Mekke’de ilk vahyin Efendimiz SAV’e gönderilişi
ile insanlık İslam risaleti ile tanışmış oldu. Aslında insanlık İslam’la
tanışıncaya dek, hem kendisine tabi olanların hem de inkârcılarının aynı
düzeyde kendisi ile alakadar olduğu bir başka ideoloji ve sisteme şahit
olmamıştır desek isabet etmiş oluruz diye düşünüyorum.
İslami tebliğin Mekke’de başlaması ile İslam
Mekke toplumunun ve ileri gelenlerinin gündemine güçlü bir şekilde oturdu.
Kölesinden efendisine, şairinden tüccarına kadar herkesin, her meclisin, her
oturumun en önemli gündem maddesi Hz. Muhammed ve onun getirdiği bu yeni dindi.
Bu durum sadece Mekke ile sınırlı değildi. Bütün bir Arap yarımadası Hz
Muhammed’in getirmiş olduğu bu yeni dinin oluşturduğu fikri çatışmadan haberdar
olmuştu. Uzak diyarlardan insanlar Hz. Peygambere gelerek bu yeni din hakkında
soruyor ve Müslüman oluyorlardı. Haberleşme ve ulaşımda o günün iptidai
koşullarını göz önünde bulundurursak oluşan kamuoyunun boyutunu daha net takdir
edebiliriz diye düşünüyorum.
Nitekim bu fikri çatışma ve siyasi mücadele
döneminin ardından İslam 13 yıl gibi kısa bir süre içerisinde Medine’de devlet
olarak vücut buldu. Takip eden yıllarda bütün bir Arap yarımadası İslam’ın
hâkimiyetine girdi. Daha Hulefa-i Raşidin döneminde İslam dönemin süper güçleri
Bizans ve Pers İmparatorlukları ile karşı karşıya geldi. Roma yüzyıllar boyu
egemenliği altında tuttuğu Şam topraklarını terk etmek durumunda kaldı. Pers İmparatorluğu
ise İslam’ın hükümranlığı altında yok olup gitti. İslam hâkimiyeti altına
aldığı toprakları ve kavimleri derinden etkiledi. Öyle ki girdiği coğrafyalarda
yerel kültür ve inanışların hiçbiri İslam’ın dönüştürücü ve etkileyici ruhu
karşısında varlık gösteremedi. İslam gündemine girdiği bütün kavimleri tek bir
potada eritti ve farklı yapısal özelliklere sahip insan topluluklarından tek
bir ümmet oluşturdu.Roma Üniversitesi’nde Arap Dili ve Edebiyatı profesörü
Francesco Gabrieli bu hususu şöyle teslim ediyor: “İslam mührü bir millete egemen oldu mu onu yok etmek imkânsız olur.”
İslam sadece siyasi anlamda değil askeri da açıdan
destansı başarılar ortaya koydu. Yerleştiği coğrafyaları medeniyet açısından da
kalkındırdı. İşte İslam’ın ilk yıllarında Rasulullah sav ve ashabının sayıca az
olmalarına rağmen Mekke müşriklerine karşı koyuşları, sonraki dönemlerde
Müslümanların Roma ordularına, aynı anda hem Roma hem Bizans ordularına karşı elde
ettiği zaferler bütün tarihçilerin malumudur. Müslümanlar Batı’da İspanya’dan
doğuda Çin’e kadar emsalsiz askeri başarılar elde ettiler. Osmanlı Hilafeti
döneminde Müslüman askerler Viyana önlerine kadar ilerlediler. Ve dünya Müslümanların
bu başarıları karşısında Müslüman orduları yenilmez düşüncesine inanmaya
başlamıştı. Medeniyet açısından Müslümanlar ortaya koyduğu keşif ve icatlarla
bilimin temellerini attılar. Müslümanlar kurdukları şehirler, kütüphaneler ve
üniversiteler ile bu alanda önemli buluşlara, yeniliklere imza attılar. Fransız
düşünür Gustavo Le Bon bu konu ile ilgili olarak şu tespitte bulunuyor: “Üstünde Peygamber’in bayrağının
dalgalandığı her belde hızla dönüşerek ilim, sanat, edebiyat, sanayi ve tarımın
belli ölçüde geliştiği bir yer haline gelmiştir.”
İslam yükselişte olduğu dönemlerde olduğu
gibi zayıfladığı dönemlerde de bütün dünyanın özellikle Avrupa’nın yakın
ilgisine mazhar oldu. Fransız ihtilali ve sanayi devrimi ile bir kalkınma
hamlesi ortaya koyan Batı kendisine en büyük engel olarak İslam devletini
görüyordu. Bunun sebepleri arasında Batının ihtiyacı olan hammaddenin İslami
beldelerde olmasının yanı sıra, stratejik geçiş noktalarının İslam Devleti
sınırları içerisinde olması ve tüm bunlardan daha ehemmiyetlisi ise ideolojik
anlamda Batılı kalkınmaya yegâne meydan okumanın İslam’dan gelebilecek olması gösterilebilir.İşte
‘Şark Meselesi’ diye Batı’da ortaya atılan 1. Dünya Savaşı ile çözüme
bağlanan mesele Batı’nın İslam dünyasına olan ilgisinin yükselme döneminde
olduğu gibi gerileme ve inhitat asırlarında da devam ettiğinin ifadesidir.
Ardından İslam’ın son siyasi temsilcisi
Osmanlı Hilafeti’nin 1. Dünya Savaşı’nın sonrasında ilga edilmesi de İslam’a
olan ilgi ve İslam’ın belirleyiciliğinin sona erdiği anlamına gelmiyordu. Çünkü
Osmanlı Hilafeti’nin bakiyesi topraklar üzerine İngiltere ve Fransa’nın eliyle
iliştirilen ajan yönetimler bütün güç ve gayretlerini Müslümanları baskı altına
almak, sindirmek için sarf ettiler. İslami beldelerde kurulan bu ajan
yönetimlerin en güçlü teşkilatlarının istihbarat teşkilatları olduğu göz önünde
bulundurulursa bahsettiğimiz husus daha net anlaşılır diye düşünüyorum. Sömürgeci
kâfir devletlerin yörüngesinde siyaset güden bu yönetimlerin en fazla
hassasiyet gösterdiği konu İslam’ın yeniden yönetime gelmesi, Müslümanların
organize olarak bir kıyama kalkışma ihtimalleri olmuştur. Hatırlayacak olursak
Türkiye’de irtica diye isimlendirilen bu husus MGK’ların bir numaralı gündem
maddesi, rejimin en büyük tehdidi olma özelliğini uzun müddet devam ettirmişti.
Bu hassasiyet elbette ajan yönetimlere efendileri eliyle telkin edildi.
İslam’ın belirleyiciliği hususu Arap Baharı
diye isimlendirilen süreçte daha da hissedilir hale geldi. Tunus, Mısır, Yemen
ve son olarak Suriye’de Müslümanların ortaya koyduğu hareketlilik bütün Batı ve
içimizdeki uzantıları tarafından İslami bir tehlike olarak değerlendirildi.
Batı bu kıyamları asıl mecrasından saptırabilmek için türlü hile ve desiselere
başvurdu. Tunus ve Mısır’da kısmen başarılı olmuş olsa da Suriye’de devam
etmekte olan İslami kıyam Batının yeniden güçlü bir şekilde İslam’ı iliklerine
kadar hissetmesine sebep olmuş ve İslam yukarıda zikrettiğimiz bütün asırlarda
olduğu gibi yine ve yeniden bütün dünyanın gündeminde müstesna yerini almıştır.
Her ne kadar Batının yönlendirdiği medya bu gerçek gündemi karartmaya, bakışları
etkilemeye çalışsa da hakikat böyledir.
Velhasıl; tekbirlerle Kâbe’ye yürüyen ilk
Müslümanlardan “Lebbeyk Ya Allah” nidaları ile sokaklara dökülen günümüz Müslümanlarına
kadar gelmiş geçmiş bütün asırlarda ibre hep İslam’ı göstermiştir. Ve yakın gelecekte
İslam yeniden siyasi sahneye bir devlet olarak güçlü şekilde çıkacak, ‘tarihin
sonu’nu yazacaktır.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış