SALİH BİR KOCA: RASULULLAH SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM

Nida Kurtuluş

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ ف۪ي رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ

“Andolsun ki, Rasulullah, sizin için, güzel bir örnektir.”[1]

İslâm, Müslüman ailenin bina edilmesine büyük bir önem vermiş ve bu ilişkiyi Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın rızası, habibi Muhammed Mustafa SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Sünneti’ne tâbi olmakla irtibatlandırmıştır. Müslüman ailenin meyvesi ise İslâm'a göre yaşayan insanlardır. Bu ilişkiler takva ve şer’î hükümler üzerine oturtulduğu zaman meyveleri son derece faydalı, bunun sonucu olarak da toplum kuvvetli ve birbirine bağlı olur.

Nebevi şerife ait olan siret, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in hanımlarına karşı nasıl tavır takındığına dair bize çok sayıda tabloyu aktarmaktadır. Hanımlarına karşı sevgi, merhamet ve vefa ile muamele ediyordu. Oysa günümüzde bizler evlilik ilişkilerinin birçoğunu kaybetmiş bir hâldeyiz. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Sünneti basit işlerle de olsa hanımlarını mutlu etmek için neler yaptığını, onların kalplerini sevinçle doldurduğunu göstermektedir. İşte bu nedenledir ki Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in evi sevgi ve samimiyetle doluydu.

İşte vefalı sabırlı müminlerin annesi Hatice RadiyAllahu Anhâ.  Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem sadece hayatta iken değil ölümünden sonra dahi ona karşı vefanın en üstün türlerini gösterdi. O daima onun işlerini, ahlakını, günlerini Allah’a vermiş olduğu sözleri zikrederdi. Vefatı nedeniyle ondan ayrıldığı için büyük bir üzüntü duymuştu. Hatta vefatından sonra dahi Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem vefa ile ona olan sevgisini açıkça dile getiriyordu. Efendimiz Hatice RadiyAllahu Anhâ hakkında şöyle diyordu:

إِنِّي قَدْ رُزِقْتُ حُبَّهَا

Onun sevgisi ile rızıklandım.”[2] Bu nedenle Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem sevgisini hanımlarına açık etmekten çekinmiyordu. Amr b. Âs RadiyAllahu Anh: “Ey Allah’ın Rasulü, insanlardan hangisi sana daha sevimlidir?” diye sorduğunda: “Hatice!” cevabını vermiş ve böylece ölümünden sonra da ona olan sadakatini ifade etmiştir. Nasıl olmasın ki?  Hatice RadiyAllahu Anhâ O’nu tercih etmiş ve O’nu istemiştir. O’nu ilk tasdik eden ve iman eden kimse olmuştur. O’nun günlünü sebatlı hâle getirmiş ve kararlılığını kuvvetlendirmiştir. Üzüntü ve sıkıntılarında O’na şifa olmuştur. Malı ile O’na destek olmuş ve sevgisi ile O’nu teselli etmiştir. O’na çocuklar vermiş ve O’nun ahdini korumuştur. Evini ve çocuklarını korumuştur. İşte bu nitelikleriyle o bu büyük vefaya ve şu övgüye mazhar olmuştur.

بَشِّرُوا خَدِيجَةَ بِبَيْتٍ مِنْ الْجَنَّةِ مِنْ قَصَبٍ لَا صَخَبَ فِيهِ وَلَا نَصَبَ

“Hatice’ye içine ne gürültü ve patırtı ne de yorgunluk bulunmayan cevher (inci, mercan, yakut) kamışlarından bir köşk müjdeleyin!”[3] Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem onun vefasına ondan daha büyük bir vefa ile karşılık vermiştir ki bu büyük vefa, Muhammed Mustafa SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i örnek alan herkesin takip etmesi gereken bir tavırdır.

Tabiatı itibariyle kadın, kendisine sevgi gösteren kimseyi sever. Sevgili Peygamberimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem bu hususta oldukça zeki ve anlayışlı birisi olup hanımlarıyla ilişkilerinde bunu gözetmiştir. O, Âişe RadiyAllahu Anhâ’nın gönlünü alıyor ve ona şöyle diyordu:

يَا عَائِشُ هَذَا جِبْرِيلُ يَقْرَأُ عَلَيْكِ السَّلَامَ

Ey Âişe! Ey Âişe! Bu Cebrail’dir ve sana selam söylüyor.”[4] Yine onun hakkında şöyle diyordu:

  يَا حُمَيْرَاءُ

“Ey Humeyra!” Humeyra kelimesi “hamra” kelimesinin tasğir kalıbıdır. Bununla yüzünün kırmızılığıyla birlikte beyaza çalan kadın kastedilir.

Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in hanımlarına karşı sevgisini ortaya koyan fiillerinden birisi de onların içtiği yerden içmesi ve yedikleri yerden yemesidir. Müminlerin annesi Âişe RadiyAllahu Anhâ şöyle diyor:

كُنْتُ أَشْرَبُ وَأَنَا حَائِضٌ وَأُنَاوِلُهُ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَيَضَعُ فَاهُ عَلَى مَوْضِعِ فِيَّ فَيَشْرَبُ وَأَتَعَرَّقُ الْعَرْقَ وَأَنَا حَائِضٌ وَأُنَاوِلُهُ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَيَضَعُ فَاهُ عَلَى مَوْضِعِ فِيَّ

“Hayızlı olduğum günlerde su içtiğim kabı Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e verirdim o da benim içtiğim yerden içerdi. Yine hayızlı iken yediğim et parçasını sofraya bırakınca o eti alır, benim ısırdığım yerden yerdi.”[5]

Taşımış olduğu sorumluluklara ve zorluklara rağmen Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şiddet ve savaş zamanlarında dahi hanımlarına karşı sevgi ve lütuf ile davranmayı unutmazdı. Enes RadiyAllahu Anh’dan şöyle rivayet edildi:

خَرَجْنَا إِلَى الْمَدِينَةِ فَرَأَيْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يُحَوِّي لَهَا وَرَاءَهُ بِعَبَاءَةٍ ثُمَّ يَجْلِسُ عِنْدَ بَعِيرِهِ فَيَضَعُ رُكْبَتَهُ وَتَضَعُ صَفِيَّةُ رِجْلَهَا عَلَى رُكْبَتِهِ حَتَّى تَرْكَبَ

“Hayber’den Medine’ye doğru yola çıktığımızda Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i şöyle gördüm. Arkasında Safiyye için bir aba hazırlamıştı. Sonra devesinin yanında durdu ve dizine koydu. Safiyye de deveye binmek için Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in dizine ayağını koydu.”[6]

Üzüldüğü zaman onun hatırasını tatlılaştırırdı. Safiyye RadiyAllahu Anhâ Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte yolcuğa çıktı. O gün onun günü idi. Ancak yolculukta yavaş kaldı. Bunun üzerine Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ağlamakta olduğu hâlde onu karşıladığında şöyle diyordu: “Beni yavaş bir deveye bindirdin.” Bunun üzerine Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem elleriyle gözyaşlarını siliyor ve onu sakinleştiriyordu.

O’nun hanımlarına karşı şefkati son derece ileri düzeyde idi. Nitekim hanımlarını taşıyan develere öncülük eden kimseyi bu konuda uyarmıştır. Enes RadiyAllahu Anh’dan:

كَانَ فِي سَفَرٍ وَكَانَ غُلَامٌ يَحْدُو بِهِنَّ يُقَالُ لَهُ أَنْجَشَةُ فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ رُوَيْدَكَ يَا أَنْجَشَةُ سَوْقَكَ بِالْقَوَارِيرِ

“Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem bir yolculukta idi. Enceşe adındaki kölesi müminlerin annesi ve Ümmü Süleym’in de içinde bulunduğu develeri hızlı bir şekilde sevk ediyordu. Bunun üzerine Nebi sav ona: Yavaş ol ey Enceşe. Sen narinleri (hanımları) sevk ediyorsun.”

Geceleyin ailesinin yanına girdiği zaman onlara selam verir, uyuyanı uyandırmaz, uyanık olanı dinlerdi. Yolculuktan dönüşünde adamın beklenmedik bir anda hanımının yanına varmasından hoşlanmazdı. Bilakis bir başkası aracılığıyla haber ulaştırmasını isterdi.

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem hanımlarıyla şakalaşmayı ve onları eğlendirmeyi unutmazdı. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem hakkındaki bir soruya Aişe RadiyAllahu Anhâ şöyle cevap verdi: “Tebessüm ederek ve gülerek girerdi.” Mescitteki Habeşlilerin mızrakla nasıl oynadıklarını seyretmesi için Âişe RadiyAllahu Anhâ’yı çağırmıştı. Şöyle rivayet edilir:

“Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem bir gürültü ve çocuk sesleri duydu. Hemen kalkıp baktığında Habeşlilerin oynadıklarını çocukların da etrafında onları seyrettiklerini gördü. Bunun üzerine: Ey Âişe gel ve bak, dedi. Âişe geldi ve çenesini Rasulullah’ın omuzuna koydu. Başı ile omuzu arasından oynayanları seyretmeye başladı. Bir müddet sonra ona: Doymadın mı? Doymadın mı? Âişe RadiyAllahu Anhâ dedi ki: Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem katındaki yerimi görmek için ona, hayır diye cevap verir oldum.”

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem Âişe RadiyAllahu Anhâ ile yarış yapar ve onun kendisini geçmesini isterdi. Bir başka sefer de onunla yarışıp onu geçmiş ve sonra da “İşte bu sana yeter!” demiştir.

Âişe RadiyAllahu Anhâ Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in kendisine şöyle dediğini rivayet etti:

إِنِّي لَأَعْلَمُ إِذَا كُنْتِ عَنِّي رَاضِيَةً وَإِذَا كُنْتِ عَلَيَّ غَضْبَى قَالَتْ فَقُلْتُ مِنْ أَيْنَ تَعْرِفُ ذَلِكَ؟ فَقَالَ أَمَّا إِذَا كُنْتِ عَنِّي رَاضِيَةً فَإِنَّكِ تَقُولِينَ لَا وَرَبِّ مُحَمَّدٍ وَإِذَا كُنْتِ عَلَيَّ غَضْبَى قُلْتِ لَا وَرَبِّ إِبْرَاهِيمَ، قَالَتْ قُلْتُ أَجَلْ ـ أي هذا الأمر صحيحٌ ـ وَاللَّهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ، مَا أَهْجُرُ إِلَّا اسْمَكَ

“Benden razı olduğunda da bana kızgın olduğunda da bilirdim. (Âişe dedi ki)Dedim ki: Sen bunu nereden biliyordun? Buyurdu ki: Benden razı olduğun zaman sen ‘Hayır Muhammed’in Rabbi hakkı için!’ dersin. Bana kızgın olduğunda ise ‘Hayır, İbrahim’in Rabbi hakkı için!’ dersin. (Âişe dedi ki) Dedim ki: Evet, bu doğrudur. Allah’a yemin olsun ki ey Allah’ın Rasulü ismin dışında ben seni asla terk etmedim.”

Bir gün Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem Âişe RadiyAllahu Anhâ’ya kızdı ve ona:

“Aramızda Ebu Ubeyde’nin hüküm vermesini ister misin? dedi. Dedim ki: Hayır, bu adam kesinlikle senin aleyhine hüküm vermez. Peki, Ömer’in hüküm vermesini ister misin? Dedim ki: Hayır, ben Ömer’den korkarım. Buyurdu ki: Ebu Bekir’in hüküm vermesine razı olur musun? Dedim ki: Evet. Ebu Bekir geldi ve Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem aralarında hüküm vermesini istedi. Bunun üzerine Ebu Bekir dehşete kapıldı ve dedi ki: Ben mi ey Allah’ın Rasulü? Daha sonra Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem aralarındaki ihtilaf konusunu anlatmaya başlayınca Âişe sözünü keserek: Ey Allah’ın Rasulü hak olanı söyle, dedi. Bunun üzerine Ebu Bekir yüzüne vurdu ve burnu kanadı. Rasulullah hak olanı söylemezse kim söyler? Bu durum Rasulullah’ın hoşuna gitmedi ve buyurdu ki: Ben bunu istememiştim. Kalktı onun yüzündeki ve elbisesindeki kanı eliyle yıkadı.”

Bir hanımı kızdığı zaman elini onun omuzuna koyar ve: “Allah’ım! Onun günahını bağışla ve kalbindeki öfkeyi gider. Onu fitneden koru!” derdi. Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem tertemiz eliyle onların hiçbirisine vurmamıştır. Âişe RadiyAllahu Anhâ şöyle dedi:

“Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem eliyle hiçbir kadınına da hizmetçisine de asla vurmamıştır.”

Aynı şekilde Sahabe ve selef evlilik hayatının görülüp gözetilmesi, ıslahı meselesinde övgü dolu bir geçmişe sahiptirler. İşte Ömer Bin Hattab RadiyAllahu Anh bir gün hanımına öfkelenmiş hanımı da ona karşılık verince Ömer onun bu tavrından hoşlanmamıştı. Bunun üzerine hanımı ona:

“Neden benim sana karşılık vermemden hoşlanmıyorsun. Allah’a yemin olsun ki Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in hanımları O’na karşılık veriyorlar ve onlardan birisi O’nu geceye kadar yalnız bırakıyor. Bunun üzerine Ömer bu hususla ilgili olarak kızı Hafsa’yı ziyarete giderek şöyle dedi: Ey Hafsa. Sizlerden birisi Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i öfkelendiriyor ve geceye kadar öfkeli kalmasına neden mi oluyor? Yani O’nun yanında olmayan bir şeyi harcamasını istediğin zaman belki de öfkelenmiş ve geceye kadar da konuşmamıştır. Hafsa dedi ki: Evet, bu böyle oluyor. Dedim ki: Şüphesiz ki sen zarar etmiş ve perişan olmuşsundur. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in öfkelenmesi nedeniyle Allah’ın öfkelenmeyeceğinden ve helak olmayacağından emin mi oldun?”

Yine karı koca arasındaki işlerin düzeltilmesinde Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in büyük gayretleri vardı. Ali RadiyAllahu Anh ile hanımı ve Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in kızı Fatıma RadiyAllahu Anhâ arasında olduğu gibi. Onlar yeryüzünün en değerli kocalarından ve hanımlarından idiler. Biri Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in kızı ve cennet ehli kadınlarının efendisidir. Diğeri ise amcasının oğlu, raşid halifelerin dördüncüsü, cennet ehli gençlerin efendisi Hasan ve Hüseyin’in babasıdır. Buna rağmen onların hayatı birtakım sorunlardan uzak mıydı? Hayır, asla böyle değildi. Sehl b. Sa’d’dan yapılan rivayet şöyledir:

“Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem kızı Fatıma’nın evine geldi ve Ali’yi evde bulamadı. Zira kaylule vakti olan bu saatte onun evde bulunması gerekirdi. Kocanın o saatte evde bulunmaması hoş olmayan bir şeyin yaşandığını göstermekteydi. Bu nedenle Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem ona: Kocan nerede, demedi: Amcanın oğlu nerede? dedi. Çünkü hoş olmayan bir şeyler yaşandığını hissetmiş, kalplerinin birbirine ısınması için Fatıma ile kocası arasında yakınlığa dikkatini çekmek istemişti. Çözüme başlangıç yapmak için yakınına, kocasına, amcasının oğluna iltifat etmekle başlamıştır. Bu soru karşısında Fatıma şöyle dedi: Onunla benim aramda bir şeyler yaşandı, bana kızdı çıktı ve yanımda kaylule yapmadı.”

Peki, Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem kocası hakkında ne yaptı? Kızını alıp evine mi götürdü? Başını alıp gittiyse bize gelir ve özür diler, kızımıza karşı yanlış yaptı mı dedi? Kocasının izni olmadan kızını mı aldı? Olumsuz bir tavır takınıp “Aralarında olanlar olmuş!” mu dedi? Hayır, bunların hiçbirisini yapmadı. Ancak işi önemsedi ve düzeltmeye çalıştı. Kızını evlendirdikten sonra dahi kızın babasının üzerinde birtakım sorumlulukları bulunduğuna dair kendisinden sonraki babalara değerli bir ders vererek kızlarının maslahatı için çalışması gerektiğini öğretti.

Onun nerede olduğunu soruşturduğunda mescitte uyur hâlde olduğunu öğrendi. Bunun üzerine beşerin Efendisi Fatıma RadiyAllahu Anhâ’nın kocasının gönlünü almak için bizzat kendisi mescide geldi. Bu esnada Ali RadiyAllahu Anh uzanmış yatıyordu. Üzerindeki örtü düşmüş ve vücuduna toprak bulanmıştı. Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem onun üzerindeki toprakları silmeye başladı. Sadece bu silme olayının bile birçok anlamı ve büyük etkileri vardır. Ona şöyle dedi:

“Kalk toprağın babası. Kalk toprağın babası.”

Bu künye Ali RadiyAllahu Anh için en sevimli künye oldu. Böylelikle onun ile Fatıma RadiyAllahu Anhumâ arasındaki durumu düzeltti.

Aynı şekilde sevgili Peygamberimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem hizmetçi hususunda şikâyetçi olan Fatıma RadiyAllahu Anhâ ile Ali RadiyAllahu Anh arasında hüküm vermiştir. İbnu Habîb “el-Vâdıhâ”da şöyle diyor:

“Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem Fatıma hakkında gizli hizmet yani ev işleri, Ali hakkında da açık hizmet hakkında hüküm verdi.” Daha sonra İbnu Habîb şöyle diyor: “Gizli olan hizmet, hamur yoğurmak, yemek pişirmek, yatak, temizlik, su temin etmek gibi ev işlerinin tümünü demektir.”

Zaman zaman fazilet ehlinde zaman zaman da fertler ve aileler arasında meydana gelen birtakım hususlar insan tabiatından olan hususlardır. Ancak bizimle Sahabe RadiyAllahu Anhum arasındaki fark şudur: Onlar nezdindeki sorunlar hızlı bir şekilde çözüme kavuşuyor ve ortadan kalkıyordu. İnat, kibir ve uzun süre uzaklaşma gibi hususlar onlarda yoktu. Bugün ise bu türden sıkıntılar meydana geliyor, çözüm olmadan sorun devam ediyor. Mahkemeler, ortaya dökülen şeyler, haberler ve ağızlara pelesenk olan namuslar toplumda kötü olan hususları göstermektedir.

Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem hayatı itibarıyla tarihte en faziletli koca örnekleriyle doludur. İşlerinin çokluğu ve meşguliyeti, üzerindeki sorumluluğu bakımından hanımlarına haklarını vermesine engel olmamıştır. Oysa o bir taraftan devlet başkanı, davet tebliğcisi, ordu komutanı ve insanların öğreticisi idi. Ancak bu işlerin tümü, günümüz Müslümanlarının birçoğunun hâlinde olduğu gibi işlerinin çokluğu ve sayısız gerekçelere bağlı olarak hanımlarının haklarının zayi edilmesine ve kendileri ile hanımları arasında bir soruna neden olmuyordu.

Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem hem erkeklerin hem de hanımların müşterek hakları hakkında hatırlatmalarda bulunmayı alışkanlık hâline getirmişti. Husayn Bin Muhsan RadiyAllahu Anh’dan rivayete göre halası, bir ihtiyacı nedeniyle Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e gelmişti. Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem ihtiyaçlarını sağladıktan sonra ona:

“Senin kocan var mı? diye sorunca o: Evet, dedi. Bunun üzerine ona: Ona nasıl davranmaktasın? deyince o: Çaresiz kalmadıkça onun isteklerini yerine getiriyorum. Buyurdu ki: Onun yanındaki konumuna iyi bak. Çünkü kocan senin hem cennetin hem de ateşindir!”

Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in “Kocan senin hem cennetin hem de ateşindir!” sözü kocaya ait hakkın büyüklüğüne delalet eder. Onu razı etmekle cennete girersin. Kimi zaman da onu öfkelendirmen cehenneme girmene neden olur.

Ümmü Derdâ RadiyAllahu Anhâ kıssasına değinmek istiyoruz: Bu kadın Ebu’d Derdâ RadiyAllahu Anh’ın kendi nefsi için fazlasıyla ibadetle meşgul olup hanımının hakkını ihmal eden kocası hakkında Selman RadiyAllahu Anh’a veciz ifadelerle bir şeyler söylemiştir. Bu nedenle de Selman, (Ebu Derdâ ile Selman, hicret sonrasında Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in kardeş yaptığı kimselerdendi) üzerinde var olan tüm hak ve yükümlülükler hususunda; Allah’ın hakkını, kendi hakkını ve hâlini en veciz bir şekilde ifade eden hanımının hakkı hususunda ona uyarılarda bulunmuştur. Zira Ebu Derdâ RadiyAllahu Anh’ın hanımı Selman RadiyAllahu Anh’a şöyle demişti:

“Kardeşin Ebu Derdâ’nın dünyaya (bir eşe) ihtiyacı kalmadı ki.” Oysa Selman’ın söylediklerini Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem de şu sözüyle tasdik etmiştir:

إنَّ لربِّك عليك حقًّا، ولنفسِك عليك حقًّا، ولأهلِك عليك حقًّا، فأعطِ كل ذي حقٍّ حقَّهُ

“Rabbinin üzerinde hakkı vardır. Nefsinin üzerinde hakkı vardır. Ailenin senin üzerinde hakkı vardır. Hak sahibi olan herkese hakkını ver.” Bu söz hem Ümmü Derdâ hem de ondan sonra gelen her kadın için büyük bir zafer oldu. Her bir kadının gözetilmesi, saygı gösterilmesi ve takdir edilmesi gereken hakları vardır. Kocanın bunları ihmal etmesi bir sorumluluğu gerektirir. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

مَنْ سقى امرأتَهُ الماءَ أُجِرَ

“Her kim hanımına su içirirse sevaplandırılır.” Irbâd dedi ki: Hanımıma su içirdim. Sonra da bu durumu Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e bildirdim. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem de kadın ile erkeğin arasını sevgi bağı ile bağlamak için bu işe teşvikte bulundu.

Böylelikle Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem kocanın bu sevgisini açık etmesini, hanımının kalbini kazanmasını, mutlu ve sevinçli bir atmosferde yaşamasını istemiştir.

Sevgi ve kalbin kazanılması için Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in âdet edindiği şey sadece su içirmek değildir. Sa’d b. Ebi Vakkas RadiyAllahu Anh’ın Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’den rivayetini dinleyelim. Dedi ki:

إِنَّكَ لَنْ تُنْفِقَ نَفَقَةً تَبْتَغِي بِهَا وَجْهَ اللَّهِ إِلَّا أُجِرْتَ عَلَيْهَا حَتَّى مَا تَجْعَلُ فِي فَمِ امْرَأَتِكَ

“Şüphesiz sen, Allah rızasını arayarak yapacağın her bir harcamadan dolayı muhakkak ecre nail olacaksın hatta eşinin ağzına verdiğin lokmaya kadar.”

Yemek sofrasında bulunan karı kocadan birinin diğerine yemek yedirdiğindeki mutluluğu bir düşünün.

İlişkilerin güzelleştirilmesi için gayret göstermekte, ıslah meselesinde önemli vesilelerden birisi de sabrı tavsiye etmektir. Tıpkı Ebu Bekir RadiyAllahu Anh’ın kızı Esma’ya tavsiyesinde olduğu gibi:

لَا يَفْرَكْ مُؤْمِنٌ مُؤْمِنَةً إِنْ كَرِهَ مِنْهَا خُلُقًا رَضِيَ مِنْهَا آخَرَ

“Bir Mümin bir mümineye buğzetmesin! Çünkü onun bir huyunu beğenmezse başka bir huyunu beğenir.”[7]

Marufa göre muaşerette bulunmak ondan sadece eziyeti uzaklaştırmak değildir. Tam tersine eziyet ihtimallerini de uzaklaştırmaktır. Öfkelendiğinde de aklı başından gittiğinde de ona karşı yumuşak davranmaktır. Aynı şekilde duygularını takdir etmek ve onda var olan kıskançlığı dikkate almaktır. Erkeğin karısına karşı sabırlı olması cennet kapılarından bir kapıdır. Bu hususla ilgili olarak Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’de bizim için en güzel örnek vardır. Enes b. Malik RadiyAllahu Anh’dan şöyle rivayet edildi:

“Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem hanımlarından birisinin yanında iken müminlerin annelerinden birisi bir çanak içerisinde ona yemek gönderdi. Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in yanında bulunduğu hanımı hizmetçinin eline vurdu. Yemek tası yere düştü ve parçalandı. Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem tasın parçalarını ardından da tasın içinde bulunan yiyeceği toplayarak şöyle dedi: Anneniz kıskandı. Ardından da yanında bulunduğu hanımının hücresinde bulunan bir başka çanağı getirinceye kadar hizmetçiyi bekletti ve kırılan çanağın yerine sağlam çanağı verdi. Kırıkları da çanağın kırıldığı hücrede bıraktı.”

Allah tarafından emredilen güzel muaşeretin bir başka göstergesi de hanımda bulunan kötü meziyetlere bakıldığı gibi iyi meziyetlere de bakılmasıdır. Zira kâmil bir insan yoktur. Kimi kocalar vardır ki sadece kötü yönler üzerinde durur. Fiziki yapısında, ahlakında ve tabiatında bazı kusurlar bulunabilir. Fakat namuslu, iffetli, şerefli, temiz ve itaatkârdır. Bu türden özelliklerini görmezden gelip hatalarını öne çıkartmak hüsnü muaşeret, insaf ve adalet değildir.

Sevgili Peygamberimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem süslenir ve eşleri için koku sürerdi. Hz. Âişe RadiyAllahu Anhâ şöyle diyor:

“Başının saç ayırımındaki kokunun, pırıl pırıl yandığını hâlâ görür gibiyim.”

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem evine girdiği zaman ne ile başlardı diye sorulduğunda şöyle cevap vermiştir:

“Misvak ile. Zira Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem yediği yemeğin kokusunu hanımlarının hissetmesini istemezdi.”

Evlilik hayatında olması gereken hususlardan birisi de hanımı ile oynaşmaktır. Rivayet edildiğine göre Ali b. Ebi Talib RadiyAllahu Anh bir gün hanımı, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in kızı Fatıma’nın yanına girdiğinde misvak ile dişlerini fırçaladığını gördü. Misvağı kıskanmış gibi elinden kaptı ve kızgın bir ifadeyle misvağa bakarak şöyle dedi:

Ey misvak ağacı dişini kökünden söktün

Gizlenmekte olan misvak ağacı seni gördüm

Savaşçı olsaydın elbette seni öldürürdüm

Senden başka hiçbir kimse benden kaçamadı

Bir eş olarak Efendimiz Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem işte budur. Hanımlarına yönelik muamelelerinden ve ahlakından bir kesittir bunlar. Hiç şüphesiz ki eşlerin en faziletlisidir O’dur. Peygamberimizin ve değerli Sahabesi’nin hayatına ait aile saadetinin evlilik hayatının örnekleri bunlardır. Günümüz Müslümanları olarak bizlere düşen görev ise ilk Müslümanların bağlı kaldıkları bu esaslara bağlanmaktır. Onlar bizler için kahramanlar çıkarttılar, İslâm’ı taşıdılar ve sancağını yücelttiler. Allah’ın izniyle Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in ümmeti, Allah ve Rasulü’nün emirlerine bağlanmak suretiyle İslâm'ın izzetini yeniden kazandıracak kahramanlar çıkartacaktır.

Ey Müslümanlar! Sizleri dünyada bununla nimetlenmeye, ahirette de buna göre sevap elde etmeye çağırıyoruz!

Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem ve Ashabı’nın örnek alındığı mutlu, huzurlu ve merhamet dolu bir evlilik hayatına…



[1] Ahzap Suresi 21

[2] Muslim

[3] Buhari

[4] Buhari, Bed'u'l-Halk, isti'zan; Müslim, Fazailu's-Sahabe; Tirmizî Menakıb, isti'zan

[5] Muslim

[6] İbn-i Sa'd Tabakat

[7] Muslim


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz