بِسْمِ اللَّـهِ
الرَّحْمَـٰنِ الرَّحِيمِ
Es-Selamu aleykum ve rahmetullahi
ve berakâtuh
Değerli misafirler, kıymetli
davetliler, Türkiye’den ve diğer ülkelerden davetimize icabet eden saygıdeğer
üstatlar ve sayın medya mensupları!
Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi
ve mağfireti üzerinize olsun.
Sözlerime Allah’ın kelamı ve
Rasulullah’ın bir hadisi ile başlamak istiyorum.
“Allah, içinizden iman edip salih ameller
işleyenlere, kendilerinden öncekileri yeryüzünde egemen kıldığı gibi onları da
mutlaka egemen kılacağını vaadetti…” (Nûr Sûresi 55)
“… Sonra zorba yöneticiler
olacaktır. Allah’ın dilediği kadar kalacak, Allah kaldırmayı dilediğinde onları
da kaldıracaktır, ardından nübüvvet metodu üzere Râşidî Hilâfet olacaktır.”(Ahmed
ve et-Teyâlisî rivayet etti.)
Kıymetli Konuklar!
Bugün Hilâfet’in kaldırılmasının
üzerinden tam 92 yıl geçti. Bugün, elem ve kahırla hatırladığımız o tarihin 93.
yılındayız. Ancak ben sözlerime elemden önce ümit ile başlamak istedim.
Allah’ın vaadi ve Rasulullah’ın müjdesi ile başlamak istedim. Çünkü Allah’ın
vaadi ve Rasulullah’ın müjdesi Müslümanlar için hayati gerçeklik ifade ediyor.
Çünkü biz şuna kesinlikle inanıyoruz; İslâm, yeryüzünde fiili olarak tatbik
edilsin diye gönderildi. Çünkü biz şunu biliyoruz; Rasulullah’ın risaletinde
insanlığa ulaşan İslâm, kısa sürede hükümleri tatbik eden, Allah yolunda
hakkıyla cihad eden, adaleti tesis edip dünyanın dört bir köşesine iyiliği ve
hayrı yayan bir devlete kavuştu. Önce Rasulullah’ın nübüvvetiyle, sonra da
Râşid Halifelerin Hilâfeti ile İslâm Devleti, büyük bir coğrafyaya hâkim oldu
ve küfre karşı Müslümanları tek çatı altında topladı.
Ta ki 3 Mart 1924’te Hilâfet
İstanbul’da kaldırılıncaya kadar…
İngilizler ve işbirlikçileri olan
Türk ve Arap hainlerin eliyle Hilâfet ilga edildi. Ankara’daki Meclis, 3 Mart
1924 Pazartesi günkü oturumunda Hilâfet’in ilga edilmesi kararını, gizli oylama
ile değil açık oylama ile aldı. Dikkatlerinizi buraya çekmek istiyorum; tam 13
asır boyunca yeryüzünde hâkimiyet süren, insanlığı uçurumun kenarından kurtarıp
ona büyük bir medeniyet ve kültür mirasını emanet eden İslâm Devleti, bir
oldubittiye getirilerek yıkıldı, hayatımızdan uzaklaştırıldı.
Hilâfet’in yıkılmasıyla İslâm
ümmetinin birliği dağıldı ve o büyük devlet param parça oldu. Tek devletleri,
tek bayrakları ve bir tek halifeleri bulunan İslâm ümmeti elliden fazla parçaya
bölündü. İslâm kardeşliği etrafında birleşen Müslümanlar, milliyetçilik fitnesi
ile birbirine düşman edildiler. Sonra Yahudiler Filistin’i işgal edip gasıp
devletlerini kurunca, “İsrail” devletini tanıyan ilk Müslüman belde maalesef
Hilâfet'in enkazı üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti devleti oldu.
Kıymetli Misafirler Değerli
Davetliler!
Bu kısa konuşmamda sizlere
Hilâfet’in yokluğunda gerçekleşen Amerikan işgallerini tek tek anlatacak
değilim. İngilizlerin ve Fransızların sömürülerinden, Komünist Rusya ve Çin’in
soykırımlarından bahsedecek de değilim. Zira tüm bu işgalleri, vahşi
katliamları ve soykırımları hepiniz çok iyi biliyorsunuz! Ben sizlere işgal
edilen gönüllerden ve dumura uğrayan dimağlardan bahsetmek istiyorum.
Hilâfet, tarih boyunca Müslümanlar
için izzetin kaynağı ve kuvvetin yegâne adresi oldu. Allah’ın izniyle bizler,
şu an sahip olmadığımız bu izzet ve kuvvete ancak Hilâfet’in yeniden ikamesi
ile kavuşabiliriz. İşte Hilâfet’in bu gücünü sömürgeci Batı gerçekten iyi
tespit etmişti. Hilâfet’in kaldırılmasının hemen sonrasında İngiliz Avam
Kamarası’nda konuşan Lord Curzon ne demişti hatırlayalım: “Osmanlı meselesi
artık kesin olarak bitmiştir. Çünkü biz onun manevi gücünü yok ettik. Hilâfet’i
ve İslâm’ı ortadan kaldırdık.”
Evet, asırlar boyunca İslâm
karşısında hezimete uğrayan kâfir Batılar, Hilâfet’in bu gücünü bildikleri için
sadece onu yıkmakla yetinmediler. Bir daha geri dönmemesi için İslâm ve Hilâfet’e
karşı çalışmalar yürüttüler ve hâlâ da bu çalışmalara devam ediyorlar. Peki, ne
yaptılar; önce İslâm’ın değerlerine karşı fikri saldırılar başlattılar. Çirkin
hilelerle kendi kültürlerini Müslümanlara dayattılar. İslâm’ın bir yönetim
sistemi yoktur, Hilâfet İslâm’ın emrettiği bir yönetim sistemi değildir, sadece
tarihsel bir uygulamadır, dediler! Hatta Hilâfet’in diktatörlük olduğunu
söyleyerek Müslümanları demokrasiye ve laikliğe çağırdılar. Müslümanlar ise o
gün siyasi basiretten yoksun olduklarından bu savaşta, bu fikri savaşta yenik
düştüler.
Ancak şu hakikat kesinlikle
unutulmamalıdır; bu yenilgi İslâm’ın yenilgisi değildir. Bu yenilgi, sırtını
Batı’ya dayayan, izzeti onların yanında arayan hain ve zalim yöneticilerin,
yönetimlerin yenilgisidir. Bu yenilgi, zengin İslâm kültüründen nasibini
alamamış Batı hayranı ilmi şahsiyetlerin yenilgisidir. Çünkü İslâm hiçbir zaman
hezimete uğramamıştır, uğramayacaktır. Fakat süvarisi yenik düşmüş bir at,
savaş meydanında daha ne kadar ayakta kalabilirdi?
Kıymetli Konuklar!
Hal böyle iken ümmet içinden bir
grup, Müslümanları bu yenilgi ve hüsrandan kurtaracak bir mücadele başlattı
Allah’a hamdolsun. Kapitalist Batılı fikirlere karşı, İslâm’ın fikri
liderliğini ümmete taşıdı. Hilâfet’in unutulduğu, neredeyse zihinlerden
kazınırcasına silindiği bir zamanda, Hilâfet’in yeniden kurulabileceğine dair
Müslümanlara umut aşıladı. Allah’ın vaadine güvendi. Rasulullah’ın müjdesini
Müslümanlara haber verdi ve Müslümanları Hilâfet’in kurulacağına inandırdı.
İşte bu grup, bugün 50 ülkede siyasi çalışma yapan Hizb-ut Tahrir’dir.
İşte bugün Hizb-ut Tahrir olarak,
Hilâfet’in son başkenti İstanbul’da Uluslararası Hilâfet Sempozyumu
düzenliyoruz. Müslümanların zihinlerinde Hilâfet’e dair her şeyin açık ve net
olmasını istiyoruz. Hilâfet’in çokça konuşulduğu, sahtesinin türetildiği bir
zamanda, Müslümanların nasıl bir Hilâfet istediğini konuşmak ve tartışmak
istiyoruz. Allah’a hamdolsun, bugün bu programda Hilâfet olmalı mı olmamalı mı
diye bir konuyu tartışmayacağız. Çünkü bu tercih bize bırakılmamıştır. Zira
Hilâfet’in yeniden kurulması konusunda Müslümanların bir ihtilafı da yoktur.
Müslümanlar düne nazaran bugün İslâmî davet konusunda daha istekli, İslâm
hakkında daha bilinçliler. İslâm beldelerinde Hilâfet için canla başla çalışan ve
kurulmasını dört gözle bekleyen Müslümanlar var elhamdulillah… Onun için bu
sempozyumun konu başlığını “Nasıl Bir Hilâfet?” olarak belirledik. Türkiye’den
ve dünyanın dört bir yanından gelen değerli üstatların sunumları ile Batı’nın
Hilâfet’i karalayıp itibarsızlaştırma gayreti suya düşecek. Onların tezleri tüm
yönleri ile çürütülecek ve planları bozulacak inşaAllah.
Kıymetli davetliler!
Sömürgeci Batılılar, Hilâfet’in
yeniden ikame edilme çalışmalarını engellemede nasıl başarısız oldular ise,
Allah’ın izniyle onu sahtesiyle karalama girişiminde de öyle başarısız
olacaklar. Çünkü Müslümanlar gerçek Hilâfet’in ne olduğunu idrak ettiler. Sözde
Hilâfet ile gerçek Hilâfet arasındaki ayrımı kavradılar. Unutmayalım ki, gerçek
Hilâfet meçhul değildir. Gerçek Hilâfet, Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın
vaadi, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesidir. Gerçek
Hilâfet, Râşid Halifelerin üzerinde yürüdüğü İkinci Râşidî Hilâfet Devleti’dir.
Bu sempozyumun İkinci Râşidî
Hilâfet Devleti’nin kurulmasına ve hayırlara vesile olmasını Rabbimden temenni
ediyorum ve son olarak davetimize icabet eden üstatlara, misafirlere ve tüm
dinleyicilere tekrar teşekkürlerimi sunuyorum.
Es-Selamu Aleykum ve Rahmetullah…


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış