Yahudilerin Avrupa ülkelerinde (Almanya, İspanya, Macaristan, Polonya) işledikleri suçlar artınca, bu ülkeler Yahudilerin kötülüklerinden kurtulmaya karar verdiler. İngiltere kararın uygulanmasını üstlendi ve Yahudilerin suçlarından istifade ederek İslâm ümmetinin bünyesinde kanserli bir varlık oluşturma kararı aldı. Böylece bu kanserli varlık İslâm ümmetini takatsiz ve mecalsiz bıraksın, yeniden kalkınmasına engel olsun. Bu yüzden İngiltere, İsra ve Mirac topraklarında İslâm ümmetinin bağrına hatta kalbine mücrim Yahudi varlığını hançer gibi sapladı. Eş zamanlı olarak entrikalar çevirerek, milletlerin kuduz köpekler gibi üzerine üşüşmesi ve büyük Arap devriminde düşmanla işbirliği yapan Araplar nedeniyle yorgun düşen Osmanlı Hilâfet Devleti’ni yıkmak için çalıştı.
Abdülhamid’in Filistin topraklarını parayla satın almak isteyen Yahudilerin teklifini reddetmesinin ardından Yahudiler de Hilâfet Devleti’nin yıkılmasında belli rol aldılar. Yahudi varlığının kuruluşu, Hilâfet’in ortadan kaldırılmasının bir sonucudur. Bu nedenle Yahudilerin Filistin ve dünyadaki kötülüklerinden kurtulmak, Hilâfet’in kurulmasına bağlıdır. Onun için Hilâfet ile Filistin ayrılmaz siyam ikizleri gibidir dersek abartmış olmayız. Hilâfet’in ilgasıyla birlikte Filistin işgal edilmiş ve dolayısıyla Hilâfet’in yeniden kurulmasıyla Filistin de yeniden kurtulacaktır... Bu nedenle bu makale, Filistin’in kaderinin Hilâfet’le olan ilişkisine, bu çirkin varlığı ortadan kaldırmak ve sonsuza dek kötülüklerinden kurtulmak için Hilâfet’e olan gereksinime ışık tutacaktır.
Kurulduğu günden itibaren siyonist varlık, kapitalistlerin maşası olmuştur. Bu gerçek, Amerika’nın Yahudi lobisinin kontrolünde olduğunu iddia eden siyasi (yanlış) hipotezle taban tabana zıttır. Yahudi İşçi Partisi’nin ilk kurucuları, eski sömürgeci İngiltere yanlısıdır. Filistin ile ilgili siyasi vizyonunu belirleyen İngiltere’nin bu vizyona göre birden çok topluluk için tek bir devlet kurulacak ama bu devlette baskın güç Yahudiler olacaktı.
Amerika geçen yüzyılın ortalarında izolasyon politikasından çıkınca, Amerikan çevrelerinde ABD dış politikasını İngiliz politikasından ayırma önerisine ilişkin stratejik tartışmalar baş gösterdi. 1951 yılında İstanbul’da gerçekleşen büyükelçiler toplantısında İngiliz vizyonunun aksine “iki devletli çözüm” vizyonu ortaya çıktı. Böylece Amerika, ekonomik yardımlar yaparak, askeri destek vererek ve uluslararası kuruluşlarda politik kalkan olma politikası izleyerek Yahudi liderleri kendi tarafına çekmeye başladı. Bu açıdan Yahudi varlığı, kuruluş ve misyon açısından kapitalist sömürgeciliğin bir maşasıdır ve şu an bu maşa, İngilizlerin elinden Amerikalıların eline geçmiştir. Sömürgecilik vizyonu da tek devletli İngiliz çözümünden iki devletli Amerikan çözümüne intikal etmiştir. Ancak her ne kadar Siyonist varlığın başbakanı Netanyahu liderliğinde Yahudi Likud Partisi yayılmacı Tevrat vizyonunu benimsese de Yahudi varlığı maşa olmaktan kurtulamamıştır.. Yahudi Likud Partisi, Amerika’nın iki devletli çözüm vizyonundan kurtulmaya çalışmaktadır. Çünkü Likud Partisi’nin genişlemeci vizyonu, Filistin’in tek bir karış toprağı üzerinden bile Yahudilerin hegemonyasının kalkmasını reddetmektedir.
Siyonist varlığın maşa olmayı kabul ettiği doğrudur. Nitekim eski Başbakan Şaron ve işgal ordusunun eski Bakanı Moşe Ernst bunu şu sözlerle itiraf etmiştir. “İsrail”, demir atmış bir Amerikan uçak gemisidir.” [17.02.2015 Filistin gazetesi] Ama aynı zamanda da bu rolü suiistimal ederek güvenlik ve çıkarları için çizilen planların dışına çıkmaktadır. Filistin ve dünya çapında birçok kutsalı ayaklar altına alan siyonist varlık, kendi bünyesini korumak için Mısır, Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan rejimleri gibi İslâm dünyasındaki devletlerle işbirliği yaparak çeşitli komplolar kurmuştur. Yayılmacı ilkesini geliştirerek birçok ülke ve rejime ekonomik, politik ve istihbarat açısından sızma ilkesine geçiş yapmıştır. Kötülükleri Filistin sınırlarını aşmış; entrikalar, savaşlar, suikastlar, ekonomik anlaşmalar, bozgunculuk, ifsat ve casusluk yoluyla bu kötülükler, diğer ülke ve bölgelere taşmıştır. Bunlar, Yahudilerin karakteristik özelliğidir. Nitekim Kur’an onları şöyle nitelemektedir:
وَقَضَيْنَآ إِلَىَ بَنِي إِسْرَائِيلَ فِي الْكِتَابِ لَتُفْسِدُنّ فِي الأرْضِ مَرّتَيْنِ وَلَتَعْلُنّ عُلُوّاً كَبِيراً “Biz, Kitap’ta İsrail oğullarına: Sizler, yeryüzünde iki defa fesat çıkaracaksınız ve azgınlık derecesinde bir kibre kapılacaksınız, diye bildirdik.”1 Bu bozgunculuk yeryüzünde istikrarsızlık ve kargaşanın yayılmasına katkıda bulunmuştur. Bu bozgunculuk şunu iyice pekiştirmektedir: Bu varlığı ortadan kaldırmak küresel ihtiyaç olduğu kadar evrensel uzantısı olan İslâm ümmetinin de bir ihtiyacıdır. Zira bu varlık ortadan kalkmadan dünyada gerçek barış ve huzurdan söz edilemez. Hakları elde edememek bir yana yüzyıllar boyunca İslâm Hilâfeti’nde olduğu gibi Filistin tekrar İslâm ümmetinin bağrına iade edilemez.
Hiç şüphe yok ki sömürgecilik ve onun maşaları, tüm dünya için özellikle de İslâm ümmeti için bir kötülüktür. Sömürgecilik, halkları sömürmek ve kanlarını emmek için çalıştığından dolayı insanlığı savaş ve felaketlere sürüklemiştir. Sömürgecilik karşısında ancak ideolojik evrensel güçlü bir devlet durabilir ve bu çirkin Yahudi varlığı dâhil dünyayı sömürgeciliğin maşalarından kurtarılabilir. Tabii ki o ideolojik devlet de Allah’ın vaadi ve yardımıyla kurulacak olan Râşidî Hilâfet’tir. Bu maşayı ortadan kaldırmak ve köklerini söküp atmak, İslâm dünyasının olduğu kadar tüm dünyanın da bir gereksinimidir. İşte buna ışık tutmak amacıyla Yahudilerin Filistin ve dünya çapında işlediği terör, sabotaj ve bozgunculuk türlerine kısa bir göz atacağız:
1) Filistin ve komşu ülkelerde Yahudilerin işlediği kanlı cinayetler ve çıkardığı savaşlar
Yahudiler, Deir Yasin, Kâfur Kasım ve diğer şehirlerde ırkçı çetelerin işlediği katliamlar nedeniyle Filistin halkının cesedi üzerine kurulan varlıklarının ilk yıllarından itibaren terör ve cinayet işlemekten bir an olsun bile geri durmadılar. Daha sonraki yıllarda İslâm ümmeti ile kanlı savaşlara girdiler. Mısır’da cinayetler işlediler, esirleri katlettiler hatta diri diri toprağa gömdüler. Güney Lübnan’ı işgal ettikten sonra Beyrut’u yerle bir ettiler. Lübnan ve halkına karşı tekrar tekrar suç işlediler. Fosfor bombaları ile Gazze ve Cenin’de defalarca katliam yaptılar. Son Gazze savaşında çocukların kanı ve lime lime olmuş organları, oruçluların iftar sofrasına karışmıştır. Uluslararası kuruluşlarda ayıplarını kamufle edecek Amerikan siyasi pelerininden emin olan Yahudiler terör estirdiler.
2) Yargısız infaz yoluyla Filistin ve diğer ülkelerde işlenen suikast ve cinayetler
Bazı komutan ve direnişçileri hava bombardımanlarıyla katlettiler. Örneğin şehit Rantisi, şehit Ahmed Yasin ve niceleri şehitler kervanına katıldı. Biz bunların şehit olduğunu düşünüyoruz. Değilse biz kimseyi Allah adına tezkiye edecek değiliz. Sudan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün’de olduğu gibi direniş liderlerine suikast düzenlediler. “Özgürlük Filosu’na” gönüllü olarak eşlik eden Mavi Marmara gemisindeki Türkleri öldürdüler. Çetelerin yaptığı gibi yargısız infaz yaparak suikast ve cinayet işlediler. Ancak öldürülen kimselerin terörist olduğunu iddia etmekten de geri durmadılar.
3) Bir takım hain yönetici ve kiralık liderlerce verilen destek
Yahudiler, ümmetin vücudunda yeşeren varlıklarını güvence altına almak için 1967 yılında Hartum Zirvesi’nde şu üç prensiple övünen yönetici ve rejimlerle haince normalleşme antlaşmaları imzaladılar: “Barış yok, tanıma yok, müzakere yok.” Türkiye de dâhil teslimiyetçi rejimler, Yahudi işgalini yerleştirmek ve tanımak için gerekçeler ileri sürmeye başladılar. Bundan önce Yahudi varlığı ile ilişkilere girmenin ihanet olduğu konusunda hiçbir anlaşmazlık yoktu. Normalleşme antlaşmaları, kültürel ve siyasal bir suçtur. Siyonist varlık kadar otoriter rejimler de bu konuda suç ortaklarıdır. Haince antlaşmalar, işgali ve yerleşimcilerin güvenliğini korumak için komşu ülkeleri ve Filistin Yönetimi’nin liderlerini “sınır muhafızları” hâline getirmiştir.
4) Diplomatik destek almak ve pazarlar açmak için bölgesel ülkelere siyasal olarak nüfuz etmek
Arap rejimleriyle sınırlı kalmayan Siyonist varlık, İslâm ümmetinin “arka bahçesindeki” ülkelerde de yayılmacı politikalar güttü. Nitekim Netanyahu, tarihi olarak nitelenen son Afrika turunda Uganda, Kenya, Ruanda ve Etiyopya’ya birer ziyarette bulundu. Yeni pazarlar açmak ve uluslararası kuruluşlarda Yahudi varlığına destek toplamak için bu ülke liderleri ile bir araya geldi. Bu ziyaretler sırasında siyonist hükümetin, dört ülkede “Uluslararası İsrail Kalkınma Ajansı” ofisleri açılmasına karar verdiği duyuruldu.
5) Ülke ve kurumlar için casusluk ve güvenlik hamleleri
Yahudiler, sözde “terörle” mücadele bahanesiyle birçok ülke ile güvenlik ilişkisi kurdular. İslâm dünyasındaki mevcut rejimlerle istihbarat ilişkisini geliştirmek için bu sloganı istismar ettiler. İslâmi hareketlere saldırma konusunda rejimlere her türlü hizmeti sundular. Afrika turunda Netanyahu, “terörle” mücadele uzmanı olarak lanse edilen MOSSAD’ın Afrika ülkelerindeki ağlarını etkinleştirmek için çalışmıştır. Kenya, Uganda, Ruanda, Etiyopya askerî kuvvetlerini eğitmek için bir anlaşma yapıldı. Etiyopya, Eritre ve Ugandalı askerlerin eğitimine MOSSAD elemanları da katıldı.
6) Yahudi çıkarlarını gerçekleştirmek için ahlaki yozlaşma ve kadınlar fitnesini istismar etmek
Modern tarih uzmanları ve akademisyenlerce Yahudilerin küresel ahlaki yozlaşma sicili, kadınlar fitnesi ve onurları istismar etmeleri iyi bilinmektedir. O derece ki eski Dışişleri Bakanı Livni, bir dizi Filistin ve Arap liderlerle cinsel ilişkiye girdiğini itiraf etmiştir. Tüm bunlar, gayeye ulaşmak için her türlü vasıtayı meşru gören düşük Makyavelist prensipten hareketle MOSSAD’ın kadın ve onurları istismar etme politikasının bir parçasıdır.
7) Talmud ve Siyonist Yahudi hedeflerine hizmet için, tarihî gerçekler ve yansımalarını tahrif etmek
Bu bağlamda Yahudiler, daha fazla kazanım elde etmek ve Avrupa’ya siyasi şantaj yapmak için “Holokost”tan dem vurmayı sürdürüyorlar. Yahudileştirmek, Filistin ve Kudüs üzerinde tarihsel hak iddiasında bulunmak için Filistin’de özellikle de Kudüs’te İslâmi anıtları sildiler, eserleri tezyif ettiler.
Tüm bu cürümlere ek olarak İslâm ümmeti ve İslâm dinine karşı büyük bir suç işlediler. Ümmetin akidesi ile ilintili İsra ve Miraç topraklarını işgal ederek İslâm ümmetine meydan okudular.
سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الْأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ “Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescidi Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir.”2 O topraklar üzerinde pis varlıklarını kuran Yahudiler, ilk kıble ve üçüncü kutsal mekân Mescid-i Aksa’yı postallarıyla kirlettiler. Böylece bununla İslâm ülkesinin yönetimine meydan okudular. Oysa bu topraklarda gayrimüslimlerin hükümdar olması haramdır.
Yahudi varlığı, hem İslâm ümmetine hem de dünyaya karşı envai çeşit suç işledi. Bu yüzden dünya onun kötülüklerinden kurtarılmalıdır. Bu, politik olarak bu varlığın kökünü kazımayı gerektirir. Politik düzeyde dünya çapında bu varlık ve küstahlığına ilişkin “tiksinti” giderek artmaktadır. Söz konusu tiksinti, Yahudi varlığını ortadan kaldırmak ve haritadan silmek için aleyhinde küresel atmosfer yaratılmasına katkıda bulunacaktır.
Bu politik motivasyona ek olarak ferman-ı ilahi de, kutsal toprakları Yahudilerin pislik ve kirinden arındırmak için ümmetin seferber olmasını ferman buyurmaktadır. Diplomatik kanallar yoluyla, başarısız ve sahte müzakerelerle bu çözüme ulaşılamaz. Aksine bunun yolu, cihat meydanlarıdır. Cihat meydanlarında Allah’ın Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın yeniden Müslümanların otoritesine geri döneceği vaadinden esinlenen ordular, Allahu Ekber tekbir ve tahlilleri saçacaktır. Ebu Hurayra’dan Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle dediği rivayet edildi:
لا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يُقَاتِلَ الْمُسْلِمُونَ الْيَهُودَ، فَيَقْتُلُهُمُ الْمُسْلِمُونَ حَتَّى يَخْتَبِئَ الْيَهُودِيُّ مِنْ وَرَاءِ الْحَجَرِ وَالشَّجَرِ، فَيَقُولُ الْحَجَرُ أَوِ الشَّجَرُ: يَا مُسْلِمُ يَا عَبْدَ اللَّهِ هَذَا يَهُودِيٌّ خَلْفِي فَتَعَالَ فَاقْتُلْهُ، إِلَّا الْغَرْقَدَ فَإِنَّهُ مِنْ شَجَرِ الْيَهُودِ “Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bu savaşta Müslümanlar Yahudileri öldürürler. Hatta bir Yahudi taşın, ağacın arkasına gizlenir. Bunun üzerine o taş, o ağaç, ‘Ey Müslüman! Ey Allah’ın kulu! İşte arkamda bir Yahudi. Gel, onu öldür.’ der. Yalnızca Garkad bir şey söylemez. Zira o, Yahudilerin ağaçlarındandır.”3
Râşidî Hilâfet, Filistin’e yardım etme farzını yerine getirmek üzere İslâm ümmetine ait orduların askerî iradesini kurtarabilecek kapasitededir. Râşidî Hilâfet, askerî cihat ruhunu yeniden diriltecek, Allah ve ümmet korkusu olan Halife liderliğinde ve İslâm sancağı altında subaylar ve generallere izzet ve haysiyeti yeniden kazandıracaktır.
Hatırlarsanız bu makaleye Filistin ve Hilâfet ayrılmaz siyam ikizi gibidir diyerek başlamıştım. Şu imani söylemle de bitiriyorum: Allah’ın yardımıyla Filistin, İslâm ümmetiyle birlikte, Râşidî Hilâfet’in kuruluşuyla sömürgecilerin boyunduruğundan kurtulacaktır. Beytü’l Makdis’ten başlayan Hilâfet çağrısı -ki Hizb-ut Tahrir orada kurulmuştur- bugün dünyada ışık hızıyla ilerlemektedir. Bu çağrı, ümmette köklü değişim denklemini gerçekleştirmek için çalışmaktadır. Söz konusu çağrı, nusret ehlini ümmette kamuoyu olan bu fenomen düşünceyle buluşturma temeline dayalıdır. Değişim dümeni nusret ehline bağlıdır. Nusret ehli, Türkiye, Pakistan gibi ilahi doğuşa ev sahipliği yapma niteliğindeki bir ülkede Hilâfet’in yeniden doğuşunu sağlayacaktır inşaAllah.
إِنَّ مَوْعِدَهُمُ الصُّبْحُ أَلَيْسَ الصُّبْحُ بِقَرِيبٍ “Onların azapla buluşma zamanı sabahtır. Sabah yakın değil midir?”4
1 İsra Suresi 4
2 İsra Suresi 1
3 Müslim
4 Hud Suresi 81


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış