Kıbrıs, siyasi ve stratejik önemi keşfedildikten
sonra üzerinde güç ve hâkimiyet kurma mücadeleleri her asırda devam ede gelmiş
önemli stratejik bir adadır. Birçok medeniyet ve toplumun üzerinde güç kurmaya
çalıştığı ve kendi kontrolünde olmasını istediği bu küçük ada, her dönem için
ayrı bir siyasi amaç için önemli bir üs olarak kabul edilmiştir.
Hz. Osman (r.a.) tarafından fethedilerek İslami bir
belde haline getirilen Kıbrıs, aradan geçen yıllar sonra tekrar Osmanlı Devleti
zamanında fethedilmiş, bu ise Osmanlı Devleti’nin denizlerde ki üstünlüğüne güç
katması anlamında tarihi bir başarı olmuştur. Çünkü bu fetihle beraber tüm
Akdeniz ticari ve siyasi olarak Osmanlı Devleti’nin kontrolüne girmiştir.
Sonuç olarak İslam’ın fikri liderliğinin yok olduğu
günden bu güne unutulan birçok belde ile aynı vahim sonu paylaşan Kıbrıs, Batılı
devletlerin çıkar çatışmalarına sahne görevi yapmaktan da kurtulamamıştır. Bu
beldelerin asıl sahipleri Müslümanlar iken Müslümanların maslahatlarına aykırı
bir şekilde kullanılan bu beldelerde Müslümanlar küçük düşürülmüştür.
1 Ağustos 1571 Kıbrıs’ın fethinin her yıl KKTC’de
Toplumsal Direniş Bayramı olarak kutlanması ise sembolik bir davranıştan öte
gitmemektedir. Çünkü bugün Kıbrıs işgal ve sömürünün tam ortasındadır. Osmanlı Devleti’nin
egemenliğinden çıkmasından bu yana bir nevi kapitalist lider devletlerinin güç
oyunlarına sahnelik yapan Kıbrıs adası, aynı zamanda da toplumun fikir, nizam
ve duyguları da değiştirilerek bir asimilasyona tabi tutulmuştur. Öyle ki,
bugün içerisinde yaşayan sözde Müslüman Türklerin bile İslam ve İslam’ın fikri
liderliğinden ve dolayısı ile İslami bir hayattan kendilerini beri tutar
yaşayışları ne kadar İslam fikrinden koptuklarının ve kapitalist fikirleri de
bir o kadar benimsediklerinin bir göstergesidir.
Manevi değeri bir yana siyasi olarak ta derin bir
plan ve sinsi bir siyasetle Müslümanların gözünden ve gönlünden uzaklaştırılan
Kıbrıs, en son İngiliz siyasetinin pençeleri arasında ancak dünden farklı
olarak bugünün ihtiyaçlarına göre şekil alan bir çatışmanın içerisine çekilmeye
devam edilmektedir. İngiltere 05.11.1914’te resmen Kıbrıs’ı ilhak ettiğinden ve
1923 Lozan Anlaşması ile bu işgali perçinlemesinden bugüne şüphesiz Kıbrıs’ta
mutlak bir hâkimiyet kurmuştur. Ancak II. Dünya savaşından sonra değişen dünya
dengeleri sonucunda diğer sömürgelerinde olduğu gibi Kıbrıs’ta da planlar
değişmeye başlamıştır. Ancak İngiltere dünya liderliğini Amerika’ya
kaptırmasına rağmen Kıbrıs’taki egemenliğini basit üslup değişiklikleri ile bu
güne kadar korumayı başarmıştır.
Amerika’nın II. Dünya savaşından sonra yenidünya
planları noktasında Kıbrıs’a duyduğu ihtiyacı fark eden İngiltere, ada üzerinde
bulunan etnik gurupları harekete geçirmek suretiyle bir kargaşa ortamı
oluşturmayı başararak Türk ve Rum milliyetçiliğini kendine bir nevi siper
etmiştir. Bu da yeterli olmayınca, Kıbrıs’a 1923’ten bu yana İngiltere’nin bir
iç meselesi olarak bakan Türkiye’yi devreye sokarak farklı bir savunma taktiği
geliştirmiş oldu. Artan milliyetçilik hareketlerini bastırmak ve olası Amerika
müdahalesini engellemek için 1975’te Türkiye’nin bilinen harekâtına izin veren
İngiltere, bu ve benzeri üsluplar ile de bugüne kadar Kıbrıs’ta bulunan
üslerini ve hâkimiyetini devam ettire gelmiştir.
Bugün ise Kıbrıs, Kuzey ve Güney olarak iki farklı
bölgeye ayrılmış gibi görünse de aslında yine Kıbrıs’ın tamamı İngiltere’nin
kontrolü altındadır. Çünkü İngiltere sömürgelerinde kendine has üsluplar
belirleyerek bekasını korumanın yollarını bulmuştur. En bariz özelliği ise
sömürgelerine kendi fikir, kültür ve eğitim sistemini de beraberinde götürerek
yerleşik bir siyasi kültür oturtmasıdır.
Ancak Amerika’nın yenidünya düzeninde acilen
Kıbrıs’a ihtiyaç duyulduğu bilinmektedir. Bu yüzden bir çok plan ve proje
gerçekleştirse de aslında Amerika da orada yerleşik bir hakimiyet
kuramayacağının bilincindedir. Fakat sınırlı da olsa ayağının ada üzerinde
olmasını istemektedir. Annan planı ve iki kesimli federasyon fikri de buradan
çıkmaktadır. Böylece Amerika Rumların kontrolündeki bir federal yapıya daha
kolay müdahale etmeyi ve çok sesliliği ortadan kaldırmayı hedeflemektedir.
Ancak İngiltere Rumlar üzerindeki etkinliğini kullanarak ve Enosis fikrini
kıvılcımlandırarak bunun önüne geçmiştir. Hatta Kıbrıs sorununun müzakereler ve
takvimler üzerinde bu şekilde tartışılmasının da önünü açarak Amerika
tarafından istenen bir çözüm ortaya çıkmasına engel olmuştur.
Kıbrıs bugün yeniden değişen dünya dengelerinin
aslında tam orta noktasında ve bir türlü paylaşılamayan bir pozisyonda durmaktadır.
Stratejik özelliği Suriye olaylarında daha da belirginleşen Kıbrıs adası
şimdilerde ise Batılı devletler tarafından bir üs olarak kullanılmak için yarışılan
bir durumdadır. Rusya, Amerika, İngiltere, İsrail ve diğer Avrupa devletleri
Suriye meselesinde yer almak ve kendi çıkarlarını gözetmek için Kıbrıs‘ın
hayati bir önem taşıdığını bilmektedirler.
Bu nedenle de Rusya; değişen dünya dengeleri
doğrultusunda Akdeniz’de yeniden hakimiyet kurmak ve Avrasya-Balkanlar’daki
siyasetini koruyabilmek adına Rum kesiminin iktisadi sıkıntılarını bahane
ederek yeni bir Kıbrıs siyaseti benimsemiş durumdadır. Rum kesimindeki krizin
derinleşmesi ve bankaların tartışılır hale gelmesi ve istedikleri yardımı
alamamaları Rum kesimine kucak açan ve kredi vadinde bulunan Rusya’ya yakınlaşmaya
neden olmakta, Rusya ise bu krizi iyi kullanarak Akdeniz’de ki siyasetini
meşrulaştırmak istemektedir.
İsrail ise; Kıbrıs üzerinde birden çok hedef güderek
bekasını sürdürmek ve siyasi menfaatlerini gerçekleştirmek peşindedir.
Özellikle Türkiye ile yaşadığı gerilim sonrası Kıbrıs ile doğrudan ilgilenen
İsrail, Rumların münhasır bölgedeki doğalgaz çıkarımına verdiği destekle de
Türkiye’ye karşı izlemiş olduğu siyasette kendisini güçlü duruma getirmenin
peşindedir. Rum kesimindeki iktisadi çöküşünde farkında olan İsrail aynı
zamanda birçok askeri ve ticari işbirliği yaparak Rumlar üzerinde etkinliğini
artırmak istemektedir.
Türkiye’nin ise kendi münhasır bölgesini ilan etmesi,
doğalgaz ve petrol arayışına çıkması ise İsrail’e karşı verilmek istenen bir
cevap olmasına rağmen ciddi bir adımın atılamaması, gerekli ekipman ve teçhizatın
sağlanamaması da dünya kamuoyunda Türkiye’nin gerek Kıbrıs konusunda gerek ise
İsrail ile yaşanan gerilim konusunda başarısızlığının ortaya çıkmasına neden
olmuştur. İsrail ise buna Kıbrıs’ta yapmış olduğu askeri tatbikatlarla bir
cevap vermiştir.
İngiltere’nin Kıbrıs’taki gizli hâkimiyetinin
sırları bugün Suriye üzerinden bir kez daha haklılığının ortaya çıkmasına neden
olmuştur. Çünkü Suriye’ye yapılması planlanan olası bir askeri müdahalede
Kıbrıs üs olarak kullanılabilecek en önemli ve kilit bölge konumundadır. Ayrıca
Kıbrıs sadece Suriye’ye değil olası Ortadoğu, Avrasya ve Afrika’ya da yapılacak
bir askeri operasyonda kilit rol oynamaktadır. İngiltere’nin ise Kıbrıs’ta
bulunan askeri üsleri hali hazırdaki bir müdahaleye en yakın kuvvet olması
bakımından İngiltere’nin bölgesel bir operasyonda daha çok söz sahibi olmasına
neden olmaktadır.
Suriye’de bugün tırmanan süreçte ve muhaliflerin
denetlenmesi gibi hususlarda Kıbrıs’ta bulunan İngiliz üslerinden istihbari
olarak faydalanılıyor. Bu ise Suriye üzerinde Amerika, Rusya, Fransa ve diğer Batı
ülkelerinin yanında İngiltere’nin oynadığı rolün etkisini de artırıyor. Yine
Amerika’nın bu üslerden gelen bilgilere ihtiyaç duyarak Suriye meselesinde en
çok İngiltere’ye ihtiyaç duyduğu ortaya çıkıyor. Ancak İngiltere Kıbrıs
üzerinde Amerika ile yaşadığı güç savaşının farkında olarak bir takım tavizler
istemektedir ki bu da bugün gerek Kıbrıs ve gerekse de Suriye meselesi
üzerindeki uzlaşmanın anahtarı olabilecek durumdadır.
Özetle kendi küçük ama dünya siyasetinde ki yeri
büyük olan Kıbrıs adasının şu anki görüntüsü devletlerarası siyasette bu
şekilde şiddetli güç çekişmeleri üzerinde seyretmektedir ve bu seyir Kıbrıs’ın
iç siyasetini de aynı oranda etkilemektedir.
24 Şubat 2013 günü Kıbrıs’ın her iki tarafında
seçimler vardı. Güneyde başkanlık seçimi, Kuzeyde ise iktidar partisi olan
UBP’nin kongre seçimleri. Kıbrıs’ta yaşanan müzakere çıkmazının kilidini
açacağına inanılan veya bir umut olarak bakılan seçimler aslında Kıbrıs
gerçeğine saf bir bakıştan öte gitmemektedir. Çünkü Lozan’dan bu yana birçok
İslam beldesinde olduğu gibi Kıbrıs halkının da kendi geleceği hakkında irade
ortaya koymasının mümkün olmadığı ortadadır. Lozan’da kendi bahçesine düşen
Kıbrıs’a en az Türkiye kadar önem veren İngiltere son raundada buradaki
konumunu muhafaza etmenin peşinde olduğunu göstermiştir. Nitekim Kıbrıs’ta
gerçekleşen seçimlere baktığımızda arka planda oyun kurucuların isteğinden
başkasının gerçekleşmediğini çok net görebiliriz.
Güney Kıbrıs’ta yapılan seçimlileri yüzde 57,5 ile
kazanan Nikos Anastasiadis ise sadece statükonun bir kan değişiminden başka bir
şey değildir. DİSİ başkanı olan Nikos Anastasiadis’in gelişi, Dimitris Hristofyas’ın, tekrar aday olmayacağını
açıklaması ile zaten belirginleşmişti. Güneyde yaşanan siyasi krizin yanına bir
de ekonomik krizin eklenmesi Hristofyas’ın gidişini hızlandırmıştı. Anastasiadis
ise gerek müzakereler sürecinde başarısız bulunan Hristofyas’ı eleştirerek
gerek ise Annan planına zamanın da destek vermesine rağmen bugün anlamsızlığını
dillendirerek, gaye vasıtayı meşru kılar kılıfına dayanarak ön plana çıkmak
istemiştir. Nitekim bu noktada Güney Kıbrıs’taki ana muhalefet partisi DİSİ ile
eski koalisyon ortaklarından DİKO’nun da desteğini arkasına almıştır.
31 Ağustos 2012 de Simerini gazetesi bu uzlaşıyı manşetten yayınlamıştı. “Nikolas
Papadopulos’un Gıyabında Uzlaştılar... DİSİ ile DİKO Kıbrıs Sorununda Anlaştı” başlıklarıyla
manşetten aktardığı haberinde, DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis ile DİKO Başkanı
Marios Karoyan’ın, yapacakları işbirliği konusunda bir kez daha görüştüklerini
ve DİSİ ile yapılacak işbirliği konusunda henüz renk vermeyen DİKO Başkan
Yardımcısı Nikolas Papadopulos’un gıyabında, Başkanlık seçimlerinde işbirliği
yapma kararı aldıklarını açıkladıklarını yazmıştı.”
Nitekim gerek ekonomik krizin getirdiği sonuçlar
gerekse de Kıbrıs’ın son zamanlardaki artan önemi İngiltere ve ABD’nin her iki
kesime de verdiği olumlu mesajlar neticesinde Anastasiadis’i desteklemelerine neden
oldu. Ancak bu destek kerhen verilen bir destek olup, aslında müzakere
sürecinin de gidişatı ile doğrudan alakalıdır. Çünkü ABD ve İngiltere
önümüzdeki yıllar içerisinde Kıbrıs’ta nihai bir çözüm için yeni bir adım
atılmayacağının farkındadır.
Güney Kıbrıs’ta ABD ve İngiltere’nin ilk hedefleri
kendi çıkarlarına yönelik hamlelerin icraya konulması olsa da şu an için güneyi
içinde bulunduğu ve tüm Avrupa devletlerini etkileyen ekonomik krizden
kurtarmak daha ağır basmaktadır. Anastasiadis ise daha seçimlerin bitiminde
kabine bile oluşmadan ekonomik tedbirler alınması ve bu krizden çıkış planın
bir an önce oluşturulması yönünde açıklamalar yapmıştır. Bu minvalde oyun
kurucuların ilk hedefi krizin atlatılması ve bu arada KKTC’de ve Türkiye’deki
seçim trafiğinin bitmesini beklemektir. Bu süreçte ise Kıbrıs’ta müzakerelere
bir müddet ara verilerek ön çalışma yapılması öngörülüyor.
Anastasiadis gerek AB üyeleri ile iyi ilişkiler
kurması, gerekse de İngiltere ve ABD’nin ada üzerindeki planlarını bilmesi
dolayısı ile şu anda Güney Kıbrıs’ta seçilebilecek en iyi lider özelliğini taşımaktadır.
İngiltere yakın tarihte Kıbrıs üzerinde herhangi bir çözüm olmayacağının
farkında olarak şu an itibari ile Anastasiadis’in gelişinden memnun kalmıştır.
İngiltere için şu anda en önemli olan unsur şüphesiz Kıbrıs Rum kesiminde
bulunan İngiliz üslerinin varlığının devam etmesidir. Müzakere süresinin önünün
açık olması ve zaman takviminin geniş olması sebebi ile şimdilik Anastasiadis
veya başkasının başkan olması İngiltere’yi tedirgin etmemektedir:
“Politis
gazetesi bir başka haberinde ise, Nikos Anastasiadis’in, Rum Yönetimi
Başkanlığı’na seçilmesi konusunun İngiltere Parlamentosu’nda da ele alındığını
belirtti. Habere göre Lord Burrowes, İngiltere Başbakanı David Cameron’a “Rum
Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’i Londra’ya davet edip etmeyecekleri,
seçilmesinden dolayı oluşan yeni olguları değerlendirip değerlendirmeyecekleri”
sorusunu sorarken, Başbakan Cameron, verdiği yanıtta seçilmesinin hemen
ardından Anastasiadis’i tebrik ettiklerini söyledi. Cameron ayrıca, ortak
öncelikli konularda ileriki aylarda Nikos Anastasiadis ile sıkı işbirliği umut
ettiklerini ifade etti.”
Kuzey Kıbrıs’ta ise durum statükonun devamı
noktasında yine aynı minvalde devam etmektedir. Derviş Eroğlu’nun 2015’e kadar
Cumhurbaşkanı olması İngiltere’ye güven veren diğer bir husustur. 2015
seçimlerine kadar Derviş Eroğlu’nun görevde kalması ABD’nin istediği gibi adada
iki toplumlu bir federasyonun uluslararası bir konferans haricinde kabul
edilmeyeceği anlamının çıkmasına neden olur. Her ne kadar Türkiye üzerinden
ABD, Kıbrıs’ta istediği planın işlemesi için baskı yapsa da Eroğlu yine ikili
müzakerelerde sürecin uzaması için elinden geleni yapacaktır. Bu yüzden iki
toplumlu federasyon fikri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde 2015’te yapılacak
seçimlerin arkasından tatbik edilmeye daha yakındır. Bu yüzden de muhalefet
dışında bulunan eski Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat 2015 seçimleri için hazırda
tutulan bir adaydır. Ancak UBP’nin destekleyeceği bir adayın olması da önemli
bir meseledir. Bunun için İrsen Küçük, AKP’nin dolayısı ile ABD’nin aklındaki
ilk isimdir.
İngiltere bu hamleyi bildiğinden UBP içerisindeki
dengeleri bozma girişimde bulunmuştur. Derviş Eroğlu üzerinden UBP üzerinde
operasyon yapsa da bunda başarılı olamadı. Derviş Eroğlu, Kongrede Sağlık
Bakanı Ahmet Kaşif’e desteğini açıkça vermesine rağmen, AKP’nin bakanları
aracılığı ile adaya çıkarma yapması ve İrsen Küçük’e destek vermesi bu hamleyi
önleyen en önemli etken olmuştur. Adaya çıkartma yapan Beşir Atalay’da verdiği
demeçte bu desteği şöyle dillendirmiştir. “Bir
genel başkanın başbakanken değiştirilmeye kalkışılması durumunda bu (ekonominin
etkilenmesi) beklenir. İktidar partilerinde genel başkan değişimi daima bunu
etkiler…“ "KKTC Hükümeti'nin
yükümlülüğünde olan programın uygulanması da başarılı bir şekilde
gerçekleştirilmiştir. Buradaki sunumlarda bunu görüyoruz. Sayın Başbakan'ın
şahsında KKTC Hükümeti'ne ve bürokrasisine teşekkür ediyorum."
Bu hamleyle aslında 2015 seçimlerinde muhtemelen
AKP’nin destekleyeceği adayın kimliği de belli olmuştur. İngiltere ise 2015
seçimlerine kadar statükonun devam edeceği bilincinde ve yapılacak seçimlerde
ise şimdilik Derviş Eroğlu üzerine yatırım yapmaktadır.
Kıbrıs’ta bugünkü yaşan olaylara bakıldığında Kıbrıs’ın
İslam’ın fikri ve siyasi liderliği ortadan kalktıktan sonra kapitalist sömürü devletlerinin
elinde, değerli bir oyuncak olduğunu görürüz. Çözüm ise hiçbir zaman köklü
olmayacaktır. Belki oyun kurucuları değişecek ama, oyun oynanılanlar kafalarını
kaldırıp nerden geldik ve ne haldeyiz deyip oyuna dâhil olmadığı sürece
Kıbrıs’ın konumu diğer beldelerde olduğu gibi değişmeyecektir.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış