Günümüz insanları
maalesef en değerli süslerini ve en kıymetli elbiselerini yitirdiler. Şimdi
yitirdikleri bu süsün yerine koyabilecekleri süsleri arayıp duruyorlar. Ve
kaybettikleri bu elbisenin yerini tutacak bir elbise bulmak için mağaza mağaza
dolaşıp duruyorlar… ama nafile!
Dolaplar dolusu
makyaj malzemeleri, aynaların karşısında ya da kuaförlerin koltuklarında geçen
saatler, kuyumcu ve mücevher dükkanlarında harcanan milyarlar hep bu süsün
yerine geçecek ve kendilerine “işte şimdi oldu!” diyecekleri bu süsü arama
telaşından ibaret... ama boşuna!
Gardıroplara
sığmayan elbiseler, neredeyse her güne ayrı bir kıyafet, çeşit çeşit ve renk
renk giyecekler, buna rağmen elbise mağazalarında yeni çıkan her kıyafeti almak
için sıra beklemeler, evet tüm bunlar yitirilen bu en kıymetli elbisenin yerine
geçecek bir elbise bulma telaşı. Sonuç yine mutsuzluk…
Çünkü yitirdiğimiz
bu süsün ve kaybettiğimiz bu elbisenin yerine geçebilecek bir süs ve elbise
maalesef yok ve olmayacak. Bundan dolayı bu eksikliği ve boşluğu hiçbir şey
kapatamayacak. Ne giyilirse giyilsin ne ile süslenilirse süslenilsin kalplerde
her zaman bir tatminsizlik olacak ve mutlaka bir eksiklik hissedilecek.
İşte yitirilen bu
süs, müminin en değerli süsü olan iffet ve hayâdır. Kaybedilen bu elbise ise
takva elbisesidir. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
وَلِبَاسُ التَّقْوٰى ذٰلِكَ خَيْرٌۜ
“Takva elbisesi ise
daha hayırlıdır.”[1]
Peki nedir iffet ve
hayâ neden insanın en değerli süsüdür? Niçin yeri doldurulamıyor? Günümüzdeki
kokuşmuş sistemler neden iffet ve hayâdan soyutlanmış bir nesil yetiştirmek,
kadın ve erkeklerden bu süsü çekip almak için uğraşıp duruyorlar? İşte bu
sorular ve yanıtları üzerinde düşünmek bizleri, içinde bulunduğumuz zamanın
tuzaklarına karşı uyanık kılacak ve kaybettiklerimizi yeniden kazanmak
hususunda doğru bir bakış açısı kazandıracaktır.
İffet ve Hayâ
Mefhumu
İffet sözlükte
edep, hayâ, şeref, izzet, haysiyet ve çirkin şeylerden el çekmek gibi manalarda
kullanılır. Istılahta ise bir kimsenin dinin tayin ettiği sınırlarda hareket
etmesi, şehvetin etkisini dizginlemesi ve her türlü çirkin işlerden uzak
durması anlamındadır. Cürcani Tarifat kitabında iffeti tanımlarken şöyle
der:
“İffetli kişi, şeriata
ve mürüvvete uygun olan işlere girişen kimsedir.”
Hayâ ise sözlükte
utanma, edep, mahcubiyet, çekinme ve vazgeçme gibi anlamlara gelir. Istılahta da
nefsin kötü davranışlardan sakınma ve onları terk etme, bu davranışlardan
dolayı yüzünün kızarması şeklinde tanımlanmıştır.
İffet ve hayâ
Müslüman erkek ve kadının sahip olması gereken en güzel ahlaklardan biridir.
Kitap ve Sünnet’in nassları iffet ve hayâ ile ahlaklanmayı emretmiş ve
sahiplerini övmüştür. Kur’an-ı Kerim’de iffetli davranmanın emredildiği ve
övüldüğü ayetlere baktığımız zaman bunların bir kısmının mal, mülk ve harcamalarda
dengeli olma, insanlardan bir şey istememe ve başkalarının mallarına el
uzatmama şeklinde ifade edildiğini görürüz. Örneğin fakir olduğu hâlde iffetini
koruyup insanlardan bir şey istemeyenler hakkında Rabbimiz şöyle buyurmuştur:
لِلْفُقَرَٓاءِ الَّذ۪ينَ اُحْصِرُوا ف۪ي
سَب۪يلِ اللّٰهِ لَا يَسْتَط۪يعُونَ ضَرْبًا فِي الْاَرْضِۘ يَحْسَبُهُمُ
الْجَاهِلُ اَغْنِيَٓاءَ مِنَ التَّعَفُّفِۚ تَعْرِفُهُمْ بِس۪يمٰيهُمْۚ لَا
يَسْـَٔلُونَ النَّاسَ اِلْحَافًاۜ
“(Sadakalar) kendilerini
Allah yoluna adayan fakirler içindir ki onlar, yeryüzünde dolaşmaya güç
yetiremezler. İffetlerinden dolayı bilmeyen onları zengin sanır. (Ama) sen
onları yüzlerinden tanırsın. Yüzsüzlük ederek insanlardan istemezler.”[2]
Yine Rabbimiz
zenginlerin, emanet mallara ya da yetim ve fakirlerin mallarına el uzatmaması
talebiyle şöyle buyurmaktadır:
وَمَنْ كَانَ غَنِيًّا فَلْيَسْتَعْفِفْۚ
“Zengin olan iffetli
davransın!”[3]
Yine iffet Kur’an-ı
Kerim’de hem erkeklerden hem de kadınlardan talep edilmiştir. Rabbimiz
evlenmeye imkân bulamayan erkekler için şöyle buyurmuştur:
وَلْيَسْتَعْفِفِ الَّذ۪ينَ لَا يَجِدُونَ
نِكَاحًا حَتّٰى يُغْنِيَهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ۜ
“Nikâh (imkânı)
bulamayanlar, Allah onları kendi fazlından zenginleştirinceye kadar iffetli
davransınlar.”[4]
Ve yaşlanmış
olsalar dahi kadınların iffetlerini korumaları hakkında şöyle buyurmaktadır:
وَالْقَوَاعِدُ مِنَ النِّسَٓاءِ الّٰت۪ي لَا
يَرْجُونَ نِكَاحًا فَلَيْسَ عَلَيْهِنَّ جُنَاحٌ اَنْ يَضَعْنَ ثِيَابَهُنَّ
غَيْرَ مُتَبَرِّجَاتٍ بِز۪ينَةٍۜ وَاَنْ يَسْتَعْفِفْنَ خَيْرٌ لَهُنَّۜ وَاللّٰهُ
سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ
“Nikâh ümidi
kalmamış, kadınlık hâlinden kesilmiş kadınlar, ziynetlerini açığa vurmaksızın
dış elbiselerini çıkarmalarında kendileri için bir sakınca yoktur. Yine de
iffetli davranmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah işitendir, bilendir.”[5]
Hayâ kavramı da
yine Kur’an-ı Kerim’de Şuayb Aleyhi’s Selam’ın kızlarının hem yürüyüşü
hem de konuşması esnasındaki ahlakları olarak zikredilmekte ve şöyle
buyurulmaktadır:
فَجَٓاءَتْهُ اِحْدٰيهُمَا تَمْش۪ي عَلَى
اسْتِحْيَٓاءٍۘ قَالَتْ اِنَّ اَب۪ي يَدْعُوكَ لِيَجْزِيَكَ اَجْرَ مَا سَقَيْتَ
لَنَاۜ
“Çok geçmeden, o
iki (kadın)dan biri, hayâlı bir şekilde utana utana yürüyerek ona geldi ve
şöyle dedi: Babam, bizim için sürüleri sulamana karşılık sana mükâfat vermek
üzere seni davet etmektedir.”[6]
Birçok hadis-i
şerifte de iffet ve hayâ konusu en güzel ahlak olarak vasfedilmiş ve iman ile
ilişkilendirilerek kâmil imanın bir unsuru olarak zikredilmiştir.
İbni Ömer RadiyAllahu Anh’dan rivayet
edilen bir hadiste şöyle buyurulmaktadır:
أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ
عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَرَّ عَلَى رَجُلٍ مِنْ الْأَنْصَارِ وَهُوَ يَعِظُ أَخَاهُ
فِي الْحَيَاءِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ دَعْهُ
فَإِنَّ الْحَيَاءَ مِنْ الْإِيمَانِ
“Rasulullah fazla
hayâlı davranmaması konusunda kardeşine öğüt veren bir adama rastlamış ve ona
şöyle demiştir: Bırak onu! Çünkü hayâ imandandır.”[7]
İmran bin Husayn RadiyAllahu
Anh’dan Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurdukları
rivayet olunmuştur:
الْحَيَاءُ لاَ يَأْتِي إِلاَّ بِخَيْرٍ
“Hayâ ancak hayır
getirir.”[8]
Hayânın imanın
şubelerinden olduğu bildirilen hadiste ise şöyle buyurulmaktadır:
الإِيمَانُ بِضْعٌ وَسَبْعُونَ -أَوْ بِضْعٌ
وَسِتُّونَ- شُعْبَةً، فَأَفْضَلُهَا قَوْلُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّه،
وَأَدْنَاهَا إِمَاطَةُ الأَذَى عَنِ الطَّرِيقِ، وَالْحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنَ
الإِيمَانِ
“İman, yetmiş küsur
-veya altmış küsur- şubedir. Bu şubelerden en üstünü la ilâhe illAllah sözüdür,
en aşağı mertebede olanı da yolda bulunan rahatsız edici bir şeyi kenara
atmaktır. Ve Hayâ imandan bir şubedir.”[9]
İslâm âlimleri hayâyı
üç kısım olarak tarif etmişlerdir. Allah’a karşı hayâ, insanlara karşı hayâ ve kendine
karşı hayâ. Allah’a karşı hayâ, nefsin isteklerini terk etmek ve dinin
emirlerini yerine getirmekle olur. İnsanlara karşı hayâ, insanlara eziyet
etmemek, kötü söz ve fiillerden kaçınmakla olur. Kendine karşı hayâ ise edep
sahibi olmak ve yalnız kaldığında da günahlardan kaçınmakla olur.
Günümüzde maalesef
iffetsiz ve hayâsız bir yaşamın propagandası özellikle gençler üzerinde çok
yoğun bir şekilde yapılmaktadır. “Gençlik bir kez yaşanır, öyleyse özgürce
yaşa!” benzeri sloganlarla gençliğin şehvet ve arzularının peşinde koşması
neredeyse övülmektedir. “İnsanları özgürleştirmek” safsatası altında
şehvetlerinin ve tutkularının esiri ve kölesi olmuş nesiller üretilmeye
çalışılmaktadır. Oysa ki bu noktada her Müslümanın müracaat etmesi gereken
temel kaynak olan Kur’an, şehvet, heva ve arzuların kontrol altına alınması
için iffet ve hayânın önemine vurgu yapmakta, ilk adım olarak da bakışları
çevirmeyi emretmektedir. İlk olarak erkeklerin bakışlarını çevirmeleri
emredilmekte ve şöyle buyurulmaktadır:
قُلْ لِلْمُؤْمِن۪ينَ يَغُضُّوا مِنْ
اَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْۜ ذٰلِكَ اَزْكٰى لَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ
خَب۪يرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ
“Mümin erkeklere
söyle: Gözlerini harama bakmaktan sakınsınlar, iffet ve namuslarını korusunlar.
Bu, onlar için daha temiz ve daha nezih bir davranıştır. Şüphesiz Allah,
onların bütün yaptıklarını en iyi bilmektedir.”[10]
Ardından mümin
kadınlara seslenilmekte ve onların da ilk olarak bakışlarını çevirmeleri
istenmektedir. Daha sonra ise ziynet yerlerini mahremleri dışında kimseye
göstermemeleri talep edilmekte ve dikkat çekici bir şekilde teberrüçten
sakındırılmaktalar:
وَقُلْ لِلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ
اَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْد۪ينَ ز۪ينَتَهُنَّ اِلَّا
مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلٰى جُيُوبِهِنَّۖ وَلَا
يُبْد۪ينَ ز۪ينَتَهُنَّ اِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ اَوْ اٰبَٓائِهِنَّ اَوْ اٰبَٓاءِ
بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اَبْنَٓائِهِنَّ اَوْ اَبْنَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ
اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَن۪ٓي اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَن۪ٓي اَخَوَاتِهِنَّ اَوْ
نِسَٓائِهِنَّ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُنَّ اَوِ التَّابِع۪ينَ غَيْرِ
اُو۬لِي الْاِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ اَوِ الطِّفْلِ الَّذ۪ينَ لَمْ يَظْهَرُوا
عَلٰى عَوْرَاتِ النِّسَٓاءِۖ وَلَا يَضْرِبْنَ بِاَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا
يُخْف۪ينَ مِنْ ز۪ينَتِهِنَّۜ وَتُوبُٓوا اِلَى اللّٰهِ جَم۪يعًا اَيُّهَ
الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
“Mümin kadınlara
söyle: Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar, ırzlarını korusunlar ve
süslerini açığa vurmasınlar. Ancak kendiliğinden görüneni hariç. Baş
örtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi
kocalarından, babalarından, oğullarından, kocalarının oğullarından, kendi
kardeşlerinden, kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından,
kendi kadınlarından, sağ ellerinin altında bulunanlardan, kadına ihtiyacı
olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların henüz mahrem
yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süsleri
bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah'a tövbe edin ey
müminler, umulur ki felah bulursunuz!”[11]
Bu ayetlerden
açıkça görüldüğü gibi erkek ve kadın için iffet ve hayânın ilk adımı gözlerden
yani bakışlardan başlar. Çünkü bakışlar şehvetin kapısıdır. Bundan dolayı
gözleri haramlardan sakındırmak iffet ve hayânın sembolüdür.
Günümüzde iffet ve
hayânın sadece kadınlardan beklenilmesi de yanlış bir algıdır. Zira ayetlere
bakıldığında hem erkek hem de kadınlardan iffet ve hayâ sahibi olmaları istenildiği
görülmektedir. Mümin kadınlar ne kadar iffet ve hayâlı olmaları gerekiyorsa
erkeklerin de aynı oranda iffet ve hayâya sahip olmaları gerekmektedir. Ancak
kadınlar, erkeklerden farklı olarak cazibe sahibidir. Bundan dolayı bakışlarını
haramdan koruması ile birlikte haram bakışlardan korunması da ondan ayrıca
istenmektedir. Kendiliğinden görünenler dışında ziynet yerlerini
göstermemeleri, dışarıya çıktıklarında dış kıyafetlerini üzerlerine almaları,
dikkat çekici bir şekilde dolaşmamaları yani teberrüçten uzak durmaları
kadınlardan ayrıca istenmektedir.
Bunlarla birlikte
fuhşiyatın her türlüsünden uzak durmaları hem kadına hem de erkeğe emredilmekte
ve olabildiğince erken yaşta evlenmeyi tavsiye edip bir aile çatısı altında
iffet ve hayâlarını korumaları istenmektedir. Çünkü nikâh, insanları her
yönüyle koruyan en önemli unsurdur. Böylece İslâm hem aileyi hem nesli hem de
toplumu koruma altına alarak tüm güzel ahlaki meziyetlerle donanmış insanlardan
oluşan bir toplum oluşturmayı hedeflemiştir.
Ancak günümüzde
erken yaşta evlilik kerih görülmekte hatta belirli bir yaştan önce olursa ağır
cezaları gerektiren bir suç sayılmaktadır. Fakat buna karşı hangi yaşta olursa
olsun zina ise suç sayılmamakta ve teşvik edilmektedir. Yine nikâh ve evliliğin
yolları ve şartları zorlaştırılmakta, evliliğin özgürlüğü sınırlayan bir şey
olduğu söylenilerek bekârlık teşvik edilmektedir. İffet ve hayâya, gereksiz ve
modası geçmiş bir nitelik muamelesi yapılmaktadır. Tabii ki tüm bunların
neticesinde fuhşiyatlar ve münkerler de olabildiğince yaygınlaşmaktadır.
Bundan dolayı İslâmi
bir ahlak olması hasebiyle iffet ve hayâ ile yeniden ahlaklanmak, bu değerli
süs ile süslenmek mümin kadın ve erkeklerin öncelikli gündemlerinden olmalıdır.
Bunun aslı da şer'î hükümlere bağlı olmak, Allah korkusu ve takva mefhumudur.
Takva Mefhumu
Sözlükte korumak,
korunmak, sakınmak, saygı göstermek, itaat etmek, korkmak, çekinmek anlamlarına
gelen takva kelimesinin ıstılahi anlamını Seyyid Şerif el-Cürcani, meşhur
ıstılah sözlüğü olan Tarifat’ta şöyle tarif etmiştir:
“Allah’a itaat
ederek azabından sakınmaktır, bu da ceza almayı haklı kılan davranışlardan
nefsi korumak suretiyle gerçekleşir.”
Yine İbni Kesir’in
tefsirinde geçen Hz. Ömer ile Ubey bin Ka’b arasındaki konuşma da takvayı tarif
etme noktasında en güzel örneklerden birisidir:
“Hazreti Ömer RadiyAllahu
Anh, bir gün Ubey bin Ka’b RadiyAllahu Anh’a takvanın ne olduğunu sorar. Ubey
bin Ka’b, Ömer’e şöyle der: Sen hiç dikenli bir yolda yürüdün mü ey Ömer?
Hazret-i Ömer: Evet, yürüdüm. Karşılığını verince bu sefer: Peki, ne yaptın?
diye sorar. Hazret-i Ömer: Elbisemi topladım ve dikenlerin bana zarar vermemesi
için bütün dikkatimi sarf ettim. Cevabını verir. Bunun üzerine Ubey bin Ka’b
RadiyAllahu Anh: İşte takva budur. der.”[12]
Evet takva,
Allah’ın emirlerini yerine getirme noktasında büyük bir hassasiyet sahibi olmak
ve aynı zamanda onun yasakladıklarından titizlikle sakınmaktır. Rabbimiz şöyle
buyurmaktadır:
يَاأَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ
“Ey İnsanlar
Rabbinize karşı takva sahibi olun.”[13]
Yine şöyle
buyurmaktadır:
إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي مَقَامٍ أَمِين ، فِي
جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ
“Muhakkak ki takva
sahipleri, emin bir makamda, cennetlerde (bahçelerde) ve pınar
başlarındalardır.”[14]
Takva; sevap-günah,
helal-haram konusunda derin bir hassasiyeti gerektirir. İslâm’da helal ve
haramlar bellidir. Ancak bu ikisi arasında şüpheli şeyler vardır. Bu tür
şüphelerden sakınan kimse dinini ve şerefini korumuş olur. Zira Rasulullah SallAllahu
Aleyhi ve Sellem şüpheli olan şeylerin terkedilmesini ve şüpheli
olmayanlara yönelmeyi biz Müslümanlara tavsiye etmiştir. O, şöyle buyurmuştur:
دَعْ مَا يَرِيبُكَ إِلَى مَا لاَ يَرِيبُكَ
“Sana şüphe vereni
terk et, şüphe vermeyen şeye yönel.”[15]
Yazımızın en
başında da belirttiğimiz gibi Rabbimiz en hayırlı elbisenin takva elbisesi
olduğunu belirtmektedir. Takva öyle bir elbisedir ki onu giyen ve onun ile
örtünen hiç açıkta kalmaz. Takva elbisesi kusurları, eksikleri ve ayıpları en
iyi örtendir. Takva elbisesi bu dünyada birçok bela ve musibetler ile kulun
arasında bir örtü olduğu gibi ahirette de ateş azabına karşı koruyucu bir
örtüdür.
Öyle ise ey mümin
kadınlar ve mümin erkekler! Haydi takva elbisesine bürünün! İffet ve hayâ ile
süslenin. Sizleri haramların, fuhşiyatın ve münkerlerin ağına çekmek
isteyenlere karşı uyanık ve dikkatli olun! Cinnî ve insî şeytanların adımlarını
takip etmeyin! Genişliği gökler ve yerler kadar olan, Allah’ın müminler
erkekler ve kadınlar için hazırladığı cennetlere koşun…
اِنَّ الْمُسْلِم۪ينَ وَالْمُسْلِمَاتِ
وَالْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَالْقَانِت۪ينَ وَالْقَانِتَاتِ
وَالصَّادِق۪ينَ وَالصَّادِقَاتِ وَالصَّابِر۪ينَ وَالصَّابِرَاتِ وَالْخَاشِع۪ينَ
وَالْخَاشِعَاتِ وَالْمُتَصَدِّق۪ينَ وَالْمُتَصَدِّقَاتِ وَالصَّٓائِم۪ينَ
وَالصَّٓائِمَاتِ وَالْحَافِظ۪ينَ فُرُوجَهُمْ وَالْحَافِظَاتِ وَالذَّاكِر۪ينَ
اللّٰهَ كَث۪يرًا وَالذَّاكِرَاتِ اَعَدَّ اللّٰهُ لَهُمْ مَغْفِرَةً وَاَجْرًا
عَظ۪يمًا
“Şüphesiz, Müslüman
erkekler ve Müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, gönülden
(Allah’a) itaat eden erkekler ve gönülden (Allah’a) itaat eden kadınlar, sadık
olan erkekler ve sadık olan kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar,
saygıyla (Allah’tan) korkan erkekler ve saygıyla (Allah’tan) korkan kadınlar,
sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç
tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar,
Allah’ı çokça zikreden erkekler ve (Allah’ı çokça) zikreden kadınlar; (işte)
bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır.”[16]
[1]
Araf Suresi 26
[2]
Bakara Suresi 273
[3]
Nisa Suresi 6
[4]
Nur Suresi 33
[5]
Nur Suresi 60
[6]
Kasas Suresi 25
[7]
Buhari, Müslim
[8]
Buhari, Müslim
[9]
Buhari, Müslim
[10]
Nur Suresi 30
[11]
Nur Suresi 31
[12]
İbn-i Kesir
[13]
Nisa Suresi 1
[14]
Duhan Suresi 51-52
[15]
Tirmizi, Nesai
[16]
Ahzab Suresi 35


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış