RAMAZAN ZAFER VE KÜLLERİNDEN DİRİLMEK

Murat Altın

Temiz fıtrat üzerine yaratılan insan, kötüden çok iyiye, çirkinden ziyade güzele, sahteden çok gerçeğe meyillidir. Bununla birlikte yaratıcının verdiği akıl nimetini de kullanarak seçtiği istikamet doğrultusunda hak veya batıl, huzur veren veya ifsat eden bir hayat seyrine sahip olur.

Allah’ın (cc) emirlerine teslim olan bir Müslüman için on bir ayın sultanı Ramazan atmosferi ve bu ayda indirilmeye başlanan Furkan (ayırt eden) huzur veren atmosferin en somut delilidir. Başından sonuna kadar rahmet ve bereketiyle diğer aylardan bariz bir biçimde ayrıldığına tüm inananlar şahit oluruz. Rahmet iklimi Ramazan’a girdiğimizde bedenimizi ve ruhumuzu saran rahmeti, sevinç ve bereketi bizzat hissederiz.

Kur’an ayı mübarek Ramazan’ın bitimi ile de Müslümanlar mutluluğu ve hüznü bir arada yaşarlar. Müslümanlar nezdinde mutluluğun sebebi; gündüzlerini oruçla, gecelerini teravih ve teheccüt namazı ile ihya ederek geçirdikleri, sadaka, fitre ve zekat gibi maddi ibadetlerini ifa etmenin ve bu şekilde huşu içersinde bayrama erişmenin haklı gururu iken, diğer taraftan rahmet ayı ile vedalaşmanın hüznü kaplar yürekleri.

Ramazan ayının başlangıcı ile sonuna ilişkin bu duygular sarmalı içerisinde yine o sözünü ettiğimiz hüzünlü, bir o kadar da buruk bir veda ile karşı karşıyayız. Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu günahlardan arınma olan, bir Ramazan’ın daha sonuna erişmiş bulunuyoruz. Gelişiyle gözlerimizi aydınlatıp umut ışığı olan, gönüllerimizi ferahlatan, maddi, manevi yardımlarla özellikle kan ağlayan İslam Ümmeti üzerindeki zalimin zulmünü tamamen yok edemese de, Müslümanlar arasındaki safları sıklaştırıp ayrılıkları gidermesi ile İslam kardeşliğini hatırlatan Ramazan, gidişiyle Müslüman aleminin içinde bulunduğu, parçalanmışlığı, yalnızlığı sahipsizliği bir kez daha hatırlatarak bir başka burkuyor yürekleri. Öte yandan başka bir buruklukta gölgesi üzerlerinden geçen bir çok Müslüman’ın bu rahmet ayını rahmetinden bir haber olarak, nasipsiz bir şekilde uğurluyor olmalarıdır ne yazık ki.

Hülasa İslam Ümmeti’ne yüz yıllardır zehirli fikirlerini kusup, akidesine savaş açarak sinsi tuzaklar kuran zihniyet bu Ramazanda’da yine iş başındaydı. Rahmet ikliminin manevi atmosferini dağıtmaya çalışarak gayri müslim bazı milletlerde olan karnaval, festival gibi şölen, eğlence havasına büründürülmek istenen rahmet iklimi Ramazan’dı... Mübarek bir ay olan Ramazan’da bir aylık ziyafet, eğlence festival havası estirilmek istendi. Özellikle son dönemde moda olduğu şekliyle belediyeler hangi akla hizmet ettiklerini bilmeden birbirleriyle yarışırcasına kent ve kasaba meydanlarına kurdukları seyyar lunaparklar ile dönen dolaplar eşliğinde, Batı kaynaklı yabancı müzik yanında bedava sınırsız eğlence sunarak çocuk ve gençlerimizin bilinç altına Batı kültürünü, Batılı yaşam tarzını enjekte etmek için hizmette sınır tanımıyorlardı yine bu Ramazanda.

İnsana hiç değilse bu ayda yapmayın el insaf dedirten türden televizyon yayınları aynı dejanarasyonun devamı olarak Kur’an’ı Kerim okunan programların reklam aralarında bile gayri ahlaki görüntüleri, sadece tüketime teşvik eden reklamları yayınlamaya hız kesmeden devam ediyorlardı. Yine bu Ramazan’da da açlığa ve susuzluğa indirgenmiş televizyon yayınlarıyla prestij, makam sahibi prefosör ve alimlerle en ince detayına indirilerek, pes artık bu da sorulur mu dedirtecek kadar basite indirgenmiş sorularla anlamsız, yersiz tartışmalara şahit olduk. Magazin malzemesine çevirilen İslami fıkıh programlarıyla ümmetin kafası büsbütün karıştırıldı. Hakkında onlarca kaynak eser olmasına rağmen, “hangisi orucu bozar, şöyle mi makbul, yoksa böyle mi...” sorularıyla yıllardır aynı bildik bariz meseleler hocalar yarıştırılarak adeta tolk şov havasında tartışıldı. Allah (cc) aşkına bir memleketin caddesine, sokağına, Ramazan atmosferi hakim değilse o ülkede İslam sadece sözden ibaret değil midir? Neyi, kime, ne için anlatıyorsunuz?

Oysa Ramazan yan gelip yatma, uyku ayı değil cihad ve zafer ayıdır. Kuran-ı Kerim bu ayda Kadir Gecesi’nde, bin aydan hayırlı olan özel bir gecede indirilmiştir. Yine Allah Rasulü ve güzide sahabesi Mekkeli müşriklerle ilk muharebe, var ya da yok olma savaşı olan Bedir Gazvesi’nde Allah’ın nusreti ile zafer kazanmışlardır. Yine Allah Rasulü komutasındaki sahabe ordusu Allah’ın izni ve yardımı ile Mekke’yi bu mübarek ayda fethetmiştir.

Rasulullah ve sahabesini adım, adım takip eden, onların izinden yürüyen sonraki Müslüman nesilleri hareket geçiren cihad ruhu Ramazan ayında cihad eden oruçlu orduların şehit ve gazilerin zafer için en güçlü mühimmatı olmuştur. Aynen Bedir’de olduğu gibi Malazgirt’te de Haçlı Ordusu’na karşı var ya da yok olma mücadelesi veren şanlı komutan Alparslan ve İslam ordusu Ramazan ayında ve Cuma namazına müteakip kıyama kalkmış, askeri istihbarat, stratejik üstünlük vb ile değil oruçlu İslam ordusu için ümmetin duasının kabulü ve Allah’ın nusreti ile zafer kazanılmıştır.

Evet, Ramazan kahramanlık, nusret ayıdır. İslam ordusunun şanlı komutanı Selahattin Eyyubi Kudüs’ü haçlılardan bu mübarek ayda temizledi. Cuma günü Kudüs’ün alınmasından sonra Mescid-i Aksa’ya gelen büyük komutan, haçlılar tarafından tahrip edilmiş olan İslam’ın ilk kıblegahını elleriyle süpürerek, bizzat gül suyu ile yıkamıştır. İslam tarihi Allah’ın izni ve yardımı ile Ramazan’da gerçekleşen daha bir çok zafer ve fetihlerle doludur.

Fetih ve zaferlerle taçlandırılan Ramazan ayının Müslüman topluma manevi katkıları ve gerçekleştirdiği değişim de göz ardı edilemez elbette. Savaş meydanlarında kendilerinden sayıca kat be kat üstün orduları yenen Müslümanlar İslami Devletleri eliyle savaşta ve barışta yine toplumu ilgilendiren en küçük hüznü veya sevinci tek yürek olarak yaşayıp birbirlerine kenetlenmişlerdir. Özellikle bu mübarek ayda adeta şaha kalkan imani atmosferle akidelerinden doğan sahih çözümleri devlet eli ile hayatın her alanına iktisadi, sosyal, ahlaki tüm açılardan tatbik ederek net ve kesin bir kalkınma ortaya koymuşlardır.

Örneğin iktisadi olarak, Kur’an ayı Ramazan’ın bereketi ile bu ayda devlet eli ile bir merkezde toplanıp, dağıtılan zekatlar günümüz kapitalist ekonomik sistemlerinin başaramadığı zengin ile fakir arasındaki uçurumu kapatarak bir denge sağlamıştır. Yine bu ayda verilen sadakayı cariye (fitre)ler bayramda halkın iaşesini karşılamak, mutlu, huzurlu bir bayram geçirmek için mükemmel bir denge ve yegane çözüm değil midir? Yoksa çözüm bugün Müslümanları sömüren sistemin bayram kredisi midir? Halbuki İslam dini hayatın her alanını kuşatan sadece Ramazan’a değil tüm zamanlara has köklü sahih çözümler sunan bir ideolojidir.

Ahlaki açıdan ise hayatın öncesini ve sonrasını kuşatan İslam Ramazan’a özel bir mefhum kazanmaktadır. Ramazan’a eren her Müslümana farz olan oruç, bir çok nefsi kötü arzuyu öldürmesinden, yok etmesinden dolayı merhamet, haya gibi insani olan bir çok duygu ve davranışı zirveye taşıyacaktır. Doğal olarak bu atmosfer bırakın Müslümanları İslam toplumunda yaşayan gayrimüslimleri bile etkilemiş, Ramazan’da çocuklarını dahi sokakta, umuma açık yerlerde yemeden içmeden men etmişlerdir. Ahlaki yüksek değerler çerçevesinde, huzur içinde bir toplum modeli ancak İslam’a mahsus olan bu ahlaki atmosfer ile Ramazan’da zirveye taşınmaktaydı. Bugün maalesef Müslümanların durumu içler acısıdır. Cadde ve sokaklarımızda oruç neredeyse yok... Kafe, lokanta hatta içkili mekanlar dahi normal faaliyetlerine devam etmekteler. Ramazan’ın yüksek ahlakı atmosferini yaşamayan bir toplumun gayri ahlaki acınası hali ortadadır.

Bugünle dün arasında sağlam bir köprü kurmak, dünya ve ahiret hayatının saadetinin şifrelerini çözmek o kadar zor olmasa gerek. Bu nedenle İslami bir devletimizin olmayışıyla birlikte Ramazan’da kaybettiğimiz, yitirdiğimiz değerler adına derin bir pişmanlık duymamak için hatırlamak ve hatırlatmak yeterli olacaktır inşallah.

Bir olan Allah’a inanan, son peygamberi olan Muhammed sav’e iman eden İslam Ümmeti olarak Ramazan’a farklı günlerde başlayıp bayramı da farklı günlerde kutluyoruz dikkat ettiniz mi?

Ramazan bereketiyle donanmış sofralarımıza şu an davet etmeyi canı gönülden arzu etsek te, ne yazık ki Myammar’da, Arakan’da, Filistin, Somali, Suriye ve diğer İslami beldelerdeki gerçek ihtiyaç sahibi Müslümanlara samimi, hakiki bir yardım edemiyoruz ne yazık ki hatırladınız mı?

Allah’ın kullarına armağanı olan bayram sevincini doyasıya yaşamayı en çok hak eden İslami Ümmetin çocukları bugün yetimler olarak bayramı karşılıyor. Suriyeli masum yavruların bayramlık yeni kıyafetlerini baş uclarına koyarak, sevinçle sabahına uyanacakları bir bayramları olmayacak! Hatırladınız mı?

İslami Ümmet bu bayrama da Suriye ve diğer bir çok İslami beldede sefalet, fakirlik ve zulmün her çeşidini tadarak, savaş içerisinde, maytap değil, can alan bombalar eşliğinde kan kırmızı giriyor! Ümmetin tüm çocukları, en az bizim kadar bu bayram sevincini yaşamayı hak etmiyorlar mı?

Kötülüklere karşı kuşandığımız kalkanımız oruç var ama İslami Ümmetimizi tüm saldırılara, kültürel ifsada karşı koruyup kollayacak bir kalkanımız, devletimiz yok farkında mısınız?

Bu düşüncelerle bütün Müslümanların Ramazan Bayramı’nı tebrik ediyor. Yakında ikame edilecek Hilafet ile, tüm ayrılıkları, acizlikleri, esareti, sefaleti üzerimizden silerek bir arada yaşanacak nice bayramlara ulaşmayı Allah (cc) tan ümit ediyoruz.

Rasulullah sav şöyle buyurdu:

“Halife kalkandır. Onun arkasında savaşılır ve onunla korunulur.”


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz