Temiz fıtrat üzerine yaratılan
insan, kötüden çok iyiye, çirkinden ziyade güzele, sahteden çok gerçeğe
meyillidir. Bununla birlikte yaratıcının verdiği akıl nimetini de kullanarak
seçtiği istikamet doğrultusunda hak veya batıl, huzur veren veya ifsat eden bir
hayat seyrine sahip olur.
Allah’ın (cc) emirlerine teslim
olan bir Müslüman için on bir ayın sultanı Ramazan atmosferi ve bu ayda
indirilmeye başlanan Furkan (ayırt eden) huzur veren atmosferin en somut
delilidir. Başından sonuna kadar rahmet ve bereketiyle diğer aylardan bariz bir
biçimde ayrıldığına tüm inananlar şahit oluruz. Rahmet iklimi Ramazan’a
girdiğimizde bedenimizi ve ruhumuzu saran rahmeti, sevinç ve bereketi bizzat
hissederiz.
Kur’an ayı mübarek Ramazan’ın
bitimi ile de Müslümanlar mutluluğu ve hüznü bir arada yaşarlar. Müslümanlar
nezdinde mutluluğun sebebi; gündüzlerini oruçla, gecelerini teravih ve teheccüt
namazı ile ihya ederek geçirdikleri, sadaka, fitre ve zekat gibi maddi
ibadetlerini ifa etmenin ve bu şekilde huşu içersinde bayrama erişmenin haklı
gururu iken, diğer taraftan rahmet ayı ile vedalaşmanın hüznü kaplar yürekleri.
Ramazan ayının başlangıcı ile
sonuna ilişkin bu duygular sarmalı içerisinde yine o sözünü ettiğimiz hüzünlü,
bir o kadar da buruk bir veda ile karşı karşıyayız. Başı rahmet, ortası
mağfiret, sonu günahlardan arınma olan, bir Ramazan’ın daha sonuna erişmiş
bulunuyoruz. Gelişiyle gözlerimizi aydınlatıp umut ışığı olan, gönüllerimizi
ferahlatan, maddi, manevi yardımlarla özellikle kan ağlayan İslam Ümmeti üzerindeki
zalimin zulmünü tamamen yok edemese de, Müslümanlar arasındaki safları
sıklaştırıp ayrılıkları gidermesi ile İslam kardeşliğini hatırlatan Ramazan,
gidişiyle Müslüman aleminin içinde bulunduğu, parçalanmışlığı, yalnızlığı
sahipsizliği bir kez daha hatırlatarak bir başka burkuyor yürekleri. Öte yandan
başka bir buruklukta gölgesi üzerlerinden geçen bir çok Müslüman’ın bu rahmet
ayını rahmetinden bir haber olarak, nasipsiz bir şekilde uğurluyor olmalarıdır
ne yazık ki.
Hülasa İslam Ümmeti’ne yüz yıllardır
zehirli fikirlerini kusup, akidesine savaş açarak sinsi tuzaklar kuran zihniyet
bu Ramazanda’da yine iş başındaydı. Rahmet ikliminin manevi atmosferini
dağıtmaya çalışarak gayri müslim bazı milletlerde olan karnaval, festival gibi
şölen, eğlence havasına büründürülmek istenen rahmet iklimi Ramazan’dı...
Mübarek bir ay olan Ramazan’da bir aylık ziyafet, eğlence festival havası
estirilmek istendi. Özellikle son dönemde moda olduğu şekliyle belediyeler
hangi akla hizmet ettiklerini bilmeden birbirleriyle yarışırcasına kent ve
kasaba meydanlarına kurdukları seyyar lunaparklar ile dönen dolaplar eşliğinde,
Batı kaynaklı yabancı müzik yanında bedava sınırsız eğlence sunarak çocuk ve
gençlerimizin bilinç altına Batı kültürünü, Batılı yaşam tarzını enjekte etmek
için hizmette sınır tanımıyorlardı yine bu Ramazanda.
İnsana hiç değilse bu ayda
yapmayın el insaf dedirten türden televizyon yayınları aynı dejanarasyonun
devamı olarak Kur’an’ı Kerim okunan programların reklam aralarında bile gayri
ahlaki görüntüleri, sadece tüketime teşvik eden reklamları yayınlamaya hız
kesmeden devam ediyorlardı. Yine bu Ramazan’da da açlığa ve susuzluğa
indirgenmiş televizyon yayınlarıyla prestij, makam sahibi prefosör ve alimlerle
en ince detayına indirilerek, pes artık bu da sorulur mu dedirtecek kadar
basite indirgenmiş sorularla anlamsız, yersiz tartışmalara şahit olduk. Magazin
malzemesine çevirilen İslami fıkıh programlarıyla ümmetin kafası büsbütün
karıştırıldı. Hakkında onlarca kaynak eser olmasına rağmen, “hangisi orucu bozar, şöyle mi makbul, yoksa
böyle mi...” sorularıyla yıllardır aynı bildik bariz meseleler hocalar
yarıştırılarak adeta tolk şov havasında tartışıldı. Allah (cc) aşkına bir
memleketin caddesine, sokağına, Ramazan atmosferi hakim değilse o ülkede İslam
sadece sözden ibaret değil midir? Neyi, kime, ne için anlatıyorsunuz?
Oysa Ramazan yan gelip yatma,
uyku ayı değil cihad ve zafer ayıdır. Kuran-ı Kerim bu ayda Kadir Gecesi’nde,
bin aydan hayırlı olan özel bir gecede indirilmiştir. Yine Allah Rasulü ve
güzide sahabesi Mekkeli müşriklerle ilk muharebe, var ya da yok olma savaşı
olan Bedir Gazvesi’nde Allah’ın nusreti ile zafer kazanmışlardır. Yine Allah
Rasulü komutasındaki sahabe ordusu Allah’ın izni ve yardımı ile Mekke’yi bu
mübarek ayda fethetmiştir.
Rasulullah ve sahabesini adım,
adım takip eden, onların izinden yürüyen sonraki Müslüman nesilleri hareket
geçiren cihad ruhu Ramazan ayında cihad eden oruçlu orduların şehit ve
gazilerin zafer için en güçlü mühimmatı olmuştur. Aynen Bedir’de olduğu gibi
Malazgirt’te de Haçlı Ordusu’na karşı var ya da yok olma mücadelesi veren şanlı
komutan Alparslan ve İslam ordusu Ramazan ayında ve Cuma namazına müteakip
kıyama kalkmış, askeri istihbarat, stratejik üstünlük vb ile değil oruçlu İslam
ordusu için ümmetin duasının kabulü ve Allah’ın nusreti ile zafer
kazanılmıştır.
Evet, Ramazan kahramanlık, nusret
ayıdır. İslam ordusunun şanlı komutanı Selahattin Eyyubi Kudüs’ü haçlılardan bu
mübarek ayda temizledi. Cuma günü Kudüs’ün alınmasından sonra Mescid-i Aksa’ya
gelen büyük komutan, haçlılar tarafından tahrip edilmiş olan İslam’ın ilk
kıblegahını elleriyle süpürerek, bizzat gül suyu ile yıkamıştır. İslam tarihi
Allah’ın izni ve yardımı ile Ramazan’da gerçekleşen daha bir çok zafer ve
fetihlerle doludur.
Fetih ve zaferlerle taçlandırılan
Ramazan ayının Müslüman topluma manevi katkıları ve gerçekleştirdiği değişim de
göz ardı edilemez elbette. Savaş meydanlarında kendilerinden sayıca kat be kat
üstün orduları yenen Müslümanlar İslami Devletleri eliyle savaşta ve barışta
yine toplumu ilgilendiren en küçük hüznü veya sevinci tek yürek olarak yaşayıp
birbirlerine kenetlenmişlerdir. Özellikle bu mübarek ayda adeta şaha kalkan
imani atmosferle akidelerinden doğan sahih çözümleri devlet eli ile hayatın her
alanına iktisadi, sosyal, ahlaki tüm açılardan tatbik ederek net ve kesin bir
kalkınma ortaya koymuşlardır.
Örneğin iktisadi olarak, Kur’an
ayı Ramazan’ın bereketi ile bu ayda devlet eli ile bir merkezde toplanıp,
dağıtılan zekatlar günümüz kapitalist ekonomik sistemlerinin başaramadığı
zengin ile fakir arasındaki uçurumu kapatarak bir denge sağlamıştır. Yine bu
ayda verilen sadakayı cariye (fitre)ler bayramda halkın iaşesini karşılamak,
mutlu, huzurlu bir bayram geçirmek için mükemmel bir denge ve yegane çözüm
değil midir? Yoksa çözüm bugün Müslümanları sömüren sistemin bayram kredisi
midir? Halbuki İslam dini hayatın her alanını kuşatan sadece Ramazan’a değil
tüm zamanlara has köklü sahih çözümler sunan bir ideolojidir.
Ahlaki açıdan ise hayatın
öncesini ve sonrasını kuşatan İslam Ramazan’a özel bir mefhum kazanmaktadır.
Ramazan’a eren her Müslümana farz olan oruç, bir çok nefsi kötü arzuyu
öldürmesinden, yok etmesinden dolayı merhamet, haya gibi insani olan bir çok
duygu ve davranışı zirveye taşıyacaktır. Doğal olarak bu atmosfer bırakın
Müslümanları İslam toplumunda yaşayan gayrimüslimleri bile etkilemiş, Ramazan’da
çocuklarını dahi sokakta, umuma açık yerlerde yemeden içmeden men etmişlerdir.
Ahlaki yüksek değerler çerçevesinde, huzur içinde bir toplum modeli ancak İslam’a
mahsus olan bu ahlaki atmosfer ile Ramazan’da zirveye taşınmaktaydı. Bugün
maalesef Müslümanların durumu içler acısıdır. Cadde ve sokaklarımızda oruç
neredeyse yok... Kafe, lokanta hatta içkili mekanlar dahi normal faaliyetlerine
devam etmekteler. Ramazan’ın yüksek ahlakı atmosferini yaşamayan bir toplumun
gayri ahlaki acınası hali ortadadır.
Bugünle dün arasında sağlam bir
köprü kurmak, dünya ve ahiret hayatının saadetinin şifrelerini çözmek o kadar
zor olmasa gerek. Bu nedenle İslami bir devletimizin olmayışıyla birlikte Ramazan’da
kaybettiğimiz, yitirdiğimiz değerler adına derin bir pişmanlık duymamak için
hatırlamak ve hatırlatmak yeterli olacaktır inşallah.
Bir olan Allah’a inanan, son
peygamberi olan Muhammed sav’e iman eden İslam Ümmeti olarak Ramazan’a farklı
günlerde başlayıp bayramı da farklı günlerde kutluyoruz dikkat ettiniz mi?
Ramazan bereketiyle donanmış
sofralarımıza şu an davet etmeyi canı gönülden arzu etsek te, ne yazık ki
Myammar’da, Arakan’da, Filistin, Somali, Suriye ve diğer İslami beldelerdeki
gerçek ihtiyaç sahibi Müslümanlara samimi, hakiki bir yardım edemiyoruz ne
yazık ki hatırladınız mı?
Allah’ın kullarına armağanı olan bayram
sevincini doyasıya yaşamayı en çok hak eden İslami Ümmetin çocukları bugün
yetimler olarak bayramı karşılıyor. Suriyeli masum yavruların bayramlık yeni
kıyafetlerini baş uclarına koyarak, sevinçle sabahına uyanacakları bir
bayramları olmayacak! Hatırladınız mı?
İslami Ümmet bu bayrama da Suriye
ve diğer bir çok İslami beldede sefalet, fakirlik ve zulmün her çeşidini
tadarak, savaş içerisinde, maytap değil, can alan bombalar eşliğinde kan
kırmızı giriyor! Ümmetin tüm çocukları, en az bizim kadar bu bayram sevincini
yaşamayı hak etmiyorlar mı?
Kötülüklere karşı kuşandığımız
kalkanımız oruç var ama İslami Ümmetimizi tüm saldırılara, kültürel ifsada
karşı koruyup kollayacak bir kalkanımız, devletimiz yok farkında mısınız?
Bu düşüncelerle bütün
Müslümanların Ramazan Bayramı’nı tebrik ediyor. Yakında ikame edilecek Hilafet
ile, tüm ayrılıkları, acizlikleri, esareti, sefaleti üzerimizden silerek bir
arada yaşanacak nice bayramlara ulaşmayı Allah (cc) tan ümit ediyoruz.
Rasulullah sav şöyle buyurdu:
“Halife kalkandır. Onun arkasında
savaşılır ve onunla korunulur.”


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış