12 Yamalı Cübbeyi Giyecek Bir Lider

Esma Sıddık

İnsanoğlunun yeryüzünde hayat sürmesi ve birarada yaşamaya başlamasıyla çeşitli toplumlar meydana gelmiştir. Toplumların günlük hayatlarında yapmakta oldukları, A’dan Z’ye tüm işleri bir otorite nezdinde aralıksız olarak yönetilir. Dolayısıyla insan, toplum ve yönetim kavramları birbirlerinden ayrılmayan mefhumlardır. 

İnsanlar, oluşturdukları toplumu yönetecek bir lidere ihtiyaç duyarlar. Bu ihtiyacın nedeniyse birlik olma ve bir kişinin önderliğinde birleşme arzusunda yatmaktadır. Zira ancak birlik olmakla sorunların çözülebileceğine inanılır. Bu ise insanın fıtratından kaynaklanan bir istektir. 

Lider kelimesi, önder, yönetimde yetkisi ve etkisi olan kimse anlamına gelmektedir.
Lider, belirlenen hedeflere toplumu yöneltir ve bu hedefi benimsetir. Böylelikle bakışları ve gücü tek noktada toplar. Bunun yanısıra lider, halkını temsil eder.

Liderden beklenen, her durumda halkın birliğini ve toplumun düzenini sağlamasıdır. İnsanlar, toplumun büyük bir kısmı tarafından güven duyulan kişiyi kendilerine lider olarak benimserler. Toplum, kendisine benzeyen, kendisiyle aynı değer ve yargıları paylaşan kişinin idaresini kabul eder. Kendisi gibi olana yakınlık duyar. Onun tarafından yönetilmeyi ister. Sadece kendisine benzeyen bir liderin, halinden ve derdinden anlayabileceğini düşünür. Aksi durumda yönetime itiraz eder, hatta ayaklanır. Bu itiraz ne kadar ciddi ve geniş çapta olursa, kendisine karşı çıkılan lider de -çoğu zaman- halkına karşı o kadar katı, sert ve acımasız olur. 

Bugün Müslümanlar, bu durumu kelimenin tam anlamıyla yaşamaktadırlar. En güncel iki örnek:

•Suriye’de sözde liderleri tarafından katliamlara ve vahşice işkencelere tâbi tutulmaktadırlar. 

•Burma’da yaşayan Arakanlı Müslümanlar ise yersiz, yurtsuz ve sahipsiz kalmışlardır. Mynmar yönetimi Arakanlı Müslümanları yaşadıkları topraklardan atmaya çalışıyor. Köylerinin etrafı kuşatılıyor, erkekleri yakalanıp bilinmedik yerlere götürülüyor. Ardından kadınları ve kızları kirletiliyor. Çocuklar ve ihtiyarlar, korumasız ve çaresiz acı sonlarını bekliyorlar. Diri diri hendeklere atılıp yakılırken çığlıkları semaları inletiyor da seslerini duyan olmuyor! Ve bütün bunlar, birçok ülkede o kadar uzun süredir yaşanıyor ki...

Lider kelimesi, başkan ve emir kelimesiyle aynı anlamı taşımaktadır. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz şöyle buyurmaktadır: 

“Üç kişinin aralarından birisini başlarına emir tayin etmeksizin durmaları helal değildir.”

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin bu sözüne bakıldığında emirin tek bir kişi olduğunu anlamaktayız. Bu konu dâhilindeki fiillerini dikkate aldığımızda, her emir tayin ettiğinde istisnasız olarak, tek bir kişiyi görevlendirdiğini görmekteyiz. Dolayısıyla İslam’da liderlik, ferdidir, bireyseldir. 

Kendisine biat edilerek seçilen liderin, tek bir harfini dahi atlamadan Allah Azze ve Celle’nin Şeriatı ile yönetmesi gerektiği şer’î nasslarda bariz şekilde görülmektedir. Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır: 

فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ عَمَّا جَاءَكَ مِنَ الْحَقِّ

“Onların aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet. Haktan sana gelenden sapıp da onların hevalarına uyma.”

İslamî toplumda liderlik, iki sütun üzerinde durmaktadır; kuvvet ve takva. İslamî liderliği zalimlikten/diktatörlükten ayıran ise, kuvvetin takva ile kullanılmasıdır. İslam, felsefî bir din değildir. Hiç bir zaman olmamıştır da! Bu yüzden yönetimde kuvveti takva ile birleştirme fikri, İslam’ın doğduğu günden itibaren hemen hayata geçirilmiştir.

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’den başlayarak İslam Devleti, her zaman Allah Azze ve Celle’den korkan, O’nun Şeriatı’nı uygulamak ve O’nu razı etmekten başka ideali olmayan yüzlerce lider görmüştür. Ebu Hurayra RadiyAllahu Anh’ın naklettiği bir habere göre: 

“Bir adam, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem'e geldi ve “Ben açım.” dedi. Allah'ın Resûlü hanımlarından birine haber salarak yiyecek bir şey göndermesini istedi. O da, “Seni Rasul olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, evde sudan başka bir şey yok,” dedi. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem bir başka hanımından yiyecek bir şeyler istedi. O da aynı cevabı verdi. Daha sonra Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in öteki hanımları da: “Seni Rasulullah olarak gönderene yemin ederim ki, evde sudan başka bir şey yok”, diye haber gönderdiler.”

Bu hadise vuku bulduğunda, Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem, İslam Devleti’nin lideri idi. Devlet başkanı sıfatına sahip olmasına rağmen o, altından yapılmış saraylarda yaşamak ve kızarmış etlerin olduğu sofralarda oturmak şöyle dursun, evinde sudan başka birşey bulunmayan gerçek bir liderdi!

Müslümanların bugünki -sözde- liderleri ise, Müslümanları sıkıntılar içerisinde yaşamaya mahkûm bırakıp halklarını sömürerek elde ettikleri servetler sayesinde günlerini gün etmektedirler.

Sahabelerden, kuvvetini takva ile birleştiren en göze çarpıcı örnek, şüphesiz Ömer RadiyAllahu Anh’dir. Ömer RadiyAllahu Anh, çok kuvvetli ve cesaretli olmasıyla tanınan bir erkekti. İnsanlar kendisinden korkmaktaydılar. Müslüman olmadan önce bu kuvvetini cellat gibi kullanmaktaydı. Buna en bilindik örnek, kızını diri diri gömmesidir. Müslüman olduktan sonra Ömer -Allah O’ndan razı olsun- kuvvetini takva ile birleştirdi. Öyle ki Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz şöyle dedi: 

Ey Hattab oğlu Ömer! Şeytan asla seninle karşılaşmaz. Sen bir yoldan giderken, o muhakkak senin yolundan başka bir yola yönelir gider.”

Yönetimi altındaki halkına davranışına şu olay çok güzel bir örnektir:

Ömer RadiyAllahu Anh’in yatmak üzere olduğu bir anda bir köle seslenip “Kalk, ya Emir el-Müminîn. Önce bana insaf eyle! Rabbi’l-Âlemin Kıyamet Günü benim hakkımı senden alır.” dedi. Ömer RadiyAllahu Anh acele kalkıp “Ne iş yaparsın, yardım edeyim?” dedi. O köle, “Ben düşkün bir kişiyim. Elbisemi yıkayasın ve temizleyesin. Düşkünlere, hastalara yardım etmek senin üzerine vaciptir.” dedi. Ömer RadiyAllahu Anh, “Evet, hak senin elindedir, ne istiyorsan yapayım?” dedi. Köle kendi elbiselerini çıkarıp “Ya Emir el-Müminîn, sen elbiselerini bana ver; giyineyim ki, çıplaklığa sabredemem.” dedi. Ömer RadiyAllahu Anh elbisesini çıkarıp, ona verdi. Kendi beline bir peştemal bağladı. Kölenin elbisesini yıkadı. Ondan özürler ve yumuşak sözler ile helallik diledi. Köle, “Ya Emir el-Müminîn, eğer sana acımasam, helal etmezdim. Sen bilirsin ki, Kıyamet Günü’nde, şarktan garba Müslümanların çıplakları, açları, zayıfları, fakirleri ve düşkünleri haklarından seni sual ederler. Allahu Teâlâ, bunların haklarından sana sual eder, sen ne cevap verirsin?” dedi.

Ömer RadiyAllahu Anh çok ağladı. Yine köleden özürler diledi. Gönlünü hoş etti. Kendi elbisesini O’na bağışladı. Ağlayarak geri döndü.

Ömer RadiyAllahu Anh’in liderliğine bir diğer örnek ise, bir iftar yemeği davetinde yaşanan balşerbeti olayıdır. Yemek sırasında yalnız Ömer RadiyAllahu Anh'e bir kap içinde içecek sunuldu. Ömer RadiyAllahu Anh sordu: “Bu nedir?” Ev sahibi cevap verdi: “Bal şerbetidir efendim, sizin için ayırmıştık da...” Ömer RadiyAllahu Anh onu içmeyi reddederek şöyle dedi: “Benim yönetimini üstlendiğim halkın çoğu içmek için henüz kuyu suyunu bile bulamazken ben burada bal şerbeti içemem.” 

Ömer RadiyAllahu Anh’in Halifeliği esnasındaki kıyafetiyle alakalı şu olay varit olmuştur:
Ömer RadiyAllahu Anh Hilafet makamına geçtikten sonra, kızı Hafsa RadiyAllahu Anha babasını görmeye geldi. Üzerinde olan hırkanın oniki yerde yaması vardı, hatta yamanın ikisi deridendi. Hafsa, babasını bu hırka ile görünce üzüldü. Dedi ki: “Ey gözüm nuru babacığım. Bu hırkayı bir fakire verip, kendinize yeni bir hırka yapsanız, olmaz mı? Siz Halifesiniz size yabancı misafirler gelir.” Ömer RadiyAllahu Anh buyurdu ki: “Ey benim sevgili kızım! Senki Rasul-u Ekrem’in ailesi olmak şerefine mazhar oldun. O SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in bu fani dünyaya hiç kıymet vermediğini, onu ne derece hor-hakir gördüğünü biliyorsun. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem vefatına yakın günlerde bana, “Ya Ömer! Mahşer Günü benimle ve Ebu Bekir’le buluşmak istersen yolumuzdan ayrılma.” buyurduğunu duymadın mı? Ahirette Allah Azze ve Celle’ye hesab vermektense bu yamalı elbiseyi giymek daha kolaydır.” 

SubhanAllah! Nasıl bir kulluk anlayışı… Nasıl bir adalet… Nasıl bir sorumluluk duygusu…

Ömer RadiyAllahu Anh’in kuvvetini takva ile birleştirmesine sebeb olan elbette İslam idi. 

Müslümanların günümüzdeki sözde liderleri ise sadece kuvvetlerini kullanıp halklarını ezmektedirler. Bazılarının ise ne yetkileri ne de etkileri vardır. Tıpkı bir kukla gibi, efendileri ne buyurursa, onu yerine getirmektedirler. 

Müslümanların bugün ihtiyacı olan, kendilerini bir Ümmet olarak ‘Lailahe illallah’ bayrağı altında toplayacak ve tekrar hak ettikleri pozisyona yükseltecek bir liderdir.

Müslümanların ihtiyacı olan, o 12 yamalı cübbeyi giyecek, hem de hemen bugün giyecek bir liderdir.

Peki bugün, o 12 yamalı cübbeyi kim giymek ister?! 


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz