ÜÇ “K” YA GÜVEN OLMAZSA DAVETÇİ OLUNMAZ! -2-

Hakan Bolat

İlk bölümde üç “K” ya güvenin oluşmasına mani olan dar fikirlerin, düşük fikirlerin ve basit fikirlerin kişileri menfi davranışlara sevk edeceğinin, Müslümanların kalkınma yolunda birlikte yürüdüğü kardeşleri ile arasında fitneye yol açacağının altını çizmiştik. Şüphesiz ki; وَالْفِتْنَةُ أَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِ “Fitne, adam öldürmekten daha kötüdür.”[1] Böylesi bir durum ile karşılaşmamak için şahısların müspet davranış kabiliyetlerini gelişime açık tutması gerektiğinin elzem olduğunu belirtmiştim. Yine kişinin kendine olan güvenini teşekkül etmesinde “Müspet davranış şekli olmazsa olmazımızdır.” demiştim. 

Bu ayki sayımızda ise kitleye olan güvenin nasıl tesis edilmesi gerektiğinin izahını yapmaya çalışacağım. Her ne kadar kitlesel çalışma içerisinde güven kavramı üzerinde esaslarda ortak prensipler belirlense de uygulamada farklıklar oluştuğundan göreceli anlayışlara sebebiyet verebilmektedir. Bu sebeple güven kavramı üzerinde farklı algılar veya taleplerin oluştuğu gözlenebilir. Bu hususun kaçınılmaz olacağını şu şekilde izah etmiştim; “Kitlenin daveti taşıyacak mensuplarını, dinamikleri bozulan toplumun içerisinde yaşayan bireylerden seçmek zorunda olması hakikati, davet görevini üstlenen bu bireylerin kitlesel çalışma hususunda eksikliklerinin ve hatalarının olabileceğini kaçınılmaz kılmaktadır.” Yani kitlenin İslâm davetini taşıyan mensupları toplumun içinde yetişmiş oldukları gruplardan edinmiş oldukları bozuk davranış şekilleri ya da algıları ile kitlesel çalışmada doğal bir refleks ile hatalı davranışlarda bulunabilir, hata yapmalarına ve yanlış üsluplara başvurmalarına etken olabilir.

Bu handikabın aşılması için iki anlayışın kitlenin mensuplarında geliştirilmesi elzemdir. Birincisi; üsluplara odaklanmak yerine kasıtlara odaklanılması gerekliliği. İkicisi ise; bireyler hüsnü zan yaparak muhatabının söylem ve davranışlarının davetin hayrı için olduğunu unutmaması. Kitleye olan güvenin sarsılmaması için Rabbimizin öğrettiği şu dua dilimizden hiç düşmemeli;

وَمَا كَانَ قَوْلَهُمْ إِلاَّ أَن قَالُواْ ربَّنَا اغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَإِسْرَافَنَا فِي أَمْرِنَا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا وانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ

“Onların sözleri, sadece şöyle demekten ibaretti: Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlığımızı bağışla; ayaklarımızı (davet yolunda) sabit kıl; kâfirler topluluğuna karşı bizi muzaffer kıl!”[2]  

 2- Kişinin Kitlesine Olan Güveni

 Girizgâhımızdan sonra kişinin kitlesine olan güven hususunun izahatını yapabiliriz. Bu hususun anlaşılmasını sağlayacak kilit cümlemiz; “Kişi kitlenin içinde var olma gayesini hiçbir zaman (genişlikte ve darlıkta) unutmamalıdır.” Kitledeki güven kavramının hem birey hem de kitle düzeyinde oluştuğunu söyleyebiliriz. Birey inandığı ve toplumda oluşturmak istediği ilişkileri akidesi üzerinde oluşturmak ister. Düşüncelerinin ve duygularının akide ve kitlesel kültür birlikteliğini sağlama kabiliyetine ulaşmış şahsiyetli kimselerdir onlar. Bu sebeple düşünce ve duygu olmaksızın bireyler bir kitle (ıstılah olarak parti) sayılmazlar. Kitle ise, İslâm’a davet ederken İslâmi görüşler, fikirler ve hükümlerinden başka bir şeye çağıramaz. Bu hükümlerde İslâmi olmayan hiç bir şey bulunmaz ve gayri İslâmi hiç bir şeyin tesiri görülmemelidir.  İslâm’ın esasları ve naslarından başkasına dayanmamalıdır. Bu iki unsur birleşsin ki kitleye olan güven oluşabilsin.

Bu tanımlamadan yola çıkarak kişinin kitleye güven hususunu şşöyle özetleyebiliriz: “Birbirini tanımayan (farklı huy ve karakterlere sahip bireylerin) birbirlerini tamamlama kabiliyet/becerilerine sahip, müspet davranarak İslâmi görüşler, fikirler ve hükümlerinden ortak bir irade icat ederek birbirlerine karşı sorumluluk ve güven ortamını oluşturmasıdır.”

Daveti taşıyan bireylerin kitlesel hareket etmemesi için bâtıl nizamların adamları ve şeytanın aveneleri davetçinin kitlesine olan güvenini sarsmak isteyecektir. Kitlesel güvenin oluşmasında etken olan iki algıya; adalet ve vefaya saldıracaktır. Nefsiyetinde ve zihniyetinde kitlesel güveni yıkmak için şu prensipleri çiğnemesini sağlamaya çalışacaktır.

1- Kitlesinin benimsediği tüm İslâmi fikirlerini,

2- Kitlesinin benimsediği tüm İslâmi hükümlerini,

3- Kitlesinin tüm İslâmi görüşlerini,

4- Kitlenin idari kararlarını uygulaması gerektiğini,

Kitleye güveni tesis edecek düşünceler, hükümler ve kararların devamlılığının var olması kitlenin mensuplarında daimi bir güven ortamının tesis edilmesini sağlayacaktır. Davetçinin güveni tesis edecek prensipleri zihniyetinde ve nefsiyetinde yıkılmaması için şu hususlarda dikkatli olması gerekecektir;

• Kitlenin bir parçası olduğunu unutmamalı,

• Gevşeyerek olumsuzluğun artmasına izin vermemeli,

• Kişilik çatışmalarına meydan vermemeli,

• Böyle bir durum oluşursa çözüm için yardım istemeli,  

• Kişiyi değil davranışı eleştirmeli,

• Genelleme yapmayıp, belirgin olmalı,

• Fitneye sebep olacak ihtilafı genele yaymamalı,

• Güveni sarsan, ithama sebep verecek ifadelerden kaçınmalı,

• Önemsenmediğini düşünüp küskünlük duygusuna kapılmamalı,

• Taşın altına elini koymalı, uzaktan yapılacakları söylememeli,

• Maddi imkânlarını davet için harcamaktan imtina etmemeli,

• Başına gelen musibetler karşısında suçlu aramamalı,

• Kitledeki yerini menfi davranışlar ile düşürmemeli,

• Kişiye her duyduğunu söylemesinin yalan olarak yeteceğini unutmamalı,

• Aynı hatayı tekrarlamamak için yapılması gerekenler konusunda anlaşmaya varmalı,

Bunun yanı sıra güvenin oluşması aynı zamanda davetçiye büyük sorumluluklar yükler. Bu sorumlulukları temsil eden irade şu alanlarda itaat talep edecektir. Kitlenin (partinin) güven ortamını sağlayacak; görüşler, fikirler, hükümlerin benimsenmesini, kendi görüşüne ters olsa bile kitle yönetiminden veya yetkileri dâhilindeki diğer sorumlulardan kaynaklanan kararı uygulamasını, mesulüne güvenmesini, idari mesulüne itaat etmesini, kitle idaresindeki iltizama-disipline uymasını, çizgiyi bozmaması ve bunların dışındaki kitlesel sorumlulukları yerine getirmesini, (kitlesel) güvenin karşılıklı oluşması için güveni talep etmesi kaçınılmazdır.

Dolayısıyla Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’den rivayet olunan şu hadisi bu bağlamda anlayabiliriz;

"Cemaat olmadan İslâm olmaz. Yönetim olmadan da cemaat olmaz. İtaat olmadan da yönetim olmaz."[3]

Bu izahın kitlede vücut bulması ile (daveti taşıyan kimsede kitleye olan güvenin oluşması) kitle içinde menfi davranan, fahri veya destekleyici üyelere yer olmayacağı kastına bizleri götürecektir. Davetçinin kitlesine olan güveni; kendisinden istediği işleri ve mükellefiyetleri yerine getirmesini sağlayacaktır. Kişinin kitlesine güven demek “kitlenin söylediklerine yerden göğe kadar katılıyorum” demek değildir. Kitlenin davetin taşınması hususunda bireylere delege edilen davet ile alakalı işlerin ve sorumlulukların yerine itina ve ehemmiyet arz ederek getirilmesidir.

Olumsuz bir hal ile karşılaşıldığı takdirde. Kitlesel güvenin zihniyetinde ve nefsiyetinde oluşmadığı, kitlenin daveti taşımada delege ettiği görev ve sorumlulukları ihmal eden kişilere üzüntü duyulmaz. Çünkü onlar kendi kendilerinin güvenini yitirmiş. Menfi davranışlar sergileyen görev ve sorumluluklarını ihmal etmişlerdir. “Şeytan cemaate muhalefet edenle beraber hareket eder.” Uyandırıldıkları halde tekrar uykuya dalarak menfi davranışlar sergileyip kitleleşmeye ehil olmadıklarını gösteren bu kişilere iki yöntemle yaklaşılmasında hayır vardır.

Bu kimseler eğer Ebu Âmir Fâsik adlı bozguncu münafık ve fasık gibi hareket edip kitlenin bekasını tehlikeye atacak işler yaparlar ise onların sonu ayette belirtildiği gibi;

وَالَّذِينَ اتَّخَذُواْ مَسْجِدًا ضِرَارًا وَكُفْرًا وَتَفْرِيقًا بَيْنَ الْمُؤْمِنِينَ وَإِرْصَادًا لِّمَنْ حَارَبَ اللّهَ وَرَسُولَهُ مِن قَبْلُ وَلَيَحْلِفَنَّ إِنْ أَرَدْنَا إِلاَّ الْحُسْنَى وَاللّهُ يَشْهَدُ إِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ

“Zarar vermek, inkâr etmek, müminlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah ve Rasûlüne karşı savaşanlara gözetleme yeri hazırlamak üzere bir mescit yapanlar; ‘Biz sadece iyilik yapmak istiyorduk.’ diye yemin ederler. Allah da şahittir ki bunlar yalancıdırlar"[4]

Yalancı oldukları ortaya çıkartılır. Kitleye dönmemek üzere uzaklaştırılması gereklidir. Zihniyeti ve nefsiyetinde güven oluşmamış kimseler ile kitlesel çalışma kati suretle yapılmamalı, davetin bekasına verdikleri zarardan dolayı Allah Subhanehû ve Teâlâ’ya şikâyet edilmelidirler.

İkinci yöntem ise; Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Tebük Gazvesi’ne mazeretsiz katılmayan üç sahabeye uyguladığı yöntemdir. Kitlesel güvenin sarsılmasına sebebiyet veren, davranışları cahillik veya gaflet olan kişiler ile görüşüp konuşma sınırlandırılır. O kimseler davetin menfi davranışlar ile taşınamayacağını anlamaları için yalnız bırakılır.  Kitle ile olmanın değerini anlamaları ve kitleye olan güveni tazelemeleri için zaman verilir. Dünya onlara dar gelir. Allah rızası ve ihlas üzerlerinde sabreder ve menfi davranışlarını müspet davranışa çevirdiklerine, çalışmaya uygun olduklarına dair kanaat oluşması üzerine kitleye geri dönerler.

Arfece RadiyAllahu Anh’dan rivayet edilen Peygamberimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu hadisi kitlenin mensuplarına kitleye olan güveni sarsacak davranışlardan sakınmaları, uzak durmaları gerektiğini hatırlatmaktadır:

“Allah'ın (yardım) eli cemaat üzerindedir. Şeytan cemaate muhalefet edenle beraber hareket eder.”[5]

Kendine güveni sağlamış bir davetçinin kitlesel bir irade ile hareket ettiğinde kitleye olan güveni tam olmalıdır. Artık onun için yorulmak yoktur. Kırılmak yoktur. Yılmak yoktur. O yaptığı işlerde birilerini razı etmek için çalışmaz. O yaptığı işlerin birileri tarafından takdir edilmesini beklemez. O yaptığı işlerin birileri tarafından görülüp beğenilmesini umursamaz. Hatta yaptığı amellerin Allah katına yükselmeye layık olmadığını düşünerek hep daha iyisini yapma şuurunu taşır. O kitlenin içinde var olma gayesini hiçbir zaman (genişlikte ve darlıkta) unutmaması gerektiğini bilir. O kitleye olan güveninin hiçbir olumsuz netice ile kırılmaması için İslâm davetini sadece Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın rızasını kazanmak uğruna üstlendiği idrakine ulaşmış kimsedir.

Aksi takdirde kitleye olan güveni irade edemediğinde Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu tehdidi ile karşılaşacağını bilmelidir.

"Her kim duyulsun diye bir iş işlerse, Allah onun kıymetsizliğini duyurur. Her kim gösteriş olsun diye bir iş yaparsa, Allah da onun gösteriş yapmasını ve değersizliğini ortaya çıkarır."[6]

Daveti taşıyan mümin ve müminelerin kitleye olan güvenlerini hiçbir zaman yitirmemelerini talep eden naslar İslâm dininin kaynaklarında yeterli sayıda mevcuttur. Konumuzun kastını çıkarmakta bizlere destekleyici olacak ve bu konuda tefekkür etmemizi sağlayacak kadar kısmını sizler ile paylaşmamız gerekir ise;

وَكَيْفَ تَكْفُرُونَ وَأَنتُمْ تُتْلَى عَلَيْكُمْ آيَاتُ اللّهِ وَفِيكُمْ رَسُولُهُ وَمَن يَعْتَصِم بِاللّهِ فَقَدْ هُدِيَ إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ

“Size Allah'ın ayetleri okunurken, üstelik Allah Rasulü de aranızda iken nasıl inkâra saparsınız? Her kim Allah'a bağlanırsa kesinlikle doğru yola iletilmiştir.”[7]

وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُواْ وَاذْكُرُواْ نِعْمَةَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَاء فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِ إِخْوَانًا

“Hep birlikte Allah'ın ipine (İslâm'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişilerdiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz.”[8]

وَلْتَكُن مِّنكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

“Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.”[9]

وَلاَ تَكُونُواْ كَالَّذِينَ تَفَرَّقُواْ وَاخْتَلَفُواْ مِن بَعْدِ مَا جَاءهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَأُوْلَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ

“Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır.”[10]

إِذْ تُصْعِدُونَ وَلاَ تَلْوُونَ عَلَى أحَدٍ وَالرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ فِي أُخْرَاكُمْ فَأَثَابَكُمْ غُمَّاً بِغَمٍّ لِّكَيْلاَ تَحْزَنُواْ عَلَى مَا فَاتَكُمْ وَلاَ مَا أَصَابَكُمْ وَاللّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

“O zaman Peygamber arkanızdan sizi çağırdığı halde siz, durmadan (savaş alanından) uzaklaşıyor, hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. (Allah) size keder üstüne keder verdi ki, bundan dolayı gerek elinizden gidene, gerekse başınıza gelenlere üzülmeyesiniz. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”[11]

ثُمَّ أَنزَلَ عَلَيْكُم مِّن بَعْدِ الْغَمِّ أَمَنَةً نُّعَاسًا يَغْشَى طَآئِفَةً مِّنكُمْ وَطَآئِفَةٌ قَدْ أَهَمَّتْهُمْ أَنفُسُهُمْ يَظُنُّونَ بِاللّهِ غَيْرَ الْحَقِّ ظَنَّ الْجَاهِلِيَّةِ يَقُولُونَ هَل لَّنَا مِنَ الأَمْرِ مِن شَيْءٍ قُلْ إِنَّ الأَمْرَ كُلَّهُ لِلَّهِ يُخْفُونَ فِي أَنفُسِهِم مَّا لاَ يُبْدُونَ لَكَ يَقُولُونَ لَوْ كَانَ لَنَا مِنَ الأَمْرِ شَيْءٌ مَّا قُتِلْنَا هَاهُنَا قُل لَّوْ كُنتُمْ فِي بُيُوتِكُمْ لَبَرَزَ الَّذِينَ كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقَتْلُ إِلَى مَضَاجِعِهِمْ وَلِيَبْتَلِيَ اللّهُ مَا فِي صُدُورِكُمْ وَلِيُمَحَّصَ مَا فِي قُلُوبِكُمْ وَاللّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

“Sonra o kederin ardından (Allah) üzerinize içinizden bir kısmını örtüp bürüyen bir güven, bir uyku indirdi. Bir kısmınız da kendi canlarının kaygısına düşmüştü. Allah’a karşı cahiliye zannı gibi gerçek dışı zanda bulunuyorlar: Bu işte bizim hiçbir dahlimiz yok, diyorlardı. De ki: Bütün iş, Allah’ındır. Onlar sana açıklayamadıklarını içlerinde saklıyorlar ve diyorlar ki: Bu konuda bizim elimizde bir şey olsaydı, burada öldürülmezdik. De ki: Evlerinizde dahi olsaydınız, üzerlerine öldürülmesi yazılmış bulunanlar mutlaka yatacakları (öldürülecekleri) yerlere çıkıp gideceklerdi. Allah, bunu göğüslerinizdekini denemek, kalplerinizdekini arındırmak için yaptı. Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) bilir.”[12]

İbn Ömer RadiyAllahu Anh’dan Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“Allah ümmetimin işini dalalet üzerine asla toplamaz. Siz büyük çoğunluğa uyun. Allah'ın (yardım ve inayet) eli cemaatle beraberdir. Kim cemaatten ayrılırsa, cehenneme ayrılır.”[13]

Yine şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“Cennet’in ortasında oturmak kimi sevindirirse, cemaatten ayrılmasın. Çünkü şeytan tek kişiyle beraberdir. İki kişiden uzaktır.”[14]

Ebu Hureyre RadiyAllahu Anh’dan Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“İki kişi bir kişiden hayırlıdır. Üç kişi iki kişiden hayırlıdır. Dört kişi üç kişiden hayırlıdır. Cemaat olmanız gerekir. Muhakkak ki, Allah’ın (yardım) eli cemaatle beraberdir. Allah Azze ve Celle ümmetimi ancak hidayet üzere cem eder, toplar. Bilin ki, cemaatten uzak duran her kişi ateşe düşer.”[15]

Muaz RadiyAllahu Anhdan Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“Muhakkak ki şeytan insanın kurdudur, tıpkı tek kalan, sürüden uzaklaşan, kenarda olan koyunu alıp giden davar kurdu gibi. Sakın bölünmeyin. Cemaatin, umumun, mescidin yanında olun.”[16] 

Bâtıl nizamların adamları ve şeytanın aveneleri kişinin kitlesine karşı kötü şüpheler oluşturmak ister. Bahsetmiş olduğumuz hususlara saldırarak kişinin kitlesine olan güvenin oluşmasına mani olmaya çalışır. Davet ameliyesinden kitlesine olan güveni zedelemeye çalışır. Davet yerine şahıslarla meşgale olmasını sağlar. “Sen samimi bir adamsın ama etrafındakiler senin gibi değiller.”, “Bu adamlar seni kullanıyorlar.”, ”Sen burada cefa çekerken o sefa sürüyor.”,  “Bu kitlenin mesulleri ehil insanlar değil.”  vb. telkinler ile kişinin kalbine şüphe tohumları ekmeye çalışırlar. Bunun yanı sıra kişi bir de toplumun içinde yetişmiş olduğu gruplardan edinilen bozuk davranış şekilleri ya da algıları ile hareket edip kitleye olan güven algısını zedeleyebilir.

Davetçinin kitlesine güven faktörünü net anlaması ve emanet olan bu davanın hakkını tam olarak yerine getirmesi gereklidir. Böylece Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın dininin hâkimiyetinin önünde duran engeller kitleye olan güveni irade eden davetçiler tarafından tez elden aşılabilsin ve toplum ile kaynaşma merhalesinin başarılı sonuçlanabilmesi için davetin büyük resmi topluma sunulabilsin. Bu da ancak kitle içinde birbirimize sunabileceğimiz güvenin ve sorumluluk iradesinin kalitesi kadar olur. Umulur ki kitleye olan güvenin İslâm davetini taşıyan mümin ve müminelerde yekvücut bularak toplum ile kaynaşma sürecinin hızlanmasını sağlayabilelim. Kitleye güven iradesinin oluşabilmesi için mutlaka kitlenin mensuplarınca müspet davranışlar ve kitlesel çalışmanın kastının Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın rızasını kazanmak olduğu unutulmamalıdır. Uyandıktan sonra tekrar uyuyanlardan olmamak, gönüllerine şeytanın kötü bir şüphe atmasına, içten ve dıştan gelecek saldırılara engel olunmalıdır.

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ وَمَن تَابَ مَعَكَ وَلاَ تَطْغَوْاْ إِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ

"O halde (topluma liderlik yapacaksanız) beraberindeki tövbe edenlerle birlikte, emrolunduğun şekilde dosdoğru hareket edin! Aşırı gitmeyin! Hiç şüpheniz olmasın O verdiğiniz her hükmü, yaptığınız her davranışı görmektedir[17]



[1] Bakara Suresi 191

[2] Âli İmran Suresi 147

[3] Darimi

[4] Tevbe Suresi 107

[5] Kenzi’l Ummâl

[6] Müslim, Zühd, 38

[7] Âli İmrân Suresi 101

[8] Âli İmrân Suresi 103

[9] Âli İmrân Suresi 104

[10] Âli İmrân Suresi 105

[11] Âli İmrân Suresi 153

[12] Âli İmrân Suresi 154

[13] Kenzi’l Ummâl

[14] Kenzi’l Ummâl

[15] Kenzi’l Ummâl

[16] Kenzi’l Ummâl

[17] Hud Suresi 112


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz