Kimlik; lügatte, “toplumsal bir varlık olarak insanın nasıl bir kimse olduğunu gösteren belirti, nitelik ve özelliklerin bütünü” olarak tanımlanmaktadır. Kimliğin, bir kişisel bütünlük ve devamlılığı olduğu vurgulanır. Bazı tanımlarda, kimlik, onur ile, şahsiyet ile, namus ile, haysiyet ile bir tutulur.
İnsan, kimlik mücadelesi vermelidir. Ben kimim, bu varlığın manası nedir, varlık sebebimiz nedir, nereden geldik ve nereye gidiyoruz? İnsanın kimliğini bulma gayreti ve bulduğunda sahiplenmesi; kendini, yaratılış gayesini, mensup olduğu ümmeti, toplumda ve özelde ailesinde üstlendiği rolünü, yaşam tarzını ve saadet anlayışını bulması anlamına gelmektedir. Bu kimliği bulduktan sonra, o kimliği taşımak için gerekenlere dört elle sımsıkı sarılmalı, kimliğinin gerektirdiklerini, benliğini kaybedip, başkası gibi olmamak için yerine getirmeli, fikirlerini ve amellerini saadet anlayışına, hayata bakışına göre düzenlemelidir.
Emekli Büyükelçi Semih Günver, 1974’de Lahor’da (Pakistan) yapılan İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Zirvesi’ne birlikte katıldığı CHP’li Dışişleri Bakanı Turan Güneş’i, “Lahor’da samimi bir Müslüman, Ankara’da Laik devlet adamı, New York’ta Batılı olabilen bir kişi” olarak tanımlamıştı. Günver’in Güneş’e yakıştırdığı bu kimlik, aslında Türkiye’de, Cumhuriyet’in tasarladığı ve oluşturmaya çalıştığı “yurttaş” prototipidir. Zira Türkiye de, nüfusunun çoğunluğu itibarıyla “Müslüman” bir ülke ve “laik” sistemiyle de “Batılı” bir devlettir. Günümüzde de, siyasi arenada, Müslümanlara ben de sizdenim izlenimi vermek için Müslüman, laiklere karşı herkesten fazla laik kimliksiz insanlar dolaşmakta.
Bu ve benzeri birçok kimliksiz dolaşan insanlar gösteriyor ki kimlik, nüfus cüzdanında, ehliyette, pasaportta olduğu gibi doğum tarihi, uyruk vs. bilgilerin kaydedildiği kâğıt parçası değildir. Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in, risaletle görevlendirilip, daveti insanlara taşıması sırasında, İslam Devleti’nin Risaleti tüm dünyaya yayma gayretleri esnasında, Hilafet’in kaldırılması sürecinde, Yahudi varlığının Filistin’i işgal etmesinde, Afganistan’da, Irak’ta, Myanmar’da, Tunus’ta, Mısır’da, Suriye’de ve saymadığımız daha birçok olayda ve yerde insanlar, kimliklerini belirlemek ve o doğrultuda tavır sergilemek zorunda kaldılar ve kalacaklar. Kimliğine sahip çıkanlar daha öncekiler gibi kurtuluşa erecekler, kimliğinden utanırcasına kimliğini pazara çıkaranlar ise hüsrana uğrayıp mağlup olacaklardır.
Müslümanlar, tarihin bazı dönemlerinde kimliklerinden uzak kaldılar ve itibarlarını kaybettiler. Kimliğini, akidesiyle uyum içerisinde yaşayıp, nizam ile yaşattığı dönemlerde ise huzur buldular ve dünyaya da huzuru, adaleti ve güveni taşıdılar. Eğer itibarı, kişinin fikir ve amellerine değil de, sahip olduğu eşyaya bağlarsanız ve bunu saat başı televizyonlarınızdan ilan ederseniz, o toplumun değer sistemi bir-iki nesil içinde değişir. İmanla, takvayla, sahip olduğu kıymetlere sahip çıkma derecesiyle ölçülmesi gereken kimlik, eşyaya endeksli hale gelir ve Ümmet’in gençliği magazin programlarındaki çoğu uyuşturucu bağımlısı olan medyatiklere özenirler.
Kimlik mücadelemizde, inandığımız fikirler (akide) ve üzerimize tatbik edilen düzen(nizam)’in uyumuna bakılır. Özet olarak, inandığımızı yaşayabiliyor muyuz, yoksa yaşamak zorunda bırakıldığımız bir düzeni mi yaşıyoruz? İnandıklarımızla, tepki verip tavır koyup sesimizi çıkartıp hakkımızı isteyip hakkı haykırıp amel edebiliyor muyuz? Yoksa inancımızla çelişse bile, alışıp yılışıp karışıp gözlerimizi yumup kulaklarımızı tıkıyor muyuz?
İslamî kimliğini kaybedip Kapitalist bir kimliğe bürünen, şahsiyetsiz ve kimliksiz insanlar; hırsız ve dolandırıcı bir iş adamının hikâyesini “azim ve başarı hikâyesi” olarak gördüler. Günde zamanının büyük bir kısmını TV başında geçirip TV’nin onlara, çok istedikleri bir eşyayı elde edince çok mutlu olacağını söylemesiyle, onlar da onu almak için canla başla mücadele ettiler. İçinde bulunduğumuz ülkelerde vesair ülkelerde, insanlar açlıktan öldü ve ölüyor, işgal edilen beldelerde zulümler arşı ve arzı sallıyor. Onlar “Muhteşem Yüzyıl” dizisini izleyip kritik ediyorlar. Yöneticileri, zulümleri kınıyor, kınıyor, sonra yine kınıyorlar. Fakat Kapitalizm’in hüküm sürdüğü hiçbir devlet, halkı Müslüman olsa da, diğer beldedeki Müslüman kardeşinin durumuna müdahale etmiyor, göbek bağıyla bağlı oldukları ağabeyleri müdahale ettirmiyor. Devlet kimliksiz olunca, Kapitalist kimliğe sahip olan ağabeyleri onlara kimlik biçiveriyorlar.
İnsana, en güzel kimliği yine onun Rabbi biçiyor. Hayatı ve ölümü yaratıp insanları yalnız kendisine “kulluk” etsinler diye Yaratan’dan daha iyi kimse veremezdi, bu kimliği şüphesiz. İnsana, insan olarak bakmak yüksek bir fikirdir deriz. İnsana, kul olarak bakabilmek bu fikirden de yücedir.
Kimliğini yere düşürenler veya bir yerde bırakıp unutanlar, onu bir gömlek gibi çıkarıp atanlar veyahut “buralarda bir yerde olacaktı, bir saniye” deyip arayanlar! Biran önce hayata geliş gayenizi hatırlayın, kimliğinize ve sizinle aynı kimliği tanışanlara sahip çıkın, böylece bu dünyada kimliğinize yaraşır biçimde yaşayın, Ahirette de Allah’ın huzuruna çıktığınızda “kimliğimi hakkıyla taşıdım, taşırken de sabırla tüm zorluklara göğüs gerdim ama hiç vazgeçmedim” demeye hüccetiniz olsun.
Rabbim, bizleri kimliğimizi taşıma uğrunda can verenlerden eylesin! (Âmin)


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış