ÂLİ İMRAN SURESİ 146-150. AYETLER

Esad Mansur

Bu ayetlerde şu hakikatleri keşfedeceğiz:

-          Rabbani olanların sıfatları

-          Rabbani olanların kazanması

-          Kâfirlere uymanın neticeleri

-          Zaferin sebepleri

وَكَأَيِّن مِّن نَّبِيٍّ قَاتَلَ مَعَهُ رِبِّيُّونَ كَثِيرٌ فَمَا وَهَنُواْ لِمَا أَصَابَهُمْ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَمَا ضَعُفُواْ وَمَا اسْتَكَانُواْ وَاللّهُ يُحِبُّ الصَّابِرِينَ وَمَا كَانَ قَوْلَهُمْ إِلاَّ أَن قَالُواْ ربَّنَا اغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَإِسْرَافَنَا فِي أَمْرِنَا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا وانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ فَآتَاهُمُ اللّهُ ثَوَابَ الدُّنْيَا وَحُسْنَ ثَوَابِ الآخِرَةِ وَاللّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوَاْ إِن تُطِيعُواْ الَّذِينَ كَفَرُواْ يَرُدُّوكُمْ عَلَى أَعْقَابِكُمْ فَتَنقَلِبُواْ خَاسِرِينَ بَلِ اللّهُ مَوْلاَكُمْ وَهُوَ خَيْرُ النَّاصِرِينَ

“Nice peygamberler vardır ki onlarla beraber çok rabbani kimseler savaşmıştır. Allah uğrunda kendi başlarına gelen musibetlerden dolayı gevşemediler, zaaf göstermediler ve boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever. Onların sözleri; ancak şöyle demekten ibarettir: Rabbimiz günahlarımızı ve işlerde israflarımızı bağışla, ayaklarımızı sabit kıl ve kâfir kavimlerine karşı bize zafer ver. Bu nedenle Allah onlara dünya sevabını ve ahiretin en güzel sevabını verdi. Allah ihsan sahiplerini sever. Ey iman edenler kâfirlere itaat ederseniz onlar sizi gerisin geri döndürürler ve böylece hüsrana uğrayanlardan olursunuz. Hâlbuki sizin mevlanız Allah’tır, en hayırlı yardımcı ve zafer veren O’dur.” (Âli İmran suresi 146-150)

 Allah bu ayetlerde müminlere, peygamberleri yanındaki o eski müminlerin savaşmaları ve sebatlarından örnek verdi. Zira daha önceki ayetlerde müminlerin bir kısmı Uhud Savaşı’nda Resullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem öldürüldü denilince gevşeklik ve zaaf gösterip savaştan kaçtılar. Bunlar dünyayı tercih ettiler. Ama müminlerin öbür kısmı bunu duyunca sebat gösterip şöyle dediler: “Allah zaferi verinceye kadar veya Resulullah’a yetişinceye (ölünceye) kadar savaşacağız.” Bunlar ahireti tercih ettiler. Bu nedenle hem dünyayı hem de ahireti kazandılar. Başka bir ifadeyle hem zaferi hem de Cennet’i kazandılar. Allah Subhanehû ve Teâlâ önceki müminlerin misalini verirken “Allah onlara dünya sevabı (iyiliği) ve ahiretin en güzel sevabını verdi.” dedi. Arapçada sevabın manası ödüllendirmektir. Dünya sevabı ise dünya ödülünü kazanmaktır. Bu ise; Allah’ın zaferi ve yardımıdır. Uhud Savaşı’nı kaybederlerse tamamen yenildiler veya kaybettiler demek değildir. O bir meydan muharebesi veya bir raunttur.  Geniş manada savaş veya harp bir taraf başka tarafın varlığını yok edinceye kadar meydan muharebelerinden ibarettir. Bir savaşı veya bir muharebeyi kaybedersen ikincisini kazanabilirsin, ondan dolayı ilerde bu surede tefsir edeceğimiz 165. ayette Allahu Teâlâ müminlere bunu hatırlattı ve onlara dedi ki eğer Uhud Savaşı’nı kaybetmişseniz, siz Bedir Savaşı’nı kazanmıştınız, hem de düşmanlarınızın kazandığının iki katını o savaşta kazandınız. Yine daha önce tefsir ettiğimiz 140. ayette Allah Celle Celâlehû müminlere şunu hatırlattı: “Eğer acı çekiyorsanız karşı taraf da acı çekiyor, öyleyse niye üzülüyorsunuz ve sabretmek istemiyorsunuz?”  Ayrıca “Günleri insanlar arasında değiştiririz.” buyurarak müminlere bunu hatırlattı. Başka ifadeyle bir gün lehinize ve başka gün de aleyhinize olur. Bu Allah’ın kanunudur. Nitekim Enbiya Suresi 35. ayette duyurduğu gibi insanları hayırla ve şerle yani; insanın sevdiği ve insanın nefret ettiği şeyle imtihan edeceğini bildirdi.  Böylece Allah sabredenleri ortaya çıkartır. Zira Allah sabredenleri sever, sabırlarına karşı onlara bir gün yardım edecek ve ahirette bol sevap verecek, günahlarını silecek ve Cenneti’ne sokacaktır.

Allah bu ayetlerde rabbani kimselerin kim olduklarını tanıttı; Onlar Allah uğrunda savaşırlar, bu uğurda kendi başlarına gelen musibetlerden dolayı gevşemezler, zaaf göstermezler ve kâfirlere boyun eğmezler. Allah bunu gösterirken müminlerin rabbani olmalarını talep ediyor. Rabbani kelimesi Rabbe nispettir, Rabbe mahsustur. Rab ise Allah’tır. Böylece rabbani kimse Rabbine bağlı olup sırf onun için mücadele eden, hak mücadelesinde zaaf ve gevşeklik göstermeyendir. O insanlardan korkmadığı ve yalnız Allah’tan korktuğu, ahireti de düşündüğü için Allah uğrunda savaşır ve başına ne musibet gelirse gelsin aldırış etmez. Onlar sabredenlerdir. Zira Allah sabredenleri sevdiğini ve onlara yardım edeceğini ilan etti. Musibetlere karşı Allah’a isyan etmeden ve ümitsizliğe kapılmayan kimseleri sever. Bu kimselere hem ileride zafer verir hem de ahirette onları Cenneti’ne koyar. Bu nedenle kuvvetli mümin veya rabbani olan kimse savaşta ve mücadelede hiç zaaf ve gevşeklik göstermez, kâfirlere ve küfür güçlerine boyun eğmez. Uhud’da sebat gösterenlerin söyledikleri gibi söyler: “Ya Allah bize zafer verir ve böylece bizimle dinini yükseltir ya da O’nun uğrunda ölürüz veya Resulümüze yetişiriz ve Cennet’te O’nunla buluşuruz. Nitekim biz ondan hayırlı değiliz, O ne Mekke’de küfür sistemi ile mücadele ederken ne de Bedir, Uhud ve sair savaşlarda hiç gevşeklik ve zaafiyet göstermedi, kâfirlere, onların isteklerine ve önerilerine uymadı ve hiç taviz vermedi. Onlara meydan okuyarak İslam’ı sundu. Onların yöneticilerine karşı dikildi, imanı ve ondan fışkıran sistemi arz etti. O’na ve kitlesine ambargo uyguladılar, onlara işkence çektirdiler ve bazılarını öldürdüler. Buna rağmen hiç gevşemediler, zaaf göstermediler ve kâfirlere boyun eğmediler. O bizim için en güzel örnektir. Nitekim Allah Ahzab Suresi’nde 21. ayette: “Allah’ı ve ahireti düşünüp arzu edenler ve Allah’ı çokça hatırlayanlar için Resulullah güzel örnektir.” diyerek bizim Resulü örnek almamızı kesin olarak emretmektedir.

Ayette “Onların sözleri; ancak şöyle demekten ibarettir…” ifadesinden şu husus anlaşılıyor; onlar başına gelen musibetlere rağmen ah demediler, şikâyet etmediler ve Allah’a isyan etmediler ve emrine itiraz etmediler. Ancak Allah’a dua ederek şöyle dediler: “Rabbimiz günahlarımızı ve işlerde israflarımızı bağışla, ayaklarımızı sabit kıl ve kâfir olanlara karşı bize zafer ver.”

Ayetten şu husus da anlaşılır; dua etmek ancak savaşmak ve mücadele etmekle beraber olmalıdır. Hiç mücadele etmeden dua etmek uygun değildir. Biri böyle mücadele yapmadan duada bulunursa ne kadar uygun olur? Allah için mücadele ederse kendi uğrunda mücadele ettiği veya savaştığı için onun günahını siler, işlerde yaptığı israfları bağışlar, ona sebat verir ve kâfirlere karşı da zafer verir. Duasına icabet edilmeyi hak etmiş olur.

İsraf etmenin manası haddi aşmaktır veya taşkınlık yapmaktır. Burada işlerde israf etmenin manası, insanın herhangi bir iş yaparken Allah’ın çizdiği hat ve sınırlarını aşmasıdır. Bunlar ise Allah’ın haram kıldığı veya yasakladığı amellerdir. Kim Allah’ın bir nehyini geçerse veya bir emrine muhalefet ederse onun sınırını aşmış olur ve böylece israf etmiş olur. Bu sadece para hususunda değildir. Zira haramda az olsa da para harcarsa israf etmiş olur. Yine zina yaparsa, içki içerse, demokrasi ve laiklik gibi küfür sistemini uygularsa, namazı terk ederse, riba veya faiz yerse, bir farzı yerine getirmezse israf etmiş olur. Nitekim Allah birçok ayette günah işleyenlerin israf yaptıkları ve müsrif olduklarını göstererek kötüledi. Bazı âlimler büyük günah işlemek israf olur dediler. Hâlbuki Allah’ın herhangi bir emrine muhalefet etmek günah sayılır ve bu Allah’ın çizdiği sınırları aşmak demektir.

Müminler Allah uğrunda savaşmak ve mücadele etmenin en büyük farzlardan olduğunu bilirler ve bu nedenle en fazla sevap aldıkları ve günahları silme vesilesi olduğunu bildikleri için Allah’tan işledikleri küçük olsun büyük olsun bütün günahlarını silmesini umarak dua ederler. Nitekim en fazla kabul edilen dua Müslüman ya büyük ve zahmetli farzı yerine getirirken ya da Allah için sabırla büyük musibetler ve meşakkatleri çekerken ettiği dualardır. Bu nedenle müminler Allah uğrunda savaşırken ve mücadele ederken, işkence görürken, cezaevine atılırken ve zalim rejimin zulmüne uğrayıp her eziyete karşı sebat gösterirken dua ederlerse Allah’ın onların dualarını kabul etmesi daha yakındır.

Nitekim Allah dua etmeyi amelle beraber mezcetmek istedi. Buna göre Müslüman Allah’ın emrini yerine getirirken veya Onun emrine göre kendi işlerini yürütürken dua eder, bir iş yapmadan dua etmek kendisine uygun değildir. Ancak aciz veya güçsüz olursa veyahut çaresiz kalırsa başkadır. O zaman da bol bol acizlikten kurtulmak ve çare bulmak için Allah’a dua eder.

Allah müminleri kâfirlere itaat etmekten veya uymaktan sakındırdı. Bu ise bir nehiydir ve yasaklamaktır. Bunun karinesi ise kâfirlere uymak veya itaat etmenin dinden ya tamamen çıkmasıdır ki bu durumda o kimse laik kimse olur, ya da kısmen dinden döner, İslam’ın uygulanmasına inanır ama küfür sistemine uyar, bu kimse fasık ve zalim olur. Fakat ikisinin akıbeti de hüsran ve ziyandır. Zira her emir bir şey yapmak ve her nehiy bir şeyden vazgeçmek için bir taleptir. Bir karine geçince bu emir veya nehyin kesin olup olmadığı anlaşılır. Bu usulû fıkıhta bir asıl ve bir kuraldır. Burada geçen karine ise kesinlik ifadesini taşır. Buna göre kâfirlere itaat etmek günahtır. Hem de büyük günahtır. Çünkü onlara itaat etmenin neticesi gerisin geri dinden dönmek, dünya ve ahireti kaybetmektir. Oysa önceki ayet Allah’a ve Resulü’ne itaat etmenin neticesinin dünya ve ahiretini kazanmak olduğunu kesin karine ile vurguladı. Bunların ihsan sahipleri olduklarını duyurdu. İhsan ise iyilik ve güzelliktir. İşte ihsan sahipleri, yani; güzellik ve iyilik yapan müminler ise; Allah ve Resulü’ne itaat edip onlarla beraber Allah’ın uğrunda dinini yükseltmek ve hâkimiyetini kurmak için kâfirlere boyun eğmeden, herhangi bir taviz vermeden, herhangi bir zaaf ve gevşeklik göstermeden, sabırla, kuvvetle ve sebatla ya ölüm ya da zafer diyerek savaşırlar. Ama zaaf ve gevşeklik gösteren kişiler çirkin iş yaparlar; kâfirlere itaat ederler, değişik bahaneler göstererek onların önerilerine ve isteklerine uyarlar. Bu nedenle kâfirlerin demokrasi sistemlerine katılmayı kabul ederler ve küfür kanunlarını uygulamaya başlarlar, dinlerini uygulamaktan vazgeçerler. Bu şekilde gerisin geri döndürülmüş olurlar ve hüsrana uğrarlar. Bunlar hem dünyayı hem ahireti kaybederler. Bunlar rahatı, malı ve makamı sevdikleri, yaptıkları işin akıbetini, ahireti ve Allah’ın azabının ne kadar ağır olduğunu düşünmediklerinden dolayı böyle davranırlar. Böyle davranan kimselerin imanları pek zayıftır. Zira Allah uğrundaki zahmeti, meşakkati, zorlukları ve eziyeti çekmeye ve zarar görmeye hazır değiller. Bu durumlarla karşılaşınca hemen kaçarlar. “Niye eziyet ve zararı görelim, niye ölelim, bunun faydası nedir, ne netice getirir ki, bu küfür sistemi olan demokrasinin içinde daha iyi iş yaparız, hem de hiç zarar ve eziyet görmeden hizmet yaparız.” diyerek ve buna benzer sözler söyleyerek zayıf nefse sahip olanlar şeytanın vesveselerine uyarlar, kendi kendilerini bu sözlerle teselli ederek ve kandırarak yaşamaya çalışırlar. Hatta Demokrasiyi reddedip Allah’ın ve Resulü’nün emrettiği şekilde hiç taviz, zaaf ve gevşeklik göstermeden mücadele eden ve ihsan sahibi olan müminleri kınamaya başlarlar, daha ziyade de onlara karşı mücadele edio, değişik ithamlarla suçlarlar. Çünkü şeytan onların kötü işlerini nazarlarında süslü gösterdi, böylece yaptıkları kötü işleri kötü olarak görmez oldular, şaşkın oldular. Enam 43, Enfal 48, Nahl 63, Neml 24 ve Ankebut 38. ayetlerinde Allah Celle Celâlehû onların bu durumu bize gösterdi. Muhammed Suresi 14. ayette “Allah’tan bir delile göre amel yapan kimseler ile heva ve heveslerine uyup kötü amelini güzel gören kimseler bir olur mu?!” ve Fatır Suresi 8. ayette “Kötü işini kendisine güzel gösterilen kimseleri gördün mü?!”  sözleriyle Allah Azze ve Celle müminleri uyarıyor.

Bundan sonra Allah Celle Celâlehû müminlere şunu duyuruyor: “Hâlbuki sizin mevlanız Allah’tır, en hayırlı yardımcı ve zafer veren O’dur.” Bunun manası “Sizin mevlanız kâfirler değil, Rabbiniz olan Allah’tır.” En hayırlı yardımcı O’dur, zafer veren O’dur, öyleyse niye kâfirlere itaat edip onları mevla edinirsiniz?! Mevla yardımcı ve zafer verendir. Müminler için zafer sadece Allah’ın yardımıyla gerçekleşir. Zira zafer sadece O’nun katındadır. Daha önce tefsir ettiğimiz Âli İmran Suresi 126. ayete bakın. Yine Enfal Suresi 10. ayete bakın. Hatta Rum Suresi 47. ayette “Müminlere zafer vermek bizim üzerimize bir haktır.” diye buyurmaktadır. Gafir (Mümin) Suresi 51. ayette “Hem dünyada hem ahirette muhakkak müminlere yardım ve zafer vereceğiz.” diye buyurdu. Ama Allah’ın yardım ve zaferinin şartı ise kendi dinine bağlanıp yardım etmek ve O’nun uğrunda savaşmaktır. Allah bunu Muhammed Suresi 7. ayet, Hac Suresi 40. ayet ve Tevbe Suresi 14. ayette bildirdi. Bütün bu ayetlerden sonra nasıl bir Müslüman kâfirlerin oyununa gelip onlara uyar, demokratik sistemlerine katılır ve küfrü uygulamaya başlar. Bu kişi gerisin geriye döndürüldüğü ve hüsrana uğradığının farkında değil midir? İşte Türkiye, Mısır, Cezayir, Pakistan, Sudan ve diğer Müslüman beldelerde demokratik sistemlere uyan kimselerin akıbetini herkes gördü? Pek kötü idi, ne iktidarda kalabildiler ne de İslam’ı uygulayabildiler. Tersine hem iktidardan olup rezil hale geldiler hem de Allah’ın kızgınlığına uğradılar. Buna rağmen bazıları hala kötü amellerini güzel görmektedir ve yaptıklarında ısrarlıdırlar.

Allah kendisini en hayırlı yardımcı olarak vasıflarken başka yardımcıların varolduğunun manasını da taşır. Çünkü diğer insanlar sana yardım etmeye kalkışırlar böylece bir yardımcı gözükür. Fakat bunların yardımları pek sınırlıdır. Oysa en büyük yardım Allah’ın yardımıdır, o yardım edince hiç yenilgiye uğramazsın. Âli İmran Suresi 160. ayette: “Eğer Allah size yardım ederse hiç mağlup olmazsınız, hiç bir kimse size galip gelemez.” diye ilan etti. Allah’ın yardımının neticeleri kesindir, zaferdir. Diğerlerinin neticeleri kesin değildir, şüphelidir. Allah müsaade etmezse netice veremez.  

İşte zaferin sebepleri bunlardır; sırf Allah için savaşmak, savaşırken başına gelen musibetlere hiç aldırış etmemek, sebat göstermek, gevşeklik ve zaaf göstermemek, kâfirlere ve isteklerine boyun eğmemek, onlara itaat etmemek ve yalnızca Allah’a tevekkül etmek ve de O’ndan yardım dilemektir.


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz