Dergimizin, ülkenin birçok ilinde konferans kararı almasıyla kolları sıvadık. Zaten gündem maddelerimizin ön sıralarında yer alan Suriye meselesine daha bir ağırlık verdik. Adımlarımızı sıklaştırdık. Süremiz çok değildi ve mevzu önemliydi. Ümmetin her parçası zulüm ve katliamla sarsılırken Suriye çok kısa bir sürede zulmün yoğunluğu ve şeditliğiyle ön sıralara yükselmişti. Ve Suriye, İslamî Devlet’e yurt olabilecek bir istikbal vaat ediyordu. Halkı uyandırmak, bir araya gelmeye çağırmak, durumun vahametini ve ehemmiyetini göstermek için… En az halkımızı bilinçlendirmek kadar önemli bir başka husus ise Suriye İnkılabçıları kardeşlerimizi şevklendirmek, ‘biz şu kadar şehir, şu kadar insan hep yanınızdayız’ demek istiyorduk. Fakat şartlar her zamanki gibi işimizi kolaylaştırmak için değil zorlaştırmak için kurgulanmıştı.
ŞANLIURFA
İlk önce konferans için salonu bulmak büyük bir mesele oldu. Uygun salonlar ise çoktan tutulmuştu. Geriye kalan resmî gayr-ı resmî salonlar da ‘duyarsızlıkta’ birleşmişlerdi. İstenilen kiralama ücretini kabul etmemize, ‘şart koştukları izinleri’ almamıza rağmen salon sahibi son günlere değin ayak diretiyordu. Konferansın konusu ‘mevlid’ gibi ‘kutlu doğum’ gibi gayr-ı siyasî bir mesele değildi çünkü!
Duyarsızlık… Hiç olmaması gereken insanlarda bir sıfat halini almıştı Suriye meselesinde. İslamî camianın Türkiye genelinde takındığı zehirli sessizlik buralarda da söz konusuydu. Sanki lisan-ı halleriyle ‘Bu kadar büyütecek ne var?’ diyorlardı. Ama hamdolsun ki Ümmet onların sessizliklerine rağmen salonları doldurdu, duyarlı STK’lar ‘buradayız’ dedi. Yıllardır duyarsızlaştırılmaya çalışılan Urfa Arapları kardeşlerimiz minibüslerle kalkıp bize katıldılar. Kürtler, Türkler, Araplar, kadın, erkek, çocuk, yaşlı hep birlikte ‘el-Ummah yurid Hilafeh İslamiyye’ diye haykırdık. Kapının önünde bekletilen sivil polislere, onlarca çevik kuvvete aldırmadan…
DİYARBAKIR
Bölgeye aşina olanlar bilir, Diyarbakır’da birinci mesele her zaman için ‘Kürt Meselesi’dir. Bunun dışında bir mevzu için insanları bir araya toplamak kolay bir şey değildir. Ama Diyarbakırlılar, bu kez kendi derin acılarını bir yana bırakıp kardeşleri için doldurdular salonları. Kürdistan’ın, ancak kardeşleri Arabistan ve Türkistan ile kurtulacağına inanarak geldiler. Tekbirler, dualar, âminlerle…
Oysa polis, konferansın olmaması için yürürlükten kaldırılmış yasal işlemleri talep etmiş, yıldırmak için salonun etrafını, içini doldurmuştu. Ama vazgeçirtemediler.
GAZİANTEP
Antep de kardeşi Diyarbakır gibi polis engeliyle karşılaştı. Konferans için tutulan otelin yetkililerine Dergimiz hakkında kara propaganda yaptılar. Saçma sapan bürokratik taleplerde bulundular. Ama kardeşlerimiz daha bir bilendiler. Şah Merdan Sarı Hocaefendi’yi kürsüye taşıdılar. O da her zamanki genç ve coşkulu bir ruhla Suriye’yi anlattı bize. Hilafet meselesinin nasıl da hayatî ve vazgeçilmez bir mevzu olduğunu vurguladı. Hocamız, bu topraklarda sürekli sesi olmuştur. Suriye meselesinde de sağırlara ve dilsizlere inat yine meydandaydı. Rabbimiz, Onun gibi âlimlerin sayısını çoğaltsın.
ADIYAMAN
Adıyaman da, diğer illerde uygulanan sistem baskısını en yüksek seviyede hissetti. Bir sürü belge, formalite uygulandı. Öyle ki konferansa gelen misafirlerin üstleri teker teker arandı, kameralarla kayda alındılar. Fakat Müslümanlar tüm cehtlerini ortaya koydular ve Suriye için bir araya geldiler. Onları bir araya getirenler, KöklüDeğişim’in genç okurlarıydı. Adıyaman, bu tür etkinliklerin neredeyse hiç gerçekleşmediği bir yer. Belki bu susamışlıktan olsa gerek sinevizyon gösteriminde kadınıyla, erkeğiyle ağladılar. Konferans çıkışında gözlerinin ışıldaması her şeyi açıklıyordu aslında.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış