DAVETİN TOPLUMA ETKİN VE HIZLI ULAŞTIRILMASI

Hakan Bolat

Sanayi Devrimi’nin ya da diğer bir adı ile Endüstri Devrimi’nin Avrupa'da 18. ve 19. yüzyıllarda yeni icatlarla üretime ve toplumsal hayata etkisi yadsınamaz bir vakıadır. Yenidünyanın bu değişimini okuma noktasında Müslümanların zihinsel savrulmaları da aşikârdır. Batı hadaratının İslam dinini Müslümanların şahsiyetlerinde hızlıca ruhbanlaştırması sayesinde Müslümanların dünyaya dair tefekkürlerinden hızlıca uzaklaşması da kaçınılmaz bir son idi. Müslümanların insan, hayat, kâinata dair yüzyıllardır yaptığı tefekkür bir anda dumura uğradı ve yaşamı hakkında birçok hususta düşünmeyi bıraktı! Hayat boşluk kabul etmez hakikati, boş bıraktığımız her alanı Batılı değer ve ölçüler ile doldurdu.

Kapitalist yaşam kodları yaşamlarımızın niçin nasıl olması gerektiği hakkında her konuyu “aydınlattı”. Bizlere, Müslümanca düşünme fırsatını hiç bırakmazcasına hayatın anlamının sadece kendisinde olduğu gerçeğini pazarladı. İslam’ı hayata hâkim kılmamızdan, salih bir kitleyi nasıl desteklememiz gerektiğine kadar her işimize karıştı. İslam davetinin taşınması hususunda türlü türlü zorluklar karşımıza çıkardı. Bu zorluklardan birisi de davetin taşınma keyfiyetindeki zaman yokluğu algısıdır. Zaman mefhumunu bize öyle anlattı ki sadece kâr etmeyi ve maddi kazanımı idrak etmemiz gereken bir hakikat olarak sundu.

Bu makalede kapsamlı bir şekilde davetçi kardeşlerimize zaman olgusunu doğru ve verimli kullanıldığı takdirde davetlerinin topluma etkin ve hızlı bir şekilde yayılmasına katkı sağlayacak bir unsur olduğunu anlatmaya çalışacağım. İnşaAllah

Şu an hepinizin mırıldanmalarını duyar gibiyim. Bu bilgiler, teknikler iyi hoş da kardeşim hayatın zorlukları karşısında daveti taşımaya zaman mı kalıyor…? Daveti taşımak için yeterince zamanınız var mı? Sorusuna kesinlikle hayır diyeceğinizi biliyorum.

Peki o zaman hiç İslam davetini hayata hâkim kılmak için dünya hayatındaki vaktinizi verimli kullanmayı ve amellerinizi kıymet dercesine göre sıralamayı denediniz mi?

Zaman kayıplarınızın hangileri sizden kaynaklanıyor ya da dış faktörlerden oluşuyor? Bunları hiç düşünüp neler olduğunu belirlediniz mi? Peki bu zaman kayıplarında sizlerin ne kadar zaman savurganlığı var. Sizin için önemli olan şeylerin kıymet derecelendirmesini düşündünüz mü? Hiç zaman konusunda aklın hissettiği alanda bir çalışma yaptınız mı?.

Eminim zaman hususunda hiçbir zaman aklî bir hesaplama yapmıyorsunuz. Çünkü zamanın ilminin Allah Subhanehû ve Teâlâ’da olduğuna iman ediyoruz. Doğal olarak insanın zamanı yönetmesi de imkânsız. Evet, akrep ve yelkovanın hareketi irademizin dışında olduğu bir hakikattir. İslam da bizlerden zamanı yönetmemizi talep etmiyor. Allah’ın bizlere takdir ettiği zamandan kıl kadar ayrılamayız. Fakat Allah Subhanehû ve Teâlâ bizlere takdir ettiği zamanda neler yaptığımızı nasıl değerlendirmemiz gerektiğini soruyor, sorguluyor. Aynı rızık ve ölüm hadiselerinde olduğu gibi nasıl kazandığımızı nereye harcadığımızı, ne uğurda feda ettiğimizi sorguluyor.

Peygamber Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in aşağıdaki hadisi bu konunun anlaşılmasında bizlere destekleyici olacaktır:

''Âdemoğluna Kıyamet Günü şunlar sorulmadıkça asla yerinden ayrılmaz: Ömrünü nerede ve ne şekilde geçirdiğinden, ilmi ile ne yaptığından, malını nerede kazanıp nereye harcadığından ve bedenini nerede yıprattığından.”  [Tirmizi, Kıyamet, 1]

İslam ümmetinin zulme ve sömürüye düçar olduğu şu zamanda, Müslümanın vaktini verimli kullanamaması ve öncelik sırasını belirleyememesi gerçekten ürkütücü ve çok hüzünlü bir durum. Öyleyse davetin taşınmasında zaman sorunu mazeret olmamalıdır. Muhakkak ki Allah Subhanehû ve Teâlâ gerekli zamanı takdir etmiş, yaratmıştır. Meselenin zamanı yönetmek değil, İslami hayatı başlatmak için kendimizi ve amellerimizi öncelik sırasına göre zaman içinde doğru yerlere koyabilmektir. Bununla ilgi ufak bir deney konuyu telakki etmemize yardımcı olacaktır:

Günün birinde bir profesör dünyanın en seçilmiş öğrencilerine kısa bir süre baktıktan sonra “Bugün zaman ve öncelik yönetimi konusunda deneyle karışık bir sınav yapacağız.” der. Kürsüye doğru yürür ve kürsünün altından kocaman bir kavanoz çıkarır.

Sonra yine kürsünün altından bir düzine yumruk büyüklüğünde taş alır ve taşları büyük bir dikkatle kavanozun içine yerleştirmeye başlar. Kavanozun içine başka taş almayacağına emin olduktan sonra öğrencilerine dönüp “Bu kavanoz doldu mu?” diye sorar. Öğrenciler hep bir ağızdan “Doldu.” derler... Profesör sorgulayıcı bir ses tonu ile “Öyle mi?” deyip kürsünün altından bir kova küçük çakıl taşı çıkartır. Sonra kavanozun ağzından yavaş yavaş döker. Kavanozu sallayarak çakılların yumruk büyüklüğündeki taşların arasına yerleşmesini sağlar. Sonra öğrencilerine bir kez daha sorar: “Doldu mu?” Öğrenciler “Dolmadı herhalde…” derler... Profesör taş dolu kavanoza kum ekleyip tekrar sorar: “Doldu mu?” Öğrenciler “Hayır.” derler... “Haklısınız.” der profesör ve kavanozun kalan boşluklarına masasındaki sürahiden su ekleyerek deneyi tamamlar… Öğrencilerine “Bu deneyin amacı neydi sizce?” diye sorar. Öğrencilerden biri “Zamanımız ne kadar dolu görünürse görünsün daha ayırabileceğimiz zamanımız mutlaka vardır.” diyerek cevap verir. “Hayır.” Der profesör “Bu deneyin esas anlatmak istediği, eğer büyük taşları baştan yerleştirmezsen, küçüklerden sonra büyüklere yer kalmaz.”

Peki nedir bir davetçi için büyük taşlar? Aile, anne babaya ihsanda bulunmak, çocukların ve eşinin nafakasını kazanmak, akrabalarınıza ve sevdiklerinize yardımcı olmak, sağlığınız, ticaretiniz, meskenleriniz ve malınız, hayalleriniz, kariyeriniz, İslam’a hizmet etmek, ümmete faydalı olmak vb… Onları kavanoza öncelikle koymazsanız bir daha yerleştirmeye fırsat bulamayabilirsiniz…

Konuyu İslam’ın bizlere aktardığı bilgiler ışığında incelediğimizde zamanı verimli kullanmanın ve öncelik sırasını belirlemenin ne demek olduğunu anlayacağız. Böylece zaman ve amellerin önem sırasını belirlemek; dakik olmak, her günün tamamını planlayıp programlamak, yapılan plan ve programlara kesinlikle sadık kalmak, her fırsatta “hayır” demek plan dışı aktivitelere fırsat vermemek, birazcık “bencil” ve “küstah” olmak, sihirli değnekle bir şeyleri değiştirmek demek olmadığı anlaşılacaktır.

Naslar incelendiğinde Müslümanların yaşamlarında vakitlerini Allah’ın rızası ve şer’i hükümler dâhilinde kullanması gerektiği sübutu ve delaleti kati şekilde görülüyor. Zamanın yaratıcısı olan Allah, İnşirah Suresi’nde davet ameliyesini hayatın zorluklarına rağmen yaşamlarımıza uygulamamız gerektiğini bildirilmektedir:

فَإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا فَإِذَا فَرَغْتَ فَانصَبْ وَإِلَى رَبِّكَ فَارْغَبْ

Demek ki zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Evet, doğrusu her güçlüğün yanında bir kolaylık var. O halde önemli bir işi bitirince hemen diğerine koyul. Ve yalnız Rabbine yönel.”  [İnşirah /5-6-7-8]

Ayetlerde zamanın değerlendirilmesi gerektiği, işlerin önem sırasına göre yapılaması gerektiği kesin bir şekilde açıkça belirtilmektedir. Taberî ve Râzi tefsirlerinde derler ki:

“Bize göre İbn Âşûr’un, ayeti ‘Herhangi bir özel iş ve ibadetle sınırlamadan, önemli işlerden birini tamamlayınca ardından başka bir işe yönel ki böylece bütün vakitlerini önemli işlerle değerlendirmiş olasın.’ şeklindeki açıklaması isabetli görünmektedir.”

Bu yoruma göre izahımızı şu kasta bina etmemizde bir sakınca bulunmamaktadır. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e ve O’nun şahsında Müslümanlara bütün vakitlerini hayırlı ve yararlı faaliyetlerle değerlendirmeleri gerektiği bildirilmektedir. Daveti merkeze alarak diğer bütün önemli amellerinin, faaliyetlerinin hakkını vermeleri emredilmiştir. Son ayette ise kişinin, amellerinin merkezine aldığı davet çalışmasının yalnızca Allah’a yönelmesi, her işini öncelikle O’nun rızasını gözeterek yapması, ne diliyorsa O’ndan dilemesi, ne istiyorsa O’ndan istemesi emredilmiştir.

İsterseniz bu konuyu Peygamber Efendimiz'den rivayet edilen bir anlatım tekniği ile ifade edelim. Peygamber efendimiz Sahabesine bir mesele anlattığında çizim yöntemini kullanarak çubukla toprağa çizip konuyu zihinlerinde anlaşır hale gelmesi için görsel öğretimi kullanırmış. Bu yöntemi kullanarak merkeze Allah Celle Celâlehû’nun rızasını ve O’nun dininin hayata hakim kılınmasını alarak hayatımızdaki bütün önemli amellerimizi onun etrafında döndürmemiz gerektiğini gösteren bir şema çizebiliriz. 


Allah Celle Celâlehû’nun rızasını ve daveti hayatımızın merkezine alarak bizim için önemli diğer amelleri onun merkezinde döndürebiliyorsak zamanı iyi kullanıyoruz, davetin etrafımıza hızlı ve etkin yayılmasını sağlıyoruz demektir.  Eğer bu döngüyü doğru yönetemiyorsak o zaman davetimizi de, bizim için önemli olan şeyleri de Allah ile aramızda birer fitne haline getiriyoruz demektir. Böyle bir yaşamdan ne biz razı olacağız ne sevdiklerimiz ne de âlemlerin Rabbi Allah Subhanehû ve Teâlâ razı olacaktır.  

Beşer olan Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in zaman ve öncelik yönetimi konusunda yaşamı boyunca oldukça başarılı olduğunu bize ulaşan rivayetlerden görmekteyiz. Hüseyin RadiyAllahu Anh’dan bir rivayette Allah Rasülü’nün zaman ve öncelikleri konusunda ne kadar hassas davrandığı açıkça zikredilmektedir.

“Babam Ali b. Ebi Talip’e: Peygamber Efendimiz evine girdiği zaman ne yapıyordu, diye sordum. Dedi ki: Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, evine girdiği zaman vaktini üçe böler; bir kısmını Allah‘a ibadete, bir kısmını ailesine, bir kısmını kendisine ayırırdı. Kendine ayırdığı kısmını da insanlar arasında taksim eder, herkesi ondan faydalandırırdı. Onlardan hiç bir şeyi esirgemezdi. Kiminin, yalnız bir işi, kiminin iki işi kiminin de birçok işleri olur ve ona göre onlarla ilgilenir, gerek onlara ve gerekse umuma yararlı olan görüşlerini ihtiyaç ve sorularına göre söylerdi. Burada olanlar burada olmayanlara iletsinler ve bana işini iletmeye gücü yetmeyen kimselerin işlerini siz iletin. Zira kim, bir emir sahibine ihtiyacını iletmeye gücü yetmeyen kimselerin ihtiyacını iletirse Cenâb-ı Allah Kıyamet Günü o kimsenin ayaklarına kuvvet verir, buyururdu. Yanına, hayır ve iyilik umarak girerler, bir şey yemeden meclisinden ayrılmazlar, ayrılırken de fazilet ve üstünlükte birer örnek, kılavuz olurlardı.” [Tirmizi, Beyhaki]

Peygamber Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem Müslümanları zaman ve öncelik yönetimi konusunda dakik (akide merkezli) olmaya alıştırmak için bazen uyarırdı.  Kimi zaman kınar ya da överdi. Bazen de müjdeler ve korkuturdu. Bu hususta ravilerin bize aktardığı sayısız nakil bulunmaktadır. Konumuzla alakalı zaman tanzimine referans olması için birkaç rivayeti hatırlatmak gerekirse:

İbn-i Abbas'tan aktarılan bir rivayette Resulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem bir kimseye nasihat edip buyurdu ki:

''Beş şeyden önce beş şeyin kıymetini bil: İhtiyarlık gelmeden önce gençliğinin, hastalıktan önce sıhhatinin, fakirlikten önce zenginliğinin, meşguliyetten önce boş vaktinin kıymetini bil.”

“İki nimet vardır ki, insanların çoğu onların kıymetini bilmez, aldanır. Onlar, sıhhat ve boş vakittir.” [Buhârî, Müslim, Tirmizi]

Zamanı verimli kullanma ve öncelikli ameller ile ilgili nasları incelediğimizde Peygamber Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in bu hususta davranışlarını ve Sahabesini bizlere örnek olacak şekilde geliştirdiğini görmekteyiz. Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in bu hususta başarıyı nasıl sağladığını ya da nasıl formüle ettiğini davetçiler olarak iyi anlamamız gerekir. Peygamber Efendimizin zamanı verimli kullanmak ve öncelik yönetimi hakkında rivayet edilen hadislerinin devletçi için kasıtlarının matrisini çizmemiz gerekir ise:


Kareleri şu şekilde ifade ederiz:

1. Kare aciliyet karesidir. İşlerini son ana erteleyenler, önceliği bulunan (2. Karedeki) işleri yapmadıklarında zaman konusunda sıkışırlar. Her işinin çok acil olduğunu düşünür ve umutsuzluğa kapılır. Agresifleşir, telaşlı bir hal içinde aceleci davranarak hatalar yapmaya başlar. Peygamber Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem: “Hayırlı işlerinizde acele ediniz! Ta ki; bir şer gelip ona mani olmasın.” buyurur. Şeytan davetçiye öncelikli yapması gereken işlerinde daima vesvese verir, engeller çıkarır.

"Onu yapmak için daha çok zaman var.", "Nereden başlayacağımı bilmiyorum.", "Öncelikle yapmam gereken birçok başka iş var." gibi.

Bu karede yapılacak işler çoğaldığında amellerini son ana erteleyen davetçilerin zamanı verimli kullanma becerilerinin zayıf olduğu görülmektedir. Çok acil işler bizi geçerli, popüler biri haline getirir. Aynı zamanda hayatımızdaki önemli işlerle ilgilenmememiz için de iyi bir bahanedir. Hadiste işaret ettiği gibi yapacağı işe öncelik tanımadığından daha kötü durumlar ile karşılaşır. Bu karede en fazla %15-20 bir iş birikimi olmalıdır.

2. Kare rıza karesidir. Bir başka ifade ile inşirah (ferahlık) karesidir. “O halde önemli bir işi bitirince hemen diğerine koyul.” Bu karedeki işler layıkıyla, daimi bir şekilde yapıldığında, ihmalkâr olunmadığında 1. kare yani hemen yapılması gereken işler azalır. Bu karede planlama, hazırlanma önem arz eder. İkinci karedeki sorumlu olduğunuz görevleri hakkıyla yaptığınızda Allah Celle Celâlehû sizden hakkıyla razı olur.

Âişe RadiyAllahu Anhâ’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

“Amellerin, Allah Teâlâ’ya en sevimli olanı, az da olsa onların en devamlı olanıdır.”

“İki günü eşit olan aldanmış; bu günü dününden kötü olan ise lanetlenmiştir.” [Beyhaki]

Kur'an’dan ve hadisten okuyunuz, okuduğunuzu da uygulayınız ki yaşayan Kur'an olasınız. İnsanlar ile bol bol temas edin ki öğrendiklerinizi tecrübe etme fırsatı bulasınız. Ailenizi iyi idare ediniz, erkekler hanımlarıyla hanımlar da eşleriyle iyi geçinsinler. Evinizde İslam'ı uygulayın ki çocuğunuza da yansısın. İslamî sohbetler oluşturun, Müslümanların İslami hayatı başlatmaları için davetlerde bulunun. Kendinizi ve etrafınızdakileri ümmetin sorunları ile dertlenme, sorunlarını çözme azmi gayretinde bulunmasını sağlayın. Ümmetin kalkınmasını sağlayacak bilgileri edinin ve toplum içinde savunun.

Bu karede zamanınızın %75-85’ini harcamaya gayret edin. Sizin için en önemli ve zamanınızı verimli kullanarak önceliklerinizi belirlediğiniz kare burasıdır. Son bir misal ile bu karedeki bahsi kapatmak gerekirse;  ufak bir diş ağrısı sağlınız ile alakalı bir konudur. Eğer ihmal edip zamanında bir doktora gidip muayene olmazsanız, emin olun ki bu karede ayıracağınız zamanın, zararın ve maliyetin kat kat fazlasını 1. Karede harcamak durumunda kalacaksınızdır. Bu karedeki işleriniz bu sebeple hayati bir önem taşımaktadır. Sakın unutmayın bu karedeki işler acil olmadıkları için sizin üzerinize gelmez. Siz onların üzerine gitmelisiniz.

3. Kare yanıltma karesidir. 1. Karenin hayaletidir. Birçok telefon, çat kapı gelen ziyaretçiler, kişisel bakım, sosyal medya vb. rutin işlerin olduğu bir karedir. Hayatta bazı işler vardır ki bunlar sizinle beraber başkalarının da yapabileceği işlerdir. Bu işleri başkaları ile paylaşın. Yani sorumluğu üzerinizde tutun işin yapılmasını başkasına delege edin.

Aynı zamanda bu kare uzvi ihtiyaçların da görüldüğü işlerdir. Yemek yeme, dinlenmek, uyumak vb. işleri bu karede fazla vaktinizi çalmayacak şekilde planlamak evla olanıdır.

“Kendine yetecek kadar gıdası olan ve kimseye muhtaç olmadan sabahlayan kişi, dünyanın en bahtiyar insanıdır.” (Malik bin Dinar)

Yine Rasul-i Ekrem, gecenin bir bölümünü ibadet için ayıranların gündüz kaylûle yaparak geceye zinde girmelerini tavsiye etmiştir. (İbn Mâce, Sıyâm, 22)

Bu kareye %5-10 bir zaman ayırmak kâfidir. Çok fazla ihmale gelmemesi gerekir. Aksi takdirde birinci kareye yansımasına neden olacak sonuçlar ile karşı karşıya kalınması mümkündür.  

4.Kareyi israf karesi olarak isimlendirebiliriz… Bu karede hiç zaman harcamamak gerekir. Mü’minûn Suresi 3. ayette Rabbimizin bildirdiği gibi: وَالَّذِينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ “Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler.” Bu sebep ile bu kareye %1’lik bir zaman ayırılması gerekmektedir. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem söyle buyurdu:

“Her yeni gün şöyle seslenir: Ey insanoğlu! Ben yeni bir ânım. Yaptığın işler konusunda senin şahidinim. Öyleyse beni hayır işleyerek iyi değerlendir ki lehine şahitlik edeyim. Çünkü ben bir daha geri gelmeyeceğim. Gece de aynen böyle söyler.” [Hindî, Kenzü’l-Ummâl]

“Yedi (engelleyici) şey(gelme)den önce iyi işler yapmakta acele ediniz. Yoksa gerçekten siz, unutturan fakirlik, azdıran zenginlik, (her şeyi) bozup perişan eden hastalık, saçma-sapan konuşturan ihtiyarlık, ansızın geliveren ölüm, gelmesi beklenen şeylerin en şerlisi Deccâl, belâsı en müthiş ve en acı olan kıyametten başka bir şey mi beklediğinizi sanıyorsunuz.” [Tirmizî, Zühd 3]

Hadisin tefsirinde denilmektedir ki: “Fertler ve toplumlar için hayat, bir düz çizgiden ibaret değildir. Zikzakları, pürüzleri, yazı kışı, hastalığı sağlığı, gençliği ihtiyarlığı vardır. Pek karmaşık bir yapıya sahiptir. Bu sebeple fırsat elde iken yapılabilecek hayırlı işleri ertelemek, akıllıca bir davranış değildir. Zira hadis-i şerifte sayılan yedi engelleyiciden birine veya birkaçına birden takılmak kaçınılmazdır. O halde bunca engelleyici hayat sahnesinde iken ilk fırsatta iyi işler yapmaya çalışmak bilinçli bir uyanıklık ve iradedir.”

İslam dini mümin ve müminelerin vasıflarını anlatırken zamanın kıymetini idrak edebilen, boş işlerden yüz çevirebilen ve amellerinin önem sırasını idrak eden mümin ve müminelerin kurtuluşa erebileceği hakikatine vurgu yapmaktadır. Tekasür Suresi ve Hümeze Suresi’nin arasındaki Asr Suresi Müslümanlara zaman mefhumunu, öz bilinç ve öz denetiminin nasıl olması gerektiğini çok çarpıcı bir şekilde anlatmaktadır.

Bildiğiniz üzere sure adını 1. ayette geçen ve “zaman, çağ, ikindi vakti” gibi anlamlara gelen asr kelimesinden almıştır. Asr kelimesi lügatte, sıkıp suyunu/özünü çıkarıp posasını atmak anlamına gelmektedir. Konumuzla ilintili olarak lügat manasından hareket ettiğimizde Müslümanlar “Zamanı değerlendirme açısından mutlaka zarardadır.” Bu minvalde Rabbimiz Asr’a yemin ederek yani insanın kendi duygularını okuyup etkilerini fark etmesi gerektiğini, güçlü yanlarını ve sınırlarını bilmesi, aynı zamanda yetenekleri konusunda sağlam bir anlayışa sahip olması vurgusunu yapmaktadır. Böylece disiplin sahibi olabilsin. Yine davranışlarını kontrol etmesi gerektiğini, rahatsız edici duygu ve dürtülerini kontrol ederek değişen durumlara uyum sağlama ve engellerin üstesinden gelme esnekliğini, olayların iyi taraflarını görebilme becerisini artırmasının önemini vurgulamaktadır.

Ashâb-ı kiramdan iki kişinin karşılaştıkları zaman biri diğerine Asr Suresi’ni okumadan ve ardından selam vermeden ayrılmadıkları rivayet edilerek surenin faziletine vurgu yapılmaktadır.

Fahreddin Razî’nin tefsirinde zikrettiği şu hadise, zaman konusunda insanın aldanışını anlatması bakımından pek mühimdir:

“Yüce Allah’ın ‘Asr’a yemin edişini Bağdat çarşısında gördüğüm buz satıcısının durumu ile daha iyi anladım. Adam, güneşin yakıcı sıcağı altında tablasına buzları koymuş dolaşıyordu. Eriyen buzlar adamın üzerine damlıyor ve onu ıslatıyordu. Adam şöyle bağırıyordu: Buz alarak sermayesi eriyip tükenen adamı kurtaracak yok mu?”

Sonuç: Müslümanların zamanı kötü kullanması ve amellerinin önem sırasını belirleyememesinden dolayı şu an İslam ümmeti ürkütücü ve çok hüzünlü bir durum içerisindedir. Rabbimiz Allah Subhanehû ve Teâlâ bu durumu Tekasür, Hümeze, İnşirah, Âdiyât ve Asr surelerinde geçen ayetlerde Müslümanların akledebilmeleri için çarpıcı bir şekilde bildirmektedir.

İslâm davasını taşıyan Müslümanların, bu davanın yüklenilmesi ile ilgili işlerin hepsinin öncelikli-önemli ve zaman ayırması gerektiğini idrak etmesi gerekmektedir. İslâm davasını yüklenmek için bir program oluşturulmalıdır. Bu hususlardaki gevşeklik, ihmalkârlık günahtır.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ وَكُونُواْ مَعَ الصَّادِقِينَ مَا كَانَ لِأَهْلِ الْمَدِينَةِ وَمَنْ حَوْلَهُم مِّنَ الأَعْرَابِ أَن يَتَخَلَّفُواْ عَن رَّسُولِ اللّهِ وَلاَ يَرْغَبُواْ بِأَنفُسِهِمْ عَن نَّفْسِهِ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ لاَ يُصِيبُهُمْ ظَمَأٌ وَلاَ نَصَبٌ وَلاَ مَخْمَصَةٌ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَلاَ يَطَؤُونَ مَوْطِئًا يَغِيظُ الْكُفَّارَ وَلاَ يَنَالُونَ مِنْ عَدُوٍّ نَّيْلاً إِلاَّ كُتِبَ لَهُم بِهِ عَمَلٌ صَالِحٌ إِنَّ اللّهَ لاَ يُضِيعُ أَجْرَ الْمُحْسِنِينَ وَلاَ يُنفِقُونَ نَفَقَةً صَغِيرَةً وَلاَ كَبِيرَةً وَلاَ يَقْطَعُونَ وَادِيًا إِلاَّ كُتِبَ لَهُمْ لِيَجْزِيَهُمُ اللّهُ أَحْسَنَ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ

"Ey iman edenler! Allah'tan korkun (şer'î hükümlere sarılın) ve sadıklarla beraber olun. Medine halkı ve onların çevresinde bulunan Bedevi Arapların Allah'ın Rasulü’nden geri kalmaları ve O’nun canından önce kendi canlarını düşünmeleri yakışmaz. Şöyle ki; Allah yolunda onlara bir susuzluk, bir yorgunluk ve bir açlığın erişmesi, kâfirleri öfkelendirecek bir yere ayak basmaları ve düşmana karşı başarı kazanmaları, ancak bunların karşılığında kendilerine salih bir amel yazılması içindir. Çünkü Allah, ihsanla iş (güzel-kâmil iş) yapanların mükâfatını zayi etmez. Allah'ın onları yapmakta olduklarının en güzeli ile mükâfatlandırması için küçük-büyük her masraf ve geçtikleri her vadi mutlaka onların lehine yazılır." (Tevbe 119-121)

Müslüman olarak İslâm davasını taşırken zamanı verimli kullanmalı ve amellerimizin öncelik sırasını önemseyerek kendimizi hayırdan mahrum etmemeliyiz. Toprağa birkaç tohum atıp arkamıza bakmadan çekip gider, canımız ne istiyorsa onu yaparsak, geri döndüğümüzde bakımlı, şahane bir bahçeden sepetimize ürünlerin doluşmasını bekleyemeyiz. Hasadın keyfini çıkarmak istiyorsak düzenli bir şekilde toprağı sulamamız, işlememiz, ayrık otlarını ayıklamamız gerekir

وَلَن يَتَمَنَّوْهُ أَبَدًا بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ وَاللّهُ عَلِيمٌ بِالظَّالِمينَ

"İhsan ile iş yapın (bir işi tam-noksansız, güzel-dürüstçe yapın) Allah ihsan ile iş yapanları sever." (Bakara 95)


Yorumlar

  1. Tahsin Korkmaz

    Rabbim bütün benliğimizle İslam dini için çalışmayı nasip etsin inşallah Allah hepinizden razı olsun inşallah

  2. Mahsuni Toga

    Çok güzel yazanlar danda paylasanlardanda okuyanlar danda allah razı olsun azıniza dilinize o kocaman yüreğininize.salık

  3. Mahsuni Toga

    Çok güzel yazanlar danda paylasanlardanda okuyanlar danda allah razı olsun azıniza dilinize o kocaman yüreğininize.salık

Yorum Yaz