CHP’nin Anayasa’ya cumhurbaşkanlığı ile ilgili iptal davası reddedildikten sonra Anayasa Mahkemesi Abdullah Gül’ün görev süresinin 7 yıl olduğuna ve bu 7 yılın sonunda bir kez daha 5 yıllığına Cumhurbaşkanlığı görevine seçilmek için aday olabileceğine karar verdi.
Cumhurbaşkanlığı ile ilgili AKP'nin yaşadığı tek sıkıntının bu olmadığını 2007’deki “367” AYM kararından dolayı biliyoruz. Ancak o dönem için yaşanan vakıa bugüne nazaran AKP ile statüko arasında cereyan etmişti ve Erdoğan o sorunu yasada değişiklik yaparak halk oylamasıyla by-pass etmişti.
Görev süresinin 7 yıl olması bakımından çıkan karar Erdoğan'ı sevindirmiş olabilir ama yeniden/bir kez daha seçilme seçeneğinden pek hoşnut olduğu söylenemez.
Bu karar son zamanlarda AKP’nin statükodan ziyade öte tarafla yaşadığı sıkıntılar silsilesinin bir devamı mıdır? sorusunu akla getirmiyor değil.
Cumhurbaşkanlığı seçiminin Erdoğan için ne kadar önemli olduğu aşikârdır. Zira Erdoğan köşke çıkmak ve bunu da genişletilmiş yetkilerle veyahut bir sistem değişikliği ile gerçekleştirmek istiyor. Seçenek olarak başkanlık, yarı başkanlık (partili cumhurbaşkanı) sistemi gündemde.
Erdoğan her ne kadar şu an tüm kesimler için tek seçenek olarak görülüyor olsa da önümüzdeki zamanlarda aslında uzun vadeli yerine bir alternatif aranmakta olduğu artık bir sır değildir.
Abdullah Gül’ün yapı itibariyle Erdoğan'a nazaran -tabiri caizse- metne bağlı bir siyasetçi olduğu her haliyle belli. Erdoğan'ın ise zaman zaman metne bağlı kalmayıp ortalığı kasıp kavurduğu malumdur. Böyle olunca ve bunun öte tarafta getirdiği sıkıntılarda göz önünde bulundurulduğunda Erdoğan'dan duyulan rahatsızlık artık siyasi ortamlarda daha vurgulu dillendirilmektedir. Hal böyle olunca Anayasa Mahkemesi'nin kararını dikkatli okumak gerekiyor.
Öncelikle kararın Erdoğan’ı sevindirmiş olacağı yöne bakacak olursak; ilk akla gelen kendisinin zaman kazanması olduğudur. Zira eğer AYM 7 yıl değil de 5 yıl olarak hüküm koymuş olsaydı o vakit Erdoğan ciddi manada gerek zaman gerek siyasi açıdan zor duruma düşecekti. Çünkü hükümet henüz birçok şeyi halledebilmiş değildir. Kürt sorunu, terör sorunu, yeni anayasa gibi büyük hedeflerin gerçekleştirilememiş olması hükümet için büyük bir engel oluşturuyor.
Erdoğan’ın şimdi yapması gerekenler arasında işlerine hız kazandırması ve önünde durabilecek mezkûr sıkıntıları bertaraf edebilmesi için acele etmesi geliyor.
Her ne kadar AKP Grup Başkanvekili Nurettin Canikli'den “hem 7 yıl görev yapıp hem de yeniden aday olabilme kararı tutarsızlık içeriyor” sözleriyle kararı eleştirip tepki geldiyse de Erdoğan bu olaya tepkisini daha dikkatli ortaya koymuştur:
“-Daha önce açıkladığım gibi... Bizim 2023 projelerimizde sıkıntı yaratmaz. Çünkü bunlar kişilere bağlı değil. Üç dönemden sonra arkadaşlarımız think tank’lerde çalışsın istiyoruz. Parti politikalarımız bu düşünce kuruluşlarından yararlanarak devam edecek.
-Peki ama yetişmiş insan gücü israfı olmaz mı?.. Mesela Ali Babacan gibi genç isimlerde...
-Ne biliyorsunuz belki Ali Bey’e dış camiadan iyi bir teklif gelecek...”
Aslında bu minvalde Erdoğan’ın açıklamalarına yine bakan Çelik tercüman oluyor ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın 2014’te Çankaya Köşkü’ne çıkması halinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün fiili siyasette yer alabileceğini belirterek, “Bu saatten sonra herhalde Kayseri İl Başkanı olacak değil” açıklamasında bulunuyor. Erdoğan ve Gül’ün makam hırsı yüzünden birbirlerine düşmeyeceklerini Başbakan, “Cumhurbaşkanlığına adayım” dediğinde Gül’ün, “Ben de adayım” demeyeceğini belirtiyor.
Eğer Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, Anayasa Mahkemesi’nin Cumhurbaşkanlığı seçimi Kanunu’yla ilgili verdiği karara ilişkin, “Benim prensip olarak aldığım bir karar var. O da bu tartışmaların dışında kalmak. Benim için önemli olan görevimi layıkıyla yapmak” demesine bakılırsa Gül’ün bu anlamda bir sıkıntı çıkarmak istemediği ve aktif siyasete dönmeyeceği olarak okuyabiliriz.
Ama ne var ki, cumhurbaşkanlığı hususunda farklı cephelerde farklı planlar yapılmakta olduğunu ve Gül'ün Erdoğan’a tercih edildiğini görebiliriz. Bununla farklı kesimler Erdoğan ve Gül’ün arasında tercih yaparak ve aralarındaki rekabetten faydalanarak Gül'ü tercih eden 7+5 kararını açıklayarak Erdoğan'dan duydukları rahatsızlıklarını dile getirmiş oluyorlar. Bu anlamda konuyu ; “AYM kararının içinde bizim de elimiz var haberin olsun”a getirdiler ve Erdoğan'dan duydukları rahatsızlıklarını dile getirmekte her fırsatı kullanacaklar.
İlginç olan ise Konsensus'un yaptığı bir anket oldu. Katılanlara yönelttiği sorular içinde “Yapılacak bir cumhurbaşkanlığı seçiminde kimin cumhurbaşkanı olmasını istersiniz?” de vardı. Başbakan Erdoğan, cumhurbaşkanlığı yarışında sürpriz yaparak öne çıktı ve Mart ayı araştırmasına göre oy oranını 24.9 puan artırarak yüzde 41.8 ile birinciliğe oturdu. İkinci sıradaki isim ise yüzde 20.8 ile Abdullah Gül oldu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı olursa, AK Parti Genel Başkanı kim olsun? sorusuna yanıt verenlerin yüzde 32.6'sı “Abdullah Gül derken, yüzde 16.1 'i Bülent Arınç yanıtını verdi. Üçüncü sırada ise yüzde 9.7 ile Ahmet Davutoğlu yer aldı.
Bu araştırmada da görüleceği gibi halk şu an itibariyle Erdoğan'ın arkasında. Erdoğan karizmatik başkanlığıyla izlediği ve yılan hikâyesine dönen siyasetiyle halkın sesi olma yolunda yerini koruyor gözüküyor. Her ne kadar Gül'de halk tabanında sevilen ve tercih edilen bir yapısı olsa da ister istemez Erdoğan‘ın konumu gereği bugüne kadar olduğu gibi şayet aktif siyasete dönecek olursa partide ikinci adam kalmaya devam edecek. Zaten Erdoğan'a karşı Gül'ü alternatif olarak gören ve gösterenler Erdoğan'dan rahatsızlık duyan belli kesimlerdir. Onlar açısından bu adım küçük görünse de uzun vadede ne planladıklarını göreceğiz. Bu noktada Erdoğan’ın hedefini gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğini de göreceğiz.
Ama ne olursa olsun netice itibariyle AYM'nin vermiş olduğu karar bir şeyi değiştiremeyecek gibi gözüküyor.
Zaten gündemdeki gelişen ve gün aşırı değişen olaylar devamlı bir şeylerin üstünü örtmekte ve hiç şüphesiz bu son kararda bundan nasibini almıştır.
Erdoğan geleceğe yönelik çalışmalarını hızlandırıp eline geçmiş fırsatı değerlendirmeye en iyi şekilde çalışacaktır. Yaptığı hamleler bu yönde gelişmektedir. Zira Erdoğan’da kimin ne istediğini, belli bir kesim tarafından uzun vadede Türkiye resminden adının silinmek istendiğini bilmektedir.
Erdoğan'ın bu konu ile ilgili halletmesi gerekenler arasında yetki meselesi var ki; Erdoğan sadece şuan ki mevcut cumhurbaşkanlığı koltuğunu istemiyor. Dolayısıyla bunun bir an önce halledilmesi gerekiyor. Erdoğan’ın bunu hangi sistemle yapacağı şu an muallakta. Zira Türkiye yoluna başkanlık mı yoksa mevcut cumhurbaşkanlığı sistemiyle mi devam edecek belli değil. Yeni anayasa kabul edilene kadar...
Her ne kadar partili cumhurbaşkanı çıkışını gündeme getirdiyse de Erdoğan’ın bu minvalde altyapısını iyi hazırlaması gerekiyor. Belki dilerse bunu farklı bir şekilde yama kanunlarla yapabilir ancak Erdoğan’a bu saatten sonra özellikle yeni dönemde yamalar çok sıkıntı verecektir. Netice itibariyle kendisi de biliyor ki köklü bir çözüme ihtiyaç var. O da yeni anayasaya başkanlık ya da yarı başkanlık sistemini koymak olacaktır.
Netice itibariyle öyle veya böyle Erdoğan’ın istediği koltuğa oturacağı kesin.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış