Doğru şekilde araştırılmış
eserlere ve rivayetlere baktığımız zaman Kâfirlerin akıbetinin hep kötü
çıktığını görürüz. Firavun ve kavminin akıbetini eserlerden ortaya
çıkartabiliriz. Onlar Dünyanın en büyük devleti idiler, Allah’ın RAsulü olan
Musa’yı yalanladılar, bu nedenle Allah onları cezalandırdı ve devletlerini yok
etti. Keza, Nemrut’un devleti, Semud ve Lut kavmi de yok oldular. Hangi kavim
Allah’ın risaletini yalanlamış ise nihayet ceza görmüş ve ortadan kalkmış olduğunu
görürüz. Bu bir hakikattir.
Zira “bu (kur’an)
insanlar için bir açıklama ve takvalılar için bir hidayet ve bir öğüttür” ayetinde
Allah “insanlar” ifadesini kullanarak müslim ve gayrimüslim bütün insanları
kastetti. Bütün insanlara her şeyi açıklar ve gerçekleri ortaya çıkartır ki doğruyu
öğrensinler, izlesinler ve hiç şaşırmasınlar, eski halkların akıbetlerini görüp
bundan ibret ve ders alsınlar, aynı hatalara düşmesinler ve aynı günahları
işlemesinler. Yoksa başlarına aynı şey gelir.
Sonra “takvalılar” için
bir hidayet ve öğüttür dedi; Kur’an konularla ilgili hükmü açıklarken hidayeti
göstermiş, dünya ve ahiretle ilgili doğru fikirleri izah etmiştir. Ancak iman
eden ve Allah’tan korkan kimseler öğüt dinlerler, Allah’ın ve Rasulü’nün
dediğine uyarlar, bunlara takvalı kimseler denilir. Bu nedenle ayette geçen “bu
Kur’an insanlar için bir açıklama” denmesinin manası; her şeyin hakikatini
ortaya çıkartır ve eski kavimlerin akıbetlerini de açıklar, demektir. Böylece insanları
düşünmeye ve inanmaya çağırır. Ama hidayet ve öğüt sadece takvalılar içindir.
Zira kâfirler hidayeti ve öğütü kabul etmezler. Ancak takvalılar hidayeti ve
öğütü dinler ve gereğini yaparlar. Böylece bütün insanlara hakikatleri keşfedip
göstermemiz gerekir, onları düşünmeye ve İslâm’a inanmaya çağırmalıyız. Ama
takvalılara hem bunları gösteririz hem de öğüt veririz; Allah’ı, onunla
karşılaşmayı, ahireti ve Cennet’i sevdirir, Cehennem ve azabından onları
korkuturuz. Takvalı kimseler bu sözlerden etkilenirler. Kâfirler bunları
duyunca takvalılarla alay etmeye başlarlar. Maide 57 ve 58. ayetlerde kâfir
ehl-i kitap ve müşriklerin bizim dinimizi alaya aldıklarını ve ezan okuduğumuz
zaman da bununla alay ettiklerini Allah bize bildirir ve bu nedenle onları dost
edinmemizi yasaklar. Yine Maide Suresi 68. ayette kâfirlerin çoğunun Allah’ın
indirdiği ayetleri duyduklarında kâfirliklerinin arttığı ve daha fazla azgın
olacakları açıklanır. Bu nedenle kâfirleri ayetlerle hatırlatma onlara yaramaz.
Fakat onlara hakikatler gösterilir, düşündürmeye çağırılır ve onlarla aklî
delillerle tartışılır. Fakat takvalı kimseler için ayeti veya doğru rivayetle
aktarılan hadisi göstermek yeter, hemen Allah’tan korkar ve O’nun emrine uyar.
Bu nedenle, Allah müminlerin imanlarını tahrik
ederek şöyle dedi: “Gevşeklik göstermeyin ve üzüntüye kapılmayın. Eğer
gerçek mümin iseniz siz üstünsünüz.” Çünkü kâfirlere karşı onları sebat
etmeye çağıracaktır. İşte siz üstünsünüz, çünkü müminsiniz, öyleyse kâfirlere
karşı gevşeklik göstermeyin ve başınıza bir musibet gelirse üzülmeyin, zaten kâfirlerin
başına da buna benzer musibetler geldi, daha doğrusu onların başına gelen
musibetler daha fazladır, öyleyse niye üzülüyorsunuz ey müminler!
Allah Celle Celâlehû başka bir ayette müminlere hitap ederek şöyle dedi:
وَلاَ تَهِنُواْ فِي ابْتِغَاء الْقَوْمِ إِن تَكُونُواْ تَأْلَمُونَ
فَإِنَّهُمْ يَأْلَمُونَ كَمَا تَأْلَمونَ وَتَرْجُونَ مِنَ اللّهِ مَا لاَ
يَرْجُونَ
“Kâfir bir kavme saldırırken gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı
çekiyorsanız onlar da sizin gibi acı çekiyorlar, fakat sizin Allah’tan
umduğunuzu onlar ummuyorlar.” (Nisa 104) Bu nedenle kâfirlerle savaşmaktan geri
kalmayın. Şu var ki savaşta ve mücadelede önemli olan; sonuna kadar dayanmak ve
sebat göstermektir. Kazanan taraf bunu gösterendir. Zira savaşta herkes zarar
görüyor ve acı çekiyor ama kâfirler hemen en kısa yolda ve yakın zamanda ve
herhangi bir şekilde savaşı kazanıp son vermek isterler. Zira dünyayı
seviyorlar, fazla acı çekmek istemezler ölmek de istemezler. Bu nedenle
Müslümanları kandırmaya ve aldatmaya başvururlar. Müslümanları kandırmak için
pek çok sinsi üslupları kullanırlar ve her türlü yalanı söylemekten
çekinmezler. Zira onlar Allah’tan korkmazlar. Bundan dolayı en kötü şeyleri
bile yapmaya hazırdırlar.
“Eğer size zarar ve
musibet dokunursa karşı taraftaki kavme de zarar ve musibet dokunmuştu” bu ayetin muhatabı Uhud Savaşı’nda
Müslümanlara dokunan zarar ve musibetlerle ilgilidir. Müslümanlar başta savaşı
kazandılar ve kâfirlerden birçok kimseyi öldürdüler. Sonra kâfirler
Müslümanlara dağın arkasından gelip saldırdılar ve onlardan bir kısım
Müslümanları öldürebildiler. Bu şekilde Allah müminlerden şehit seçti ve gerçek
müminleri ortaya çıkarttı. O savaşta dayananlar ve sebat gösterenler gerçek
mümindirler. Münafıklar oradan kaçtılar. Münafıkların büyüğü Abdullah bin Ubey
ordunun üçte birini çekip savaş meydanından ayrıldı. Bu şekilde Allah gerçek
müminleri ortaya çıkartarak onlardan münafıkları ayırdı. Müslümanlar o savaşı kaybetmiş sayılırlar. Bu
nedenle Allah “günleri değiştiririz” dedi; bir gün sizin aleyhinize olur
ki, gerçek müminleri ortaya çıkartsın ve onlardan şehitleri seçsin. Bunda da
hayır vardır; gerçek müminler belli olsunlar ve bizden şehit olsunlar. Nitekim
Müslümanlar daha önce Bedir Savaşı’nı kazandılar, Uhud Savaşı’nı
kaybetmişlerdir. Fakat Bedir’de daha büyük zafer kazandılar ve kâfirlerden
birçok kimseyi öldürdüler. Çok esir ve ganimet aldılar. Allah Celle Celâlehû Al-i İmran Suresi 165. ayette
buna işaret ederek Müslümanlara şöyle hatırlattı:
أَوَلَمَّا أَصَابَتْكُمْ مُصِيبَةٌ قَدْ
أَصَبْتُمْ مِثْلَيْهَا قُلْتُمْ أَنَّى هَذَا
“Size musibet dokunduğu zaman bu nereden geldi dediniz, oysa siz
düşmanlarınıza iki kat musibet getirdiniz”. Böylece Müslümanlar hala kârlıdırlar.
Nitekim Allah zalimleri
sevmez, müminler arasında zalimlerin bulunmasını istemez. Böylece onları müminlerin
içlerinden çıkartıp ayırtmak istedi. Kâfirler ve münafıklar zalimlerin ta
kendileridir. Çünkü Allah’ı inkâr ederler veya onun ayetlerini ve peygamberini inkâr
ederler, böylece en büyük haksızlığı yapmış olurlar ve bu şekilde de zalim
olurlar.
Üstelik Allah müminleri
imtihan ederek günahlarından temizlemek ve kâfirleri mahvetmek ister. Bu çoğu
zaman savaşlarda olur. Kim şehit oluncaya kadar veya başına ne zarar gelirse
gelsin savaş meydanında sebat ve sabrı gösterirse imtihanı geçmiş olur. Böylece
Allah müminleri savaşla imtihan eder, savaştıkları için kat kat sevap verir ve
günahlarını siler. Kendilerine dokunan zararlara karşı üzerlerinden günahlar
dökülür, ta ki tüm günahlarından temizleninceye kadar onları imtihan eder ve
onlardan da şehitler seçer. Bu şehitler bütün günahlarından arındırılmış
olurlar. Bu nedenle musibetlerde müminler için hayır vardır. Hem gerçek
müminleri ortaya çıkartır hem de kâfir ve münafık olan zalimleri onların
arasından uzaklaştırır ve hem de müminlerin günahlarını üzerlerinden kaldırır
ve onlar arasından şehitler seçilir. Her aileden şehit seçilirse, o şehit
ailesi için Kıyamet Günü’nde şefaatçi olur. Böylece bütün müminler Allah’ın
izniyle Cennet’e girerler.
Zira Allah Celle Celâlehû müminlere imtihandan geçmeden ve acı durumlarla
karşılaşmadan Cennet’e giremeyeceklerini bildirdi: “Yoksa Allah içinizden
cihad edenleri ve sabredenleri ortaya çıkartmadan Cennet’e gireceğinizi mi
zannettiniz?”
İşte Allah müminlere bu
bildiriyi gönderiyor ki; Cennet’e girmek kolay değildir, bir takım
imtihanlardan geçeceksiniz, en önemlisi cihaddır. Muhammed Suresi 31. ayette
bunun benzerini de getirdi; “Mücahitleri ve sabırlı olanları ortaya çıkarıncaya
kadar müminleri elbette imtihan edeceğiz.” demektedir. Bakara Suresi 214. ayette
müminlere hitap etti: “Cennet’e gireceğinizi mi zannettiniz?” Bu ayette
Allah müminlere diyor ki: daha önceki müminlerin başlarına gelen musibetler
başlarınıza gelmeden Cennet’e giremeyeceksiniz. Onlar savaşla ve değişik
sıkıntılarla imtihan edildiler, kendilerine çok zararlar dokundu, hatta zelzele
edildiler, sarsıldılar. O kadar vahim durum olacak ki Rasul ve onunla birlikte
olan müminler Allah’ın zaferi ne zaman gelecektir, diyecek ve bu durumlardan
sonra Allah’ın zaferi yakın olacaktır. İşte; müminler şu anda İslâm hâkimiyetini
ve Hilâfet’i tesis etmeye çalışırken çektikleri ve gördükleri musibetleri
normal görmeliler. Zira bunların hepsi birer imtihandır, müminler sabrederlerse
ve mücadeleye dayanırlarsa ve sebat gösterirlerse Allah’ın zaferi yakın olur.
Nitekim kâfirler de müminlerin mücadelesinden ve direnişlerinden çok rahatsız
ve acı çekiyorlar. Onların isteği Müslümanların mücadelelerinden, cihadlarından
vazgeçmeleri ve pes etmeleridir. Bu nedenle mücadele eden Müslümanlara gelin
anlaşalım, barışalım, demokratik seçime katılın ve demokratik yönetime de
katılın, demokrasi vasıtasıyla İslâm’ı getirebilirsiniz ve buna benzer
aldatmaları yapmaya çalışırlar. Onlara uyan Müslümanları harcamaya ve tamamen
İslâmî yönetimi tesis etmekten vazgeçirirler, onları gevşetirler ve koltukta
oturmayı sevdirirler. Böylece bunlar için koltuk, makam ve mal tatlı olur ki
diğer Müslümanları kandırmaya başlarlar. Bu nedenle müminler kâfirlerin böyle
hilelerinden sakınmalı ve Rasululah SallAllahu
Aleyhi ve Sellem’in metodu üzerinde ölüme kadar sebat göstermelidirler.
Allah Celle Celâlehû müminlerin kendi uğrunda ölümü temenni ettiklerini
hatırlatıyor: “Ölümle yüz yüze gelmeden önce onu temenni ediyordunuz. İşte
onu karşınızda gördünüz.”
Bazı Müslümanlar Uhud
meydanında savaştan kaçtılar ve Allah onlara bu hitabı yöneltti. Oysa bunlar
daha önce Medine’de kalmayı istemeyip Rasulullah’a bizi dışarıya götür ve kâfirlerle
dışarıda savaşmak istiyoruz, diyenlerdi bunlar. Allah uğrunda savaşıp ölümü
temenni ettiler. Arkadan düşman gelince ölümü görüp savaştan kaçtılar. Allah onları
azarlıyor. Böyle müminler böyle azarlanır. Bununla ilgili Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle
buyurdu:
لَا تَتَمَنَّوْا لِقَاء الْعَدُوّ، وَاسْأَلُوا اللَّه الْعَافِيَة،
فَإِذَا لَقِيتُمُوهُمْ فَاصْبِرُوا، وَاعْلَمُوا أَنَّ الْجَنَّة تَحْت ظِلَال
السُّيُوف
“Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin, Allahtan iyi neticeyi
isteyin. Eğer düşmanla karşılaşırsanız sabredin. Bilin ki Cennet kılıçların
gölgesinde bulunuyor.” (Buhari ve Müslim)
Bu ayet ve bu hadisten
çıkan mefhumlar: müminler cihada ve mücadeleye hazır olmalılar, fakat düşmanla
karşılaşmayı temenni etmemeliler. Allah’tan zafer istesinler, umulur ki fazla
zahmet ve sıkıntı olmadan Allah düşmanı yenilgiye uğratır. Nitekim Allah kâfirleri
yok etmeye kadirdir, fakat Allah onları belli zamana kadar geciktiriyor,
değişik yollarla yenilgiye uğratabilir ama onlarla müminleri de imtihan etmek
istiyor. Böylece savaşı farz kıldı. Daveti yüklenen kimseler de daveti
yüklenirken zalim rejimle karşılaşmayı temenni etmesinler ama onunla
karşılaşırlarsa sebat göstersinler. İnsanlar arasında mücadelelerini ciddi
şekilde sürdürsünler ve Allah’tan zafer istesinler. Cennet’e girmek çok
pahalıdır, ucuz değildir. Nitekim orada Müslüman ebediyen yaşayacak ve her tür
nimeti elde edecektir. Bu nedenle onu elde etmek için Allah uğrunda her tür fedakârlığı
göstermek gerekir.
Son olarak şu noktaya dikkati çekmek
istiyorum: Biz yüzlerce sene üstün olduk ve üstün kaldık, Abbasîlerin döneminde
20 seneye kadar Moğolların ve adından 100 seneye kadar Haçlıların saldırılarına
ve işgallerine uğradık ve ondan sonra kurtulduk tekrar en güçlü devlet olduk.
Endülüs ve İspanya’yı kaybetsek de aynı senelerde İstanbul’u fethettik ve
Viyana’ya kadar fetihleri gerçekleştirdik. Tekrar en güçlü devlet olduk.
Osmanlıların son döneminde yine haçlı olan Batılıların saldırıları ve işgalleri
ile bir asıra yakın bir süre önce İslâm sistemi olan Hilâfet yıkıldı. Bugüne kadar
bu durum devam etmektedir ve bu aleyhimize sayılan bir gündür. Bundan sonra Allah’ın
izniyle ve vaadiyle lehimize olan bir gün gelir, galibiyet bizim olur, Hilâfet’i
tekrar kurarız ve onu dünyada en büyük devlet haline getiririz ve böylece en
güçlü devlete sahip oluruz. Nitekim ümmetin evlatlarının bir kısmı tarafından
buna yönelik ciddi çalışmaları vardır. Diğer Müslümanlar bunlara icabet edip bu
davetle kaynaşmaya, bu daveti taşıyanlara destek vermeye başladılar. Çok
sıkıntılar ve eziyetlerle karşılaşıyorlar. Bundan sonra elbette Allah’ın zaferi
yakın olur, az kaldı biraz sabır ve biraz sebatla inşaAllah bakasınsınız ki
Allah’ın zaferi şimşek gibi hemen beliriverir.


Yorumlar