ÂLİ İMRAN SURESİ 156-160. AYETLER -1- BÖLÜM

Esad Mansur

-          Ölümün sebebi

-          Müslümanın farklılığı

-          Müminlerin yumuşaklığı

-          Temiz toplum

-          Şura konusu

-          Halifenin güçlü olması

-          Allah’a tevekkül etmek

-          Allah’ın yardımı

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَكُونُواْ كَالَّذِينَ كَفَرُواْ وَقَالُواْ لإِخْوَانِهِمْ إِذَا ضَرَبُواْ فِي الأَرْضِ أَوْ كَانُواْ غُزًّى لَّوْ كَانُواْ عِندَنَا مَا مَاتُواْ وَمَا قُتِلُواْ لِيَجْعَلَ اللّهُ ذَلِكَ حَسْرَةً فِي قُلُوبِهِمْ وَاللّهُ يُحْيِي وَيُمِيتُ وَاللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ وَلَئِن قُتِلْتُمْ فِي سَبِيلِ اللّهِ أَوْ مُتُّمْ لَمَغْفِرَةٌ مِّنَ اللّهِ وَرَحْمَةٌ خَيْرٌ مِّمَّا يَجْمَعُونَ وَلَئِن مُّتُّمْ أَوْ قُتِلْتُمْ لإِلَى الله تُحْشَرُونَ فَبِمَا رَحْمَةٍ مِّنَ اللّهِ لِنتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لاَنفَضُّواْ مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي الأَمْرِ فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلِينَ إِن يَنصُرْكُمُ اللّهُ فَلاَ غَالِبَ لَكُمْ وَإِن يَخْذُلْكُمْ فَمَن ذَا الَّذِي يَنصُرُكُم مِّن بَعْدِهِ وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكِّلِ الْمُؤْمِنُونَ

“Ey iman edenler! Kâfirlerin; ‘Kardeşlerinin yolculuğa çıktıkları veya savaşa gittikleri zaman bizim yanımızda kalsalardı ne ölürlerdi ne de öldürülürlerdi.’ dedikleri gibi demeyin. Allah bunu kalplerinde yakıp kavuran bir dert kalması için ortaya koydu. Oysa dirilten ve öldüren Allah’tır. Nitekim Allah yaptıklarınızı görmektedir. Eğer Allah uğrunda öldürürseniz veya ölürseniz Allah’tan bir mağfiret ve rahmet, onların topladıklarından (mal ve paralardan) daha hayırlıdır. Eğer ölürseniz veya öldürülürseniz Allah huzurunda hasredileceksiniz. Allah’ın rahmetiyle en güzel şekilde onlara karşı yumuşak oldun! Eğer kaba ve katı kalpli olsaydın elbette senin etrafından dağılıp giderlerdi. Onları affet ve onlar için Allah’tan mağfiret iste. İşler hususunda onlarla şura yap. Eğer karar alırsan Allah’a tevekkül et. Muhakkak ki Allah tevekkül edenleri sever. Eğer Allah size yardım ederse hiç bir kimse size galip gelmez. Eğer size yardımı keserse ondan sonra kim size yardım edecek?! Öyleyse müminler Allah’a tevekkül etsinler.” (Âli İmran Suresi 156-160)

Daha önceki ayetler münafıklar ile imanı zayıf olan kimselerin halini anlattı. Onlardan bir kısım öldürülünce; “Kardeşlerimiz savaş meydanına gitmeseydi öldürülmeyeceklerdi, bu işten bize ne gelir, bu işten bize bir şey olsaydı burada öldürülmezdik.” dediler. Allah onlara şöyle cevap verdi: “Evlerinizde kalmış olsaydınız bile öldürülmesi takdir edilmiş olanlar öldürülüp düşecekleri yerlere kendiliklerinden çıkıp giderlerdi.” Ondan sonra Allah şu ayetlerde Müslümanları uyardı:  “Ey iman edenler! Kâfirlerin kardeşlerinin yolculuğa çıktıkları veya savaşa gittikleri zaman bizim yanımızda kalsaydılar ne ölürlerdi ne de öldürürlerdi dedikleri gibi demeyin”. Kâfirler insanın hayatı ve ölümünün Allah’ın elinde olduğuna inanmadıkları için böyle söylerler. Zannediyorlar ki kendi kendilerini ölümden koruyabilirler. Hep şöyle derler: Filan kişi o yere veya o yolculuğa gitmeseydi ölmezdi, savaşa gitmeseydi öldürülmezdi, o şeyi yapmasaydı ölmezdi, o arabaya veya o uçağa binmeseydi ölmezdi, korunsaydı veya o yere gitmeseydi hastalığa yakalanmazdı ve ölmezdi vb... Bu olayları ölümün sebebi olarak gösterirler. Oysa bu olaylar ölümün sebebi değildir. Bunlar birer durum ve hallerdir. İnsan o halde ölecekti, çünkü eceli geldi. Bu nedenle ölümün sebebi tektir; o da ecelin bitmesidir. Allah insanları yaratınca herkese hayatta kalmak için bir müddet tayin etti, belli zamana kadar onu yaşatır. Buna ecel denilir.

فَإِذَا جَاء أَجَلُهُمْ لاَ يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلاَ يَسْتَقْدِمُونَ

Ecelleri gelirse, ne bir an geri kalırlar ne de öne geçerler (Araf Suresi 34)

Ecel ise tayin edilen müddetin sona ermesidir. Bir insan için Allah’ın tayin ettiği hayatın müddetinin sonu gelirse belirlenen şekilde ve yerde hayatı biter. Bu konuda pek çok ayet vardır; bu ayetlerde insanın ne zaman doğacağı, ne zaman öleceği, nasıl ve nerede öleceğiyle ilgili izahatlar vardır ki Müslüman ölümden korkmasın, cesaret göstersin, Allah uğrunda savaşsın ve mücadele etsin. Eceli gelmezse ölmez veya öldürülmez.  Zira dirilten, insanı meydana getiren ve öldüren veya canını alan yalnız Allah’tır.

Olaylar sebep olsaydı insanın kesin ölmesi gerekirdi. Bir olay veya bir halde bir insan ölürken bir başkası ölmez, bir kazada bir insan ölürken yanındaki insan ölmez, bir hastalıkta bir insan ölür aynı hastalığa yakalanan diğer insan ölmez, savaş alanında bir asker öldürülür yanındaki asker öldürülmez ve buna benzer binlerce misaller vardır.

Nitekim sebep kesin olarak neticeye götürür. Eğer savaşa gitmek veya yolculuğa çıkmak ölümün sebebi olsaydı her savaş veya yolculuğa giden kişinin ölmesi gerekirdi. Bir hastalık veya kaza ölümün sebebi olsaydı o hastalığa yakalanan veya o kazada bulunan herkesin ölmesi gerekirdi.

Allah Celle Celâlehû diriltendir. İnsanı yaratan ve ona can veren, öldüren, hayata son veren ve canı alan yalnız kendisinin olduğunu birçok ayette vurguluyor. Bu bir akidedir. Buna kesin şekilde inanmak gerekir. Bunu inkâr eden kimse Müslüman değildir. Müslüman insanın iradesi dışında meydana gelen olayların kaza dairesine dâhil olduğuna inanır. İnsanın doğumu, ölümü ve iradesi dışında başına gelen musibetler bu daireye dâhildir, insanın hükmettiği daire dışındadır. İşte Müslüman kaza akidesine inanırken buna inanır. Bu şekilde Müslüman güçlü olur. Onların halifesi ve liderleri de güçlü olur. Aynı anda mutlu olurlar, çünkü başına ne musibet gelirse gelsin bu Allah’tan bir imtihandır diyerek içi rahat olur, ıstıraplı ve sıkıntılı olmaz.

İmanı zayıf olan bazı kimseler kâfirlerin söyledikleri gibi söylediklerinden dolayı, Allah Müslümanları uyardı ve kâfirler gibi söylemeyin dedi. Çünkü bunlar Müslümanlardan bir kısım olarak sayılırlar. Müslümanların bakış açısı ve düşünce tarzı kâfirlerinkinden tamamen farklı olur. Zira Müslümanların insana, hayata ve kâinata bakışları farklıdır. Çünkü akideleri birbirine zıttır.

Ayrıca kâfirler kendi başlarına böyle bir musibet gelirse bu onların kalplerini yakıp kavuran bir dert olur. Niye kardeşlerimiz oraya gittiler, keşke gitmeselerdi ne ölürlerdi ne de öldürülürlerdi der ve yanıp dert çekmeye başlarlar. Başka musibetlerde de aynı şekilde davranırlar. Müslümanlar böyle şey yapmaktan nehyedildiler. Başlarına bir musibet gelirse ne kadar büyük olursa olsun şöyle derler:

الَّذِينَ إِذَا أَصَابَتْهُم مُّصِيبَةٌ قَالُواْ إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعونَ

“Onlar ki kendi başlarına bir musibet gelirse şöyle derler: muhakkak biz Allaha aitiz ve elbette ona döneceğiz”.  (Bakara Suresi 156) Zira Allah bu ayetten önceki ayette başlarına korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle Müslümanları imtihan edeceğini kendilerine bildirdi. Ama biz Allah’a ait ve mülkü olduğumuzu ve O’na döneceğimize inanıp bunu söylersek ve sabredersek ondan sonraki ayette şöyle büyük ödüllere sahip olacağımızı bize müjdeledi:

أُولَئِكَ عَلَيْهِمْ صَلَوَاتٌ مِّن رَّبِّهِمْ وَرَحْمَةٌ وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُهْتَدُونَ

“Onlara rablerinden bir mağfiret ve rahmet vardır. Hidayete ermiş olanlar da kendileridir.” (Bakara Suresi 157)

İşte; Müslüman musibetlerin Allah’tan bir imtihan olduğuna inanır, kâfir buna inanmaz. Bu nedenle Müslüman dert çekmez, kalbi yanıp kavurulmaz, sabreder. Zaten bu Allah’tan bir imtihandır, benim sabrımı ve imanımı deneyecektir, diyerek sabreder. Bu imtihan güçlü olup olmadığımızı ortaya çıkartacaktır. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem bu tür Müslümanları şöyle övmektedir:

“Müminin durumu şaşılacak bir şeydir (ne güzeldir); onun durumu veya tutumu hep hayırlıdır, başkalarının (kâfirlerin) tersidir. Kendini sevindirecek bir şey olursa, iyilik dokunursa Allah’a teşekkür eder, bu ise kendisi için hayırdır. Kendine bir zarar dokunursa sabreder, bu da kendisi için bir hayırdır.” (Sahih-u Müslim)

Ayrıca Müslümanın başına gelen musibetler kendisi için kefarettir, günahı silen şeylerdir. Allah Celle Celâlehû Şura Suresi 30. ayette “Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizle işlediklerinizden dolayıdır. Allah çoğunu affeder.” buyurdu. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

“Müslümanın başına ne musibet gelirse, kendisine bir diken dahi batsa ya kendisine hasenat (iyilik) yazılır ya da günahlarından bir günah silinir.” (Müslüm)

Böylece Müslümanın durumu ve tutumu hep hayırlıdır, kâfirlerin tersidir, onlardan tamamen farklıdırlar. Kâfirler bu sıfata sahip olamazlar. Çünkü inançları, bakış açıları, düşünce tarzları Müslümanlardan tamamen farklıdır. Başlarına bir musibet dokunursa feryat eder, kendisini sevindiren bir durumda kibirlenir ve şımarırlar.

Allah insanın ne yaptığını görür, Müslüman buna kesin olarak inanır, böylece Müslüman hep iyilik yapmaya çalışır, kâfirler gibi insanlardan gizlenip kötülük yapmaya kalkışmaz. Çünkü kesin olarak Allah kendisini her yerde görür. Kıyamet Günü onları yaptıklarından hesaba çekecektir. Kâfirler buna inanmazlar. Bu nedenle kâfirler gizlice istediklerini yapmaya çalışırlar. Devlet görmedikçe veya yasaklamadıkça her şeyi yapmaya kalkışırlar. Çünkü sadece devletin cezasından korkar, Allah’tan korkmazlar.

Kâfirler ölürse veya öldürülürse Cehennem’e giderler, bu şekilde hayatlarını kaybettikleri gibi ahireti de kaybetmiş oldular.

Ama Allah uğrunda öldürülürseniz veya ölürseniz Allah’tan bir mağfiret ve rahmet kâfirlerin topladıklarından (mal ve paralardan) daha hayırlıdır. Zira kâfirin derdi budur, sadece dünyayı kazanmak, çok mal ve mülk elde etmek, eğlenmek, oynamak ve şehvetlerini tatmin etmektir. Ahireti, Allah’ın mağfireti ve rahmetini düşünmezler ve buna değer vermezler.

Zaten, eğer insan ölürse veya öldürülürse Allah huzurunda haşredilecektir.  Ayrıca geç olsa da bu dünyadan herhangi bir şekilde göç edecektir. Kıyamet Günü ise tekrar dirilecek ve haşredileceklerdir. Önemli olan o gündür, o hesap günüdür. O gün insanın geleceğini belirler. Ya Cennet ya Cehennem’dir. İnsan bu geleceği düşünmeli ve bunun için çalışmalıdır. Hayatını korumak için ne kadar çalışırsa çalışsın eceli gelirse sağlıklı olsa da en emniyetli yerde bulunsa da bu dünyadan göç edecektir. Bunu anlayan ve kesin şekilde tasdik eden Müslüman ölümden korkmaz, cesur olur, fedakârlık gösterir, insanlardan çekinmeden ve onların güçlerinden korkmadan hakkı söyler, yalnız Allah’tan korkar.

 


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz