ERDOĞANIN ABD GEZİSİ VE BEKLENTİLER

Bayram Sağnak

Kabul etmek gerekir ki insanın fıtratında bir lidere bağlanmak ve o liderin çizgisine göre hayatına yön vermek, onun isteklerini ve emirlerini yerine getirmek, onun sevdiklerini sevmek onun nefret ettiğinden nefret etmek vardır. Eğer kişi için bu lider kendisinden hayat nizamlarının fışkırdığı, akla dayalı insanın kalbine mutmainlik veren ve daimi bir kalkınmaya götürecek bir fikri liderlik ise sorun yoktur elbette. Lakin bu liderlik insan fıtratına uygun olmayan beşer ürünü nizamlar ise ve özellikle bu nizamları kendisine düstur edinmiş şahsiyetler ise işte o zaman insanlığın bugünkü halinin müsebbibi oluverir.

İşte bu hususu çok iyi bilen kâfir Batı, önce bizden hayat nizamımız olan İslam Nizamını koparmayı başardı. Sonra kendi hayat nizamlarını bizler üzerinde en mükemmel bir şekilde tatbik edebilmek için, bizlerin içinden çıkan, ancak batılılar gibi düşünen ve hatta Batı hayranı lider ve karizmatik şahsiyetleri bizlerin önüne çıkararak bu amacına ulaşmada büyük mesafeler kaydetti. İşte Erdoğan’da bu bahsini ettiğimiz lider ve karizmatik şahsiyetlerdendir. Öyle ki namaz kılan, oruç tutan, besmelelerle açılışlar yapan, eşi “ kapalı” ve buna mukabil Batı nizamı demokrasiden ve özgürlüklerden hiç ödün vermeyen bir Müslüman. Tam da Batı’nın istediği Müslüman yönetici tipi. Müslümanlar dinlerinden rücu etmeyeceklerine göre bu olabilirlikler içinde onlar için en iyisi görünüyor ve gerçekten de öyle.

Öyle ki Erdoğan’a sadece kendi ülkesinde değil “one minute” ve benzeri çıkışları ile diğer birçok İslam beldesinde de, Batı ve özellikle “İsrail” karşıtı karizma lider sıfatı yapıştı. Aksi halde amelsiz nice sözler söylemesine ve atılı İslam düşmanı azgın liderleri kendisine dost edinip hem bunu sözle hem de amelleri ile belli etmesine karşılık nasıl Müslümanlar içinde hala teveccüh ile karşılanabilir?

Erdoğan’ın ABD ziyaretine dönecek olursak; ABD ziyareti öncesi ve sonrasında Türkiye’nin özelde Suriye siyaseti olmak üzere siyasetinde bir değişiklik olmayacak elbette. Siyaset değişikliğinden kastettiğim tabi ki Türkiye’nin kendine özgü bağımsız bir siyaseti olması ve bunda da bir revizyon olması değil. Değişikliğin olmamasından kastım Batı’dan kopuk olmayan siyasetlerinde yine kopmanın yaşanmamasıdır. Uydu olmak bunu gerektirir. Bazılarının Erdoğan’ın Obama’yı bazı hususlarda ikna etmesini beklemeleri bu bağlamda abesle iştigaldir. Dünya siyasetine yön veren ABD’nin yine dünya siyasetinde solda sıfır hükmünde olan Türkiye’ye siyaset üretme noktasında ne ihtiyacı olabilir ki?

Bu ziyarette ekonomi boyutuna vurgu yapılması ve bu bağlamda birçok Türkiyeli hatırı sayılır iş adamının da bu ziyarette başbakana eşlik etmesi elbette bu ziyaret için bir esas teşkil etmez. Asıl gündem tabi ki özelde Suriye olmak üzere Ortadoğu siyaseti üzerinedir. İki yılı aşkın zamandır ve özellikle son aylarda ABD, İngiltere ve Rusya arasında yoğunlaşan ziyaretlerin temelinde Suriye konusu vardır. Mit müsteşarının da bu ziyarette hazır bulunmasının tek sebebi Suriye ve Suriye ile bağlantılı Türkiye’de ki olaylardır. Türkiye’ye bu konuda Batı’nın yürüttüğü siyasette önemli görevler düşmektedir. Batıdan kopuk olarak Türkiye’nin Suriye konusunda bir siyaseti olduğunu düşünmek en basit tabiri ile saflık olacaktır. Zaten Suriye siyasetinde bir değişiklik olmayacağını ziyaret sonrası Türkiye teyit etti.

ABD, İngiltere ve Rusya Suriye’de demokratik bir devletin kurulması noktasında hemfikirdirler. Daha öncesi de olmakla birlikte Suriye konulu 1. Cenevre Konferansı’nda da bu konu üzerinde vurgu yapıldı. Ilımlı muhaliflerin desteklenmesi hep dile getirildi. Hep aynı şeyler söylendi ancak yaptıkları veya yapmak istedikleri şeylerin tamamı Suriye’de kıyama kalkan Müslümanların hiçte umurlarında olmadı. Onlar Kâfir Esed’in Batı’nın bir uşağı olduğunun farkındalar artık. Batı’nın söylemlerinin ve yaptıkları her şeyin Esed’e zaman kazandırmaktan ibaret olduğunu biliyorlar.

Batı’nın bu bağlamdaki en büyük korkusu Suriye kıyamının diğer ülkelere sıçramasıdır. Suriye’nin bir kentinde başlayan ayaklanma kısa sürede tüm Suriye’ye yayıldı. Batı’nın, ilk dönemlerinde kıyamın bu boyutlara ulaşabileceğini tahmin edemediği ve neredeyse İslam devrimi halini alan ayaklanmaya bakışı elbette çok ciddi boyutlardadır. Birçok Müslüman’ın hâlâ idrak edemediği ideolojik boyutu ile İslam’ı tatbik edecek bir devletin zuhur etmesi düşüncesi bile, Batı’nın uykularını kaçırmak için fazlası ile yeterlidir. Kaygıları bunun içindir ve bu amaçla Müslümanların başında bulunan Batı uşağı yöneticileri bu durumu engellemek üzere en iyi şekilde kullanmaktadırlar.

Şu an Suriye’ye askeri bir müdahale düşünülmemektedir. Aslında şu aşamada askeri müdahale yapılmaktadır zaten. Tabi ki kimin eli ile… Yine Müslümanlar eli ile. İran ve Hizbullah militanları Müslümanları hedef almış cansiperane çarpışmaktalar. Kâfir Batı’nın askerleri bu kadarını asla yapamazlardı. Batıda tabi ki askeri mühimmat ve siyaset ile her türlü desteği vermektedir. Askeri müdahaleyi Batı ancak Esed’in düşeceğini anladığı an yapacaktır diye düşünüyorum. Eğer böyle bir şey olacaksa bu oluncaya kadar ne kadar Müslüman katledilirse iyidir onlar açısından.

Erdoğan Obama görüşmesinden; Esed’in gitmesi ortak düşüncesi çıktı. Buna hâlihazırda İngiltere de razı. Zaten bu hususun çok önemi yok. Zira onlar asla bir rejim değişikliğinden bahsetmiyorlar. Hatta Baas rejiminin gitmesinden bile bahsetmiyor, sadece Esed’in gitmesini istiyorlar. Türkiye’de Davutoğlu ağzı ile bunu teyit etti. Mevcut rejimde suça karışmamış ya da istemeye istemeye zulme ortak olanlar ile masaya oturulabileceğini söyledi. Yine ABD’den çıkan bir diğer ortak karar demokrasi taraftarı muhalif gurupların desteklenmesi.

Bu bağlamda Batı ve özelde ABD bölgede başka sorunların olmasını istememektedir. Bu bağlamda Türkiye’de PKK sorunu halledilmeye çalışılmakta, Türkiye ve “İsrail” arasındaki sorunlar giderilmektedir. Hatta el-Fetih ve Hamas arası uzlaşı arayışı hızlanmıştır. Tüm bunlara demokratik Türkiye’nin dâhil edilmesi elzemdir. Erdoğan’ın Gazze ziyareti bu bağlamda önem arz ediyor.

Erdoğan’a Gazze ziyaretinde bulunulmaması ABD tarafından tavsiye edildiğinde buna mukabil Erdoğan ziyaretlerini yapacaklarını söylemişti. Evet, ziyaret yapılacak. Sadece birkaç hafta gecikme ile. ABD’de bu ziyareti istediği halde Erdoğan’a bunun söylenmesi ne anlama geliyordu? Hatırlayınız o dönem Erdoğan’ın Gazze ziyareti isteğini ABD’ye rağmen dile getirmesi bazı çevreler tarafından Türkiye’nin ABD’den kopuk siyaset izlemeye başladığının bir emaresi olarak dile getirilmişti. Buna da minik bir “one minute” diyebiliriz. Zaten Erdoğan’a bu popülariteyi kazandıran ABD tarafından kendisine verilen başta ABD ve “İsrail” olmak üzere bazı güç odaklarına dayılanma katsayısının yüksek olmasından kaynaklanmaktadır. Ümmetin gözünde şerrin odağı olan bu güçlere medya önünde dayılan ve ümmetin teveccühünü kazan. Hâlbuki kapalı kapılar ardında konuşulanlar ile medya önünde konuşulanlar birbirine tamamen zıt. Erdoğan bu işin tam kompetanı oldu dersek abartmış olmayız sanırım.

Bu ziyaret sonrası olabilecek olayları tahminle sıralayacak olursak; öncelikle bu ay Suriye konulu 2. Cenevre Konferansı yapılacak. Burada ılımlı muhalifler masaya oturtulmaya çalışılacak. Geçiş hükümeti hikâyesi devam edecek. Esad’ın 2014 yılına kadar en azından seçimlere kadar kalması için ellerinden geleni yapacaklar. Burada Türkiye’ye düşen en büyük görev ilk olarak Suriye kıyamının Türkiye’ye sıçramasını engellemek. Buna karşın Suriye ile Türkiye’nin arasının sürekli gergin olmasını (uçak düşürülmesi, Reyhanlı bombalamaları gibi vesilelerle) sağlayarak ilerde ihtiyaç halinde bu gerginlikten faydalanmak. Bu hassas dengeyi (bunda Erdoğan’ın payı büyük elbette) Türkiye iyi yürütebildi bu zamana kadar. Gazze ziyareti gerçekleşecek ve büyük ihtimal ile hem Hamas hem de el-Fetih ile görüşülecek. Aralarında fikir birlikteliği sağlanıp 67 sınırları çerçevesinde Filistin devletinin kurulması için çaba sarf edilecek. Bu ise, Hamas’ın kuruluş amacına bu hususun ters olmasına karşın siyasete de belli bir zaviyeden bakılmadığında kâfir Batı’nın siyasetine farkında olarak veya olmayarak nasılda meyledildiğini göstermek için bir nişane.

Yazımızın başında belirttiğimiz gibi Müslümanlar dinlerinden rücu etmeyecekler. Batı bunu çok iyi biliyor. Bu ümmeti kontrol etmenin en iyi yolu ümmetin içinden birilerini çıkararak onlar eli ile kontrolü elde tutmaktır. Zenginlik kaynaklarımızı sömürmek, bizi kendilerine pazar haline getirmek ve hepsinden önemlisi Batı nizamını bırakıp yeniden İslam’a dönmelerini engellemek ancak bu yolla mümkün olabiliyor. Dünyanın her bölgesinde Müslümanların kanları oluk oluk akıtılırken, petrolümüz, doğalgazımız vs kâfirlere peşkeş çekilirken ümmetin bu denli sessiz kalması nasıl sağlanacaktı. Elbette Erdoğan A tipi bir karşılama ile karşılanacaktı. Elbette iltifatlar düzülüp göklere çıkarılacaktı. O’nun kadrosuna gerekenden fazla değer verilecekti. Böylesini nerden bulacaklar.


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz