Kıbrıs Sorununun Arka Plan Aktörleri ve Kıbrıs’ta Son Gelişmeler

Abdulkadir Çimen

Kıbrıs, siyasi ve stratejik önemi keşfedildikten sonra üzerinde güç ve hâkimiyet kurma mücadeleleri her asırda devam ede gelmiş önemli stratejik bir adadır. Birçok medeniyet ve toplumun üzerinde güç kurmaya çalıştığı ve kendi kontrolünde olmasını istediği bu küçük ada, her dönem için ayrı bir siyasi amaç için önemli bir üs olarak kabul edilmiştir.

Hz. Osman (r.a.) tarafından fethedilerek İslami bir belde haline getirilen Kıbrıs, aradan geçen yıllar sonra tekrar Osmanlı Devleti zamanında fethedilmiş, bu ise Osmanlı Devleti’nin denizlerde ki üstünlüğüne güç katması anlamında tarihi bir başarı olmuştur. Çünkü bu fetihle beraber tüm Akdeniz ticari ve siyasi olarak Osmanlı Devleti’nin kontrolüne girmiştir.

Sonuç olarak İslam’ın fikri liderliğinin yok olduğu günden bu güne unutulan birçok belde ile aynı vahim sonu paylaşan Kıbrıs, Batılı devletlerin çıkar çatışmalarına sahne görevi yapmaktan da kurtulamamıştır. Bu beldelerin asıl sahipleri Müslümanlar iken Müslümanların maslahatlarına aykırı bir şekilde kullanılan bu beldelerde Müslümanlar küçük düşürülmüştür.

1 Ağustos 1571 Kıbrıs’ın fethinin her yıl KKTC’de Toplumsal Direniş Bayramı olarak kutlanması ise sembolik bir davranıştan öte gitmemektedir. Çünkü bugün Kıbrıs işgal ve sömürünün tam ortasındadır. Osmanlı Devleti’nin egemenliğinden çıkmasından bu yana bir nevi kapitalist lider devletlerinin güç oyunlarına sahnelik yapan Kıbrıs adası, aynı zamanda da toplumun fikir, nizam ve duyguları da değiştirilerek bir asimilasyona tabi tutulmuştur. Öyle ki, bugün içerisinde yaşayan sözde Müslüman Türklerin bile İslam ve İslam’ın fikri liderliğinden ve dolayısı ile İslami bir hayattan kendilerini beri tutar yaşayışları ne kadar İslam fikrinden koptuklarının ve kapitalist fikirleri de bir o kadar benimsediklerinin bir göstergesidir.

Manevi değeri bir yana siyasi olarak ta derin bir plan ve sinsi bir siyasetle Müslümanların gözünden ve gönlünden uzaklaştırılan Kıbrıs, en son İngiliz siyasetinin pençeleri arasında ancak dünden farklı olarak bugünün ihtiyaçlarına göre şekil alan bir çatışmanın içerisine çekilmeye devam edilmektedir. İngiltere 05.11.1914’te resmen Kıbrıs’ı ilhak ettiğinden ve 1923 Lozan Anlaşması ile bu işgali perçinlemesinden bugüne şüphesiz Kıbrıs’ta mutlak bir hâkimiyet kurmuştur. Ancak II. Dünya savaşından sonra değişen dünya dengeleri sonucunda diğer sömürgelerinde olduğu gibi Kıbrıs’ta da planlar değişmeye başlamıştır. Ancak İngiltere dünya liderliğini Amerika’ya kaptırmasına rağmen Kıbrıs’taki egemenliğini basit üslup değişiklikleri ile bu güne kadar korumayı başarmıştır.

Amerika’nın II. Dünya savaşından sonra yenidünya planları noktasında Kıbrıs’a duyduğu ihtiyacı fark eden İngiltere, ada üzerinde bulunan etnik gurupları harekete geçirmek suretiyle bir kargaşa ortamı oluşturmayı başararak Türk ve Rum milliyetçiliğini kendine bir nevi siper etmiştir. Bu da yeterli olmayınca, Kıbrıs’a 1923’ten bu yana İngiltere’nin bir iç meselesi olarak bakan Türkiye’yi devreye sokarak farklı bir savunma taktiği geliştirmiş oldu. Artan milliyetçilik hareketlerini bastırmak ve olası Amerika müdahalesini engellemek için 1975’te Türkiye’nin bilinen harekâtına izin veren İngiltere, bu ve benzeri üsluplar ile de bugüne kadar Kıbrıs’ta bulunan üslerini ve hâkimiyetini devam ettire gelmiştir.

Bugün ise Kıbrıs, Kuzey ve Güney olarak iki farklı bölgeye ayrılmış gibi görünse de aslında yine Kıbrıs’ın tamamı İngiltere’nin kontrolü altındadır. Çünkü İngiltere sömürgelerinde kendine has üsluplar belirleyerek bekasını korumanın yollarını bulmuştur. En bariz özelliği ise sömürgelerine kendi fikir, kültür ve eğitim sistemini de beraberinde götürerek yerleşik bir siyasi kültür oturtmasıdır.

Ancak Amerika’nın yenidünya düzeninde acilen Kıbrıs’a ihtiyaç duyulduğu bilinmektedir. Bu yüzden bir çok plan ve proje gerçekleştirse de aslında Amerika da orada yerleşik bir hakimiyet kuramayacağının bilincindedir. Fakat sınırlı da olsa ayağının ada üzerinde olmasını istemektedir. Annan planı ve iki kesimli federasyon fikri de buradan çıkmaktadır. Böylece Amerika Rumların kontrolündeki bir federal yapıya daha kolay müdahale etmeyi ve çok sesliliği ortadan kaldırmayı hedeflemektedir. Ancak İngiltere Rumlar üzerindeki etkinliğini kullanarak ve Enosis fikrini kıvılcımlandırarak bunun önüne geçmiştir. Hatta Kıbrıs sorununun müzakereler ve takvimler üzerinde bu şekilde tartışılmasının da önünü açarak Amerika tarafından istenen bir çözüm ortaya çıkmasına engel olmuştur.

Kıbrıs bugün yeniden değişen dünya dengelerinin aslında tam orta noktasında ve bir türlü paylaşılamayan bir pozisyonda durmaktadır. Stratejik özelliği Suriye olaylarında daha da belirginleşen Kıbrıs adası şimdilerde ise Batılı devletler tarafından bir üs olarak kullanılmak için yarışılan bir durumdadır. Rusya, Amerika, İngiltere, İsrail ve diğer Avrupa devletleri Suriye meselesinde yer almak ve kendi çıkarlarını gözetmek için Kıbrıs‘ın hayati bir önem taşıdığını bilmektedirler. 

Bu nedenle de Rusya; değişen dünya dengeleri doğrultusunda Akdeniz’de yeniden hakimiyet kurmak ve Avrasya-Balkanlar’daki siyasetini koruyabilmek adına Rum kesiminin iktisadi sıkıntılarını bahane ederek yeni bir Kıbrıs siyaseti benimsemiş durumdadır. Rum kesimindeki krizin derinleşmesi ve bankaların tartışılır hale gelmesi ve istedikleri yardımı alamamaları Rum kesimine kucak açan ve kredi vadinde bulunan Rusya’ya yakınlaşmaya neden olmakta, Rusya ise bu krizi iyi kullanarak Akdeniz’de ki siyasetini meşrulaştırmak istemektedir.

İsrail ise; Kıbrıs üzerinde birden çok hedef güderek bekasını sürdürmek ve siyasi menfaatlerini gerçekleştirmek peşindedir. Özellikle Türkiye ile yaşadığı gerilim sonrası Kıbrıs ile doğrudan ilgilenen İsrail, Rumların münhasır bölgedeki doğalgaz çıkarımına verdiği destekle de Türkiye’ye karşı izlemiş olduğu siyasette kendisini güçlü duruma getirmenin peşindedir. Rum kesimindeki iktisadi çöküşünde farkında olan İsrail aynı zamanda birçok askeri ve ticari işbirliği yaparak Rumlar üzerinde etkinliğini artırmak istemektedir.

Türkiye’nin ise kendi münhasır bölgesini ilan etmesi, doğalgaz ve petrol arayışına çıkması ise İsrail’e karşı verilmek istenen bir cevap olmasına rağmen ciddi bir adımın atılamaması, gerekli ekipman ve teçhizatın sağlanamaması da dünya kamuoyunda Türkiye’nin gerek Kıbrıs konusunda gerek ise İsrail ile yaşanan gerilim konusunda başarısızlığının ortaya çıkmasına neden olmuştur. İsrail ise buna Kıbrıs’ta yapmış olduğu askeri tatbikatlarla bir cevap vermiştir.

İngiltere’nin Kıbrıs’taki gizli hâkimiyetinin sırları bugün Suriye üzerinden bir kez daha haklılığının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Çünkü Suriye’ye yapılması planlanan olası bir askeri müdahalede Kıbrıs üs olarak kullanılabilecek en önemli ve kilit bölge konumundadır. Ayrıca Kıbrıs sadece Suriye’ye değil olası Ortadoğu, Avrasya ve Afrika’ya da yapılacak bir askeri operasyonda kilit rol oynamaktadır. İngiltere’nin ise Kıbrıs’ta bulunan askeri üsleri hali hazırdaki bir müdahaleye en yakın kuvvet olması bakımından İngiltere’nin bölgesel bir operasyonda daha çok söz sahibi olmasına neden olmaktadır.

Suriye’de bugün tırmanan süreçte ve muhaliflerin denetlenmesi gibi hususlarda Kıbrıs’ta bulunan İngiliz üslerinden istihbari olarak faydalanılıyor. Bu ise Suriye üzerinde Amerika, Rusya, Fransa ve diğer Batı ülkelerinin yanında İngiltere’nin oynadığı rolün etkisini de artırıyor. Yine Amerika’nın bu üslerden gelen bilgilere ihtiyaç duyarak Suriye meselesinde en çok İngiltere’ye ihtiyaç duyduğu ortaya çıkıyor. Ancak İngiltere Kıbrıs üzerinde Amerika ile yaşadığı güç savaşının farkında olarak bir takım tavizler istemektedir ki bu da bugün gerek Kıbrıs ve gerekse de Suriye meselesi üzerindeki uzlaşmanın anahtarı olabilecek durumdadır.

Özetle kendi küçük ama dünya siyasetinde ki yeri büyük olan Kıbrıs adasının şu anki görüntüsü devletlerarası siyasette bu şekilde şiddetli güç çekişmeleri üzerinde seyretmektedir ve bu seyir Kıbrıs’ın iç siyasetini de aynı oranda etkilemektedir.

24 Şubat 2013 günü Kıbrıs’ın her iki tarafında seçimler vardı. Güneyde başkanlık seçimi, Kuzeyde ise iktidar partisi olan UBP’nin kongre seçimleri. Kıbrıs’ta yaşanan müzakere çıkmazının kilidini açacağına inanılan veya bir umut olarak bakılan seçimler aslında Kıbrıs gerçeğine saf bir bakıştan öte gitmemektedir. Çünkü Lozan’dan bu yana birçok İslam beldesinde olduğu gibi Kıbrıs halkının da kendi geleceği hakkında irade ortaya koymasının mümkün olmadığı ortadadır. Lozan’da kendi bahçesine düşen Kıbrıs’a en az Türkiye kadar önem veren İngiltere son raundada buradaki konumunu muhafaza etmenin peşinde olduğunu göstermiştir. Nitekim Kıbrıs’ta gerçekleşen seçimlere baktığımızda arka planda oyun kurucuların isteğinden başkasının gerçekleşmediğini çok net görebiliriz.

Güney Kıbrıs’ta yapılan seçimlileri yüzde 57,5 ile kazanan Nikos Anastasiadis ise sadece statükonun bir kan değişiminden başka bir şey değildir. DİSİ başkanı olan Nikos Anastasiadis’in gelişi, Dimitris Hristofyas’ın, tekrar aday olmayacağını açıklaması ile zaten belirginleşmişti. Güneyde yaşanan siyasi krizin yanına bir de ekonomik krizin eklenmesi Hristofyas’ın gidişini hızlandırmıştı. Anastasiadis ise gerek müzakereler sürecinde başarısız bulunan Hristofyas’ı eleştirerek gerek ise Annan planına zamanın da destek vermesine rağmen bugün anlamsızlığını dillendirerek, gaye vasıtayı meşru kılar kılıfına dayanarak ön plana çıkmak istemiştir. Nitekim bu noktada Güney Kıbrıs’taki ana muhalefet partisi DİSİ ile eski koalisyon ortaklarından DİKO’nun da desteğini arkasına almıştır. 31 Ağustos 2012 de Simerini gazetesi bu uzlaşıyı manşetten yayınlamıştı“Nikolas Papadopulos’un Gıyabında Uzlaştılar... DİSİ ile DİKO Kıbrıs Sorununda Anlaştı” başlıklarıyla manşetten aktardığı haberinde, DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis ile DİKO Başkanı Marios Karoyan’ın, yapacakları işbirliği konusunda bir kez daha görüştüklerini ve DİSİ ile yapılacak işbirliği konusunda henüz renk vermeyen DİKO Başkan Yardımcısı Nikolas Papadopulos’un gıyabında, Başkanlık seçimlerinde işbirliği yapma kararı aldıklarını açıkladıklarını yazmıştı.”

Nitekim gerek ekonomik krizin getirdiği sonuçlar gerekse de Kıbrıs’ın son zamanlardaki artan önemi İngiltere ve ABD’nin her iki kesime de verdiği olumlu mesajlar neticesinde Anastasiadis’i desteklemelerine neden oldu. Ancak bu destek kerhen verilen bir destek olup, aslında müzakere sürecinin de gidişatı ile doğrudan alakalıdır. Çünkü ABD ve İngiltere önümüzdeki yıllar içerisinde Kıbrıs’ta nihai bir çözüm için yeni bir adım atılmayacağının farkındadır.

Güney Kıbrıs’ta ABD ve İngiltere’nin ilk hedefleri kendi çıkarlarına yönelik hamlelerin icraya konulması olsa da şu an için güneyi içinde bulunduğu ve tüm Avrupa devletlerini etkileyen ekonomik krizden kurtarmak daha ağır basmaktadır. Anastasiadis ise daha seçimlerin bitiminde kabine bile oluşmadan ekonomik tedbirler alınması ve bu krizden çıkış planın bir an önce oluşturulması yönünde açıklamalar yapmıştır. Bu minvalde oyun kurucuların ilk hedefi krizin atlatılması ve bu arada KKTC’de ve Türkiye’deki seçim trafiğinin bitmesini beklemektir. Bu süreçte ise Kıbrıs’ta müzakerelere bir müddet ara verilerek ön çalışma yapılması öngörülüyor.

Anastasiadis gerek AB üyeleri ile iyi ilişkiler kurması, gerekse de İngiltere ve ABD’nin ada üzerindeki planlarını bilmesi dolayısı ile şu anda Güney Kıbrıs’ta seçilebilecek en iyi lider özelliğini taşımaktadır. İngiltere yakın tarihte Kıbrıs üzerinde herhangi bir çözüm olmayacağının farkında olarak şu an itibari ile Anastasiadis’in gelişinden memnun kalmıştır. İngiltere için şu anda en önemli olan unsur şüphesiz Kıbrıs Rum kesiminde bulunan İngiliz üslerinin varlığının devam etmesidir. Müzakere süresinin önünün açık olması ve zaman takviminin geniş olması sebebi ile şimdilik Anastasiadis veya başkasının başkan olması İngiltere’yi tedirgin etmemektedir:

“Politis gazetesi bir başka haberinde ise, Nikos Anastasiadis’in, Rum Yönetimi Başkanlığı’na seçilmesi konusunun İngiltere Parlamentosu’nda da ele alındığını belirtti. Habere göre Lord Burrowes, İngiltere Başbakanı David Cameron’a “Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’i Londra’ya davet edip etmeyecekleri, seçilmesinden dolayı oluşan yeni olguları değerlendirip değerlendirmeyecekleri” sorusunu sorarken, Başbakan Cameron, verdiği yanıtta seçilmesinin hemen ardından Anastasiadis’i tebrik ettiklerini söyledi. Cameron ayrıca, ortak öncelikli konularda ileriki aylarda Nikos Anastasiadis ile sıkı işbirliği umut ettiklerini ifade etti.”

Kuzey Kıbrıs’ta ise durum statükonun devamı noktasında yine aynı minvalde devam etmektedir. Derviş Eroğlu’nun 2015’e kadar Cumhurbaşkanı olması İngiltere’ye güven veren diğer bir husustur. 2015 seçimlerine kadar Derviş Eroğlu’nun görevde kalması ABD’nin istediği gibi adada iki toplumlu bir federasyonun uluslararası bir konferans haricinde kabul edilmeyeceği anlamının çıkmasına neden olur. Her ne kadar Türkiye üzerinden ABD, Kıbrıs’ta istediği planın işlemesi için baskı yapsa da Eroğlu yine ikili müzakerelerde sürecin uzaması için elinden geleni yapacaktır. Bu yüzden iki toplumlu federasyon fikri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde 2015’te yapılacak seçimlerin arkasından tatbik edilmeye daha yakındır. Bu yüzden de muhalefet dışında bulunan eski Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat 2015 seçimleri için hazırda tutulan bir adaydır. Ancak UBP’nin destekleyeceği bir adayın olması da önemli bir meseledir. Bunun için İrsen Küçük, AKP’nin dolayısı ile ABD’nin aklındaki ilk isimdir.

İngiltere bu hamleyi bildiğinden UBP içerisindeki dengeleri bozma girişimde bulunmuştur. Derviş Eroğlu üzerinden UBP üzerinde operasyon yapsa da bunda başarılı olamadı. Derviş Eroğlu, Kongrede Sağlık Bakanı Ahmet Kaşif’e desteğini açıkça vermesine rağmen, AKP’nin bakanları aracılığı ile adaya çıkarma yapması ve İrsen Küçük’e destek vermesi bu hamleyi önleyen en önemli etken olmuştur. Adaya çıkartma yapan Beşir Atalay’da verdiği demeçte bu desteği şöyle dillendirmiştir. “Bir genel başkanın başbakanken değiştirilmeye kalkışılması durumunda bu (ekonominin etkilenmesi) beklenir. İktidar partilerinde genel başkan değişimi daima bunu etkiler…"KKTC Hükümeti'nin yükümlülüğünde olan programın uygulanması da başarılı bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Buradaki sunumlarda bunu görüyoruz. Sayın Başbakan'ın şahsında KKTC Hükümeti'ne ve bürokrasisine teşekkür ediyorum."

Bu hamleyle aslında 2015 seçimlerinde muhtemelen AKP’nin destekleyeceği adayın kimliği de belli olmuştur. İngiltere ise 2015 seçimlerine kadar statükonun devam edeceği bilincinde ve yapılacak seçimlerde ise şimdilik Derviş Eroğlu üzerine yatırım yapmaktadır.

Kıbrıs’ta bugünkü yaşan olaylara bakıldığında Kıbrıs’ın İslam’ın fikri ve siyasi liderliği ortadan kalktıktan sonra kapitalist sömürü devletlerinin elinde, değerli bir oyuncak olduğunu görürüz. Çözüm ise hiçbir zaman köklü olmayacaktır. Belki oyun kurucuları değişecek ama, oyun oynanılanlar kafalarını kaldırıp nerden geldik ve ne haldeyiz deyip oyuna dâhil olmadığı sürece Kıbrıs’ın konumu diğer beldelerde olduğu gibi değişmeyecektir.


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz