İnsanı
en mükemmel şekilde kuşatan, içgüdülerini ve uzvi ihtiyaçlarını en uygun
şekilde düzene koyan, insanın karşılaştığı tüm sorunlara ve zorluklara en
isabetli çözümleri getiren bir şeriat... İşte İslâm budur! Yaratıcının kulları
için razı olduğu ve kullarının Rablerini razı edeceği tek din... Nevi içgüdüsü
ve insan nevini korumak, diğer içgüdüler gibi İslâm’ın mükemmel bir şekilde ele
aldığı konulardan biridir. İslâm, bunun doyumu için şer’î bir yol belirlemiş ve
bu amaçla eşler arasındaki özel ilişkiyi, sapasağlam bir bağ olarak evlilik ile
düzenlemiştir. Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:
وَكَيْفَ تَأْخُذُونَهُ
وَقَدْ أَفْضَى بَعْضُكُمْ إِلَى بَعْضٍ وَأَخَذْنَ مِنكُم مِّيثَاقًا غَلِيظًا
“Vaktiyle
siz birbirinizle haşir-neşir olduğunuz ve onlar (nikâhlanırken) sizden sağlam
bir teminat almış olduğu hâlde onu nasıl geri alırsınız!”[1]
Allah’a
iman eden herkesin uyması gereken bu bağ, nevi içgüdüsünü doyuran çözümlerden
biridir. Bunun için İslâm, iyi bir eş seçimi yapmayı ve temiz insanların, temiz
insanlar için olmasını vacip kılmıştır ki, bu birliktelik yaşamları boyunca hep
güçlü ve sağlam kalsın:
وَالطَّيِّبُونَ لِلطَّيِّبَاتِ
“Temiz
erkekler de temiz kadınlara yaraşır.”[2]
Ancak…
İnsanlar eş seçiminde hata edebilir. Karakterleri ve çıkarlarındaki farklılıklar
veya aralarındaki uyumsuzluk ve sevgisizlik yüzünden araları bozulabilir. Evlilik
hayatı sürdürülemez hâle gelip. Yaşamları cehenneme dönebilir, dayanılmaz ve
katlanılmaz bir durum oluşabilir, hiçbir çözüm bulunmayabilir. Nihayet
kaçınılmaz çare gündeme gelebilir: Boşanma! Evet, İslâm boşanmayı -hoş
karşılanmasa da- meşru kılmış olmakla birlikte bunu, eşler arasında uyumsuzluk
olduğu ve evlilik hayatının sürdürülemez hâle geldiği kaçınılmaz bazı durumlar
için bir çözüm olarak görmüştür.
Bu
sayede sürdürülemez bir evlilik ilişkisinin başkaları ve toplum üzerinde yıkıcı
olabilen etkilerini bertaraf etmiş, evlilik ilişkisinin kirlenmesini veya
lekelenmesini önlemiş, eşler arasındaki uyumsuzluk ve anlaşmazlık sebebiyle bu
sağlam bağın zarar görmesini engellemiştir. Zira Allahu Teâlâ, yarattığı
kulları ve yapılarını en iyi bilendir. Eşler arasındaki bu bağı helal kılarak
onları koruma altına almış, bu bağın kirlenmesini ve Rablerinin öfkesine maruz
kalmalarını önlemek üzere de bu tedbiri koymuştur.
İslâm,
kadının mihir hakkını daha evliliğe ilk adımını atarken vermiştir. Bu nedenle
erkek, gerekirse gücünün üstünde bir mihri gönül rızasıyla eşine vermeyi kabul
ederken, kadın ise gerekirse bu talebinden yine gönül rızasıyla
vazgeçebilmektedir. Kapitalist sitemlerde ise nafaka vardır. Eşler, nafaka
almak ya da vermemek için her türlü hile ve düşmanlığı yapabilmektedir. Kadın,
eski kocasından daha fazla nafaka alabilmek için uğraşırken, koca ise vermemek
için birçok hileye başvurabilmektedir. Görüldüğü üzere birisi daha evlenirken
kadının hakkını fazlasıyla vermek için bir ortam oluşturmakta, diğeri ise boşanırken
bile bu hakkı vermekte, aynı zamanda da kin ve nefret tohumları saçmaktadır.
Hristiyanlıkta
ise boşanma kabul edilemez görülerek eşlerin boşanmasına izin verilmemiştir.
Zira onlara göre evlilik kutsal bir bağdır ve erkeğin hayatı boyunca tek bir
eşi olmalıdır. Eşler kutsal evlilik hayatlarında birbirlerinden emin olmalıdır.
