Kabul etmek gerekir ki insanın
fıtratında bir lidere bağlanmak ve o liderin çizgisine göre hayatına yön
vermek, onun isteklerini ve emirlerini yerine getirmek, onun sevdiklerini
sevmek onun nefret ettiğinden nefret etmek vardır. Eğer kişi için bu lider kendisinden
hayat nizamlarının fışkırdığı, akla dayalı insanın kalbine mutmainlik veren ve
daimi bir kalkınmaya götürecek bir fikri liderlik ise sorun yoktur elbette.
Lakin bu liderlik insan fıtratına uygun olmayan beşer ürünü nizamlar ise ve
özellikle bu nizamları kendisine düstur edinmiş şahsiyetler ise işte o zaman
insanlığın bugünkü halinin müsebbibi oluverir.
İşte bu hususu çok iyi bilen
kâfir Batı, önce bizden hayat nizamımız olan İslam Nizamını koparmayı başardı.
Sonra kendi hayat nizamlarını bizler üzerinde en mükemmel bir şekilde tatbik
edebilmek için, bizlerin içinden çıkan, ancak batılılar gibi düşünen ve hatta
Batı hayranı lider ve karizmatik şahsiyetleri bizlerin önüne çıkararak bu
amacına ulaşmada büyük mesafeler kaydetti. İşte Erdoğan’da bu bahsini ettiğimiz
lider ve karizmatik şahsiyetlerdendir. Öyle ki namaz kılan, oruç tutan,
besmelelerle açılışlar yapan, eşi “ kapalı” ve buna mukabil Batı nizamı
demokrasiden ve özgürlüklerden hiç ödün vermeyen bir Müslüman. Tam da Batı’nın
istediği Müslüman yönetici tipi. Müslümanlar dinlerinden rücu etmeyeceklerine
göre bu olabilirlikler içinde onlar için en iyisi görünüyor ve gerçekten de
öyle.
Öyle ki Erdoğan’a sadece kendi
ülkesinde değil “one minute” ve benzeri çıkışları ile diğer birçok İslam
beldesinde de, Batı ve özellikle “İsrail” karşıtı karizma lider sıfatı yapıştı.
Aksi halde amelsiz nice sözler söylemesine ve atılı İslam düşmanı azgın
liderleri kendisine dost edinip hem bunu sözle hem de amelleri ile belli
etmesine karşılık nasıl Müslümanlar içinde hala teveccüh ile karşılanabilir?
Erdoğan’ın ABD ziyaretine dönecek
olursak; ABD ziyareti öncesi ve sonrasında Türkiye’nin özelde Suriye siyaseti
olmak üzere siyasetinde bir değişiklik olmayacak elbette. Siyaset
değişikliğinden kastettiğim tabi ki Türkiye’nin kendine özgü bağımsız bir
siyaseti olması ve bunda da bir revizyon olması değil. Değişikliğin
olmamasından kastım Batı’dan kopuk olmayan siyasetlerinde yine kopmanın
yaşanmamasıdır. Uydu olmak bunu gerektirir. Bazılarının Erdoğan’ın Obama’yı
bazı hususlarda ikna etmesini beklemeleri bu bağlamda abesle iştigaldir. Dünya
siyasetine yön veren ABD’nin yine dünya siyasetinde solda sıfır hükmünde olan
Türkiye’ye siyaset üretme noktasında ne ihtiyacı olabilir ki?
Bu ziyarette ekonomi boyutuna
vurgu yapılması ve bu bağlamda birçok Türkiyeli hatırı sayılır iş adamının da
bu ziyarette başbakana eşlik etmesi elbette bu ziyaret için bir esas teşkil
etmez. Asıl gündem tabi ki özelde Suriye olmak üzere Ortadoğu siyaseti
üzerinedir. İki yılı aşkın zamandır ve özellikle son aylarda ABD, İngiltere ve
Rusya arasında yoğunlaşan ziyaretlerin temelinde Suriye konusu vardır. Mit
müsteşarının da bu ziyarette hazır bulunmasının tek sebebi Suriye ve Suriye ile
bağlantılı Türkiye’de ki olaylardır. Türkiye’ye bu konuda Batı’nın yürüttüğü
siyasette önemli görevler düşmektedir. Batıdan kopuk olarak Türkiye’nin Suriye
konusunda bir siyaseti olduğunu düşünmek en basit tabiri ile saflık olacaktır.
Zaten Suriye siyasetinde bir değişiklik olmayacağını ziyaret sonrası Türkiye
teyit etti.
ABD, İngiltere ve Rusya Suriye’de
demokratik bir devletin kurulması noktasında hemfikirdirler. Daha öncesi de
olmakla birlikte Suriye konulu 1. Cenevre Konferansı’nda da bu konu üzerinde
vurgu yapıldı. Ilımlı muhaliflerin desteklenmesi hep dile getirildi. Hep aynı
şeyler söylendi ancak yaptıkları veya yapmak istedikleri şeylerin tamamı
Suriye’de kıyama kalkan Müslümanların hiçte umurlarında olmadı. Onlar Kâfir
Esed’in Batı’nın bir uşağı olduğunun farkındalar artık. Batı’nın söylemlerinin
ve yaptıkları her şeyin Esed’e zaman kazandırmaktan ibaret olduğunu biliyorlar.
Batı’nın bu bağlamdaki en büyük
korkusu Suriye kıyamının diğer ülkelere sıçramasıdır. Suriye’nin bir kentinde
başlayan ayaklanma kısa sürede tüm Suriye’ye yayıldı. Batı’nın, ilk
dönemlerinde kıyamın bu boyutlara ulaşabileceğini tahmin edemediği ve neredeyse
İslam devrimi halini alan ayaklanmaya bakışı elbette çok ciddi boyutlardadır.
Birçok Müslüman’ın hâlâ idrak edemediği ideolojik boyutu ile İslam’ı tatbik
edecek bir devletin zuhur etmesi düşüncesi bile, Batı’nın uykularını kaçırmak
için fazlası ile yeterlidir. Kaygıları bunun içindir ve bu amaçla Müslümanların
başında bulunan Batı uşağı yöneticileri bu durumu engellemek üzere en iyi
şekilde kullanmaktadırlar.
Şu an Suriye’ye askeri bir
müdahale düşünülmemektedir. Aslında şu aşamada askeri müdahale yapılmaktadır
zaten. Tabi ki kimin eli ile… Yine Müslümanlar eli ile. İran ve Hizbullah
militanları Müslümanları hedef almış cansiperane çarpışmaktalar. Kâfir Batı’nın
askerleri bu kadarını asla yapamazlardı. Batıda tabi ki askeri mühimmat ve
siyaset ile her türlü desteği vermektedir. Askeri müdahaleyi Batı ancak Esed’in
düşeceğini anladığı an yapacaktır diye düşünüyorum. Eğer böyle bir şey olacaksa
bu oluncaya kadar ne kadar Müslüman katledilirse iyidir onlar açısından.
Erdoğan Obama görüşmesinden;
Esed’in gitmesi ortak düşüncesi çıktı. Buna hâlihazırda İngiltere de razı.
Zaten bu hususun çok önemi yok. Zira onlar asla bir rejim değişikliğinden
bahsetmiyorlar. Hatta Baas rejiminin gitmesinden bile bahsetmiyor, sadece
Esed’in gitmesini istiyorlar. Türkiye’de Davutoğlu ağzı ile bunu teyit etti.
Mevcut rejimde suça karışmamış ya da istemeye istemeye zulme ortak olanlar ile
masaya oturulabileceğini söyledi. Yine ABD’den çıkan bir diğer ortak karar
demokrasi taraftarı muhalif gurupların desteklenmesi.
Bu bağlamda Batı ve özelde ABD
bölgede başka sorunların olmasını istememektedir. Bu bağlamda Türkiye’de PKK
sorunu halledilmeye çalışılmakta, Türkiye ve “İsrail” arasındaki sorunlar
giderilmektedir. Hatta el-Fetih ve Hamas arası uzlaşı arayışı hızlanmıştır. Tüm
bunlara demokratik Türkiye’nin dâhil edilmesi elzemdir. Erdoğan’ın Gazze
ziyareti bu bağlamda önem arz ediyor.
Erdoğan’a Gazze ziyaretinde
bulunulmaması ABD tarafından tavsiye edildiğinde buna mukabil Erdoğan ziyaretlerini
yapacaklarını söylemişti. Evet, ziyaret yapılacak. Sadece birkaç hafta gecikme
ile. ABD’de bu ziyareti istediği halde Erdoğan’a bunun söylenmesi ne anlama
geliyordu? Hatırlayınız o dönem Erdoğan’ın Gazze ziyareti isteğini ABD’ye
rağmen dile getirmesi bazı çevreler tarafından Türkiye’nin ABD’den kopuk
siyaset izlemeye başladığının bir emaresi olarak dile getirilmişti. Buna da
minik bir “one minute” diyebiliriz. Zaten Erdoğan’a bu popülariteyi kazandıran
ABD tarafından kendisine verilen başta ABD ve “İsrail” olmak üzere bazı güç
odaklarına dayılanma katsayısının yüksek olmasından kaynaklanmaktadır. Ümmetin
gözünde şerrin odağı olan bu güçlere medya önünde dayılan ve ümmetin
teveccühünü kazan. Hâlbuki kapalı kapılar ardında konuşulanlar ile medya önünde
konuşulanlar birbirine tamamen zıt. Erdoğan bu işin tam kompetanı oldu dersek
abartmış olmayız sanırım.
Bu ziyaret sonrası olabilecek
olayları tahminle sıralayacak olursak; öncelikle bu ay Suriye konulu 2. Cenevre
Konferansı yapılacak. Burada ılımlı muhalifler masaya oturtulmaya çalışılacak.
Geçiş hükümeti hikâyesi devam edecek. Esad’ın 2014 yılına kadar en azından
seçimlere kadar kalması için ellerinden geleni yapacaklar. Burada Türkiye’ye
düşen en büyük görev ilk olarak Suriye kıyamının Türkiye’ye sıçramasını
engellemek. Buna karşın Suriye ile Türkiye’nin arasının sürekli gergin olmasını
(uçak düşürülmesi, Reyhanlı bombalamaları gibi vesilelerle) sağlayarak ilerde
ihtiyaç halinde bu gerginlikten faydalanmak. Bu hassas dengeyi (bunda
Erdoğan’ın payı büyük elbette) Türkiye iyi yürütebildi bu zamana kadar. Gazze
ziyareti gerçekleşecek ve büyük ihtimal ile hem Hamas hem de el-Fetih ile
görüşülecek. Aralarında fikir birlikteliği sağlanıp 67 sınırları çerçevesinde
Filistin devletinin kurulması için çaba sarf edilecek. Bu ise, Hamas’ın kuruluş
amacına bu hususun ters olmasına karşın siyasete de belli bir zaviyeden
bakılmadığında kâfir Batı’nın siyasetine farkında olarak veya olmayarak nasılda
meyledildiğini göstermek için bir nişane.
Yazımızın başında belirttiğimiz
gibi Müslümanlar dinlerinden rücu etmeyecekler. Batı bunu çok iyi biliyor. Bu
ümmeti kontrol etmenin en iyi yolu ümmetin içinden birilerini çıkararak onlar
eli ile kontrolü elde tutmaktır. Zenginlik kaynaklarımızı sömürmek, bizi
kendilerine pazar haline getirmek ve hepsinden önemlisi Batı nizamını bırakıp
yeniden İslam’a dönmelerini engellemek ancak bu yolla mümkün olabiliyor.
Dünyanın her bölgesinde Müslümanların kanları oluk oluk akıtılırken,
petrolümüz, doğalgazımız vs kâfirlere peşkeş çekilirken ümmetin bu denli sessiz
kalması nasıl sağlanacaktı. Elbette Erdoğan A tipi bir karşılama ile
karşılanacaktı. Elbette iltifatlar düzülüp göklere çıkarılacaktı. O’nun
kadrosuna gerekenden fazla değer verilecekti. Böylesini nerden bulacaklar.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış