Hilafetin ilgası
kuşkusuz sayılamayacak kadar çok sorun doğurmuştur. Nitekim Köklü Değişim’in
geçmiş sayılarında bu konuyla alakalı çok farklı bilgiler neşrederek
kaybettiklerimizi sık sık halkımıza hatırlatmaya gayret etmişizdir. İslami
ümmet Hilafetin yıkılışıyla birlikte izzetini, düşünme metodunu, kardeşliğini,
servetlerini, geleceğini vb. şeyleri kaybetmiştir.
Tüm bu saydıklarımıza bir
unsur daha eklemek sanırım abartılı olmayacaktır. Hilafetin kaldırılışıyla
birlikte İslami ümmet maalesef umudunu da yitirmiştir ve sanırım en önemlisi de
bu olsa gerektir. Zira umudu olan kaybettiklerini geri alabilir velev ki vakit
alsa bile. Ancak umudunu kaybeden kaybettiklerini asla geri alamayacağı gibi
kaybetmeye de devam edecektir.
Umudumuzun çalındığını
birçok alanda görebiliriz. Mesela fabrikalardaki işçi kardeşlerimiz,
sokağımızdaki esnaf, hastanedeki doktor, adliyedeki hakim-avukat, kışladaki
asker hayatı karnını doyurmak ve çocuklarına iyi bir gelecek bırakmak olarak
algılamaktadır. Onun toplumu değiştirme gibi bir niyeti olmadığı gibi yaşadığı
şartlar ne kadar kötü olursa olsun belirsizlik ve kaos getirecek bir değişime de
rıza göstermez.
İşin daha da ilginç olan
yanı İslami tonda bir devrime ilk başta laik zihniyetli kesimlerin karşı
duracağını zannederiz oysa ki durum sandığımız gibi değildir. İslami bir
değişime ilk karşı çıkacak olanlar İslam kisvesiyle yaşamını sürdürenler
olacaktır. Hatta ve hatta onların İslami bir devrimi arzulayanlara karşı durup toplumun
sahibi olarak kabul ettikleri laik zihniyete gerçek Müslümanların böyle bir
arzusu olmadığını, devrim diyerek meydana çıkanların marjinal bir kesim
olduğunu ikna etmeye çalışırken görürsün.
Değişim zordur ve
sancılı olmakla birlikte başlangıcı daha da zordur. Olağanüstü durumların
cereyan ederek toplumun büyük bir kesimini etkisi altına alması toplumsal
değişimin başlangıç noktasını oluşturur ki bu durum insanlık tarihinde hep bu
şekilde olmuştur. Nitekim Kur’anı Kerim’de İsrailoğulları’nın ileri
gelenlerinin durumu anlatılırken verilen kıssa ibretlerle doludur. Musa Aleyhisselem’dan
sonra Musa’nın öğretilerinden uzaklaşarak dünya nimetlerine dalan
İsrailoğulları girdikleri savaşlarda yenilgiye uğramış ve yurtları işgal
edilmişti. Bu sarsıcı ve aşağılayıcı duruma daha fazla tahammül edemeyen
İsrailoğulları Nebilerine başvurmuşlar ve birlikte savaşacakları bir komutan
tayin etmesini istemişlerdi. Nebileri onların taleplerini kuşkuyla karşılamış
ve onlara çekincelerini “Ya üzerinize
savaş farz kılınırda siz de savaşmazsanız” diyerek bildirmişti. Buna karşın
İsrailoğulları durumlarını izah ederek yurtlarından çıkarıldıklarını,
çocuklarının ellerinden alındığını bunun en büyük aşağılanma ve zillet olduğunu
belirterek bu duruma rıza gösterecek sabırlarının tükendiğini beyan etmişlerdi.
Ancak bir şeyi arzulamak farklı bir şeydir arzuladığınız şey için harekete
geçmek ayrı bir şeydir. Nitekim kendilerine savaşma emri verildiğinde değişimi
arzuladıklarını açıklayanlardan birçoğu daha fazlasını kaybetmemek için geri
adım atmıştır. Henüz ortada hiçbir şey yok ilen sadece savaş emriyle geri adım
atanlara daha sonra savaş meydanına doğru ilerlerken geri dönenler de eklenmiş
ve nihayetinde çok az bir grup değişim için mücadele etmiş ve kazanmıştır.
Yukarıda umutlarımızın
çalındığını söylemiş ama nasıl çalındığından bahsetmemiştik. Umutlarımız laik
sistemin okullarında çalınmaya başlamakta sonra bu okullardan yetişen
Müslümanlarca yayılarak tüm hayatı kuşatmaktadır. Eğitim-öğretim adıyla yapılan
çalma girişimleri sadece sosyal bilimler ya da fenni ilimlerle sınırlı da değildir.
Son dönemlerde okullarda ders olarak okutulmaya başlatılan “Peygamberimizin
Hayatı” ve “Kur’anı Kerim” dersleri de aynı şekilde umutlarımızı, geleceğimizi
çalma girişimlerinden nasibini fazlasıyla almaktadır. Konuyu biraz daha
açtığımızda ne demek istediğimiz daha net anlaşılacaktır.
Toplum nedir, nelerden
oluşur ve nasıl değişir? Bu gibi konulara ilgi özellikle Sanayi Devrimi’nden
sonra ciddi bir ivme kazanmıştır. Zira kapitalist ideoloji başat konuma
yükselmiş ve hayatın her alanına sirayet etmiştir. Kapitalizm’in bu inanılmaz
yükselişi iktisattan siyasete kadar toplumsal her alanda etkisini göstermiş ve
Batı toplumu olağanüstü bir değişim ve gelişim göstermiştir. İşte bu baş
döndürücü değişim Avrupalı düşünürleri toplum üzerinde araştırmalara sevk etmiş
ve nihayetinde sosyoloji denilen bir “bilim dalı” meydana gelmiştir.
Sosyolojinin temelinde
toplumsal davranışlar yatmaktadır. Avrupalı sosyologlara göre toplum tıpkı atom
gibi bir maddedir ve nasıl atom incelenip onun karakteri açığa çıkartılıyorsa
toplumda aynı şekilde incelenir ve onun karakteri açığa çıkartılabilir. Böylece
toplumsal değişim tıpkı atomda olduğu gibi kontrol altına alınabilir.
İşte bu bakış açısıyla
toplumsal değişim üzere çok sayıda kuram ortaya atılmış olmasına rağmen bu kuramları
iki ana eksende toplamak mümkündür. Bunlardan ilki kapitalist bakış açısının
ürünüdür ve toplumsal değişimi İlkel Toplum-Geleneksel Toplum ve Modern Toplum
olarak üç evreli bir aşamada ele alır. Modern toplum, toplumların ulaşabileceği
zirve noktadır ve kapitalizmin ürünüdür. Kapitalizmin egemen olduğu toplumları
insanlık açısından, iktisadi açıdan, teknolojik açıdan insanlığın ulaşabileceği
en üst basamak olarak gösteren bu kurama göre Batı, modern toplumken dünyanın
geri kalan kısmı geleneksel toplum yani geri kalmış toplumdur.
Diğer bir bakış açısı
ise Sosyalist temellidir ve bu kuramın zirvesinde komünal toplum yer alır.
Sosyalistlere göre toplum İlkel Toplum-Feodal Toplum-Kapitalist Toplum-Komünal Toplum
şeklinde bir evrim sürecinden geçer. Sosyalistlere göre de insanlık komünal
topluma ulaşmayı hedeflemelidir. Zira komünal toplumdan daha ileri bir toplum
yoktur.
Dikkat edilirse bu
kuramlardan hiçbirisi İslam’ın değiştirme kabiliyetini dikkate almaz. Bu
kuramlardan hiçbirisi İslamî toplumu inceleme zahmetine girmediği gibi onu yok
sayar. Hal böyle olunca toplumsal değişim denilen olgu Batı tekelinden
kurtulamamış olduğu gbi kopyalanarak Müslüman bireylere bir hakikat olarak
aktarılmıştır.
Bununla birlikte
eğitim-öğretimin esasını bu iki bakış açısı belirlemekte ve bu iki bakış açısı
genç Müslümanlara yol göstermektedir. Bundan sonrası kaçınılmaz olarak Batı
gözüyle hayata ve topluma bakan bir nesil zuhur etmesidir. İşte bu nedenle
bugün itibariyle içinde yaşadığı toplumun İslami bir devrimle değişebileceği
kendisine söylendiğinde bu fikre ütopya olarak karşılık vermekte ve kendisi de Batı
merkezli bakış açısından başka bir fikir üretememektedir. Oysa bahsettiğimiz
kuramların bir bir çöktüğü ve toplumu doğru okuyamadıkları geldiğimiz an
itibariyle ortadadır.
İşte bu toplumsal
değişim kuramlarıyla hayatı, toplumu anlamaya çalışan genç nesiller İslam’ın
değiştirme gücünden habersiz bir şekilde hayatı yorumlamakta ve değişim
dedikleri şeyin Batı’nın taklit edilmesiyle gerçekleşeceğini zannetmektedirler.
Halbuki İslam’ın temel dinamiklerini oluşturan Kur’an ve Sünnet bizlere
toplumsal değişimin nasıl olması gerektiğini ve nasıl olacağını çok net bir
şekilde göstermektedir. Bu değişimi görebilmek için tek bir hadisi şerifi
mercek altına almak yeterli olacaktır.
Rasulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] şöyle buyurmuştur:
"Allah'ın olmasını dilediği sürece aranızda Nübüvvet olacak, sonra
kaldırmayı dilediğinde onu kaldıracaktır. Sonra Nübüvvet Minhâcı üzere [Râşidî]
Hilâfet olacaktır. Böylece Allah'ın olmasını dilediği sürece olacak, sonra
Allah onu kaldırmayı dilediğinde kaldıracaktır. Sonra Isırıcı Meliklik
olacaktır. Böylece Allah olmasını dilediği sürece olacak, sonra onu kaldırmayı
dilediğinde kaldıracaktır. Sonra Zorba Diktatörlük olacaktır. Böylece Allah'ın
olmasını dilediği sürece olacak, sonra onu kaldırmayı dilediğinde onu
kaldıracaktır. Sonra da Nübüvvet Minhâcı üzere [Râşidî] Hilâfet olacaktır... Sonra sükut etti."
[İmâm Ahmed rivâyet etti.]
İnsanlığın Yaratıcıdan
uzaklaşıp karanlık bir yaşam sürdüğü dönemlerde Allah Subhanehu ve Teala
kullarına merhamet ederek her daim Rasullerini göndermiştir. Son Rasul olan
Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in
gönderilmesiyle birlikte İslam toplumunun ilk nüvesi oluşmuştur. Rasulullah
kendisine verilen görevi tamamlayarak İslam toplumunu inşa ettikten ve
kendisine verilen risaleti tamı tamına tebliği ettikten sonra her ölümlü gibi
Rabbine kavuştu.
Rasulullah’tan sonraki
ilk dönem ki buna Hulafa-i Raşidin dönemi denir O’nun getirdiği risaletin
zihinlerde ve nefislerde canlılığı koruduğu dinamik olduğu bir dönemdir. Bu
dönemde Müslümanlar kendilerine gönderilen risaletin gerekliliklerini harfiyen
yerine getirdiler ve yeryüzüne İslam’ı bir hidayet kaynağı olarak yaydılar.
Isırıcı melikler dönemi
diye adlandırılan dönem ise risaletten uzaklaşmaya başlanılan dönemdir. Risalet
ile ilk muhatap olan ve bu risaleti aleme taşıyan Sahabelerin hayattan göç
etmeleri sonucunda risaleti algılamada ve uygulamada problemler başlamıştır.
Nitekim Müslümanlar dünyaya ve İslam’dan olmayan şeylere meyletmeye
başladıklarında kendilerine uygun melikler işbaşına geçmiştir.
Isırıcı melikler
döneminde toplum İslam risaletine sıkıca sarılacağı yerde yönetimlerin
yönlendirmeleriyle risaletten iyice uzaklaşmış ve uzaklaşmak için atılan her
adım zorba diktatörlük dönemini yaklaştırmıştır.
Zorba diktatörler dönemi
denilen bu dönem de halk, şiddetli baskılara maruz kalmış ve onurları kırılacak
şekilde kendisine zulmedilmiştir. Zorba diktatörlerin tek amacı varlığını
korumaktır. Bunun içinde gerekirse tüm halkı yok etmeyi göze alırlar. Nitekim
Hilafetin ilgasından sonra Müslümanların başına geçen yönetimlerin nasıl zorba
oldukları tarih sayfalarında yazılıdır.
Vakti geldiğinde Müslümanlar
bu zorba diktatörlerden kurtuluşun ancak aslına dönmekle yani kendilerine gelen
risalete tam manasıyla ittiba etmekle gerçekleşeceğini anlayacaklar ve bu
anlayış onları gerçek Hilafete yani Raşidi Hilafet’i kurmaya sevk edecektir.
Allah’ın izniyle bu uyanış başarıya ulaşacak ve Raşidi Hilafet yeniden tesis edilecektir.
İşte İslami toplumun
değişim serüveni tamı tamına budur. Bu değişim süreci hadiste belirtilen sona
doğru yani Hilafet gölgesindeki İslâmî topluma doğru adım adım yaklaşmaktadır. Bunun
izleri dünyanın her köşesinde açık bir şekilde görülmektedir. Bizlere düşen ise
umutlarımıza sahip çıkmakla birlikte vaad olunan sona kendimizi ve yaşadığımız
toplumu hazırlamaktır.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış