-
Ölümün sebebi
-
Müslümanın farklılığı
-
Müminlerin yumuşaklığı
-
Temiz toplum
-
Şura konusu
-
Halifenin güçlü olması
-
Allah’a tevekkül etmek
-
Allah’ın yardımı
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَكُونُواْ
كَالَّذِينَ كَفَرُواْ وَقَالُواْ لإِخْوَانِهِمْ إِذَا ضَرَبُواْ فِي الأَرْضِ
أَوْ كَانُواْ غُزًّى لَّوْ كَانُواْ عِندَنَا مَا مَاتُواْ وَمَا قُتِلُواْ
لِيَجْعَلَ اللّهُ ذَلِكَ حَسْرَةً فِي قُلُوبِهِمْ وَاللّهُ يُحْيِي وَيُمِيتُ
وَاللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ وَلَئِن قُتِلْتُمْ
فِي سَبِيلِ اللّهِ أَوْ مُتُّمْ لَمَغْفِرَةٌ مِّنَ اللّهِ وَرَحْمَةٌ خَيْرٌ
مِّمَّا يَجْمَعُونَ وَلَئِن مُّتُّمْ
أَوْ قُتِلْتُمْ لإِلَى الله تُحْشَرُونَ فَبِمَا رَحْمَةٍ
مِّنَ اللّهِ لِنتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لاَنفَضُّواْ
مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي الأَمْرِ
فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ
الْمُتَوَكِّلِينَ إِن يَنصُرْكُمُ
اللّهُ فَلاَ غَالِبَ لَكُمْ وَإِن يَخْذُلْكُمْ فَمَن ذَا الَّذِي يَنصُرُكُم
مِّن بَعْدِهِ وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكِّلِ الْمُؤْمِنُونَ
“Ey
iman edenler! Kâfirlerin; ‘Kardeşlerinin yolculuğa çıktıkları veya savaşa
gittikleri zaman bizim yanımızda kalsalardı ne ölürlerdi ne de öldürülürlerdi.’
dedikleri gibi demeyin. Allah bunu kalplerinde yakıp kavuran bir dert kalması
için ortaya koydu. Oysa dirilten ve öldüren Allah’tır. Nitekim Allah
yaptıklarınızı görmektedir. Eğer Allah uğrunda öldürürseniz
veya ölürseniz Allah’tan bir mağfiret ve rahmet, onların topladıklarından (mal
ve paralardan) daha hayırlıdır. Eğer
ölürseniz veya öldürülürseniz Allah huzurunda hasredileceksiniz. Allah’ın rahmetiyle en güzel şekilde onlara
karşı yumuşak oldun! Eğer kaba ve katı kalpli olsaydın elbette senin etrafından dağılıp giderlerdi. Onları affet ve onlar
için Allah’tan mağfiret iste. İşler hususunda onlarla şura yap. Eğer karar
alırsan Allah’a tevekkül et. Muhakkak ki Allah tevekkül edenleri sever. Eğer Allah size yardım ederse hiç bir kimse
size galip gelmez. Eğer size yardımı keserse ondan sonra kim size yardım
edecek?! Öyleyse müminler Allah’a tevekkül etsinler.” (Âli İmran Suresi 156-160)
Daha önceki ayetler münafıklar ile
imanı zayıf olan kimselerin halini anlattı. Onlardan bir kısım öldürülünce; “Kardeşlerimiz
savaş meydanına gitmeseydi öldürülmeyeceklerdi, bu işten bize ne gelir, bu
işten bize bir şey olsaydı burada öldürülmezdik.” dediler. Allah onlara şöyle
cevap verdi: “Evlerinizde kalmış olsaydınız bile öldürülmesi takdir edilmiş
olanlar öldürülüp düşecekleri yerlere kendiliklerinden çıkıp giderlerdi.” Ondan
sonra Allah şu ayetlerde Müslümanları uyardı:
“Ey iman edenler! Kâfirlerin kardeşlerinin yolculuğa çıktıkları veya
savaşa gittikleri zaman bizim yanımızda kalsaydılar ne ölürlerdi ne de
öldürürlerdi dedikleri gibi demeyin”. Kâfirler insanın hayatı ve ölümünün
Allah’ın elinde olduğuna inanmadıkları için böyle söylerler. Zannediyorlar ki
kendi kendilerini ölümden koruyabilirler. Hep şöyle derler: Filan kişi o yere
veya o yolculuğa gitmeseydi ölmezdi, savaşa gitmeseydi öldürülmezdi, o şeyi
yapmasaydı ölmezdi, o arabaya veya o uçağa binmeseydi ölmezdi, korunsaydı veya
o yere gitmeseydi hastalığa yakalanmazdı ve ölmezdi vb... Bu olayları ölümün
sebebi olarak gösterirler. Oysa bu olaylar ölümün sebebi değildir. Bunlar birer
durum ve hallerdir. İnsan o halde ölecekti, çünkü eceli geldi. Bu nedenle
ölümün sebebi tektir; o da ecelin bitmesidir. Allah insanları yaratınca herkese
hayatta kalmak için bir müddet tayin etti, belli zamana kadar onu yaşatır. Buna
ecel denilir.
فَإِذَا جَاء أَجَلُهُمْ لاَ يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلاَ
يَسْتَقْدِمُونَ
“Ecelleri gelirse, ne
bir an geri kalırlar ne de öne geçerler (Araf Suresi 34)
Ecel ise tayin edilen müddetin sona
ermesidir. Bir insan için Allah’ın tayin ettiği hayatın müddetinin sonu gelirse
belirlenen şekilde ve yerde hayatı biter. Bu konuda pek çok ayet vardır; bu
ayetlerde insanın ne zaman doğacağı, ne zaman öleceği, nasıl ve nerede
öleceğiyle ilgili izahatlar vardır ki Müslüman ölümden korkmasın, cesaret
göstersin, Allah uğrunda savaşsın ve mücadele etsin. Eceli gelmezse ölmez veya
öldürülmez. Zira dirilten, insanı
meydana getiren ve öldüren veya canını alan yalnız Allah’tır.
Olaylar sebep olsaydı insanın kesin
ölmesi gerekirdi. Bir olay veya bir halde bir insan ölürken bir başkası ölmez,
bir kazada bir insan ölürken yanındaki insan ölmez, bir hastalıkta bir insan
ölür aynı hastalığa yakalanan diğer insan ölmez, savaş alanında bir asker
öldürülür yanındaki asker öldürülmez ve buna benzer binlerce misaller vardır.
Nitekim sebep kesin olarak neticeye
götürür. Eğer savaşa gitmek veya yolculuğa çıkmak ölümün sebebi olsaydı her
savaş veya yolculuğa giden kişinin ölmesi gerekirdi. Bir hastalık veya kaza
ölümün sebebi olsaydı o hastalığa yakalanan veya o kazada bulunan herkesin
ölmesi gerekirdi.
Allah Celle Celâlehû diriltendir. İnsanı yaratan ve ona can veren, öldüren,
hayata son veren ve canı alan yalnız kendisinin olduğunu birçok ayette
vurguluyor. Bu bir akidedir. Buna kesin şekilde inanmak gerekir. Bunu inkâr
eden kimse Müslüman değildir. Müslüman insanın iradesi dışında meydana gelen
olayların kaza dairesine dâhil olduğuna inanır. İnsanın doğumu, ölümü ve
iradesi dışında başına gelen musibetler bu daireye dâhildir, insanın hükmettiği
daire dışındadır. İşte Müslüman kaza akidesine inanırken buna inanır. Bu
şekilde Müslüman güçlü olur. Onların halifesi ve liderleri de güçlü olur. Aynı
anda mutlu olurlar, çünkü başına ne musibet gelirse gelsin bu Allah’tan bir
imtihandır diyerek içi rahat olur, ıstıraplı ve sıkıntılı olmaz.
İmanı zayıf olan bazı kimseler kâfirlerin
söyledikleri gibi söylediklerinden dolayı, Allah Müslümanları uyardı ve kâfirler
gibi söylemeyin dedi. Çünkü bunlar Müslümanlardan bir kısım olarak sayılırlar.
Müslümanların bakış açısı ve düşünce tarzı kâfirlerinkinden tamamen farklı
olur. Zira Müslümanların insana, hayata ve kâinata bakışları farklıdır. Çünkü
akideleri birbirine zıttır.
Ayrıca kâfirler kendi başlarına
böyle bir musibet gelirse bu onların kalplerini yakıp kavuran bir dert olur.
Niye kardeşlerimiz oraya gittiler, keşke gitmeselerdi ne ölürlerdi ne de
öldürülürlerdi der ve yanıp dert çekmeye başlarlar. Başka musibetlerde de aynı
şekilde davranırlar. Müslümanlar böyle şey yapmaktan nehyedildiler. Başlarına
bir musibet gelirse ne kadar büyük olursa olsun şöyle derler:
الَّذِينَ إِذَا أَصَابَتْهُم مُّصِيبَةٌ قَالُواْ إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّا
إِلَيْهِ رَاجِعونَ
“Onlar
ki kendi başlarına bir musibet gelirse şöyle derler: muhakkak biz Allaha aitiz
ve elbette ona döneceğiz”. (Bakara Suresi 156) Zira Allah
bu ayetten önceki ayette başlarına korku, açlık, mallardan, canlardan ve
ürünlerden eksiltmekle Müslümanları imtihan edeceğini kendilerine bildirdi. Ama
biz Allah’a ait ve mülkü olduğumuzu ve O’na döneceğimize inanıp bunu söylersek
ve sabredersek ondan sonraki ayette şöyle büyük ödüllere sahip olacağımızı bize
müjdeledi:
أُولَئِكَ عَلَيْهِمْ صَلَوَاتٌ مِّن رَّبِّهِمْ وَرَحْمَةٌ وَأُولَئِكَ
هُمُ الْمُهْتَدُونَ
“Onlara rablerinden bir
mağfiret ve rahmet vardır. Hidayete ermiş olanlar da kendileridir.” (Bakara Suresi 157)
İşte; Müslüman musibetlerin Allah’tan
bir imtihan olduğuna inanır, kâfir buna inanmaz. Bu nedenle Müslüman dert
çekmez, kalbi yanıp kavurulmaz, sabreder. Zaten bu Allah’tan bir imtihandır,
benim sabrımı ve imanımı deneyecektir, diyerek sabreder. Bu imtihan güçlü olup
olmadığımızı ortaya çıkartacaktır. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem bu tür Müslümanları şöyle övmektedir:
“Müminin durumu şaşılacak bir
şeydir (ne güzeldir); onun durumu veya tutumu hep hayırlıdır, başkalarının (kâfirlerin)
tersidir. Kendini sevindirecek bir şey olursa, iyilik dokunursa Allah’a
teşekkür eder, bu ise kendisi için hayırdır. Kendine bir zarar dokunursa
sabreder, bu da kendisi için bir hayırdır.” (Sahih-u Müslim)
Ayrıca Müslümanın başına gelen
musibetler kendisi için kefarettir, günahı silen şeylerdir. Allah Celle
Celâlehû Şura Suresi 30. ayette “Başınıza gelen herhangi bir musibet
kendi ellerinizle işlediklerinizden dolayıdır. Allah çoğunu affeder.”
buyurdu. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve
Sellem şöyle buyurdu:
“Müslümanın başına ne musibet gelirse,
kendisine bir diken dahi batsa ya kendisine hasenat (iyilik) yazılır ya da
günahlarından bir günah silinir.” (Müslüm)
Böylece Müslümanın durumu ve tutumu
hep hayırlıdır, kâfirlerin tersidir, onlardan tamamen farklıdırlar. Kâfirler bu
sıfata sahip olamazlar. Çünkü inançları, bakış açıları, düşünce tarzları
Müslümanlardan tamamen farklıdır. Başlarına bir musibet dokunursa feryat eder,
kendisini sevindiren bir durumda kibirlenir ve şımarırlar.
Allah insanın ne yaptığını görür,
Müslüman buna kesin olarak inanır, böylece Müslüman hep iyilik yapmaya çalışır,
kâfirler gibi insanlardan gizlenip kötülük yapmaya kalkışmaz. Çünkü kesin
olarak Allah kendisini her yerde görür. Kıyamet Günü onları yaptıklarından
hesaba çekecektir. Kâfirler buna inanmazlar. Bu nedenle kâfirler gizlice
istediklerini yapmaya çalışırlar. Devlet görmedikçe veya yasaklamadıkça her
şeyi yapmaya kalkışırlar. Çünkü sadece devletin cezasından korkar, Allah’tan
korkmazlar.
Kâfirler ölürse veya öldürülürse Cehennem’e
giderler, bu şekilde hayatlarını kaybettikleri gibi ahireti de kaybetmiş
oldular.
Ama Allah uğrunda öldürülürseniz
veya ölürseniz Allah’tan bir mağfiret ve rahmet kâfirlerin topladıklarından
(mal ve paralardan) daha hayırlıdır. Zira kâfirin derdi budur, sadece dünyayı
kazanmak, çok mal ve mülk elde etmek, eğlenmek, oynamak ve şehvetlerini tatmin
etmektir. Ahireti, Allah’ın mağfireti ve rahmetini düşünmezler ve buna değer
vermezler.
Zaten, eğer insan ölürse veya
öldürülürse Allah huzurunda haşredilecektir. Ayrıca geç olsa da bu
dünyadan herhangi bir şekilde göç edecektir. Kıyamet Günü ise tekrar dirilecek
ve haşredileceklerdir. Önemli olan o gündür, o hesap günüdür. O gün insanın
geleceğini belirler. Ya Cennet ya Cehennem’dir. İnsan bu geleceği düşünmeli ve
bunun için çalışmalıdır. Hayatını korumak için ne kadar çalışırsa çalışsın
eceli gelirse sağlıklı olsa da en emniyetli yerde bulunsa da bu dünyadan göç
edecektir. Bunu anlayan ve kesin şekilde tasdik eden Müslüman ölümden korkmaz,
cesur olur, fedakârlık gösterir, insanlardan çekinmeden ve onların güçlerinden
korkmadan hakkı söyler, yalnız Allah’tan korkar.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış