ÂLİ İMRAN SURESİ 137-143. AYETLER 2. BÖLÜM

Esad Mansur

Doğru şekilde araştırılmış eserlere ve rivayetlere baktığımız zaman Kâfirlerin akıbetinin hep kötü çıktığını görürüz. Firavun ve kavminin akıbetini eserlerden ortaya çıkartabiliriz. Onlar Dünyanın en büyük devleti idiler, Allah’ın RAsulü olan Musa’yı yalanladılar, bu nedenle Allah onları cezalandırdı ve devletlerini yok etti. Keza, Nemrut’un devleti, Semud ve Lut kavmi de yok oldular. Hangi kavim Allah’ın risaletini yalanlamış ise nihayet ceza görmüş ve ortadan kalkmış olduğunu görürüz. Bu bir hakikattir.

Zira “bu (kur’an) insanlar için bir açıklama ve takvalılar için bir hidayet ve bir öğüttür” ayetinde Allah “insanlar” ifadesini kullanarak müslim ve gayrimüslim bütün insanları kastetti. Bütün insanlara her şeyi açıklar ve gerçekleri ortaya çıkartır ki doğruyu öğrensinler, izlesinler ve hiç şaşırmasınlar, eski halkların akıbetlerini görüp bundan ibret ve ders alsınlar, aynı hatalara düşmesinler ve aynı günahları işlemesinler. Yoksa başlarına aynı şey gelir.

Sonra “takvalılar” için bir hidayet ve öğüttür dedi; Kur’an konularla ilgili hükmü açıklarken hidayeti göstermiş, dünya ve ahiretle ilgili doğru fikirleri izah etmiştir. Ancak iman eden ve Allah’tan korkan kimseler öğüt dinlerler, Allah’ın ve Rasulü’nün dediğine uyarlar, bunlara takvalı kimseler denilir. Bu nedenle ayette geçen “bu Kur’an insanlar için bir açıklama” denmesinin manası; her şeyin hakikatini ortaya çıkartır ve eski kavimlerin akıbetlerini de açıklar, demektir. Böylece insanları düşünmeye ve inanmaya çağırır. Ama hidayet ve öğüt sadece takvalılar içindir. Zira kâfirler hidayeti ve öğütü kabul etmezler. Ancak takvalılar hidayeti ve öğütü dinler ve gereğini yaparlar. Böylece bütün insanlara hakikatleri keşfedip göstermemiz gerekir, onları düşünmeye ve İslâm’a inanmaya çağırmalıyız. Ama takvalılara hem bunları gösteririz hem de öğüt veririz; Allah’ı, onunla karşılaşmayı, ahireti ve Cennet’i sevdirir, Cehennem ve azabından onları korkuturuz. Takvalı kimseler bu sözlerden etkilenirler. Kâfirler bunları duyunca takvalılarla alay etmeye başlarlar. Maide 57 ve 58. ayetlerde kâfir ehl-i kitap ve müşriklerin bizim dinimizi alaya aldıklarını ve ezan okuduğumuz zaman da bununla alay ettiklerini Allah bize bildirir ve bu nedenle onları dost edinmemizi yasaklar. Yine Maide Suresi 68. ayette kâfirlerin çoğunun Allah’ın indirdiği ayetleri duyduklarında kâfirliklerinin arttığı ve daha fazla azgın olacakları açıklanır. Bu nedenle kâfirleri ayetlerle hatırlatma onlara yaramaz. Fakat onlara hakikatler gösterilir, düşündürmeye çağırılır ve onlarla aklî delillerle tartışılır. Fakat takvalı kimseler için ayeti veya doğru rivayetle aktarılan hadisi göstermek yeter, hemen Allah’tan korkar ve O’nun emrine uyar.

 Bu nedenle, Allah müminlerin imanlarını tahrik ederek şöyle dedi: “Gevşeklik göstermeyin ve üzüntüye kapılmayın. Eğer gerçek mümin iseniz siz üstünsünüz.” Çünkü kâfirlere karşı onları sebat etmeye çağıracaktır. İşte siz üstünsünüz, çünkü müminsiniz, öyleyse kâfirlere karşı gevşeklik göstermeyin ve başınıza bir musibet gelirse üzülmeyin, zaten kâfirlerin başına da buna benzer musibetler geldi, daha doğrusu onların başına gelen musibetler daha fazladır, öyleyse niye üzülüyorsunuz ey müminler!

Allah Celle Celâlehû başka bir ayette müminlere hitap ederek şöyle dedi:

وَلاَ تَهِنُواْ فِي ابْتِغَاء الْقَوْمِ إِن تَكُونُواْ تَأْلَمُونَ فَإِنَّهُمْ يَأْلَمُونَ كَمَا تَأْلَمونَ وَتَرْجُونَ مِنَ اللّهِ مَا لاَ يَرْجُونَ

“Kâfir bir kavme saldırırken gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı çekiyorsanız onlar da sizin gibi acı çekiyorlar, fakat sizin Allah’tan umduğunuzu onlar ummuyorlar.” (Nisa 104) Bu nedenle kâfirlerle savaşmaktan geri kalmayın. Şu var ki savaşta ve mücadelede önemli olan; sonuna kadar dayanmak ve sebat göstermektir. Kazanan taraf bunu gösterendir. Zira savaşta herkes zarar görüyor ve acı çekiyor ama kâfirler hemen en kısa yolda ve yakın zamanda ve herhangi bir şekilde savaşı kazanıp son vermek isterler. Zira dünyayı seviyorlar, fazla acı çekmek istemezler ölmek de istemezler. Bu nedenle Müslümanları kandırmaya ve aldatmaya başvururlar. Müslümanları kandırmak için pek çok sinsi üslupları kullanırlar ve her türlü yalanı söylemekten çekinmezler. Zira onlar Allah’tan korkmazlar. Bundan dolayı en kötü şeyleri bile yapmaya hazırdırlar.

“Eğer size zarar ve musibet dokunursa karşı taraftaki kavme de zarar ve musibet dokunmuştu” bu ayetin muhatabı Uhud Savaşı’nda Müslümanlara dokunan zarar ve musibetlerle ilgilidir. Müslümanlar başta savaşı kazandılar ve kâfirlerden birçok kimseyi öldürdüler. Sonra kâfirler Müslümanlara dağın arkasından gelip saldırdılar ve onlardan bir kısım Müslümanları öldürebildiler. Bu şekilde Allah müminlerden şehit seçti ve gerçek müminleri ortaya çıkarttı. O savaşta dayananlar ve sebat gösterenler gerçek mümindirler. Münafıklar oradan kaçtılar. Münafıkların büyüğü Abdullah bin Ubey ordunun üçte birini çekip savaş meydanından ayrıldı. Bu şekilde Allah gerçek müminleri ortaya çıkartarak onlardan münafıkları ayırdı.  Müslümanlar o savaşı kaybetmiş sayılırlar. Bu nedenle Allah “günleri değiştiririz” dedi; bir gün sizin aleyhinize olur ki, gerçek müminleri ortaya çıkartsın ve onlardan şehitleri seçsin. Bunda da hayır vardır; gerçek müminler belli olsunlar ve bizden şehit olsunlar. Nitekim Müslümanlar daha önce Bedir Savaşı’nı kazandılar, Uhud Savaşı’nı kaybetmişlerdir. Fakat Bedir’de daha büyük zafer kazandılar ve kâfirlerden birçok kimseyi öldürdüler. Çok esir ve ganimet aldılar. Allah Celle Celâlehû Al-i İmran Suresi 165. ayette buna işaret ederek Müslümanlara şöyle hatırlattı:

  أَوَلَمَّا أَصَابَتْكُمْ مُصِيبَةٌ قَدْ أَصَبْتُمْ مِثْلَيْهَا قُلْتُمْ أَنَّى هَذَا 

“Size musibet dokunduğu zaman bu nereden geldi dediniz, oysa siz düşmanlarınıza iki kat musibet getirdiniz”. Böylece Müslümanlar hala kârlıdırlar.

Nitekim Allah zalimleri sevmez, müminler arasında zalimlerin bulunmasını istemez. Böylece onları müminlerin içlerinden çıkartıp ayırtmak istedi. Kâfirler ve münafıklar zalimlerin ta kendileridir. Çünkü Allah’ı inkâr ederler veya onun ayetlerini ve peygamberini inkâr ederler, böylece en büyük haksızlığı yapmış olurlar ve bu şekilde de zalim olurlar.

Üstelik Allah müminleri imtihan ederek günahlarından temizlemek ve kâfirleri mahvetmek ister. Bu çoğu zaman savaşlarda olur. Kim şehit oluncaya kadar veya başına ne zarar gelirse gelsin savaş meydanında sebat ve sabrı gösterirse imtihanı geçmiş olur. Böylece Allah müminleri savaşla imtihan eder, savaştıkları için kat kat sevap verir ve günahlarını siler. Kendilerine dokunan zararlara karşı üzerlerinden günahlar dökülür, ta ki tüm günahlarından temizleninceye kadar onları imtihan eder ve onlardan da şehitler seçer. Bu şehitler bütün günahlarından arındırılmış olurlar. Bu nedenle musibetlerde müminler için hayır vardır. Hem gerçek müminleri ortaya çıkartır hem de kâfir ve münafık olan zalimleri onların arasından uzaklaştırır ve hem de müminlerin günahlarını üzerlerinden kaldırır ve onlar arasından şehitler seçilir. Her aileden şehit seçilirse, o şehit ailesi için Kıyamet Günü’nde şefaatçi olur. Böylece bütün müminler Allah’ın izniyle Cennet’e girerler.

Zira Allah Celle Celâlehû müminlere imtihandan geçmeden ve acı durumlarla karşılaşmadan Cennet’e giremeyeceklerini bildirdi: “Yoksa Allah içinizden cihad edenleri ve sabredenleri ortaya çıkartmadan Cennet’e gireceğinizi mi zannettiniz?

İşte Allah müminlere bu bildiriyi gönderiyor ki; Cennet’e girmek kolay değildir, bir takım imtihanlardan geçeceksiniz, en önemlisi cihaddır. Muhammed Suresi 31. ayette bunun benzerini de getirdi; “Mücahitleri ve sabırlı olanları ortaya çıkarıncaya kadar müminleri elbette imtihan edeceğiz.” demektedir. Bakara Suresi 214. ayette müminlere hitap etti: “Cennet’e gireceğinizi mi zannettiniz?” Bu ayette Allah müminlere diyor ki: daha önceki müminlerin başlarına gelen musibetler başlarınıza gelmeden Cennet’e giremeyeceksiniz. Onlar savaşla ve değişik sıkıntılarla imtihan edildiler, kendilerine çok zararlar dokundu, hatta zelzele edildiler, sarsıldılar. O kadar vahim durum olacak ki Rasul ve onunla birlikte olan müminler Allah’ın zaferi ne zaman gelecektir, diyecek ve bu durumlardan sonra Allah’ın zaferi yakın olacaktır. İşte; müminler şu anda İslâm hâkimiyetini ve Hilâfet’i tesis etmeye çalışırken çektikleri ve gördükleri musibetleri normal görmeliler. Zira bunların hepsi birer imtihandır, müminler sabrederlerse ve mücadeleye dayanırlarsa ve sebat gösterirlerse Allah’ın zaferi yakın olur. Nitekim kâfirler de müminlerin mücadelesinden ve direnişlerinden çok rahatsız ve acı çekiyorlar. Onların isteği Müslümanların mücadelelerinden, cihadlarından vazgeçmeleri ve pes etmeleridir. Bu nedenle mücadele eden Müslümanlara gelin anlaşalım, barışalım, demokratik seçime katılın ve demokratik yönetime de katılın, demokrasi vasıtasıyla İslâm’ı getirebilirsiniz ve buna benzer aldatmaları yapmaya çalışırlar. Onlara uyan Müslümanları harcamaya ve tamamen İslâmî yönetimi tesis etmekten vazgeçirirler, onları gevşetirler ve koltukta oturmayı sevdirirler. Böylece bunlar için koltuk, makam ve mal tatlı olur ki diğer Müslümanları kandırmaya başlarlar. Bu nedenle müminler kâfirlerin böyle hilelerinden sakınmalı ve Rasululah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in metodu üzerinde ölüme kadar sebat göstermelidirler.

Allah Celle Celâlehû müminlerin kendi uğrunda ölümü temenni ettiklerini hatırlatıyor: “Ölümle yüz yüze gelmeden önce onu temenni ediyordunuz. İşte onu karşınızda gördünüz.

Bazı Müslümanlar Uhud meydanında savaştan kaçtılar ve Allah onlara bu hitabı yöneltti. Oysa bunlar daha önce Medine’de kalmayı istemeyip Rasulullah’a bizi dışarıya götür ve kâfirlerle dışarıda savaşmak istiyoruz, diyenlerdi bunlar. Allah uğrunda savaşıp ölümü temenni ettiler. Arkadan düşman gelince ölümü görüp savaştan kaçtılar. Allah onları azarlıyor. Böyle müminler böyle azarlanır. Bununla ilgili Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

لَا تَتَمَنَّوْا لِقَاء الْعَدُوّ، وَاسْأَلُوا اللَّه الْعَافِيَة، فَإِذَا لَقِيتُمُوهُمْ فَاصْبِرُوا، وَاعْلَمُوا أَنَّ الْجَنَّة تَحْت ظِلَال السُّيُوف

“Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin, Allahtan iyi neticeyi isteyin. Eğer düşmanla karşılaşırsanız sabredin. Bilin ki Cennet kılıçların gölgesinde bulunuyor.” (Buhari ve Müslim)

Bu ayet ve bu hadisten çıkan mefhumlar: müminler cihada ve mücadeleye hazır olmalılar, fakat düşmanla karşılaşmayı temenni etmemeliler. Allah’tan zafer istesinler, umulur ki fazla zahmet ve sıkıntı olmadan Allah düşmanı yenilgiye uğratır. Nitekim Allah kâfirleri yok etmeye kadirdir, fakat Allah onları belli zamana kadar geciktiriyor, değişik yollarla yenilgiye uğratabilir ama onlarla müminleri de imtihan etmek istiyor. Böylece savaşı farz kıldı. Daveti yüklenen kimseler de daveti yüklenirken zalim rejimle karşılaşmayı temenni etmesinler ama onunla karşılaşırlarsa sebat göstersinler. İnsanlar arasında mücadelelerini ciddi şekilde sürdürsünler ve Allah’tan zafer istesinler. Cennet’e girmek çok pahalıdır, ucuz değildir. Nitekim orada Müslüman ebediyen yaşayacak ve her tür nimeti elde edecektir. Bu nedenle onu elde etmek için Allah uğrunda her tür fedakârlığı göstermek gerekir.

 Son olarak şu noktaya dikkati çekmek istiyorum: Biz yüzlerce sene üstün olduk ve üstün kaldık, Abbasîlerin döneminde 20 seneye kadar Moğolların ve adından 100 seneye kadar Haçlıların saldırılarına ve işgallerine uğradık ve ondan sonra kurtulduk tekrar en güçlü devlet olduk. Endülüs ve İspanya’yı kaybetsek de aynı senelerde İstanbul’u fethettik ve Viyana’ya kadar fetihleri gerçekleştirdik. Tekrar en güçlü devlet olduk. Osmanlıların son döneminde yine haçlı olan Batılıların saldırıları ve işgalleri ile bir asıra yakın bir süre önce İslâm sistemi olan Hilâfet yıkıldı. Bugüne kadar bu durum devam etmektedir ve bu aleyhimize sayılan bir gündür. Bundan sonra Allah’ın izniyle ve vaadiyle lehimize olan bir gün gelir, galibiyet bizim olur, Hilâfet’i tekrar kurarız ve onu dünyada en büyük devlet haline getiririz ve böylece en güçlü devlete sahip oluruz. Nitekim ümmetin evlatlarının bir kısmı tarafından buna yönelik ciddi çalışmaları vardır. Diğer Müslümanlar bunlara icabet edip bu davetle kaynaşmaya, bu daveti taşıyanlara destek vermeye başladılar. Çok sıkıntılar ve eziyetlerle karşılaşıyorlar. Bundan sonra elbette Allah’ın zaferi yakın olur, az kaldı biraz sabır ve biraz sebatla inşaAllah bakasınsınız ki Allah’ın zaferi şimşek gibi hemen beliriverir.

 


Yorumlar

Yorum Yaz