Çocukluğumuzda
hemen hemen hepimize ezberletilen ve genellikle soru-cevap şeklinde öğretilen
dini bilgilerin arasında; bizi kimin yarattığı, kimin ümmeti olduğumuz,
kitabımızın ne olduğu, dinimizin ne olduğu, İslam’ın kaç şartı olduğu,
Rasulullah’ın doğduğu yer, annesinin adı, babasını adı ve sütannesinin adı da
yer alırdı. Yani Rasulullah SallAllahu
Aleyhi ve Sellem’in sütannesinin ismi de bütün çocuklara öğretilirdi. Zira
dinimiz sütanneliğine değer vermiş, belli konularda onu öz anne ile aynı derecede
kabul etmiştir.
حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ أُمَّهَاتُكُمْ
وَبَنَاتُكُمْ وَأَخَوَاتُكُمْ وَعَمَّاتُكُمْ وَخَالاَتُكُمْ وَبَنَاتُ الأَخِ
وَبَنَاتُ الأُخْتِ وَأُمَّهَاتُكُمُ اللاَّتِي أَرْضَعْنَكُمْ وَأَخَوَاتُكُم
مِّنَ الرَّضَاعَةِ وَأُمَّهَاتُ نِسَآئِكُمْ وَرَبَائِبُكُمُ اللاَّتِي فِي
حُجُورِكُم مِّن نِّسَآئِكُمُ اللاَّتِي دَخَلْتُم بِهِنَّ فَإِن لَّمْ تَكُونُواْ
دَخَلْتُم بِهِنَّ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ وَحَلاَئِلُ أَبْنَائِكُمُ الَّذِينَ
مِنْ أَصْلاَبِكُمْ وَأَن تَجْمَعُواْ بَيْنَ الأُخْتَيْنِ إَلاَّ مَا قَدْ سَلَفَ
إِنَّ اللّهَ كَانَ غَفُورًا رَّحِيمًا
“Sizlere anneleriniz, kızlarınız, kız
kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerin kızları, kız
kardeşlerin kızları, sizi emziren (süt) anneleriniz, süt kız kardeşleriniz,
kadınlarınızın anneleri ve kendileriyle (gerdeğe) girdiğiniz kadınlarınızdan
olup koruyuculuğunuz altında bulunan üvey kızlarınız -onlarla gerdeğe
girmemişseniz, size bir sakınca yoktur-, sizin sülbünüzden olan oğullarınızın
eşleri ve iki kız kardeşi bir araya getirdiğiniz (evlilik) haram kılındı. Ancak
(cahiliyede) geçen geçmiştir. Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.”
(Nisa 23)
İslam’a
göre akrabalık ilişkileri üç şekilde oluşur. Doğuştan kan bağı ile gelen
akrabalık, evlilik sebebiyle doğan akrabalık ve süt emme nedeniyle oluşan akrabalıktır. Lügatte Rıdâ
yani emzirme; meme emme manasındadır. Istılahta ise bir kadının sütünün, vakti
mahsusunda bir çocuğun midesine gitmesi demektir. Yukarıdaki ayetten de
anlaşılacağı üzere süt emme, nikâha mânidir.
İslâm'dan önce de uygulandığı gibi, çocuğu sütanneye
vermek caizdir. Daha önce de uygulanan bu geleneği İslâm uygun bularak kabul
etmiştir. Mesela çocuğun annesi ölürse veya çocuğunu emzirmesine mâni olan bir
hastalık oluşursa, çocuğu sütanneye vermek zorunlu olur. Bu, çocuğun sağlıklı
bir şekilde yaşamasını sağlamak içindir. Bu konuda Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur:
فَإِنْ أَرْضَعْنَ لَكُمْ فَآتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ وَأْتَمِرُوا بَيْنَكُم
بِمَعْرُوفٍ وَإِن تَعَاسَرْتُمْ فَسَتُرْضِعُ لَهُ أُخْرَى
“Sizin için
çocuğu emzirirlerse onlara ücretlerini verin, aranızda uygun bir şekilde
anlaşın. Eğer anlaşamazsanız çocuğu, başka bir kadın emzirecektir.” (Talak 6)
وَإِنْ أَرَدتُّمْ أَن
تَسْتَرْضِعُواْ أَوْلاَدَكُمْ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِذَا سَلَّمْتُم مَّا
آتَيْتُم بِالْمَعْرُوفِ
“Çocuklarınızı
(süt anne tutup) emzirtmek istediğiniz takdirde, süt anneye vermekte olduğunuzu
iyilikle teslim etmeniz şartıyla, üzerinize günah yoktur.” (Bakara 233)
Emzirme anne için bir haktır ve anne çocuğunu emzirip
emzirmeme hususunda muhayyerdir. Anne, çocuğunu emzirmek isterse, baba veya
bir başkası onu bu hakkından alıkoyamaz. Fakat anne çocuğunu emzirmek
istemezse, baba, çocuğunu emzirecek bir sütanne bulur. Anne, çocuğunu emzirmesi
için zorlanamaz. Ancak çocuğu emzirecek bir sütanne bulunamazsa, zaruret nedeniyle
çocuğunu emzirmek annenin üzerine vacip olur.
Bir kadın, yabancı bir çocuğu emzirdiğinde çocuk
kadının oğlu gibi olur. Kadının kocası da çocuğun babası gibi olur ve bu
akrabalık üzerine şu hükümler intibak eder:
1- Bir çocuğu emziren kadınla o çocuğun evlenmesi
haramdır. Çocuğun başka bir kadınla evlenmesi halinde, karısının akrabalarından
kimler kendisine haram olursa, sütannenin de onlar gibi yakın olan akrabaları
kendisine haram olur. Bu bakımdan, sütannenin kızı ve kız kardeşi, süt çocuğa
haram olur. Çünkü biri teyzesi, biri de kız kardeşi hükmündedir. Sütannenin
çocuklarının çocukları ve torunları da böyledir. Çünkü bunlar kardeşlerinin
kızları ve torunları hükmündedir. Sütannenin annesiyle evlenmek de haram olur.
Zira buda ninesi hükmündedir. Bunların tümü, süt çocuğa haramdır. Çünkü bunlar
onun sütannesi ve sütbabasının nesebindendirler. Ayrıca bir kadından süt emen
çocuğa haram olan kişiler arasında şunlarda vardır. Sütbabanın kız kardeşi,
zira halası hükmündedir. Sütbabanın kızı, isterse başka bir kadından olsun.
Çünkü o da kız kardeşi hükmündedir. Sütbabanın çocuklarının kızları da ona
haram olur; zira bunlar erkek ve kız kardeşin kızları hükmündedir. Sütbabanın
annesi de ninesi hükmünde olduğundan onunla da evlenmesi haramdır.
2- Sütannenin ve onun yakınlarının da süt çocukla
evlenmeleri haramdır. Bu kişilerin, süt çocuğun çocuklarıyla da evlenmeleri
haramdır. Sütannenin anneliği, neseb anneliği gibi olduğundan onun nesebinden
olan herkes süt çocuğa haramdır. Süt çocuğun nesebinden gelenler için de hüküm
böyledir.
3- Sütannenin, süt çocuğun babası, amcası ve
kardeşleri ile evlenmesi caizdir. Çünkü onlar sütannenin nesebinden uzak
yabancılar hükmündedir.
Emzirme
nedeniyle oluşan bu haremliğin delili Kur'an ve
Sünnet ile sabittir. Rasulullah SallAllahu
Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
الرضاعة
تحرم ما تحرم الولادة
“Süt emme doğumun (öz kardeşliğin) haram kıldığı her
şeyi haram kılar.” (Buhari ve Muslim)
İbn-i Abbas şöyle rivayet etmektedir: “Rasulullah’ın, Hamza'nın kızı ile evlenmesi
istenildi de Rasulullah
SallAllahu Aleyhi ve Sellem:
إنها ابنة أخي من الرضاعة وإنه يحرم من الرضاع ما
يحرم من النسب
‘O bana helâl olmaz. Çünkü o benim sütkardeşimin
kızıdır. Rahimden haram olan, sütten de haram olur’ buyurdu.” (Nesai ve İbn Mace)
Sütanneliği
ile alakalı dinimiz ortaya koyduğu hususları beyan ettikten sonra, şimdi de bu
makaleyi kaleme almamıza vesile olan yeni Sağlık Bakanı Mehmet Müzezzinoğlu’nun
“Süt Bankası” projesine değinelim. Daha doğrusu toplumdan gelen baskılar
neticesinde şu an için soğutmaya alınan Süt Bankası projesine. Bir gazetecinin
konu ile alakalı sorusuna cevap veren Sağlık Bakanı Müezzinoğlu: “Anne sütü bankası oluşturmak yönünde bir
çalışma var. Yanılmıyorsam 8 Mart’ta İzmir’de açılışını yapacağız. Bir defa
anne sütü çok önemli, anne sütünün yerini alabilecek dünyada bir ürün yok.
Bebek için hele hele anne sütü bulamayan bebek için en iyi nimeti ona sunmamız
lazım. Bu en iyi, en doğal en tabi nimeti sunabilmek adına inançlar gereği bazı
sıkıntılar varsa, buradaki nedir kayıt sistemidir. Bugün parmağın ucunda
milyonlarca işlemi yapabildiğin bir teknolojide, hangi anne sütü hangi bebeğe
verildi, bu bebeğin künyesi nedir, sütünü aldığımız annenin künyesi nedir?
Bütün bunları paralel bir şekilde yürütebiliriz. Dolayısıyla bu konuda
duyarlılığı olan insanımızı da bu süt nüfus cüzdanını eline veririz.
Dolayısıyla bunda bir sıkıntı olacak kanaatinde değilim. Kesinlikle kayıt
olacak. Bankada bir kuruş farklı olabilir mi? Bir gram sütün muhatabı farklı
olabilir mi? Banka cümlesi bir defa sistemin A’dan Z’ye kayıt sistemidir. Bir
dernek sistemi değil, banka sistemi. Bu konuda bir sıkıntı olacağı kanaatinde
değilim. Ama tabi ki bütün duyarlılıkları da önemsiyoruz.” demiş ve
eleştirilere cevap vermişti. (www.zaman.com)
Prematüre
doğan ya da ihtiyaç sahibi çocuklara, yeryüzündeki en sağlıklı besin olan anne
sütünün verilmesi elbette ki faydalıdır. Lakin Müslümanları bu konuda düşündüren,
meselenin özü değildir. Bu sistemin nasıl pratiğe dönüşeceği ve çok hassas bir
şekilde hareket edilip edilemeyeceği meselesidir. Bu nedenle, sicili bu konuda
hiç de iyi olmayan devletin böyle bir uygulamayı başlatması, çok ciddi
endişeleri doğurmaktadır. Yazımızın başında ortaya koyduğumuz şeri hükümler
gereğince, kendilerinden süt alınan anneler ile süt verilen bebekler arasında
oluşacak akrabalık bağı konusunda hassasiyet gösterilmeyerek, sütlerin ve süt
akrabalıklarının karışması sonucu dinin yasakladığı evliliklerin oluşabileceği endişesidir.
Yoksa ihtiyaç duyulması halinde çocuklara annelerinden başka kadınların
sütlerinin emzirme yoluyla verilmesinde bir sakınca olmadığı gibi, kadınlardan
alınan sütlerin bekletilerek daha sonra ihtiyaç duyan bebeklere verilmesinde de
bir sakınca yoktur.
Lakin
toplumsal bir talebin olmadığı bir sırada ve adeta damdan düşer gibi karşımıza
çıkan bu Süt Bankası projesi, bazı açılardan bizi düşündürmekte ve projeye
olumsuz bakmamıza vesile olmaktadır. Bunları sıralamak gerekirse;
Projenin
uzun yıllardır bizimle aynı değerlere sahip olmayan Batılı ülkelerde uygulamaya
konulmuş olması, bizim de bu projeyi uygulamamız anlamına gelmemelidir. Bu
konuda ciddi bir ihtiyaç hâsıl olduysa, o zaman daha farklı yöntemlere
başvurulmalıdır. Zira İslam şüpheli olan şeylerden uzak durmamızı emreder.
İnsana
ait tüm genetik materyali ekonomik bir kazanç vasıtası olarak gören küresel
kapitalist sistemin, bu projenin de arkasında olduğuna dair ciddi kaygılar
bulunmaktadır. Çünkü yıllardır karşılaşılan birçok vakıa, bu konudaki
şüphelerimizin haklı olduğunu ortaya çıkarmıştır. Çocuk aşılarından, doğum
kontrol yöntemlerine ve aniden ortaya çıkan virüslere kadar birçok hususta
Müslümanlar, Batılı sömürgeci kâfirler tarafından sağlık ve bilim adı altında
kandırılmıştır. Hele ki önceki Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın aldırdığı ve
milyonlarca dolar ödediğimiz domuz gribi aşılarının bugün Sağlık Bakanlığı
depolarında miadını doldurması beklenmekte iken.
İnsanlarımızın
çağdaş fikri akımlar nedeniyle her geçen gün yozlaştığı, ebeveynlerin huzur
evlerine terk edildiği, sıla-ı rahimin sadece SMS’lerle hatırlandığı, aynı
apartmanda oturan insanların komşularını dahi tanımadığı günümüzde,
birbirlerini hiç tanımayan yabancı insanlar arasında bu şekilde bir akrabalık
bağı oluşturulması, İslam’ın haram kıldığı izdivaçların oluşmasına kolayca sebebiyet
verebilir. Ayrıca bu konudaki hassasiyetleri gidermek adına Bakan
Müezzinoğlu’nun ortaya koyduğu çözüm önerileri ise günümüz şartlarında çok
mümkün gözükmemektedir.
Bakan
Müezzinoğlu, her ne kadar bunun ciddi bir kayıt sistemi ile takip edileceğini,
misal olarak dernek değil, banka sistemi gibi olacağını söylese de; Türkiye’de
Kızılay’dan elde edilen kan yoluyla HIV virüsü buluşan kişileri unutmuş gibi gözüküyor.
Bugünkü alt yapı ve mantalite ile bu konuda ciddi riskler bulunmaktadır. Ayrıca
vakıa itibariyle uzun zamandır sütanneliğinin toplumda ciddi şekilde yer
bulmaması, projeden istifade etmek isteyecek kişilerin bilgisizliği ile
birleşince bu risk daha da artmaktadır.
Ayrıca
çocuklarına her şeyin en iyisini ve en güzelini vermeye çalışan annelerin, süt
bankasından alacağı sütün kime ait olduğunu bilme ve sütanne seçme imkânı
yoktur. Sütanneliği hakkında tarihteki en eski bulgular Hammurabilere
dayanmaktadır. Hammurabi yazıtlarında sütanneden bebeğe fiziksel, duygusal ve
zihinsel özellikler geçebileceği, bu nedenle sütanne seçiminin çok dikkatli
yapılması gerektiği belirtilmiştir. Bazı bilim adamlarına göre bu husus çok
önemli olduğundan sütannenin seçilmesi önem arz etmektedir.
Tüm
bu nedenlerden ötürü, her ne kadar meselenin özüne yönelik bir itirazımız
olmasa da projenin sağlıklı ve verimli bir şekilde uygulanacağı yönünde ciddi endişelerimiz
bulunmaktadır. Onun için bugünün Türkiye’sinde Süt Bankası projesi pek hayırlı
gözükmemektedir. Allah muhafaza, süt akrabaların arasında oluşması muhtemel bir
evliliğin vebali bu projenin mimarlarının omuzlarında olacaktır.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış