Dergimizin düzenlemiş olduğu “Suriye Halkı Ne İstiyor Biz Ne Yapmalıyız?” başlıklı konferansların Ankara etabı, ANFA Kongre Merkezi yönetiminin son dakikada sorun çıkartması ve salonu kiralamaktan vazgeçmesinin ardından Kocatepe Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.
Konferansımıza, salonun kapasitesi göz önüne alınarak yoğun talebi karşılayamama düşüncesiyle sadece erkekler davet edildi. Nitekim salon bu haliyle doldu ve misafirlerimizden pek çoğu konferansı ayakta dinlemek zorunda kaldı. Bu zorluğa rağmen konuklarımız etkinliğin sonuna kadar bizi yalnız bırakmadılar ve ayakta da olsa, yerlere oturarak da olsa Suriye halkının yanında olduklarını gösterdiler.
Konferans salonunun girişinde KöklüDeğişim tarafından açılan stantta geliri Suriye halkına gönderilmek üzere kitap satışı yapıldı. Katılımcılarında ilgi gösterdiği kitap satışlarının gelirleri Suriye’ye gönderilmek üzere ilgili kişilere teslim edildi.
Konferansımızın sunumunu Dergimizin genç kalemlerinden Ekrem Meşe yaptı. Murat Albasan’ın Kur’an tilavetinin ardından kürsüye Dergimiz Sorumlu Yazı İşleri Müdürü ve İmtiyaz Sahibi Süleyman Uğurlu geldi. Uğurlu, katılımcılara gösterdikleri ilgiden ötürü, konuşmacılara ise katkılarından ötürü teşekkür ettikten sonra KöklüDeğişim’in Suriye kıyamından bu yana gerçekleştirdiği Suriye konulu faaliyetlerden kısaca bahsetti. Ardından zulmün, acının ve gözyaşının sadece Suriye’de olmadığını Müslümanların yaşadığı neredeyse her beldede benzer şeylerin yaşandığını, bir yandan Müslümanlar zulüm görürken diğer yandan Batı’nın İslam düşmanlığı çerçevesinde Rasulullah’a hakaretler yağdırdığını ve hakaretleri “ifade özgürlüğü” kılıfına soktuğunu söyledi. Geçmişten gelen ve hiç bitmeyecek bu düşmanlığa cevap olarak şu ayeti okudu: “Kininizle geberin!”
Ardından Suriye’nin acılar beldesi olduğu kadar umudun da beldesi olduğunu hatırlatarak Suriye halkına seslendi: “Tüm dünya sizi terk etse de vallahi biz sizi asla terk etmeyeceğiz! Bir takım Müslümanlar size ihanet etse de vallahi biz size ihanet etmeyeceğiz.”
Uğurlu’nun konuşmasının ardından “Suriye halkı ne istiyor?” sorusuna cevap niteliği taşıyan Suriye vakıasına anlatan bir sinevizyon gösterimi yapıldı. Sinevizyon izlenirken duygusal anlar yaşandı. Ardından ilk konuşmacı olarak Yeni Akit Gazetesi Yazarı ve İslamî camianın yakından tanıdığı bir isim olan Ahmet Varol sunumunu gerçekleştirdi. Varol konuşmasına, konferansın yapıldığı 16 Eylül tarihinin önemini hatırlatarak başladı. Zira bu tarihte Hristiyan Falanjistler Batı Beyrut’ta Filistinli mültecilerin kaldığı Sabra ve Şatilla kamplarını basarak kadın-çocuk ayırt etmeksizin binlerce Filistinli Müslümanı katletmişlerdi. Aynı şekilde bugün benzer katliamların Suriye’de gerçekleştiğini belirtip Suriye halkına destek vermenin insanî ve İslamî bir zorunluluk olduğunu söyledi. Suriye direnişini değersizleştirmek için ortaya atılan tezlere gönderme yaparak bu tezlerin asla doğru olmadığını aktardı.
Ahmet Varol’un konuşmasının ardından Suriye’de ne olup bittiğini en iyi bilen kişilerden olan Hizb-ut Tahrir Suriye Vilayeti Medya Bürosu Başkanı Hişam el-Baba video konferans yönetimiyle Ankaralı Müslümanlara hitap etti. Hişam el-Baba konuşmasında Suriye halkının yardım taleplerini iletti.
Hişam el-Baba’nın ardından KöklüDeğişim’in konuğu Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Bürosu Başkanı Osman Bahhaş konuşmasını yapmak üzere kürsüye geldi. Bahhaş konuşmasına Şam ve Şam ehli hakkındaki hadisleri okuyarak başladı. Konferans salonunu dolduranlara hitaben: “Dedeleriniz İstanbul’u fethederek Rasulullah’ın övgüsüne mazhar olmuştu bu fethin ardından sizlerin İslam’ın sancağını ve bayrağını taşımanız gerekir” dedi. Batı Demokrasinin necis bir sistem olduğundan ve Müslümanlara pazarlanmaya çalışıldığından bahsettikten sonra “onların Demokrasisi çocukları öldürmektir. Onların Demokrasisi Rasulullah’a hakaret etmektir! Onların demokrasisi İslam’a saldırmaktır! Onların Demokrasisi bizlerin tüm bunlara seyirci kalmamızdır!” diyerek konuşmasına devam etti. Bahhaş etkili konuşmasıyla herkesi etkiledi hatta öyle ki, konuşması Türkçeye tercüme edilmeden halkın tekbir sesleri yükseliyordu, hatta salonda kendinden geçenler olduğu görüldü.
Konuşmasını tamamladıktan sonra yerine geçen Osman Bahhaş’tan sonra Dergimiz yazarlarından Hanefi Yağmur sunumunu gerçekleştirdi. Suriye konusuna girmeden önce Rasulullah’a hakaret konusuna değinen Yağmur, yöneticilerin ve âlimlerin açıklamalarına değinerek bunların ne kadar acziyet içerdiğini anlattı. Rasulullah’a hakaretin şerî boyutunu ele alan Yağmur, fukaha arasında bu konuda hiçbir ihtilafın olmadığını belirtip tüm mezheplerin ortak görüşünün Rasulullah’a hakaretin cezasının öldürülmek olduğunu söyledi. Son dönemlerde artan terör olaylarını Suriye bağlamında değerlendiren Yağmur, Ümmet arasına kin tohumlarını ekmeyi amaçlayan bu girişimlerin Suriye’de Esed sonrasındaki belirsizlikten kaynaklandığını zira kurulma ihtimali yüksek İslam Devleti’nin önüne geçme girişimleri olduğunu dile getirdi.
Hanefi Yağmur’un konuşmasının ardından dua için Murat Albasan kürsüye geldi ve tüm bedenleri titreten, duyguları zirveye taşıyan ve istisnasız herkesi gözyaşına boğan bir dua yaptırdı. Albasan’ın yaptırdığı dua metni şu şekildedir:
“Allahumme Ya Rabbel-alemiin. Ve ya Nâsıra’l-mustazafiin. Veya Kâhiral-Cebâbira ve’l-Munafikiin.
Allahumme Ya Muntekim! Ya Kahhar! Ya Cebbar!
Allahumme Ya rafiğessema… Allahummensur-il ihvanenel müslimine fi suriya…
Allahumme sebbit-il erda min tehdi akdamihim…
Allahumme kullehum avna… Ve kullehum muina… Ve kullehum nasira…
Allah’ım yalnız sana hamd ediyor ve yalnız Senden yardım diliyoruz.
Ey ceberrut diktatörlerin aciz bırakamayacağı Cebbar! Ey İntikamını en şedit şekilde alacak olan Kahhar! Müslümanlara karşı azgınlaşmış olan yöneticileri Sana havale ediyoruz. Onları yaptıkları zulüm nedeniyle kahreyle Ya Rabbi.
Allah’ım! Suriye’de zalimlere hak sözü söylemek ve Senin dinini yüceltmek için kıyam eden kardeşlerimize yardım et. Onların sabır ve sebatlarını artır. Düşmanlarının kalplerine korku tohumlarını ek Ya Rabbi...
Allah’ım! Onlar yüzyıllık esaretin ardından, Ümmetimize izzet ve şerefini yeniden iade edecek, birliğini, dirliğini temin edecek olan Hilafet Devleti’ni ikame etmek için göğüslerini mermilere, toplara ve füzelere siper ettiler, onlara şaşılacak Kudretinle desteğini gönder Allah’ım.
Allah’ım! Onlar korunmasız, Sen onları himaye et Ya Rabbi... Ateşten hendeğe çevrilmiş beldelerinde kuşatma altına alınan ve tüm dünyanın gözleri önünde katledilen kardeşlerimize inayet et ya Rabbi, kerem et, Ya Keriiim!
Allah’ım! Onlar güçsüz, sen onları herkesi aciz bırakan gücünle destekle ya Rabbi... Hunharca katledilen bebelerin, tecavüz edilen iffetli Müslüman kadınların intikamını Sen al ya Rabbi…
Ya Muntekim! Onlara azabını müminlerin elleri ile gönder. Onları yardımsız bırakanları Sen de yardımsız bırak ya Rabbi... Onları zalimleri ile baş başa bırakanları Sen de kendi başına bırak ya Rabbi...
Ey Nuh’un çağrısına icabet eden Muciiib! Suriye için yükselen bu yakarışlarımıza da icabet et.
Ey İbrahim için ateş çukurunu cennet bahçesine çeviren Müdebbir! Sömürgeci kâfir devletlerin cehenneme çevirdiği beldelerimizi İslam’la yeniden inşa ve imar edilerek cennete çevir.
Ey Yusuf’u Mısır’a sultan yapan Malik’el-Mülk! Ümmetimize yeniden yeryüzünün sultanlığını ver.
Ey Musa’yı Firavun’un karşısında izzetli kılan Muizz! Suriye’deki kardeşlerimizi de Beşşar firavunu karşısında izzetli kıl.
Katında kabul olunan bütün dualar hürmetine Allah’ım! Müslümanların beldelerini birleştir, güçlerini birleştir Ya Rabbi…
Ya Rahmanu Ya Allah! Ya Rahimu Ya Allah! Ya Hayyumu Ya Allah! Ya Kayyumu Ya Allah! Ya Mu’minu Ya Allah! Ya Muheyminu Ya Allah! Ya Muizzu Ya Allah! Ya Muzillü Ya Allah! Ya Cebbaru Ya Allah! Mutekebbiru Ya Allah! Ya Muntakımü Ya Allah! Ya Allah! Ya Allah!
Ey zalimin hasmı olan Allah’ımız! Sen zalimin hasmı iken bize zalim ne yapabilir?!
Ey bizi İslam’la izzetlendiren Allah’ımız! Sen Muizz iken bizi kim zelil kılabilir?!
Ey iniltileri işiten Allah’ımız! Ey dualara icabet eden Allah’ımız! İçin için sana yakarmak için açılmış bu elleri boş çevirme… Umudunu yalnız Sana bağlamış kullarını çaresiz bırakma…
Ey Kahhar! Suriye Zalimini kahret! Ya Muzill, Suriye Zalimini zelil kıl! Boynunun devrildiği günleri yaklaştır…
Allah’ım! İslam’a ve Müslümanlara yardım et. Nübüvvet modeli üzerine ikinci Raşidî Hilafet’in ikamesi ile birlikte Ümmetimizin bahar günlerini bizlere göster ya Rabbi...
Bölünmüş coğrafyamızın, parçalanmış Ümmetimizin Rasulullah’ın Kelime-i Tevhid sancağı altında birleştiği günleri bizlere yaşat ya Rabbi...
Bizleri cahiliyye ölümünden kurtaracak beyat edebileceğimiz Halifemize kavuştur ya Rabbi…
Şam’ın en görkemli camisi olan Emeviyye Camii’nde müminleri beyata çağıracak bir Halife’yi bizlere nasip et.
Allahumme haze’d dua… Allahumme haze’d dua… Allahumme haze’d dua…
Ve minkel icabeh… Ve la havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim…”
Bu güzel duanın ardından “lebbeyk lebbeyk lebbeyke ya Allah!” ve tekbir sesleriyle konferansımız son buldu. Konferansın ardından konuşmacıları tebrik etmek, onlarla tanışmak ve onlarla fotoğraf çektirmek için uzun kuyruklar oluştu.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış