışma sahaları olmaktan kurtulmak için herhangi bir
çaba sarf etmemektedirler. Kendilerinde olan ve kalkınmaya vesile olacak fikrî
gücü görememektedirler. Karşısında güçlü bir ideolojik devlet olmayan Batı ve
bilhassa ABD, kibir ve küstahlık girdabındadır. Tüm bu gerçekleri çok iyi bilen
kâfir Batı, bu ideolojik devletin (ki o İslam ideolojisidir) hayat sahasına
dönmesini engellemek için elinden geleni yapmakta ve bu hususta tek vücut
olmaktadır. Batıda yaşanan bu ve benzeri her olay kapitalizmin çürüklüğünü ve
iğrenç yüzünü ortaya çıkarmaya birer vesiledir.
Tüm bu beşer
nizamlarından kurtulmak ancak İslam’dan ve O’nun metodundan hiç taviz vermeden
sabırla çalışmayı gerektirir. Bu, Ümmet’in her bir ferdinin (yöneticiler de dâhil),
hangi makamda olursa olsun, bu gerçekleri görerek ve Batıdan gelen her türlü
fikri ve maddi dayatmaları reddederek aslına, İslam’a, dönmesi ile mümkündür.
Allah Subhanehu ve Teala mutlaka nusretini böyle bir zümrenin üzerine
gönderecektir. O yardım geldiğinde ve İslam hayat sahasına döndüğünde hem
Müslümanlar hem de bu hidayetin ulaştığı herkes ferahlayacaktır çünkü bu nizam
hem kendilerini hem de âlemleri yaratan Rablerinden gelmiştir.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış