KONFERANS “İSLAM’IN YENİDEN HAYATA H KİMİYETİ YENİDEN MÜMKÜN MÜ?”

Editör

“Ey İstanbul! Şam’a Uzanan Kirli Dillere Kirli Ellere İzin Verme!”

25.12.2012

KöklüDeğişim Dergisi, Suriye kıyamı hakkında düzenlediği konferanslar, paneller, basın açıklamalarıyla Türkiye’deki kamuoyunun dikkatlerini çekmeye devam ediyor. 25 Aralık Salı akşamı saat 20.00’de İstanbul Fatih Zübeyde Hanım Kültür Merkezi’nde düzenlediği “Suriye’de Yüzyılın Hesaplaşması” konulu panel, hafta içi geç saatlerde olmasına rağmen İstanbul’un farklı ilçelerinden gelen katılımcıların yoğun ilgisiyle adeta mini bir Suriye konferansına dönüştü.

Batılı Devletler ile Müslümanların büyük bir hesaplaşmaya sahne olduğu Suriye’nin ve Müslümanlar ile İslamî Hareketlerin Suriye Devrimine katkılarının konuşulduğu Panel’de; Suriye Kıyamının sadece Baas rejimi ve Beşşar Esed zalimine değil tüm Kapitalizme korku yaşatmakta olduğu, Suriye Kıyamını salt diğer Tunus, Mısır, Libya ve Yemen’deki devrimler gibi değerlendirmeye çalışanların aksine, başından beri farklı değerlendirilmesi gerektiği tespiti, konuşmacıların ortak kanaati olarak yükseldi. Suriye’deki direnişin geldiği noktada büyük hesaplaşmanın kimler arasında yaşandığı konusunda, Türkiye’deki Hükümet, kimi İslamî hareketler ve ulusalcı taraflardan gelen analiz-yorumların aksine bu Panel’e konuşmacı olarak katılan; Murat ÖZER (İmkan-Der Başkanı), Abdurrahim ŞEN (İlahiyatçı Yazar), Mahmut KAR (Araştırmacı-Yazar), Hacı Ahmet HALEBİ (Suriyeli Hatip) sunumlarında açık bir dille bu hesaplaşmayı dikkatlere sundular.

Suriye’de Yüzyılın Hesaplaşması konulu Panel, Kur’an-ı Kerim’den Fetih Sûresi’nin tilavetiyle başladı. Osman YILDIZ’ın Panel Yöneticiliğini yaptığı programda, ilk konuşmacı olarak Abdurrahim ŞEN söz aldı.

Suriye Direnişi Müslümanların Ölü Ruhlarını Diriltmiştir!

Abdurrahim ŞEN konuşmasında; İslam Ümmeti’nin yıllardır yaşadığı vehen hastalığını, Suriye direnişinde üzerlerinden attığını söyledi. Batılı siyasî analiz ve yorumcuların Suriye ve sonrası hakkındaki endişelerini gözler önüne sererek Kâfirlerin korkularını katılımcıların zihninde adeta resmetti. Özellikle ABD Başkanı Obama’nın Başdanışmanlığını yapmakta olan Zbigniew Brzezinski’nin 98’de yayınlanan “Büyük Satranç Tahtası” adlı kitabında 21. Yüzyıl’ın süper gücünün kim olacağı, sorusuna cevabını katlımcalar ile paylaşan ŞEN; “Brzezinski, söz konusu kitabında Amerikan’ın Avrasya üzerindeki -21. Yüzyıl dünya hâkimiyet- planlarını suya düşürecek olası hamlelerden söz etmektedir. Bunlar arasında en çok dikkatleri üzerine çeken ihtimal ise Ortadoğu’dan çıkacak ve bütün Müslüman coğrafyayı tek bir siyasî çatı altında birleştirecek İslamî siyasal bir varlığın Amerikan’ın Avrasya dolayısıyla 21. Yüzyıl dünya hâkimiyet planlarını suya düşüreceği öngörüsüydü” diyerek, Amerikalı kıdemli siyasetçi Kissinger’ın geçtiğimiz günlerde yazdığı bir makalede yer alan şu ifadeleri de bu endişelerin Suriye noktasında odaklandığını teyit ettiğini dile getirdi. Kissinger konu hakkında şöyle diyor: “Amerika’nın bölgede yıllardır izlediği politika iki ana hayatî temele dayanmaktaydı. Bunlardan birincisi, bölgede bulunan petrolü sorunsuz bir şekilde kullanmak, ikincisi ise ‘İsrail’i korumaktı. Ancak Amerika’nın Suriye’de cereyan eden olaylara ilişkin tutumunun (yani Şam kasabının katliamları karşısında dünyayı oyalama siyasetinin) sebebi ise; bölgede bütün bölge halkını etkisi altına alan bağımsız bir devletin(?) doğmasından çok endişelenmesidir” 

Abdurrahim ŞEN konuşmasının son bölümünde, Suriye’nin İdlip kentinde Annan gözlemcilerinin katıldığı bir gösteride on binlerce Müslüman’ın “La halle illa bi’l-İslam/İslam’dan başka çözüm istemiyoruz” daha da ileri giderek “Matlabuna biavdeti’l-Hilafeh/Arzu ettiğimiz şey Hilafet’in geri dönmesidir” diye haykırmaları ve yine “Ey dünya devletleri! Toplanın! Zirve üstüne zirveler yapın, yaptırım kararları… Üst üste kararlar alın. Bir değil daha fazla Kofi Annanlar gönderin. Devrimimiz, cümle âleme rağmen zafere ulaşacak! Zafer Muhammed Ümmeti’nindir” sloganlarının Suriye kıyamını diğerlerinden farkını ortaya koymakta ve Brzezinski ile Kissinger’in endişelerini haklı çıkartmakta olduğunu beyan etti.

İkinci konuşmacı olarak Murat ÖZER söz aldı.

Suriye’yi Farklı Kılan İslamî Kimliğin Netleşmesidir

Murat ÖZER, son yüzyılda Müslümanların sahip oldukları güçlerin farkındalığında olmadıklarını, ABD ve Batı ise kendi gücünü abartılı göstererek Müslümanların kalplerinde ve zihinlerinde korkular oluşturduğunu, aslında ABD’nin böyle bir gücünün olmadığını, bunu görebilmek için Afganistan ve Irak’ta bataklığa gömülmüş olmasına bakmamızın yeterli olduğunu ifade ederek sözlerine başladı. ÖZER sözlerine şöyle devam etti: 

“Müslümanlar iradelerinin gücünü keşfetmek zorundadır. Suriye’deki direniş, kâfir devletlerinin özellikle ABD’nin medya-basın ve iletişim araçları ile insanüstü gibi gösterilmeye çalışılan gücünün, Müslümanların azimli ve imani hareketleri ile bertaraf edildiğini, yıkılmaya mahkûm olduğunu, planlarının alt üst olduğunu göstermiştir.” Suriye’de yıllarca baskı ve zulüm altında yaşayan, Hama katliamında ağır bir katliam ve yok edilmeye maruz kalan İhvan-ı Müslimin hareketinin ve yine on yıllardır birçok İslam beldesinde çok büyük baskı ve zulümlere maruz kaldığı halde büyük bir fedakârlıkla mücadelesini devam ettiren Hizb-ut Tahrir ve diğer İslamî hareketlerin bu mücadeleyi göstermekte olduğunu belirterek; Özgür Suriye Ordusu’nun neredeyse hepsinin İslamî bir devleti talep etmekte olduklarının altını çizdi. 

İran’ın Yaptıkları Artık Konuşulmalı ve Islah Edilmeli

Murat ÖZER Suriye devrimi başladığı günden bugüne Batı’nın tahammül dahi edemediği tek noktanın İslamî Devlet’in kurulma olasılığı olduğunu dile getirerek İran’ın bu süreçteki rolünü masaya yatırdı ve şöyle dedi: “Türkiye’deki İrancı yapıların bu sürecin neresinde olduklarını netleştirme zamanı gelmiştir. İran’ın bölgesel çıkarlarını korumak adı altında Suriye direnişinde ABD’nin yanında yer aldığını Hizbullah ile birlikte açık bir şekilde afişe etmiştir.” ÖZER, bunu İran’ın bu tavrını artık kimsenin örtemeyeceğini belirterek İran’ın yaptıklarının artık konuşulma ve Islah edilme zamanı gelmiştir, dedi.

Üçüncü konuşmacı Mahmut KAR, bakışların netleştiği duyguların arttığı bir konuşma gerçekleştirdi.

Araştırmacı-Yazar Mahmut KAR Feryat Etti: “Türkiye’deki Müslümanlar Suriye Devriminin Neresindeler!”

Konuşmasına Suriye devrim sürecini kısaca özetleyerek başlayan KAR, artık bu süreçten sonra Suriye devrimi hakkında Baasçı, İrancı ve komple teorisi üreten kesimlerin yaklaşımlarının konuşulmaması gerektiğini, onların işinin Allah’a havale edilmesi gerektiğini ifade etti. “Türkiye’deki Müslümanlar bu hesaplaşmanın neresinde? Türkiye Hükümeti ve Hükümet yanlısı İslamî yapılar Suriye’de nasıl bir sistem arayışındalar? Müslümanlar olarak neden aynı yere vuramıyoruz?” sorularına cevap arayan KAR; “Türkiye’de özellikle Hükümet ve İslamî grup ve STK’ların Suriye devrimi sürecinde Müslümanların cesareti ve Allah’ın yardımı yerine Batılı kuruluşların yardım ve tekliflerine yöneldiklerini, ABD patentli geçiş planının maalesef ama maalesef destekçisi olduklarını” söyledi. Mahmut KAR, Hükümet ve İslamî Grup ve STK’ların bu konudaki hatasını şöyle vasfetti: “Öyle ki, bu yaklaşıma sahip olanlar, İslamî Devlet isteyenleri acelecilikle suçlayacaklar ama merhaleci Demokratik geçiş isteyenleri uyanıklık ve intifada fıkhını doğru okuyanlar olarak gösterecekler.” 

KAR, Konuşmasını şöyle sürdürdü: “Suriye Devrimi’ne Batılı devletlerin projeleri ile destek verilmez. Onların taleplerini duymadan desteğimizin nasıl olacağını belirleyemeyiz. “Demokrasi, adil devlet, özgürlükler istiyorlar” diyerek geçiş hükümeti ile koalisyon arayışları ile Suriye’deki Müslümanların haykırışlarına kulak kapatamayız. Peki, Suriye halkı tüm bunlara karşın ne istiyor: “Ğayetuna Hilafet, Seyyidna Muhammed”, “Eş-Şab! Yurid, Hilafeh İslamîyyeh”, “El-Ummah Turidu Hilafeh İslamîyyeh”, “Obama, Obama! Sana inat devrimimiz İslamî’dir.” Suriye halkı işte bunları söylüyor.”

“Suriye’yi Kim İmar Edecek?” Sorusunun Cevabı Müslümanlardır

Suriye’de devrimin önce geçiş süreci yaşaması gerektiğini dillendiren Hükümet politikası ve yaklaşımlara karşılık Mahmut KAR şunları söyledi: “Kimileri, Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem ve Sahabelerine bakmadan, “Dünya Bankası finanse etmezse Suriye’yi kim imar edecek?” Yönetimi idare edecek eğitimli ve donanımlı kişiler yetiştirmek lazım”, “Direniş hattında mücadele edenlerle mi devlet yöneteceğiz?”, “Onun için önce geçiş sürecinde bunu sağlayalım sonra İslamî yönetimi inşa ederiz” diyorlar. Hâlbuki böyle düşünenler, Medine’yi devlete hazırlayanların eğitimsiz ama iman ve siyasî deha dolu, Musab ve Muaz’lardan oluştuğunu unuttular. Mallarını Allah yolunda harcayan, -Allah onlardan razı olsun, Hz. Ebu Bekir, Osman, Ömer ve nicelerini unuttular… Müslümanlar mallarıyla, canlarıyla, emekleriyle, imanlarıyla Suriye’yi imar etmeye muktedirler biiznillah!”

“Türkiye’deki bu yaklaşımların birkaç sebebe dayandığını” söyleyen KAR, bu sebepleri şöyle sıraladı:

1.) Son seksen yılda Müslümanlar, İslam’ın yönetim nizamı konusunda ittifak edemediler. İslam’ın Yönetim Nizamı olmadığını söyleyen aydınlar-kanaat önderleri Suriye’de geldiğimiz noktada büyük bir handikap yaşamaktalar.

2.) Suriye Devrimi’nin temel dinamiğinin ne olduğu hakkındaki tespit yanlış yapılmaktadır. Suriye Devrimi’nin temeli özgürlük, hürriyet, adalet, ıslah değil, Allah’ın hükümleri ile yeryüzüne hükmetmektir.

3.) Tunus, Libya, Mısır’da devrimler gerçekleşti. Bu devrimler Türkiye’de Müslümanlarda bir başarı sarhoşluğunu getirdi. Aslında bu ülkelerdeki devrimlerin yerlerine Demokratik, Batı’nın istediği sistemler devam etti. Sadece sıfatları İslam olan kişiler getirildi sistem aynı kaldı. Bu devrimler talepler noktasında İslamî talepler ve ayaklanmalarla başlamış olsa da netice olarak pasif devrimlerdir.

4.) ABD, Rusya, BM denklemini kurma anlama noktasında hata edilmektedir. Müslümanlar bunların bölge politikalarında denge siyaseti gözeterek Müslümanları oyuna getirdiklerini fark edemediler.

5.) Hükümetin İslamcı afyonu ile uyutulmaktayız. Müslümanların, “iktidar bizdendir” düşüncesi en büyük hatamızdır.

6.) Tüm bu süreci ve özellikle Suriye devrimini değerlendirecek İslamî siyasî mefhumlardan mahrum olmak.

Son konuşmacı Hacı Ahmed HALEBÎ’nin konuşmasından bazı bölümler:

Suriyeli Bir Müslüman’ın Rüyası Gerçek Oldu!

“Bu devrimi Allah yönetmektedir… Müslümanlara Allah’ın yardımını, ancak Suriye’de yaşayanlar görebilir. Suriye Devrimi’nin birinci dönemi, çocukların “silmiye, silmiye” sloganları başlattı. İkinci dönem sokaklarda “Eş-Şab! Yuridu İsgat en-Nizam” ile geçildi. Üçüncü dönemde cihat merhalesine geçildi. Dördüncü dönemde Özgür Suriye Ordusu oluştu. Ordunun %99’u adil, güçlü, bağlantısı olmayan bir düzen istemekteydi. Bu %99 içindeki %90’lık kısmın %60’ı, İslam Devleti istemektedir. % 30’luk kısmı da İslam Devleti kurulduğu takdirde buna itirazlarının olmayacağını söylemektedirler. Yani Suriye’de İslam Devleti’ne karşı duran/razı olmayan yoktur! Şuan bunları konuşabilmemiz bile gelinen noktayı Müslümanların cesaretini, Allah’ın yardımını O’nun gücünün hesaba katılmadan bir işin gerçekleşmediğinin güzel bir kanıtıdır.

Kırk yıl önce Suriye’de bir Müslüman’ın rüyasında Esad’ın devrileceğini rüyada görmek dahi suçken bugün Beeşar Esad’ın devrileceği günün sonrası konuşulmaktadır. Suriye’deki Müslümanlar, tüm dünyaya karşı savaşıyor. ABD’nin planlarına Rusya, Çin, İran, BM ile savaşıyor.”

Suriye halkı ıslah değil iskat nidaları atıyor!

“Suriye’deki korku, -Allah’ın yardımıyla- bir amigonun “ıslah”tan “ıskat”a dönüştürdüğü bir dil sürçmesi ile artık bitti! Artık kimse korkmuyor. Artık Suriye, Hilafet Devleti’ni istediğini kimseden korkmadan söylemekte ve onun için savaşmaktadır. Biz düşmanlarımızı küçümsemiyoruz, güçleri vardır. Fakat cesaretleri artık yoktur. ABD’nin gücü vardır ama cesareti yoktur. Müslümanların ise büyük bir imanı ve cesareti vardır. Suriye’de kardeşlerini şehit vermiş, annesini, babasını, akrabalarından birçoğunu şehit vermiş, bacısının temiz namusu kirletilmiş bir Müslüman genç, ABD ve O’nun ajanlarından, şebbihalardan korkar mı, sizlere soruyorum! Bu genç, devrimini Demokrasiye kaptırır mı? Bu genç, cihadını medeni devlet, Demokratik devlet için devam ettirir mi? Ancak İslam ve İslam Devleti için mücadele eder.” 

Konuşmacılar, Panel’e katılan konukların sorularını cevapladıktan program sonra erdi.


Araştırmacı-Yazar Abdullah İmamoğlu KöklüDeğişim’de Bir Konferans Verdi

23.12.2012

KöklüDeğişim, “İslam’ın Yeniden Hayata Hâkimiyeti Yeniden Mümkün Mü?” başlıklı konferansa ev sahipliği yaptı.

KöklüDeğişim Dergisi’nin Ankara’daki merkezinde, Araştırmacı-Yazar Abdullah İmamoğlu’nun konuşmacı olarak katıldığı “İslam’ın Yeryüzüne Yeniden Hâkimiyeti Mümkün Mü?” konulu bir konferans gerçekleştirildi.

RadyoDeğişim ve Değişim TV’nin internet adreslerinden de canlı olarak yayınlanan konferansa katılım yoğundu.

Hüseyin Zincirkıran’ın Kur’an-ı Kerim tilavetinin ardından Ahmet Sivren’in takdimi ile KöklüDeğişim Dergisi Yazarı Abdullah İmamoğlu konuşmasına başladı. 

Müslümanların içler acısı bugünkü hallerine değinen İmamoğlu, Müslümanların vakıasını resmettikten sonra “İslam’ın Hayata Hâkimiyeti” mevzuuna giriş yaptı. İslam’ın hâkimiyeti meselesinin kavranabilmesi için iki meselenin anlaşılması gerektiğini dile getiren Yazar, bu iki hususa şu başlıklar altında değindi: 

1.) Şeriat’ın Hayatımızdaki Konumu, 2.) İslam’ın Gönderiliş Gayesi.

Şeriat’ın Hayatımızdaki Konumu’nu izah ederken de, insanın varlığının gayesine yani kulluğa değinen İmamoğlu, konuşmasının devamında “Allah’a kulluk nasıl yapılmalıdır?” sorusunu gündemine alarak Laiklik mevzuunu da kapsayan bir mahiyette “kulluk” mefhumunun içeriğini zihinlerde netleştirdi.

“Bugün İslam’ın maalesef bir “anma dini” haline getirildiğini”, ifade eden Yazar, Laikliğe taban tabana zıt olan “Lailahe İllAllah Muhammedun Rasulullah”ın, Tevhid akidesinin temelini oluşturduğunu belirtti. Tevhid bağlamında “ilah” mefhumunun anlaşılması suretiyle kulluk bilincinin yerine oturacağını, Müşriklerin ve kafirlerin neden bu Kelime-i Tevhid’e karşı bu kadar tepkili olduklarının daha net anlaşılacağını ortaya koyduktan sonra, “İslam’ın Hayata Hakimiyeti” bağlamında zikrettiği ikinci meseleye, “İslam’ın Gönderiliş Gayesi”ne geçti.

“İslam’ın Gönderiliş Gayesi” meselesinde de Müslümanların idrak sorununun olduğunu ifade eden Yazar, günümüz Müslümanlarıyla Allah’ın hükümleri hakkında serdettiği, “Allah bizden razı olmaz, zira Allah’ın hükümleri bir vadide, biz başka bir vadideyiz.” cümlesiyle durumun vahametini ortaya koydu.

Allah’ın hükmünün tatbikindeki tavizlerin Müslümanları sorumlu kılacağını sözlerine ekleyen İmamoğlu”Müslümanlar bugün hastadır. Kur’an şifadır/reçetedir. Fakat şifa bulmak için bu reçetenin uygulanması gerekmektedir. Ama bugün Müslümanlar maalesef bu ilacı kullanmamaktadırlar” örneklemesiyle İslam’ın şifa olabilmesi, Ümmeti kalkındırabilmesi için tatbikinin zorunlu olduğuna dikkatleri çekti.

“Peki, bu reçete hayata nasıl uygulanacak, Kur’an bize nasıl şifa olacak?” sorgulamasını, Allah’ın bu dini insanlığa tatbik edilsin için gönderdiği tespiti ile cevaplandıran Yazar, meselenin, bu tatbikin nasıl yerine getirileceğinde düğümlendiğini söyledi.

“İslam’ın yeryüzüne yeniden hâkimiyeti mümkün mü?” sorusunun, metod bağlamındaki tespitlerinin ardından meselenin şer’î delillerini ortaya koyan İmamoğlu, Allah Rasulü’nün dünden, bugünün Müslümanlarına bir müjde içeren şu hadisi ve öncesinde yaptığı kısa bir dua ile konuşmasına son verdi:

تكون النبوة فيكم ما شاء الله أن تكون ثم يرفعها إذا شاء أن يرفعها ثم تكون خلافة على منهاج النبوة فتكون ما شاء الله أن تكون ثم يرفعها إذا شاء الله أن يرفعها ثم تكون ملكا عاضا فيكون ما شاء الله أن يكون ثم يرفعها إذا شاء أن يرفعها ثم تكون ملكا جبرية فتكون ما شاء الله أن تكون ثم يرفعها إذا شاء أن يرفعها ثم تكون خلافة على منهاج النبوة ثم سكت “Allah’ın olmasını dilediği sürece aranızda Nübüvvet olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde onu kaldıracaktır. Sonra Nübüvvet Minhâcı üzere [Râşidî] Hilâfet olacaktır. Böylece Allah’ın olmasını dilediği sürece olacak, sonra Allah onu kaldırmayı dilediğinde kaldıracaktır. Sonra Isırıcı Meliklik olacaktır. Böylece Allah olmasını dilediği sürece olacak, sonra onu kaldırmayı dilediğinde kaldıracaktır. Sonra Zorba Diktatörlük olacaktır. Böylece Allah’ın olmasını dilediği sürece olacak, sonra onu kaldırmayı dilediğinde onu kaldıracaktır. Sonra da Nübüvvet Minhâcı üzere [Râşidî] Hilâfet olacaktır...” Sonra sükût etti.” (İmâm Ahmed rivâyet etti.)

Zaman zaman duygulu, zaman zaman coşkulu seyreden doyurucu bir konuşmanın ardından, soru-cevap ve hasbihal için kitap-cafe bölümüne geçildi. Katılımcıların sorularının cevaplanması ve hasbihalin ardından Program sona erdi.


Dâru’l-Hilafet’e Giden Yol: “Suriye” Paneli Yapıldı

16.12.2012

KöklüDeğişim Dergisi-Genç Değişim Kitabevi birlikteliğinde bugüne kadar Suriye için düzenlediğimiz birçok programa bir yenisini daha ekledik. 15 Aralık Cumartesi günü Genç Değişim Kitabevi’nde “Dâr-ul Hilafete Giden Yol: “Suriye” başlıklı Panel’de, Hamza Er ve Musa Bayoğlu Suriye konusunda gelinen noktada tüm siyasetleri ortaya koyan sunumlarını yaptılar.

Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başlayan Program, Panel yöneticisi Yunus Bayer’in giriş konuşması ile devam etti. Suriye’deki sürecin diğer ayaklanmalardan (Tunus, Mısır, Libya, Yemen) farklı olarak gelişmesinin ve sürecin uzatılmasının sebepleri üzerinde duran Yunus Bayer, önceki dört ülkede devrimlerin Batılılar ve onların projelerine onay verenler tarafından çalındığını, ancak Suriye’de bunun gerçekleştirilemediğini söyledi.

Program panelistlerinden ilk sözü alan Hamza Er, neredeyse son elli yıldır Suriye’nin tam anlamı ile fiili zulüm altında olduğunu söyledi. Bununla beraber son 100 yıllık süre içinde İslam’ın hükümlerinin tatbik edilmemesi sebebiyle tüm Ümmet’in ayrıca zulüm içerisinde olduğunu belirtti. Suriye’de ayaklanmaları tetikleyen şeyin, asıl İslam’dan uzak bir hayatın yaşanmasına başkaldırış olduğunu ifade eden Er, Suriye devrimini özgürlük, işsizlik vs. bazı şeyler ile ifade etmeye çalışanların yanılgı içerisinde olduğunu ifade etti. 

Hamza Er, Suriye’de son siyasi gelişmeleri değerlendirirken, ABD seçimleri sonrasının ve Dışişleri Bakanı Clinton’ın Zagrep açıklamalarının, Suriye için milat niteliğinde olduğunu söyledi. Bu zamana kadar süreci takip etmek ve kontrol altında tutmak için çalışan ABD’nin bu süreçten sonra Devrimi fiili olarak çalmak için Suriye Ulusal Koalisyonu’nu kurdurduğunu ve bu Koalisyonu “meşru temsilci” olarak tanıyarak, geçiş hükümeti oluşturmak istediğini ifade etti. Er, Doha Toplantısı ile Clinton’ın açıklamalarının hayata geçirilmeye çalışıldığını, ancak Batı’nın tüm bütün gayretlere rağmen Suriye halkının dayatma liderlikleri ve Batı menşeili yapıları kabul etmediğini söyledi. Suriye halkının İslam, İslamî yönetim, İslam Devleti ve Hilafet kavramları ile devrimlerini devam ettirdiklerini ve bu devrimi Batı’ya çaldırmamak için tüm güçleri ile çalıştıklarını ifade etti.

Musa Bayoğlu konuşmasına, hadislerle övülmüş, kendisinde hayır olduğu müjdesi ile müjdelenmiş bir belde olan Şam diyarının bu övgüleri hak ettiğini ve bu övgüye layık olduğunu son yirmi ayda ispatladığını söyledi. “Ümmet” ve “imam” kavramlarının aynı kökten geldiğini, İmam’ın cemaate, Ümmet’e, Ümmet’in ise bütün insanlara lider olması gerektiğini söyleyen Bayoğlu, Suriye’de Hilafet’in ilan edilmesi ile değişimin sadece Suriye ile sınırlı kalmayacağını bu değişimin bütün dünyayı etkileyen bir değişim olacağını söyledi. Bayoğlu, bizim insan olarak yaptığımız hesapların üstünde Âlemlerin Rabbi Allah’ın hesabı olduğunu, Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın yardımının Müslümanlarla beraber olacağını, Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın yardımından ümitsizliğe düşmeden ve gayretlerimizi artırarak Suriye’de Hilafet’e giden Müslümanlara destek olmamız gerektiğini vurgulayarak sunumunu sonlandırdı.

Panel, soru-cevap bölümü ile son buldu.


KöklüDeğişim’den “Tarih, Toplum ve Dava Bağlamında Kadın Konferansı”

09.12.2012

KöklüDeğişim Dergisi’nce Ankara’da “Tarih, Toplum ve Dava Bağlamında Kadın” konulu konferans gerçekleştirildi.

Sunuculuğunu Hande Arslan’ın gerçekleştirdiği Hanımlara özel Konferans, Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başladı. Konuyla ilgili sinevizyon gösterimi ile devam etti.

Sinevizyonun ardından ilk konuşmacı olarak kürsüye gelen Selda Karademir, “Tarih Boyunca Kadının Yaşadığı Süreçler” konu başlığıyla; Cahiliye toplumunda kadın, İslam’dan sonra kadın, Osmanlı’da kadın ve Cumhuriyet döneminde kadına verilen ve verilmeyen haklar, alt başlıklarından müteşekkil sunumunu yaptı.

İkinci konuşmacı ise Çiğdem Albasan’dı. Albasan, “İslam’ın Kadına Verdiği Değer ve Bunun Pratik Hayattaki Karşılığı Olan Hilafet” başlıklı konuşmasında, günümüzde çeşitli bölgelerde kadınların çektiği sıkıntılardan bahsetti. Osmanlı döneminde ve İslam geldikten sonra kadınların nasıl dikkate alındığını, günümüzde ise nasıl çığlıklarına kayıtsız kalındığını karşılaştırmalı örnekler ile sunumunu gerçekleştirdi…

Duygulu anların yaşandığı bu konuşmanın ardından, Dünya üzerinde İslamî daveti taşıyan kadınların görüntülerinin yer aldığı etkileyici görsel sunum ve kıyamda edilen duadan sonra program sona erdi.



Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz