İlk bölümde üç “K” ya
güvenin oluşmasına mani olan dar fikirlerin, düşük fikirlerin ve basit
fikirlerin kişileri menfi davranışlara sevk edeceğinin, Müslümanların kalkınma
yolunda birlikte yürüdüğü kardeşleri ile arasında fitneye yol açacağının altını
çizmiştik. Şüphesiz ki; وَالْفِتْنَةُ أَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِ “Fitne, adam öldürmekten daha kötüdür.”[1] Böylesi bir durum ile
karşılaşmamak için şahısların müspet davranış kabiliyetlerini gelişime açık
tutması gerektiğinin elzem olduğunu belirtmiştim. Yine kişinin kendine olan
güvenini teşekkül etmesinde “Müspet davranış şekli olmazsa olmazımızdır.”
demiştim.
Bu ayki sayımızda ise
kitleye olan güvenin nasıl tesis edilmesi gerektiğinin izahını yapmaya
çalışacağım. Her ne kadar kitlesel çalışma içerisinde güven kavramı üzerinde
esaslarda ortak prensipler belirlense de uygulamada farklıklar oluştuğundan
göreceli anlayışlara sebebiyet verebilmektedir. Bu sebeple güven kavramı
üzerinde farklı algılar veya taleplerin oluştuğu gözlenebilir. Bu hususun
kaçınılmaz olacağını şu şekilde izah etmiştim; “Kitlenin daveti taşıyacak
mensuplarını, dinamikleri bozulan toplumun içerisinde yaşayan bireylerden
seçmek zorunda olması hakikati, davet görevini üstlenen bu bireylerin kitlesel
çalışma hususunda eksikliklerinin ve hatalarının olabileceğini kaçınılmaz
kılmaktadır.” Yani kitlenin İslâm davetini taşıyan mensupları toplumun
içinde yetişmiş oldukları gruplardan edinmiş oldukları bozuk davranış şekilleri
ya da algıları ile kitlesel çalışmada doğal bir refleks ile hatalı davranışlarda
bulunabilir, hata yapmalarına ve yanlış üsluplara başvurmalarına etken
olabilir.
Bu handikabın aşılması
için iki anlayışın kitlenin mensuplarında geliştirilmesi elzemdir. Birincisi;
üsluplara odaklanmak yerine kasıtlara odaklanılması gerekliliği. İkicisi ise;
bireyler hüsnü zan yaparak muhatabının söylem ve davranışlarının davetin hayrı
için olduğunu unutmaması. Kitleye olan güvenin sarsılmaması için Rabbimizin
öğrettiği şu dua dilimizden hiç düşmemeli;
وَمَا كَانَ قَوْلَهُمْ إِلاَّ أَن قَالُواْ ربَّنَا اغْفِرْ لَنَا
ذُنُوبَنَا وَإِسْرَافَنَا فِي أَمْرِنَا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا وانصُرْنَا عَلَى
الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ
“Onların sözleri, sadece
şöyle demekten ibaretti: Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işimizdeki
taşkınlığımızı bağışla; ayaklarımızı (davet yolunda) sabit kıl; kâfirler
topluluğuna karşı bizi muzaffer kıl!”[2]
2- Kişinin Kitlesine Olan Güveni
Girizgâhımızdan sonra kişinin kitlesine olan
güven hususunun izahatını yapabiliriz. Bu hususun anlaşılmasını sağlayacak
kilit cümlemiz; “Kişi kitlenin içinde var olma gayesini hiçbir zaman
(genişlikte ve darlıkta) unutmamalıdır.” Kitledeki güven kavramının hem
birey hem de kitle düzeyinde oluştuğunu söyleyebiliriz. Birey inandığı ve
toplumda oluşturmak istediği ilişkileri akidesi üzerinde oluşturmak ister.
Düşüncelerinin ve duygularının akide ve kitlesel kültür birlikteliğini sağlama
kabiliyetine ulaşmış şahsiyetli kimselerdir onlar. Bu sebeple düşünce ve duygu
olmaksızın bireyler bir kitle (ıstılah olarak parti) sayılmazlar. Kitle ise,
İslâm’a davet ederken İslâmi görüşler, fikirler ve hükümlerinden başka bir şeye
çağıramaz. Bu hükümlerde İslâmi olmayan hiç bir şey bulunmaz ve gayri İslâmi
hiç bir şeyin tesiri görülmemelidir.
İslâm’ın esasları ve naslarından başkasına dayanmamalıdır. Bu iki unsur
birleşsin ki kitleye olan güven oluşabilsin.
Bu tanımlamadan yola
çıkarak kişinin kitleye güven hususunu şşöyle özetleyebiliriz: “Birbirini
tanımayan (farklı huy ve karakterlere sahip bireylerin) birbirlerini tamamlama
kabiliyet/becerilerine sahip, müspet davranarak İslâmi görüşler, fikirler ve
hükümlerinden ortak bir irade icat ederek birbirlerine karşı sorumluluk ve
güven ortamını oluşturmasıdır.”
Daveti taşıyan bireylerin
kitlesel hareket etmemesi için bâtıl nizamların adamları ve şeytanın aveneleri
davetçinin kitlesine olan güvenini sarsmak isteyecektir. Kitlesel güvenin
oluşmasında etken olan iki algıya; adalet ve vefaya saldıracaktır. Nefsiyetinde
ve zihniyetinde kitlesel güveni yıkmak için şu prensipleri çiğnemesini sağlamaya
çalışacaktır.
1- Kitlesinin benimsediği
tüm İslâmi fikirlerini,
2- Kitlesinin benimsediği
tüm İslâmi hükümlerini,
3- Kitlesinin tüm İslâmi
görüşlerini,
4- Kitlenin idari
kararlarını uygulaması gerektiğini,
Kitleye güveni tesis
edecek düşünceler, hükümler ve kararların devamlılığının var olması kitlenin
mensuplarında daimi bir güven ortamının tesis edilmesini sağlayacaktır.
Davetçinin güveni tesis edecek prensipleri zihniyetinde ve nefsiyetinde
yıkılmaması için şu hususlarda dikkatli olması gerekecektir;
• Kitlenin bir parçası
olduğunu unutmamalı,
• Gevşeyerek olumsuzluğun
artmasına izin vermemeli,
• Kişilik çatışmalarına
meydan vermemeli,
• Böyle bir durum oluşursa
çözüm için yardım istemeli,
• Kişiyi değil davranışı
eleştirmeli,
• Genelleme yapmayıp,
belirgin olmalı,
• Fitneye sebep olacak
ihtilafı genele yaymamalı,
• Güveni sarsan, ithama
sebep verecek ifadelerden kaçınmalı,
• Önemsenmediğini düşünüp
küskünlük duygusuna kapılmamalı,
• Taşın altına elini
koymalı, uzaktan yapılacakları söylememeli,
• Maddi imkânlarını davet
için harcamaktan imtina etmemeli,
• Başına gelen musibetler
karşısında suçlu aramamalı,
• Kitledeki yerini menfi
davranışlar ile düşürmemeli,
• Kişiye her duyduğunu
söylemesinin yalan olarak yeteceğini unutmamalı,
• Aynı hatayı
tekrarlamamak için yapılması gerekenler konusunda anlaşmaya varmalı,
Bunun yanı sıra güvenin
oluşması aynı zamanda davetçiye büyük sorumluluklar yükler. Bu sorumlulukları
temsil eden irade şu alanlarda itaat talep edecektir. Kitlenin (partinin) güven
ortamını sağlayacak; görüşler, fikirler, hükümlerin benimsenmesini, kendi
görüşüne ters olsa bile kitle yönetiminden veya yetkileri dâhilindeki diğer
sorumlulardan kaynaklanan kararı uygulamasını, mesulüne güvenmesini, idari
mesulüne itaat etmesini, kitle idaresindeki iltizama-disipline uymasını,
çizgiyi bozmaması ve bunların dışındaki kitlesel sorumlulukları yerine
getirmesini, (kitlesel) güvenin karşılıklı oluşması için güveni talep etmesi
kaçınılmazdır.
Dolayısıyla Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’den rivayet
olunan şu hadisi bu bağlamda anlayabiliriz;
"Cemaat olmadan İslâm
olmaz. Yönetim olmadan da cemaat olmaz. İtaat olmadan da yönetim olmaz."[3]
Bu izahın kitlede vücut
bulması ile (daveti taşıyan kimsede kitleye olan güvenin oluşması) kitle içinde
menfi davranan, fahri veya destekleyici üyelere yer olmayacağı kastına bizleri
götürecektir. Davetçinin kitlesine olan güveni; kendisinden istediği işleri ve
mükellefiyetleri yerine getirmesini sağlayacaktır. Kişinin kitlesine güven
demek “kitlenin söylediklerine yerden göğe kadar katılıyorum” demek
değildir. Kitlenin davetin taşınması hususunda bireylere delege edilen davet
ile alakalı işlerin ve sorumlulukların yerine itina ve ehemmiyet arz ederek
getirilmesidir.
Olumsuz bir hal ile
karşılaşıldığı takdirde. Kitlesel güvenin zihniyetinde ve nefsiyetinde
oluşmadığı, kitlenin daveti taşımada delege ettiği görev ve sorumlulukları
ihmal eden kişilere üzüntü duyulmaz. Çünkü onlar kendi kendilerinin güvenini
yitirmiş. Menfi davranışlar sergileyen görev ve sorumluluklarını ihmal
etmişlerdir. “Şeytan cemaate muhalefet edenle beraber hareket eder.”
Uyandırıldıkları halde tekrar uykuya dalarak menfi davranışlar sergileyip
kitleleşmeye ehil olmadıklarını gösteren bu kişilere iki yöntemle
yaklaşılmasında hayır vardır.
Bu kimseler eğer Ebu Âmir
Fâsik adlı bozguncu münafık ve fasık gibi hareket edip kitlenin bekasını
tehlikeye atacak işler yaparlar ise onların sonu ayette belirtildiği gibi;
وَالَّذِينَ اتَّخَذُواْ مَسْجِدًا ضِرَارًا وَكُفْرًا وَتَفْرِيقًا
بَيْنَ الْمُؤْمِنِينَ وَإِرْصَادًا لِّمَنْ حَارَبَ اللّهَ وَرَسُولَهُ مِن
قَبْلُ وَلَيَحْلِفَنَّ إِنْ أَرَدْنَا إِلاَّ الْحُسْنَى وَاللّهُ يَشْهَدُ
إِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
“Zarar vermek, inkâr
etmek, müminlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah ve Rasûlüne karşı
savaşanlara gözetleme yeri hazırlamak üzere bir mescit yapanlar; ‘Biz sadece
iyilik yapmak istiyorduk.’ diye yemin ederler. Allah da şahittir ki bunlar
yalancıdırlar"[4]
Yalancı oldukları ortaya
çıkartılır. Kitleye dönmemek üzere uzaklaştırılması gereklidir. Zihniyeti ve
nefsiyetinde güven oluşmamış kimseler ile kitlesel çalışma kati suretle
yapılmamalı, davetin bekasına verdikleri zarardan dolayı Allah Subhanehû ve Teâlâ’ya şikâyet
edilmelidirler.
İkinci yöntem ise; Rasulullah
SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Tebük Gazvesi’ne
mazeretsiz katılmayan üç sahabeye uyguladığı yöntemdir. Kitlesel güvenin
sarsılmasına sebebiyet veren, davranışları cahillik veya gaflet olan kişiler
ile görüşüp konuşma sınırlandırılır. O kimseler davetin menfi davranışlar ile
taşınamayacağını anlamaları için yalnız bırakılır. Kitle ile olmanın değerini anlamaları ve
kitleye olan güveni tazelemeleri için zaman verilir. Dünya onlara dar gelir.
Allah rızası ve ihlas üzerlerinde sabreder ve menfi davranışlarını müspet
davranışa çevirdiklerine, çalışmaya uygun olduklarına dair kanaat oluşması
üzerine kitleye geri dönerler.
Arfece RadiyAllahu Anh’dan rivayet edilen
Peygamberimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in
şu hadisi kitlenin mensuplarına kitleye olan güveni sarsacak davranışlardan
sakınmaları, uzak durmaları gerektiğini hatırlatmaktadır:
“Allah'ın (yardım) eli
cemaat üzerindedir. Şeytan cemaate muhalefet edenle beraber hareket eder.”[5]
Kendine güveni sağlamış
bir davetçinin kitlesel bir irade ile hareket ettiğinde kitleye olan güveni tam
olmalıdır. Artık onun için yorulmak yoktur. Kırılmak yoktur. Yılmak yoktur. O
yaptığı işlerde birilerini razı etmek için çalışmaz. O yaptığı işlerin birileri
tarafından takdir edilmesini beklemez. O yaptığı işlerin birileri tarafından
görülüp beğenilmesini umursamaz. Hatta yaptığı amellerin Allah katına
yükselmeye layık olmadığını düşünerek hep daha iyisini yapma şuurunu taşır. O
kitlenin içinde var olma gayesini hiçbir zaman (genişlikte ve darlıkta)
unutmaması gerektiğini bilir. O kitleye olan güveninin hiçbir olumsuz netice
ile kırılmaması için İslâm davetini sadece Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın rızasını kazanmak uğruna üstlendiği idrakine
ulaşmış kimsedir.
Aksi takdirde kitleye olan
güveni irade edemediğinde Rasul SallAllahu
Aleyhi ve Sellem’in şu tehdidi ile karşılaşacağını bilmelidir.
"Her kim duyulsun
diye bir iş işlerse, Allah onun kıymetsizliğini duyurur. Her kim gösteriş olsun
diye bir iş yaparsa, Allah da onun gösteriş yapmasını ve değersizliğini ortaya
çıkarır."[6]
Daveti taşıyan mümin ve
müminelerin kitleye olan güvenlerini hiçbir zaman yitirmemelerini talep eden
naslar İslâm dininin kaynaklarında yeterli sayıda mevcuttur. Konumuzun kastını
çıkarmakta bizlere destekleyici olacak ve bu konuda tefekkür etmemizi
sağlayacak kadar kısmını sizler ile paylaşmamız gerekir ise;
وَكَيْفَ تَكْفُرُونَ وَأَنتُمْ تُتْلَى عَلَيْكُمْ آيَاتُ اللّهِ
وَفِيكُمْ رَسُولُهُ وَمَن يَعْتَصِم بِاللّهِ فَقَدْ هُدِيَ إِلَى صِرَاطٍ
مُّسْتَقِيمٍ
“Size Allah'ın ayetleri
okunurken, üstelik Allah Rasulü de aranızda iken nasıl inkâra saparsınız? Her
kim Allah'a bağlanırsa kesinlikle doğru yola iletilmiştir.”[7]
وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُواْ
وَاذْكُرُواْ نِعْمَةَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَاء فَأَلَّفَ بَيْنَ
قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِ إِخْوَانًا
“Hep birlikte Allah'ın
ipine (İslâm'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini
hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişilerdiniz de O, gönüllerinizi
birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz.”[8]
وَلْتَكُن مِّنكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ
بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
“Sizden, hayra çağıran,
iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa
erenlerdir.”[9]
وَلاَ تَكُونُواْ كَالَّذِينَ تَفَرَّقُواْ وَاخْتَلَفُواْ مِن بَعْدِ
مَا جَاءهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَأُوْلَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
“Kendilerine apaçık
deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar
için büyük bir azap vardır.”[10]
إِذْ تُصْعِدُونَ وَلاَ تَلْوُونَ عَلَى أحَدٍ وَالرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ
فِي أُخْرَاكُمْ فَأَثَابَكُمْ غُمَّاً بِغَمٍّ لِّكَيْلاَ تَحْزَنُواْ عَلَى مَا
فَاتَكُمْ وَلاَ مَا أَصَابَكُمْ وَاللّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
“O zaman Peygamber
arkanızdan sizi çağırdığı halde siz, durmadan (savaş alanından) uzaklaşıyor,
hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. (Allah) size keder üstüne keder verdi ki,
bundan dolayı gerek elinizden gidene, gerekse başınıza gelenlere üzülmeyesiniz.
Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”[11]
ثُمَّ أَنزَلَ عَلَيْكُم مِّن بَعْدِ الْغَمِّ أَمَنَةً نُّعَاسًا
يَغْشَى طَآئِفَةً مِّنكُمْ وَطَآئِفَةٌ قَدْ أَهَمَّتْهُمْ أَنفُسُهُمْ
يَظُنُّونَ بِاللّهِ غَيْرَ الْحَقِّ ظَنَّ الْجَاهِلِيَّةِ يَقُولُونَ هَل لَّنَا
مِنَ الأَمْرِ مِن شَيْءٍ قُلْ إِنَّ الأَمْرَ كُلَّهُ لِلَّهِ يُخْفُونَ فِي
أَنفُسِهِم مَّا لاَ يُبْدُونَ لَكَ يَقُولُونَ لَوْ كَانَ لَنَا مِنَ الأَمْرِ
شَيْءٌ مَّا قُتِلْنَا هَاهُنَا قُل لَّوْ كُنتُمْ فِي بُيُوتِكُمْ لَبَرَزَ
الَّذِينَ كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقَتْلُ إِلَى مَضَاجِعِهِمْ وَلِيَبْتَلِيَ اللّهُ
مَا فِي صُدُورِكُمْ وَلِيُمَحَّصَ مَا فِي قُلُوبِكُمْ وَاللّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ
الصُّدُورِ
“Sonra o kederin ardından
(Allah) üzerinize içinizden bir kısmını örtüp bürüyen bir güven, bir uyku
indirdi. Bir kısmınız da kendi canlarının kaygısına düşmüştü. Allah’a karşı
cahiliye zannı gibi gerçek dışı zanda bulunuyorlar: Bu işte bizim hiçbir
dahlimiz yok, diyorlardı. De ki: Bütün iş, Allah’ındır. Onlar sana
açıklayamadıklarını içlerinde saklıyorlar ve diyorlar ki: Bu konuda bizim
elimizde bir şey olsaydı, burada öldürülmezdik. De ki: Evlerinizde dahi
olsaydınız, üzerlerine öldürülmesi yazılmış bulunanlar mutlaka yatacakları
(öldürülecekleri) yerlere çıkıp gideceklerdi. Allah, bunu göğüslerinizdekini
denemek, kalplerinizdekini arındırmak için yaptı. Allah, göğüslerin özünü
(kalplerde olanı) bilir.”[12]
İbn Ömer RadiyAllahu Anh’dan Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle
dediği rivayet edilmiştir:
“Allah ümmetimin işini
dalalet üzerine asla toplamaz. Siz büyük çoğunluğa uyun. Allah'ın (yardım ve
inayet) eli cemaatle beraberdir. Kim cemaatten ayrılırsa, cehenneme ayrılır.”[13]
Yine şöyle dediği rivayet
edilmiştir:
“Cennet’in ortasında
oturmak kimi sevindirirse, cemaatten ayrılmasın. Çünkü şeytan tek kişiyle beraberdir.
İki kişiden uzaktır.”[14]
Ebu Hureyre RadiyAllahu Anh’dan Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle
dediği rivayet edilmiştir:
“İki kişi bir kişiden
hayırlıdır. Üç kişi iki kişiden hayırlıdır. Dört kişi üç kişiden hayırlıdır.
Cemaat olmanız gerekir. Muhakkak ki, Allah’ın (yardım) eli cemaatle beraberdir.
Allah Azze ve Celle ümmetimi ancak hidayet üzere cem eder, toplar. Bilin ki,
cemaatten uzak duran her kişi ateşe düşer.”[15]
Muaz RadiyAllahu Anhdan Rasul SallAllahu
Aleyhi ve Sellem’in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
“Muhakkak ki şeytan
insanın kurdudur, tıpkı tek kalan, sürüden uzaklaşan, kenarda olan koyunu alıp
giden davar kurdu gibi. Sakın bölünmeyin. Cemaatin, umumun, mescidin yanında
olun.”[16]
Bâtıl nizamların adamları
ve şeytanın aveneleri kişinin kitlesine karşı kötü şüpheler oluşturmak ister.
Bahsetmiş olduğumuz hususlara saldırarak kişinin kitlesine olan güvenin
oluşmasına mani olmaya çalışır. Davet ameliyesinden kitlesine olan güveni
zedelemeye çalışır. Davet yerine şahıslarla meşgale olmasını sağlar. “Sen
samimi bir adamsın ama etrafındakiler senin gibi değiller.”, “Bu adamlar
seni kullanıyorlar.”, ”Sen burada cefa çekerken o sefa sürüyor.”, “Bu kitlenin mesulleri ehil insanlar değil.” vb. telkinler ile kişinin kalbine şüphe
tohumları ekmeye çalışırlar. Bunun yanı sıra kişi bir de toplumun içinde
yetişmiş olduğu gruplardan edinilen bozuk davranış şekilleri ya da algıları ile
hareket edip kitleye olan güven algısını zedeleyebilir.
Davetçinin kitlesine güven
faktörünü net anlaması ve emanet olan bu davanın hakkını tam olarak yerine
getirmesi gereklidir. Böylece Allah Subhanehû
ve Teâlâ’nın dininin hâkimiyetinin önünde duran engeller kitleye olan
güveni irade eden davetçiler tarafından tez elden aşılabilsin ve toplum ile
kaynaşma merhalesinin başarılı sonuçlanabilmesi için davetin büyük resmi
topluma sunulabilsin. Bu da ancak kitle içinde birbirimize sunabileceğimiz
güvenin ve sorumluluk iradesinin kalitesi kadar olur. Umulur ki kitleye olan
güvenin İslâm davetini taşıyan mümin ve müminelerde yekvücut bularak toplum ile
kaynaşma sürecinin hızlanmasını sağlayabilelim. Kitleye güven iradesinin
oluşabilmesi için mutlaka kitlenin mensuplarınca müspet davranışlar ve kitlesel
çalışmanın kastının Allah Subhanehû ve
Teâlâ’nın rızasını kazanmak olduğu unutulmamalıdır. Uyandıktan sonra tekrar
uyuyanlardan olmamak, gönüllerine şeytanın kötü bir şüphe atmasına, içten ve
dıştan gelecek saldırılara engel olunmalıdır.
فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ وَمَن تَابَ مَعَكَ وَلاَ تَطْغَوْاْ إِنَّهُ
بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
"O halde (topluma
liderlik yapacaksanız) beraberindeki tövbe edenlerle birlikte, emrolunduğun
şekilde dosdoğru hareket edin! Aşırı gitmeyin! Hiç şüpheniz olmasın O
verdiğiniz her hükmü, yaptığınız her davranışı görmektedir”[17]
[1]
Bakara Suresi 191
[2]
Âli İmran Suresi 147
[3]
Darimi
[4]
Tevbe Suresi 107
[5]
Kenzi’l Ummâl
[6]
Müslim, Zühd, 38
[7]
Âli İmrân Suresi 101
[8]
Âli İmrân Suresi 103
[9]
Âli İmrân Suresi 104
[10]
Âli İmrân Suresi 105
[11]
Âli İmrân Suresi 153
[12]
Âli İmrân Suresi 154
[13]
Kenzi’l Ummâl
[14]
Kenzi’l Ummâl
[15]
Kenzi’l Ummâl
[16]
Kenzi’l Ummâl
[17]
Hud Suresi 112


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış