İhlâs kök olarak “Arınmak, ayrışmak, katışıksız ve
dupduru olmak.” anlamına gelir. Istılah olarak “Bir şeyi, kendisine
karışmış ve bulaşmış olan şeylerden arındırmak, ayrıştırmak ve sadece kendisi
yapmaktır.” İslâmî açıdan ise ihlâs, “Gizli
ve açık bütün nevileriyle şirkten uzak ve tevhid üzere yüce Allah’a kulluk
edilmesi, ibadette sadece ve sadece Allah rızasının kastedilmesi." demektir.
Gerçek
kulluk ancak ihlâs ile sağlanabilir. Bir kimsenin Allah'a sımsıkı sarılması,
Allah'tan başka bir ilah olmadığını bilerek, hayatını yalnızca O'nu razı etmeye
adaması ve her ne olursa olsun Allah'a olan sadakatinden vazgeçmemesidir ihlâs.
İhlâs Allah rızası için
yaptığımız bütün amellerin kabulü için olmazsa olmaz şarttır. Bu yüzden ihlâs ile ilgili birçok ayet ve hadis
konunun önemini bize haber vermektedir.
إِنَّا أَنزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ
بِالْحَقِّ فَاعْبُدِ اللَّهَ مُخْلِصًا لَّهُ الدِّينَ
“(Rasulüm!)
Şüphesiz ki Kitap’ı sana hak olarak indirdik. O halde sen de dini Allah’a has
kılarak (ihlâs ile) kulluk et.”[1]
"O,
sizin suret, şekil ve dış görünüşlerinize değil, kalplerinize ve kalbî
temayüllerinize bakar."[2]
“Benim
şefaatim ihlâs ile ‘lâ ilahe illallah’ diyenleredir. Çünkü muhlis olanın kalbi
dilini, dili kalbini doğrular.”[3]
İhlâs, iman kadar amel için de
önemli bir yapı taşıdır. İhlâs amelin özü mesabesindedir. Bu sebeple bir
hadis-i şerifte bu durum şöyle ifade edilir:
“Her
zaman amellerinizde ihlâsı gözetin; zira Allah sadece amelin halis olanını
kabul eder.”[4]
Küçük
Şirk Riya
İhlâsın
zıddı riya ve gösteriştir. Riya, iş, söz ve davranışlarda gösterişe yer verme;
bir iyiliği veya bir ameli Allah’ın rızasını kazanmak niyetiyle değil,
insanların beğenisi için yapmaktır. Riya, kulun Allah’a itaat ederken kullara
yaranmak istemesidir. Bu da insanı şirke sürükler. Bu konu ile ilgili bazı
rivayetler şöyledir...
Rasulullah SallAllahu
Aleyhi ve Sellem şöyle
buyurdular:
"Şüphesiz
Allah sadece kendisi için ve kendisinin rızası için olmayan bir amelden
başkasını kabul etmez."[5]
“Sizin
hakkınızda kaygılandığım küçük şirkten sizi uyarırım.” Küçük
şirk nedir diye kendisine sorulduğunda ise “Riyadır.” diye
cevap verir ve devamında, “Yüce Allah, amellerinin karşılıklarını
görecekleri günde kullarına şöyle buyuracaktır: Dünyadayken yaranmaya
çalıştığınız kimselerin yanına gidin, bakın onlardan bir karşılık görecek
misiniz?”[6]
“Hardal
tanesi kadar riya bulaşmış hiç bir amel kabul edilmeyecektir.”[7]
Ebu Hüreyre RadiyAllahu
Anh anlatıyor:
“Rasulullah
Aleyhi’s Salatu ve’s Selam bir gün: Hüzün kuyusundan Allah’a sığının!
buyurdular. Oradakiler: Ey Allah’ın Rasulü! Hüzün kuyusu da nedir? diye
sordular. O, Cehennem’de bir vadidir. Cehennem, o vadiden her gün yüz kere
Allah Celle Celâlehû’ya sığınma talep eder. Ey Allah’ın Rasulü, oraya kimler
girecek? Oraya, amellerinde riya yapan Kurrâlar girecektir!”
Ebu Hüreyre RadiyAllahu
Anh anlatıyor: “Rasulullah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam buyurdular
ki: Allahu Teâlâ diyor ki: Ben ortakların şirkten en müstağni olanıyım. Kim bir
amel yapar, buna benden başkasını da ortak kılarsa, onu ortağıyla baş başa
bırakırım.”
Şüfeyyü’l-Esmâi,
Ebu Hüreyre’den naklediyor: “Rasulullah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam
buyurdular ki: Kıyamet günü ilk çağrılacaklar, Kur’ân’ı ezberleyen biri, Allah
yolunda öldürülen biri ve bir de çok malı olan biridir. Allah Teâlâ Hazretleri
Kur’ân okuyana: Ben Rasulüm’e inzal buyurduğum şeyi sana öğretmedim mi? diye
soracak. Adam: Evet ya Rabbi! diyecek. Bildiklerinle ne amelde bulundun?
diye Rabb Teâlâ tekrar soracak. Adam: Ben onu gündüz ve gece boyunca
okurdum, diyecek. Allahu Teâlâ: Yalan söylüyorsun! diyecek. Melekler de
ona: Yalan söylüyorsun! diye çıkışacaklar. Allahu Teâla Hazretleri
ona: Bilakis sen: Falanca Kur’an okuyor, densin diye okudun ve bu da
söylendi, der. Sonra, mal sahibi getirilir. Allah Teâlâ
Hazretleri: Ben sana bolca mal vermedim mi? Hatta o kadar bol verdim ki,
kimseye muhtaç olmadın? der. Zengin adam: Evet yâ Rabbi, der. Sana verdiğimle
ne amelde bulundun? diye Rabb Teâlâ sorar. Adam: Sıla-i rahimde bulunur ve
tasadduk ederdim, der. Allahu Teâla: Bilakis sen: Falanca cömerttir, desinler
diye bunu yaptın ve bu da denildi, der. Sonra Allah yolunda öldürülen
getirilir. Allah Teâlâ: Niçin öldürüldün? diye sorar. Adam: Senin yolunda
cihadla emrolundum. Ben de öldürülünceye kadar savaştım, der. Hakk Teâlâ
ona: Yalan söylüyorsun! der. Ona melekler de: Yalan söylüyorsun! diye
çıkışırlar. Allah Teâla ona tekrar: Bilakis sen: Falanca cesurdur, desinler
diye düşündün ve bu da söylendi, buyurur. Sonra (Rasulullah Aleyhi’s Salatu
ve’s Selam Ebu Hüreyre’nin dizine vurup): Ey Ebu Hüreyre! Bu üç kimse, Kıyamet Günü,
Cehennem’in, aleyhlerinde kabaracağı Allah’ın ilk üç mahlûkudur! dedi.” Şüfey
der ki: “Ben Ebü Hüreyre’den aldığım bu hadisi, Hz. Muâviye’ye haber
verdim. Bunun üzerine: Böylelerine bu muâmele yapılırsa, insanların geri
kalanlarına neler yapılır? dedi ve Hz. Muâviye Şiddetli bir ağlayışla ağlamaya
başladı, öyle ki helak olacağını zannettim. Derken bir müddet sonra kendine
geldi, yüzündeki (gözyaşlarını) sildi ve şunları söyledi: Allah ve O’nun Rasulü
doğru söylediler:
مَن كَانَ يُرِيدُ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا
وَزِينَتَهَا نُوَفِّ إِلَيْهِمْ أَعْمَالَهُمْ فِيهَا وَهُمْ فِيهَا لاَ
يُبْخَسُونَ أُوْلَئِكَ
الَّذِينَ لَيْسَ لَهُمْ فِي الآخِرَةِ إِلاَّ النَّارُ وَحَبِطَ مَا صَنَعُواْ
فِيهَا وَبَاطِلٌ مَّا كَانُواْ يَعْمَلُونَ
“Dünya
hayatını ve onun ziynetini isteyenlere, orada işlediklerinin karşılığını
tastamam veririz. Onlar orada bir eksikliğe de uğratılmazlar. İşte âhirette
onlara ateşten başka bir şey yoktur. İşledikleri şeyler orada boşa gitmiştir.
Zaten yapmakta oldukları da bâtıldır.”[8]
Bir
defasında Rasulullah SallAllahu
Aleyhi ve Sellem,
arkadaşlarının yanına geldiğinde, onlara “Sizin hakkınızda beni,
Deccal’in şerrinden daha çok endişelendiren bir kaygımı haber vereyim mi” buyurmuştu.
Onlar da, “Buyur Ey Allah’ın Rasulü” diye mukabele etmiş,
bunun üzerine Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem “Bu
gizli şirktir ki kişinin namaz kılmaya kalktığında kendisini görenler için
namazını güzelleştirmesi allayıp pullamasıdır.”[9]
diye cevap verdi.
Ashab,
Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e şöyle sordu: “Ya Rasulallah! Hangi davranış ve hareketler
bizi kurtuluşa götürür?” Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem şu cevabı verdi: "Allah’ı
aldatmamak." Sahabe sordu: “Allah nasıl aldatılabilir ki?" Allah Rasulü SallAllahu
Aleyhi ve Sellem: “Allah’ın emirlerinden birini yerine
getirirsin fakat ondan başkasının iltifatını yani onun rızasında başka başkasından
bir şey dilersin.” Sonra Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle
buyurdu: “Riyadan sakınınız! Çünkü riyakâr öbür âlemde halkın gözü önünde
şu dört sıfatla çağrılır: Ey kâfir! Ey facir! Ey zalim! Ey şaşkın! Amelin boşa
gitti. Ecrin iptal edildi. Bugün sana nasip yoktur. Ey hilekâr kim için amel
etmişsen ecrini git ondan iste.”
İhlâsla
yapılan amellere 2 örnek verecek olursak;
Hz.
Hüseyin’in oğlu Ali Zeynelâbidin öyle gizli hayır yapardı ki, hayra ulaşan
kimseler kime teşekkür edeceğini bilemezdi. Medine’de yüz civarında fakire uzun
süre gıda yardımı yapmış, fakat kimse farkına varamamıştır. Ta ki, vefat edene
kadar. Vefat edince gıdalar kesilmiş, durum anlaşılmıştır.
Şeddâd
b. El Hâd anlatıyor: “A’râbîlerden bir adam Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve
Sellem’e geldi. İman edip ona tâbi oldu. Sonra Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e: Sizinle
hicret etmek istiyorum! dedi. Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem de onu
Ashab’dan birisine havale ve emanet etti. Daha sonraları bir savaş oldu.
Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem bu savaşta bir miktar ganimet ele
geçirdi ve onu savaşa katılanlar arasında taksim etti. Bir miktar da ona ayırdı
ve payını kendisine vermesi için Ashab’dan birisine teslim etti. Çünkü o,
askerin gerisinden geliyor, yolda düşen ve kalanları gözetiyordu. Orduya
yetişince ganimet payını kendisine verdiler. Bu nedir? diye sordu. Oradakiler:
Ganîmet payı, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem senin için ayırdı!
dediler. Adam payını eline alarak Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e geldi ve: Bu
nedir, yâ Rasûlallah? diye sordu. Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem: Senin
için ayırdım! buyurdu. Adam: Ben sana böyle dünya malı için iman edip tâbi
olmadım. Fakat ben sadece seninle cihad ederken şu boğazıma bir ok atılıp
saplansın ve öylece ölüp Cennet’e gideyim diye tâbi oldum! dedi. Rasûlullah SallAllahu
Aleyhi ve Sellem de: Eğer Allah’a karşı (bu niyetinde) sadıksan, O seni
tasdik eder, yalancı çıkarmaz, buyurdu. Düşmanla tekrar savaşa girildi.
Savaştan sonra adam elde taşınarak Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e getirildi.
Hakikaten tam işaret ettiği yerinden boğazına bir ok saplanmış ve şehid düşmüştü.
Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem onu görünce: Bu o adam mıdır?
diye sordu: Evet, dediler. Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem: Allah’a
karşı sadık oldu, Allah da onu doğru çıkardı! buyurdu. Sonra onu kendi
cübbesiyle kefenledi, ön tarafa koydu, üzerine namaz kıldı. Namaz kılarken dua
esnasında şu niyazı işitiliyordu: Allahım! Bu senin kulundur. Senin yolunda
hicret edip, şehid oldu. Ben de bunun şahidiyim.”[10]
Niyet
İhlâsın Göstergesidir
Amellerin
direği niyettir. Çünkü amelin güzel ve kabul olması için niyetin güzel ve halis
olması lazımdır. Kalbin niyeti güzel olursa, azalar yapsa da, yapmasa da Allah
ona sevap yazar. Efendimiz SallAllahu
Aleyhi ve Sellem hadis-i şerifte şöyle buyurdular:
"Kim ki bir iyiliği niyet eder de sonra
herhangi bir mani sebebiyle onu yapamazsa, ona tam bir sevap yazılır."[11]
Ebu'd-Derda
RadiyAllahu Anh'dan Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle
buyurduğu rivayet edildi:
"Bir kimse; 'gece kalkar namaz kılarım'
deyip yatağına yatsa, şayet kalkamayıp sabaha kadar uyusa amel defterine niyet
ettiği namazın sevabı yazılır. Uykusu da kendisine Rabbi tarafından bir sadaka
olur."[12]
Başka
bir hadiste Efendimiz SallAllahu Aleyhi
ve Sellem şöyle buyurmuştur:
“Kul, birçok iyi ameller işler. Bu ameller
mühürlü bir zarfta melekler tarafından Allah'a yükseltilir ve bu zarf Allah'ın
huzuruna konur. Allah-u Teâlâ: Bu zarfı atınız, zira bunun içindeki amel ile
benim rızam kastedilmemiştir, buyurur.
Sonra Allah-u Teâlâ melekleri çağırır ve: Şu şu amelleri ona yazınız, buyurur.
Melekler; Ya Rabbi! O bunların hiçbirini yapmadı, derler. Allah-u Teala;
Yapmadı ama, yapmayı niyet etti, buyurur.”[13]
Peygamber
Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem
şöyle buyuruyor:
"Nikâh parasını vermemeyi niyet ederek ölen
adam, zina etmiştir. Borç alırken vermemeyi niyet eden ise hırsızdır."[14]
Enes
b. Malik RadiyAllahu Anh der ki: “Peygamber
Efendimizle birlikte Tebük savaşından dönerken bize, şöyle buyurdu; Andolsun ki sizin Medine'de
bıraktığınız (harbe katılmayan) kişiler, yürüdüğünüz her yolda,
verdiğiniz her nafakada, geçtiğiniz her derede mutlaka sizinle beraberdirler.
(Sizin gibi ecir ve sevap kazanacaklardır.) Ashab; Ya Rasulullah! Nasıl
bizimle beraber olabilirler? Onlar Medine'de, dediler. Rasulullah SallAllahu
Aleyhi ve Sellem; Onlar hasta oldukları
için katılmadılar. (Onların niyeti bizimle ortaktır.) buyurdu.”[15]
Hz.
Ömer RadiyAllahu Anh'den Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle
buyurduğu rivayet edilmiştir;
"Ameller
niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey verilir. (Niyetine göre ecir ve
sevap alır veya cezalanır.) Kimin hicreti Allah ve Rasulüne ise, onun hicreti
Allah ve Rasulüne olur. (Böylece Allah'ın emrini yapmış, rızasını da
kazanmıştır.) Kim de dünyalık kazanmak ve bir kadınla evlenmek maksadıyla
hicret ediyorsa, onun da yapmış olduğu hicreti, hicret ettiği şeylere olur.
(Dünya malını kazanır. İstediği kadına kavuşur, fakat Allah'ın rızasından
mahrum kalır.)"[16]
Müslüman
yaptığı işlerde ve ibadetlerinde Allah'ın rızasının dışında başka hiçbir şeyi
hedeflemez. Örneğin bir fakire yardımda bulunurken bunu diğer insanlara
gösteriş olsun diye yapan, namaz kılarken başkasının yanında huşûlu gibi kılan
kişi ya da davet ile ilgili yaptığı herhangi bir ameli Allah ile bağ kurmadan
yaparsa bu türden amelleri karşılıksız kalacaktır. Böyle bir kişi aşağıdaki
ayet ile muhatap olacaktır.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ
تُبْطِلُواْ صَدَقَاتِكُم بِالْمَنِّ وَالأذَى كَالَّذِي يُنفِقُ مَالَهُ رِئَاء
النَّاسِ وَلاَ يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ
“Ey
iman edenler, Allah'a ve Ahiret Günü’ne inanmayıp, insanlara karşı gösteriş
olsun diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı
geçersiz kılmayın...”[17]
Ka’b
İbnu Mâlik RadiyAllahu Anh
anlatıyor: “Rasulullah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’ın şöyle
söylediğini işittim: Kim âlim geçinmek, sefihlerle münazara yapmak ve halkın
dikkatlerini kendine çekmek gibi maksatlarla ilim öğrenirse Allah o kimseyi Cehennem’e
atar.”
Şeytan
ise sürekli Müslüman’ın amellerini boşa çıkarmak için vesvese verir. Şeytan
kişinin fedakârlığını, çabasını ve yaptıklarını dile getirmesini, kendisini
yüceltmesini, ön plana çıkarmasını telkin eder. İmtihanın ilk örneğinde Âdem Aleyhi’s Selam’ın yaratılışı ve
kendisine meleklerin secde etmesi münasebetiyle, İblis’in isyan etmesi,
kovulması ve kendisine Kıyamet’e kadar da mühlet verilmesi... İblis,
insanoğlunun Allah’a karşı isyan etmesi uğrunda her türlü yola başvuracağını,
elinden geleni ardına koymayacağını, pek çoğunu azdıracağını yemin ederek dile
getirmiştir. Ancak, Allah’ın bazı kullarını saptıramayacağını da itiraf
etmiştir.
إِلاَّ عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصِينَ قَالَ هَذَا
صِرَاطٌ عَلَيَّ مُسْتَقِيمٌ إِنَّ
عِبَادِي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ إِلاَّ مَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ
الْغَاوِينَ
“İblis,
yâ Rabbi dedi, beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki ben de dünyada onlara
günahları süsleyeceğim ve ancak senin ihlâsa erdirdiğin kulların müstesnâ,
onların hepsini azdıracağım!..”[18]
Allah
Subhanehû ve Teâlâ bizden muhlis
kullarından olmamızı emrederek, Nebi ve Rasullerin ihlaslı olduklarını bizlere
haber vermektedir... Allah’ın insanlara gönderdiği Nebi ve Rasuller ihlâsla
yoğrulmuş öncülerdir. Özellikleri anlatılırken Kur'an onları ihlâslı kullar
olarak tasvir etmiştir.
Çünkü
Peygamberler davet ve tebliğlerinde daima Hakk'ın rızasından başka bir gaye ve
maksat gütmeyerek ihlâslarını ortaya koymuşlardır. Davet çalışmalarında
Allah’ın rızasının dışında hiçbir şeyi hedeflememişler, ücret talep etmemişler,
hiçbir kınayıcının kınamasından korkmaksızın her koşulda Hakk’ı anlatmışlardır.
Kul,
bütün davranışlarını Allah için yapmalıdır. Yaptığı tüm amellerinde madde ile
ruhu mezcetmeli ve her zaman hedefinin Allah rızası olduğunu
hatırlamalıdır. Yemek yediği, arkadaşını
ziyarete gittiği, işine gittiği, selam verdiği, konuştuğu ve her zaman hep
niyeti Allah rızası olmalıdır. Yemeği Allah’a kulluk için, işi farz olan
çocuklarının nafakası için, evliliği Allah’a yaklaştırması için, sohbeti vahyi
anlamak için yaparsa madde ruh ile mezcedilmiş ve ihlâsla yapılmış
olacaktır.
Ve
unutmayalım ki eğer niyetimiz hâlis, amellerimiz salih ise Allah rızası için
yaptığınız en küçük amel bile Allah katında zayi olmayacaktır. Çünkü ayetlerde:
رَّبُّكُمْ أَعْلَمُ بِمَا فِي
نُفُوسِكُمْ
"Rabbiniz,
sizin içinizdekini daha iyi bilir..."[19]
وَاللّهُ عَلِيمٌ بِالْمُتَّقِينَ
"...
Allah, muttakileri bilendir."[20]
buyrulmaktadır.
Allah’ın
yardımının gelmesi, iman edenlerin kâfirlere karşı galip gelmeleri ve
yeryüzünün yeniden İslâm ile hayat bulması için bizlere lazım olan en büyük
hasletlerden birisi de Allah’a karşı ihlâslı olmaktır. Eğer İslâm ümmeti
ihlâslı kullar olurlar ve Allah yolunda çalışırlarsa Allah’ın yardımı
gelecektir.
Rasulullah
SallAllahu Aleyhi ve Sellem; “Allah
Teala bu ümmete içinde bulunan zayıfları,ve onların yaptıkları duaları,
namazları ve ihlaslı olmaları nedeniyle yardım eder.”[21]
derken buna değinmiştir.
[1]
Zümer Suresi 2
[2]
Müslim, Birr, 33
[3]
Müsned, 2/307
[4]
Münâvî, 1/217
[5]
Nesâî, cihad, 24
[6]
Tirmizî, Nüzûr 3; İbn Mâce Fiten 19
[7]
Müslim, İman 148,149; Ebû Davud, Libas 26
[8]
Hud Suresi 15-16
[9]
İbn Mâce, Zühd 21
[10]
Nesâî
[11]
Taberani, Ebu Davud
[12]
Nesai, İbn Mace, İbn Hıbban
[13]
Darekutni
[14]
Ahmed b. Hanbel
[15]
Buhari, Ebu Davud
[16]
Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai
[17]
Bakara Suresi 264
[18]
Hicr Suresi 40-42
[19]
İsra Suresi 25
[20]
Âli İmran Suresi 115
[21]
Müsned-i Ahmed, Sahih-i İbn Hibban, Sünen-i Beyhaki


Yorumlar