Böylece genel bir kural olarak prensipte boşanmayı reddetmiştir. Ancak eşlerin
geçimsizliği ve evlilik hayatının sürdürülemez hâle geldiği durumlarla
karşılaşmışlar, boşanma engelinden ötürü farklı yollara başvurmuşlar, eşler
arzu ve ihtiyaçlarını gayrimeşru yollardan gidermeye yönelmişler, böylece
toplumda evlilik dışı ilişkiler hızla yayılmış, aile bağları sarsılmış, toplum
ifsat olmaya başlamıştır. Kilisenin öncelikli referansı olan İncil’in pek çok
yerinde şöyle geçmektedir: “Karısını cinsel ahlaksızlıktan başka bir sebeple
boşayıp başkası ile evlenen, zina etmiş olur. Boşanmış kadınla evlenen de zina
etmiş olur.” Buna rağmen, sıkıntılı evlilik ilişkilerinde karşılaştıkları
bu zorluklar konusunda yeni mevzuat ve içtihatlar çıkarmak zorunda kalıp
boşanmayı kabul edilebilir hâle getirmişlerdir. Bunun için eşlerden birinin
zina suçunu işlemesi, evliliğin kutsallığının çiğnenmesi, eşlerden birinin
delirmesi veya ileride evlilik hayatı ve çocuklar için risk teşkil edecek
şekilde şiddetli ve kronik psikolojik sorunlar yaşaması ya da eşinin izni veya
bilgisi olmaksızın üç yıl veya daha uzun süreliğine evi terk etmesi, rızası ve
onayı olmadan eşlerden birinin evliliğe zorlanmış olması gibi birtakım
gerekçeler belirlemişlerdir.
Evliliği
sürdürülmesi ve asla koparılmaması gereken kutsal bir bağ olarak tanımlayan
kilisenin bu tavrına rağmen, pek çok ailenin maruz kaldığı ve evlilik hayatının
sürdürülemez hâle geldiği sıkıntılar karşısında belirli durumlar için boşanmaya
izin vermek zorunda kalarak kutsal kitaplarını çiğnemişlerdir.
Bir
başka yaklaşım da özgürlük ve feminizm yanlılarının, evlilik dışı ilişkiler
içinde dileyenin dilediği gibi yaşaması çağrısıdır. Böyle bir yaklaşımın,
toplumun çekirdeği olan aile kurumunu zayıflatmak ve yıkmak amaçlı olduğunda
kuşku yoktur zaten.
Tam
da burada Türkiye’deki evlilik oranlarındaki azalma, boşanma oranlarındaki
ciddi artış dikkat çekmektedir. Medya takip kurumu Ajans Press’in 2008-2017
yılları arasındaki evlenme ve boşanma istatistiklerini Türkiye İstatistik
Kurumu (TÜİK) ve medya yansımalarından derlediği bilgilere göre son 10 yıl
içerisinde Türkiye’de evlenen çift sayısı azalırken, boşanan çift sayısının
yüzde 29 artış göstermiştir. 2008 yılında 641 bin 973 kişi dünya evine
girerken, bu rakam 2017 yılında 596 bin 459 olarak belirlendi. Buna karşın 2008
yılında 99 bin 663 olan boşanma sayısı 2017 yılında ise 128 bin 411 oluyor.
Böylelikle son 10 yılda evlenen çift sayısı 6 milyon 6 bin 732 olurken, boşanan
çift sayısı 1 milyon 218 bin 458 olarak kaydediliyor.
Feminist
varoluşçu bir yazar olan Simone de Beauvoir evlilik için “Evlilik bir kadın
için ümitlerini ve hayallerini yok eden müebbet hapistir.” der ve evliliği
yok edilmesi ve ortadan kaldırılması gereken kadını aşağılayıcı bir kurum
olarak tanımlar. Feminist felsefe, hemcins veya karşıt cins iki birey arasında
herhangi bir zamanda birleşme ve ayrılma özgürlüğüne çağırır. Kuşkusuz bu
yaklaşım, aileyi ve toplumu tümüyle yıkmaya, soy bağını karıştırmaya,
ahlaksızlık ve fitne saçmaya yönelik iğrenç bir hayat profili öngörmektedir.
İnsanı,
hayatı ve kâinatı yaratan Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın katındaki tek din
olan İslâm, insanın yaşamını en mükemmel şekilde düzenlemiştir. Zira bu din,
insanı yaratanın katındandır. İnsanı, onu yaratandan daha iyi kim bilebilir,
selim fıtrata uygun bir hayatı kim düzenleyebilir ki? Allah Subhanehû ve Teâlâ içgüdülerini doğru bir
şekilde doyurmaları, çoğalmaları, türlerini sürdürmeleri, bu hayatta insanca
yaşayabilmeleri için insanoğluna evlilik emretmiş ve evlilik sürecini başından
sonuna kadar mükemmel bir şekilde düzenlemiştir. Ancak kimi zaman evlilik
ilişkisi güzelliğini kaybettiren etkilere maruz kalabilir. Şeytan da eşler
arasını ayırmak için çaba harcayarak kendini mutlu etmeye çalışır. Nitekim Rasulullah
SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
إِنَّ إِبْلِيسَ يَضَعُ
عَرْشَهُ عَلَى الْمَاءِ ثُمَّ يَبْعَثُ سَرَايَاهُ فَأَدْنَاهُمْ مِنْهُ
مَنْزِلَةً أَعْظَمُهُمْ فِتْنَةً يَجِيءُ أَحَدُهُمْ فَيَقُولُ فَعَلْتُ كَذَا
وَكَذَا فَيَقُولُ مَا صَنَعْتَ شَيْئًا قَالَ ثُمَّ يَجِيءُ أَحَدُهُمْ فَيَقُولُ
مَا تَرَكْتُهُ حَتَّى فَرَّقْتُ بَيْنَهُ وَبَيْنَ امْرَأَتِهِ قَالَ فَيُدْنِيهِ
مِنْهُ وَيَقُولُ نِعْمَ أَنْتَ
“İblis
tahtını su üzerine kurar. Sonra grup grup askerlerini gönderir. Askerlerinin
derece ve makamca kendine en yakını fitnesi en büyük olanıdır. (Şeytanın) askerlerinin
biri gelir ve ‘Şöyle şöyle işler yaptım.’ der. İblis ona ‘Sen hiçbir şey
yapmadın!’ der. Sonra onlardan başka biri gelir ve ‘Kendisiyle karısının
arasını iyice ayırıncaya kadar insanı bırakmadım!’ der. Bunun üzerine İblis onu
kendisine yaklaştırır ve sen ne iyisin der.”[3]
İşte bu şeytanın işlerinden biridir. Allah Subhanehû ve Teâlâ hoş
görmese de boşanmayı helal kılmıştır. Ancak tüm çabalara rağmen eşler
arasındaki sorunlar ve anlaşmazlıklar çözülmez hâle geldiğinde ve evlilik
hayatı sürdürülemez olduğunda boşanma başvurulabilecek helal bir çözümdür.
Çünkü artık eşler arasındaki evlilik kötüye gitmiş, tehlikeli bir hâl almıştır.
İşte
İslâm, toplumları her tür şaibeden, ifsat edici düşüncelerden ve yanlış
ilişkilerden arındırmak, düşünceleri ve ilişkileri temizlemek ve netleştirmek
üzere gelmiş, bunlarla ilgili tüm hususları apaçık ve belirgin hâle
getirmiştir. İslâm’ın mefhumları ve çözümleri bağlamında sürdürülemez olduğu
durumda evlilik ilişkisine getirdiği bu çözüm, oluşabilecek sorunların ortadan
kaldırılması içindir. Zira bu ilişki artık arılığını, temizliğini, merhametini,
sevgisini ve amaçlarını kaybetmiş ve hoş olmayan, rahatsız edici bir yolla da
olsa çözüme kavuşturulması gerekmiştir.
Allah
Subhanehû ve Teâlâ bu mesele için başlı başına bir sure tahsis etmiştir:
Talak Suresi. Ayrıca Bakara Suresi’nde de uzunca bahsetmiş, insanlar için
hükümlerini beyan edip yaşamlarını Rablerinin arzuladığı gibi düzenlemelerini
emretmiştir. Böylece toplumu ve aileyi olası tehlikeler, sarsıntılar ve
yıkımlara karşı koruma altına almıştır. İşte bu muazzam dinin getirdiği
çözümler toplumsal varlığı kötülüklerden uzaklaştırıp ayakta tutan dayanakları
güçlendirmiştir.
Maruz
kaldığımız kötülük veya şer her ne olursa olsun İslâm’da, verdiği hükümde ve bu
hükümlerin sonuçlarında herkes için hayır vardır. Ancak kimi zaman biz bu hayrı
bilemeyiz, göremeyiz.
وَعَسَىٰ أَن
تَكْرَهُوا شَيْئًا وَهُوَ
خَيْرٌ لَّكُمْ وَعَسَىٰ
أَن تُحِبُّوا شَيْئًا
وَهُوَ شَرٌّ لَّكُمْ
وَاللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ
لَا تَعْلَمُونَ
“Hoşunuza
gitmediği hâlde savaş size farz kılındı. Sizin için daha hayırlı olduğu hâlde
bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu hâlde bir şeyi
sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”[4]
Boşanma
her ne kadar birtakım kötü, trajik, rahatsız edici ve hoş olmayan sonuçları
olsa da, evlilik hayatının tüm çabalara rağmen sürdürülemez hâle geldiği,
kötülük ve mefsedete yol açan bir cehenneme dönüştüğü durumlarda gerek eşler,
çocuklar ve aileler için gerekse toplum için Allah’ın izniyle hayırdır. Böylesi
durumlarda ayrılmaları birlikte olmalarından daha hayırlıdır.
Evlilik
sapasağlam bir bağdır ve İslâm evlilik için eşlerin karşılaşabileceği zorluklar
ve sıkıntılar karşısında sağlam durabileceği güçlü ve sabit dayanaklar, çözüm
getiren hükümler belirlemiştir. Böylece evliliğin Allah için sevgi ve merhameti,
O’nu razı etmek için birlikte çalışmayı ve Müslüman bir nesil inşa etmeyi,
güçlü, sağlam ve dayanışma içinde bir toplum sağlamayı esas edinmiştir.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış