TÜM ZAMANLARDA İSLAM BELİRLEYİCİDİR

Ekrem Meşe

Mekke’de ilk vahyin Efendimiz SAV’e gönderilişi ile insanlık İslam risaleti ile tanışmış oldu. Aslında insanlık İslam’la tanışıncaya dek, hem kendisine tabi olanların hem de inkârcılarının aynı düzeyde kendisi ile alakadar olduğu bir başka ideoloji ve sisteme şahit olmamıştır desek isabet etmiş oluruz diye düşünüyorum.

İslami tebliğin Mekke’de başlaması ile İslam Mekke toplumunun ve ileri gelenlerinin gündemine güçlü bir şekilde oturdu. Kölesinden efendisine, şairinden tüccarına kadar herkesin, her meclisin, her oturumun en önemli gündem maddesi Hz. Muhammed ve onun getirdiği bu yeni dindi. Bu durum sadece Mekke ile sınırlı değildi. Bütün bir Arap yarımadası Hz Muhammed’in getirmiş olduğu bu yeni dinin oluşturduğu fikri çatışmadan haberdar olmuştu. Uzak diyarlardan insanlar Hz. Peygambere gelerek bu yeni din hakkında soruyor ve Müslüman oluyorlardı. Haberleşme ve ulaşımda o günün iptidai koşullarını göz önünde bulundurursak oluşan kamuoyunun boyutunu daha net takdir edebiliriz diye düşünüyorum. 

Nitekim bu fikri çatışma ve siyasi mücadele döneminin ardından İslam 13 yıl gibi kısa bir süre içerisinde Medine’de devlet olarak vücut buldu. Takip eden yıllarda bütün bir Arap yarımadası İslam’ın hâkimiyetine girdi. Daha Hulefa-i Raşidin döneminde İslam dönemin süper güçleri Bizans ve Pers İmparatorlukları ile karşı karşıya geldi. Roma yüzyıllar boyu egemenliği altında tuttuğu Şam topraklarını terk etmek durumunda kaldı. Pers İmparatorluğu ise İslam’ın hükümranlığı altında yok olup gitti. İslam hâkimiyeti altına aldığı toprakları ve kavimleri derinden etkiledi. Öyle ki girdiği coğrafyalarda yerel kültür ve inanışların hiçbiri İslam’ın dönüştürücü ve etkileyici ruhu karşısında varlık gösteremedi. İslam gündemine girdiği bütün kavimleri tek bir potada eritti ve farklı yapısal özelliklere sahip insan topluluklarından tek bir ümmet oluşturdu.Roma Üniversitesi’nde Arap Dili ve Edebiyatı profesörü Francesco Gabrieli bu hususu şöyle teslim ediyor: “İslam mührü bir millete egemen oldu mu onu yok etmek imkânsız olur.”

İslam sadece siyasi anlamda değil askeri da açıdan destansı başarılar ortaya koydu. Yerleştiği coğrafyaları medeniyet açısından da kalkındırdı. İşte İslam’ın ilk yıllarında Rasulullah sav ve ashabının sayıca az olmalarına rağmen Mekke müşriklerine karşı koyuşları, sonraki dönemlerde Müslümanların Roma ordularına, aynı anda hem Roma hem Bizans ordularına karşı elde ettiği zaferler bütün tarihçilerin malumudur. Müslümanlar Batı’da İspanya’dan doğuda Çin’e kadar emsalsiz askeri başarılar elde ettiler. Osmanlı Hilafeti döneminde Müslüman askerler Viyana önlerine kadar ilerlediler. Ve dünya Müslümanların bu başarıları karşısında Müslüman orduları yenilmez düşüncesine inanmaya başlamıştı. Medeniyet açısından Müslümanlar ortaya koyduğu keşif ve icatlarla bilimin temellerini attılar. Müslümanlar kurdukları şehirler, kütüphaneler ve üniversiteler ile bu alanda önemli buluşlara, yeniliklere imza attılar. Fransız düşünür Gustavo Le Bon bu konu ile ilgili olarak şu tespitte bulunuyor: “Üstünde Peygamber’in bayrağının dalgalandığı her belde hızla dönüşerek ilim, sanat, edebiyat, sanayi ve tarımın belli ölçüde geliştiği bir yer haline gelmiştir.”

İslam yükselişte olduğu dönemlerde olduğu gibi zayıfladığı dönemlerde de bütün dünyanın özellikle Avrupa’nın yakın ilgisine mazhar oldu. Fransız ihtilali ve sanayi devrimi ile bir kalkınma hamlesi ortaya koyan Batı kendisine en büyük engel olarak İslam devletini görüyordu. Bunun sebepleri arasında Batının ihtiyacı olan hammaddenin İslami beldelerde olmasının yanı sıra, stratejik geçiş noktalarının İslam Devleti sınırları içerisinde olması ve tüm bunlardan daha ehemmiyetlisi ise ideolojik anlamda Batılı kalkınmaya yegâne meydan okumanın İslam’dan gelebilecek olması gösterilebilir.İşte ‘Şark Meselesi’ diye Batı’da ortaya atılan 1. Dünya Savaşı ile çözüme bağlanan mesele Batı’nın İslam dünyasına olan ilgisinin yükselme döneminde olduğu gibi gerileme ve inhitat asırlarında da devam ettiğinin ifadesidir.

Ardından İslam’ın son siyasi temsilcisi Osmanlı Hilafeti’nin 1. Dünya Savaşı’nın sonrasında ilga edilmesi de İslam’a olan ilgi ve İslam’ın belirleyiciliğinin sona erdiği anlamına gelmiyordu. Çünkü Osmanlı Hilafeti’nin bakiyesi topraklar üzerine İngiltere ve Fransa’nın eliyle iliştirilen ajan yönetimler bütün güç ve gayretlerini Müslümanları baskı altına almak, sindirmek için sarf ettiler. İslami beldelerde kurulan bu ajan yönetimlerin en güçlü teşkilatlarının istihbarat teşkilatları olduğu göz önünde bulundurulursa bahsettiğimiz husus daha net anlaşılır diye düşünüyorum. Sömürgeci kâfir devletlerin yörüngesinde siyaset güden bu yönetimlerin en fazla hassasiyet gösterdiği konu İslam’ın yeniden yönetime gelmesi, Müslümanların organize olarak bir kıyama kalkışma ihtimalleri olmuştur. Hatırlayacak olursak Türkiye’de irtica diye isimlendirilen bu husus MGK’ların bir numaralı gündem maddesi, rejimin en büyük tehdidi olma özelliğini uzun müddet devam ettirmişti. Bu hassasiyet elbette ajan yönetimlere efendileri eliyle telkin edildi.

İslam’ın belirleyiciliği hususu Arap Baharı diye isimlendirilen süreçte daha da hissedilir hale geldi. Tunus, Mısır, Yemen ve son olarak Suriye’de Müslümanların ortaya koyduğu hareketlilik bütün Batı ve içimizdeki uzantıları tarafından İslami bir tehlike olarak değerlendirildi. Batı bu kıyamları asıl mecrasından saptırabilmek için türlü hile ve desiselere başvurdu. Tunus ve Mısır’da kısmen başarılı olmuş olsa da Suriye’de devam etmekte olan İslami kıyam Batının yeniden güçlü bir şekilde İslam’ı iliklerine kadar hissetmesine sebep olmuş ve İslam yukarıda zikrettiğimiz bütün asırlarda olduğu gibi yine ve yeniden bütün dünyanın gündeminde müstesna yerini almıştır. Her ne kadar Batının yönlendirdiği medya bu gerçek gündemi karartmaya, bakışları etkilemeye çalışsa da hakikat böyledir.

Velhasıl; tekbirlerle Kâbe’ye yürüyen ilk Müslümanlardan “Lebbeyk Ya Allah” nidaları ile sokaklara dökülen günümüz Müslümanlarına kadar gelmiş geçmiş bütün asırlarda ibre hep İslam’ı göstermiştir. Ve yakın gelecekte İslam yeniden siyasi sahneye bir devlet olarak güçlü şekilde çıkacak, ‘tarihin sonu’nu yazacaktır.


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz