Kimileri İslâm’ı
ruhani, mistik bir din gibi algılasa, algılatsa ve yaşasa da hayatın her
alanını kuşatan ideolojik bir nizam olarak şimdilik kitaplar içerisinde
duruyor. Allah Subhanehu ve Teâlâ’dan
duamız odur ki, bizleri bu kapitalist ideolojiden kurtarıp Hilâfet Devleti’nin
kurulmasını ve o devlet eliyle hayat nizamlarının tatbik edilmesini bizlere
nasip etsin. Zira halkımız günümüz iktisat nizamının en alt katmanında
üsttekilerin rahatı için ezilmiş, ömrü ekmek davasıyla geçer olmuş ve açgözlü
canavarların malzemesi hâline gelmiştir. Faizli krediler, ağır vergi yükü ve
asgari ücret belası neredeyse tüm halkın başına musallat olmuştur. Daralan
ekonomi ve artan cari açık noktasında fedakârlık en alt gelir grubundan
beklenmektedir. Bir de sürekli alım gücünü yitiren, erimiş ve diğer paralar
karşısında değer kaybeden para sistemimiz var. İşte bu makalede günümüz para
sisteminin bozukluğunu ortaya koyarken İslâm iktisat nizamının bir parçası olan
İslâm’daki para sistemini açıklayacağız.
Tarihte Lidyalılar
parayı bulmadan önce insanlar mübadeleyi yani almak istediği malın
alış-verişini karşılıklı rızaya dayalı olarak başka bir malla yapıyorlardı.
Böylece elinde kendi ihtiyacından fazla buğday bulunan çiftçi yine elinde kendi
ihtiyacından fazla hayvanı olan besiciyle bir nevi takas yöntemiyle mübadeleyi
gerçekleştiriyorlardı. Mübadele mal veya hizmetlerin başka bir mal ve hizmetle
değişimidir. Böylece kendisinin tüm ihtiyaçlarını üretmekten aciz kalan
insanlar üretimi paylaşmış ve ürettiği şeylerin mübadelesiyle de insanlar tüm
ihtiyaçlarını karşılayabilmiştir. Hatta para bulunalı neredeyse binlerce yıl
olmasına rağmen yakın tarihte insanlar bakkallara yumurta, buğday ve benzeri
gıda maddeleri götürüp mübadeleyi gerçekleştiriyorlardı. Günümüzde de bu sistem
tamamen yok olmuş değildir. Hâlen az da olsa bazen insanlar aldığı malın
bedelini başka bir mal veya hizmetle ödemektedirler.
Bu sistem eğer para
olmamış olsaydı belli başlı bazı sıkıntılara yol açabilirdi. Örneğin, bir
çiftçinin doktordan aldığı sağlık hizmetinin bedelini buğdayla ödemek istemesi
hâlinde doktorun buğday ihtiyacı yoksa ya doktor alacağı buğdayı başka bir
malla değiştirmek için ya da eğer doktor kabul etmezse çiftçi doktorun kabul
edeceği bir malla buğdayı değiştirmek için ekstra vakit harcayacaktı. Yine berberden
aldığı hizmetin karşılığını herkes bakliyatla öderse bu durumda berber bir
tacir gibi malları elinden çıkarma derdine düşecekti. İşte bu nedenledir ki
insan elindeki malı satıp karşılığında aldığı şeyle istediği mal ve hizmeti
kolayca alabilmesi için parayı bulmuştur. Böylece paranın bulunmasıyla insanlar
elindeki malı istemediği bir başka malla değiştirip onu da elden çıkarmak için
harcadığı vakit israfından kurtulmuş, malın elden ele dolaylı olarak değil de
doğrudan ihtiyaç sahibinin eline ulaşması sağlanmış ve hem de insanlar gereksiz
nakliye işlerinden kurtulmuşlardır. Artık para, mal ve hizmetlerin kıymet
ölçütü olmuştur. Zira mal ve hizmetin değerinin ölçülebilmesi mübadeleyi,
mübadele de parayı gerektirir.
Yukarıdaki izahtan
da açıkça anlaşılacağı üzere para mübadeleyi kolaylaştırmak için bir vasıta
konumundadır. Hayat işlerinden olmayıp
hayat işlerini yürütürken kullanılan bir araçtır. Çünkü mübadele hayat
işlerinden olmakla birlikte para mübadelenin teşriiyle değil uygulanışıyla ilgilidir.
Onun için her ne kadar mal ve emeğin kıymetini belirlemek için bir para
kullanılsa da insanların bütün mal ve hizmetlerin karşılığını para olarak
ödemeye zorlanması yanlıştır. Zira para bir vasıtadır ve başka vasıtalar da
bulunmaktadır. Ancak açıktır ki para olarak kullanılan şeyin hakiki bir kıymeti
bulunmalıdır. Çünkü mal veya hizmeti verip karşılığında hiçbir değeri olmayan
şeyin alınması abestir. Yani para olarak kullanılacak şeyin bizatihi kendisi
kıymetli olmalı ki insanlar rahatça onu alıp karşılığında mal ve hizmeti
versin. Zaten malların fiyatı ve emeğin ücreti de paranın kıymetine göre takdir
edilir. Buradan hareketle her kıymetli şeyin de para olarak kullanılması
düşünülemez. Çünkü o zaman hem herkes aynı parayı kabul etmeyebilir hem de birçok
paranın değerinin ve kurlarının bilinmesi güçleşir. Zaten paranın
kullanılmasındaki maksat mübadeleyi zorlaştırmak değil, kolaylaştırmaktır.
Bu açıklamalar
çerçevesinde tarihte insanların bir mübadele aracı olarak bizzat kendisi
kıymetli olan altın ve gümüşü kullanmaları akli, doğal ve doğrudur. Paranın
keşfedilmesiyle birlikte tüm dünya insanlarının kıymet verdiği ve doğada az
bulunan altın ve gümüş para olarak kullanılmaya başlanmıştır. Kimi devletler
belli ölçü ve ağırlıkta kendine has motiflerle para basıyor, kimi devletler de
kendisi bir para basmayıp o devletin parasını kullanıyordu. Zira para tüm dünya
insanlarının kıymet verdiği bir madenden olunca her yerde kabul görüyordu.
Dünya insanları
para konusunda bu durumdayken ve mübadelenin tamamında olmasa da altın ve gümüş
para olarak kullanılırken Allah Azze ve
Celle yeryüzünü İslâm’la şereflendirdi. Mekke Dönemi’nde Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem İslâm’ı
yeryüzüne hâkim kılma mücadelesi verirken, Medine Dönemi’nde bunu
gerçekleştirmiş, artık hayatın her alanına nizamlarını yerleştiriyordu. Hayatın
çoğunun etrafında şekillendiği ekonomiye dair hükümler esasen daha Mekke Dönemi’nde
gelmeye başlamıştı bile. Ekonominin esasi konularından mübadele aracı ve kıymet
ölçüsü olan para hakkında da nihayet bir düzenleme geldi. Allah Azze ve Celle Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in diliyle
paranın mevcut altın ve gümüş sistemi, ağırlık ve ölçülerinin de Mekke halkının
kullandığı ölçüleri olduğunu vazetti. Dolayısıyla İslâm’da para sistemi zati
kıymeti olan altın ve gümüşten oluşan madeni para sistemidir. İslâm’ın bunu
ikrar etmiş olması altın ve gümüşü para olarak teşri etmesi, yani zorunlu
kılması demektir. Bu, para sisteminin altın ve gümüşe dayalı madeni para
sistemi olması demektir yoksa mübadeleyi altın ve gümüşle sınırlandırmak demek
değildir. Dolayısıyla insanlar mesela aldığı bir hizmet yahut malın bedelini
başka bir mal ve emekle ödeyebileceği gibi nakdi olarak parayla da ödeyebilir. İslâm
icara ve alışveriş hükümlerini vazederken mübadeleyi sınırlandırmamış, bilakis
serbest bırakmıştır. Ancak bir para sistemimiz olacaksa -ki olması zorunludur- bu
altın ve gümüş madeni para sistemi olmalıdır. İslâm’ın sınırlandırdığı şey işte
budur. Yani mübadele değil paradır.
Ne var ki para
sistemi bu olduktan sonra İslâm illa tedavülde altın ve gümüş paralar olmasını
zorunlu kılmaz. Hayat işlerini kolaylaştırma veya transfer maliyetlerini
azaltmak gibi sebeplerden dolayı karşılığında hazinede altın ve gümüş
bulundurmak kaydıyla temsili kâğıt paranın kullanılması da caizdir. Temsili
kâğıt para üzerinde temsil ettiği altın veya gümüş miktarının yazılı olduğu ve
değiştirme garantisi verilmiş paradır. Bu tür paralar hem transfer maliyetinin
azaltılmasında hem taşıma kolaylığı sağlaması noktasında ve hem de olası
hırsızlık, kapkaç ve gasp gibi olayların yaşanmasında üzerinde bulunan seri
numaralarından dolayı suçluları yakalama kolaylığı sağlamaktadır. Ancak
karşılığında altın ve gümüş olmayan yani altın ve gümüşü temsil etmeyen ve
değiştirme garantisi verilmemiş, alım gücünü kendi değerinden değil de çıkaran
devletin kanunundan alan kâğıt para sistemini kullanmak caiz değildir. Çünkü
hem İslâm para sistemini belli bir esasa bağlamıştır hem de bu tür paralar
bizatihi bir kıymet taşımamaktadır. Ayrıca devletin gücüne ve politikasına göre
alım gücünü yitirmekte ve tüm dünyada itibar görmemektedir. Bu sebepledir ki
enflasyon gibi etkenlerin de bulunmasıyla para pul olmaktadır. Hatta
enflasyonun sebebi bizzat bu para sistemidir. Bu para sisteminde beş yıl önce
aldığınız bir maaşı yastık altına koysanız beş yıl sonra büyük ölçüde değerini
ve alım gücünü yitirmiş bir şekilde bulursunuz. Ancak İslâm’ın para sistemi
olan altın sisteminde değil beş yıl elli yıl önceki maaşınız elli yıl sonra üç
aşağı beş yukarı aynı alım gücüne sahiptir. Çünkü kıymeti bizatihi kendisinde
mevcuttur. Alım gücü kısmi olarak değişse de bu onun değeri düşmesinden dolayı
değil arz ve talepten dolayı mal ve hizmetlerin değerinin değişmesinden
dolayıdır. Velhasıl, İslâm’daki para sistemi doğrudan altın ve gümüş ya da
altın ve gümüşü temsil eden temsili kâğıt para sistemidir.
İslâm’da para
sisteminin bu olduğunu gösteren çokça delil vardır. Mesela İslâm altın ve
gümüşün amaçsız bir şekilde (tedavüle sokmama kastıyla) biriktirilmesini
yasaklayıp bunu kenz sayarken diğer malların biriktirilmesini kenz saymamıştır.
Altın ve gümüş dışında malların biriktirilmesi eğer malın piyasa değerini
yükseltmek için yapılmışsa bunu da haram saymıştır ve onu ihtikâr olarak
değerlendirmiştir. İslâm’ın altın ve gümüşü yığıp biriktirmeyi haram kılması
ancak onun para oluşundan ve tedavülde olması gerektiğinden dolayıdır yoksa mal
oluşundan dolayı değildir. Yine İslâm hırsızlıkta el kesme miktarını, kasten
veya hata ile öldürmede diyet miktarını altın ve gümüş üzerinden yapmış olması
da onun para oluşundan dolayıdır. Elmas, yakut ve zümrüt gibi değerli
mücevherata (ticareti dışında) zekât koymamışken altın ve gümüşe zekât koyması
da bu sebepledir.
İslâm’ın para
sisteminin fert, toplum ve devlet açısından pek çok faydası vardır ancak burada
bazılarını zikredelim. Bu sistemin kullanıldığı toplumlarda insanlar dövize
çokça ihtiyaç hissetmez. Çünkü insanlar ya paraya olan güvensizlikten ya da
başka ülkelerdeki mal ve hizmetleri alabilmek için döviz alırlar. Altın ve
gümüş sisteminde paranın kendisi kıymetli olduğu için güvensizlik oluşmaz ve bu
para dünyanın her yerinde kabul görür. Bu da kendi paramızın değerinin
düşmemesine sebep olur.
Yine altın nizamı
tüm dünyaya kendini kabul ettirme potansiyeline sahip olduğundan dolayı
devletlerarasında efektif kur fiyatının sabit kalmasını sağlar. Bu da
devletlerarası ticari gelişme ve ilerlemeyi getirir. Zira yatırımcılar o zaman
dış ticarete atılmaktan ve ticareti geliştirmekten çekinmezler.
Altın sisteminde
devletler gelişigüzel para basamazlar. Zira böyle durumlarda altına olan talep
artacağından dolayı bu talebi karşılayamamaktan çekinirler.
Bu nizamda altının
dolaşımı, ithal ve ihracı serbest olduğundan nakdi olarak mali ve iktisadi
istikrar oluşturur. Zira efektif kur muameleleri ancak ithal edilen mal ve
hizmetlerin fiyatlarını ödemek için dış ödemelerde kullanılır.
Bunlar altın
sisteminin sadece bazı faydalarıdır ancak şu anda dünya devletlerinin onu terk
etmiş olmasından dolayı ilk uygulayacak devletin karşılaşacağı bazı zorluklar
da vardır elbet. Fakat sağladığı faydalar göz önünde bulundurulduğunda bunların
pek ehemmiyeti yoktur. Üstelik bu sıkıntıların üstesinden gelme formülleri de
bulunmaktadır. Şimdi bu mevzulara girmeye lüzum yoktur. Esas mesele şu ki;
altın sistemine dayalı parayla başka devletler üzerine tahakküm kurmak mümkün
olmadığından sömürgeci devlet ABD 1971 yılından sonra doların altına konvertibl
olmasını kaldırdığını açıklamış ve kendi parası üzerinden başka devletler
üzerine hakimiyet kurmayı hedeflemiştir. Evet, insanlığın ortak parası ve
değeri olan altın sistemi tüm dünyada tatbik edilirken İslâm gelip bu ortak
değeri ikrar etmiş, kabul etmiş hatta vacip kılmıştır. Bu sistemi İslâm’ın
ikrar etmesinden sonra da yine asırlarca uygulanmış ancak taşıdığı dünya
görüşüyle dünyaya liderlik edemeyen ABD bu sistemi değiştirerek liderliğini
dünyaya dayatmıştır. Şu anda neredeyse tüm dünyada altına çevrilebilir para
sisteminin yerini hiçbir ayni değeri olmayan kâğıt parçaları almıştır. Bu da
paranın devletin gücü ve politikasına göre değişken değere sahip olmasına ve
güçsüz devletlerin parasının pul olmasına sebep olmaktadır. Ayrıca güçlü
devletler dahil bu yanlış para sistemi ve para politikasından dolayı finansal,
iktisadi ve mali krizlerin yaşanması cabası. Para politikası devalüasyon,
enflasyon ve cari açığa da ciddi derecede etki etmektedir. Tabii ki bu
sıkıntılara en çok maruz kalıp zarar görenler genelde en çok halk tabakasıdır.
Lider, politikacı ve sermayedarlar kendi parasına güvenmeyip akıbetlerini
teminat altına almak için servetlerini döviz olarak İsviçre bankalarında
bulundurduğundan halkın ihtiyaç ve sıkıntılarından gafil, halka yabancı kimselerdir.
Ezcümle, mevcut
para sistemi İslâm’ın para sistemi ile değiştirilmediği sürece paramızın
dünyadaki paralara denk, güçlü ve güvenilir olması mümkün değildir. Bunun
sıkıntısını da hokkabaz siyasetçiler, gözü doymaz kapitalistler ve rüşvetçi
bürokratlar değil maalesef halkımız çekmektedir. Bu karşılıksız kâğıt para
sistemi kokuşmuş kapitalist iktisat nizamıyla birlikte var oldukça gelir
dağılımında adaleti sağlamak mümkün değildir. İslâm’ın iktisat nizamını ise
ancak İslâm Hilâfet Devleti uygulayabilir. Zira o, kendi cebini, koltuğunu ve
efendilerini değil; tebaasını ve tebaasına hizmet ederek Allah’ı razı etmeyi
düşünen bir halife ile yönetilir.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış