Ramazan Ayı Kur’an’a Sarılma Ayıdır!

Hamza Arslan

Muhakkak ki Ramazan ayını böylesine değerli kılan şey Kur’an-ı Kerim’in bu ayda inmeye başlamasıdır. Kur’an-ı Kerim’in inmeye başlaması aynı zamanda hak-batıl mücadelesinde yeni bir sayfanın da açıldığının habercisidir. Bu yeni sayfada daha önceki mücadelelerin bir tekrarı bulunmakla birlikte yeni olan bir şey daha vardır. O da: daveti taşıma görevinin sadece Rasul ile sınırlı kalmaması, tüm ümmet üzerine farz kılınmasıdır. 

Kur’an-ı Kerim’i anlayabilmek için Sünnet-i Seniyye’ye başvurmak kaçınılmaz bir zorunluluktur. Zira sünnet, Kur’an-ı Kerim’in hayat bulmuş, cisimleşmiş halidir. Bu ayki yazımızda ise Kur’an’da Kur’an’ı sizinle paylaşmaya gayret edeceğiz inşallah.

ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ

“İşte bu, içinde hiçbir şüphenin olmadığı, muttakiler için yol gösterici bir kitaptır.”

1-İçerisinde hiçbir şüphe yoktur.

Velev ki, aklın algılayamadığı bir alandan bahsetmiş olsa da bu böyledir. Yani bizim Kur’an’ın anlattığı her şeyi tasdik edecek kapasitede akli melekemiz gelişmiş değildir. Zira akıl ancak duyu organları vasıtasıyla hissettiği konular hakkında bir hüküm verebilir. Verdiği bu hükümde genelde yanlış ve eksiktir. Duyu organlarıyla hissedilemeyen bir konu hakkında hüküm vermesi ise zaten imkânsızdır. Mesela Cennet ve Cehennem, şeytan, melek gibi konular insanın duyu organlarıyla algılayamayacağı cinstendir. Akıl bunları salt bilgi olarak alır ve Kur’an’dan geldiği için onu tasdik eder ve ona sarsılmaz bir şekilde iman eder. Bu, sadece duyumla elde edilen şeylerin varlığına iman edenlere oldukça garip ve anlaşılmaz gelebilir. Nitekim Kur’anın Allah’tan gelen bir kitap olduğunu aklen ispat etmeksizin salt naklen gelen bir inanışla inanan kişilerinde içinden çıkamadığı sıkıntılı durum budur. Oysa cevap çok yakınımızda yine Kur’an’dadır. 

Bildiğiniz gibi Kur’an kendisini edebiyatın zirvesinde gören kibirli Araplara kendi dillerinde gelen bir kitaptan benzer bir söz getirmeleri için meydan okumakta ve şöyle buyurmaktadır:

فَلْيَأْتُوا بِحَدِيثٍ مِثْلِهِ إِنْ كَانُوا صَادِقِينَ

“Eğer doğru söyleyenler iseler, haydi onun benzeri bir söz (Kur’an) de onlar getirsinler!”

Böyle bir şeyi yapamayınca,  bu sefer Kur’an sûrelerinin benzeri “on” sure getirmeleri konusunda meydan okumuştur. 

أَمْ يَقُولُونَ افْتَرَاهُ قُلْ فَأْتُوا بِعَشْرِ سُوَرٍ مِثْلِهِ مُفْتَرَيَاتٍ وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ اللهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ 

“Yoksa “Onu (Kur’an’ı) uydurdu” mu diyorlar? Deki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi Allah’tan başka gücünüzün yettiklerini de (yardıma) çağırıp, sizde bunun gibi uydurma on sure getiririn.”

Buna da güçleri yetmeyince, Kur’an’ın fesahati, belagati ve hikmetine eş seviyede yalnızca bir tek sûre getirmeleri hususunda onlara meydan okumuştur: 

أَمْ يَقُولُونَ افْتَرَاهُ قُلْ فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِثْلِهِ وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ اللهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ 

“Yoksa onu (Muhammed kendisi) uydurdu mu diyorlar? De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi sizde onun benzeri “bir” sure getirin ve Allah’tan başka, çağırabileceğiniz kim varsa onları da (yardıma) çağırın.”

(Allah) onları, istedikleri kimselerle yardımlaşmaya ve meydan okumayı kabul etmeye çağırdı ve dedi ki: 

وَإِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ مِـمَّـا نَزَّلْنَا عَلَى عَبْدِنَا فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِهِ وَادْعُوا شُهَدَاءَكُمْ مِنْ دُونِ اللهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ 

“Eğer kulumuz (Muhammed’e) indirdiğimiz (Kur’an) hakkında şüphede iseniz, haydi onun benzeri “bir” sûre getirin ve eğer doğru söyleyenler iseniz, Allah’tan başka şâhitlerinizi çağırın (ve bunu ispat edin).”

Bunu da getiremeyince, hiçbir zaman ve mekânda, her kim ile yardımlaşırlarsa yardımlaşsınlar asla buna güç yetiremeyeceklerini bildirmiş ve şöyle buyurmuştur: 

قُلْ لَئِنِ اجْتَمَعَتِ الإِنْسُ وَالْـجِنُّ عَلَى أَنْ يَأْتُوا بِمِثْلِ هَذَا الْقُرْءَانِ لاَ يَأْتُونَ بِمِثْلِهِ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ ظَهِيرًا 

“De ki: “Andolsun insanlar ve cinler bu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine de destek olsalar, yine onun benzerini getiremezler.” 

Bunun (Kur’an’ın) bir benzerini getirecek Allah’tan başka kimse yoktur. Çünkü Kur’an-ı Kerim, -Allah Teâlâ’nın da buyurduğu üzere, كِتَابٌ أُحْكِمَتْ ءَايَاتُهُ ثُمَّ فُصِّلَتْ مِنْ لَدُنْ حَكِيمٍ خَبِيرٍ  “Bu Kur’an; ayetleri, hüküm ve hikmet sahibi (bulunan ve her şey) hakkında haberdar olan Allah tarafından muhkem (eksiksiz, sağlam ve açık) kılınmış, sonra da Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayrı ayrı açıklanmış bir kitaptır.”

Görüldüğü üzere bu kadar açık meydan okumalara karşın ne indiği zamanın belagat ehli Arapları ne de bugünün Arapları onun benzerini getirmekten aciz kalmışlardır. Arapça bilmeyen kardeşlerimiz bunun nasıl odluğunu anlamakta zorluk çekebilirler. Mesele kelime seçimi ve söz dizilimiyle alakalı bir durumdur. Arapların kullana geldiği söz dizilimini alt üst eden ancak bu alt üst edişe rağmen cümlenin manasında bir değişiklik oluşturmayan aksine üstün bir vurgu tekniği meydana getiren bir anlatım üslubundan bahsediyoruz.  

Araplar elimizdeki Kur’an’ın benzerini bu gün dahi getiremedikleri sabit olduğuna göre onu Arapların yazmış olmaları imkânsızdır. 

Bazı Batılı düşünürlerin ve felsefecilerin iddia ettikleri bir mesele daha var. Onlar diyorlar ki; Kur’an’ı, Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem yazdı ve insanlara öğretti. Cehaletten ziyade fitne ve kasıt kokan bu söze şöyle cevap veririz: Şayet Araplar bir araya gelip böylesine bir kitaptan tek bir sure dahi getirmekten aciz iseler, bir takım üstün özellikleri olsa dahi Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’de Araplardan bir Arap’tı. Onların bir araya gelerek getirmekte aciz kaldıkları bir şeyi tek başına yapması muhaldir, olasılık denkleminde yeri yoktur. 

Yani Kur’an kesin kes Allah’ın kelamıdır. Başka ihtimallerin tümünü akıl elemiştir. Dolayısıyla Kur’an’ın içindeki her şeyin aslı akli delille sabittir. Akli delille sabit olan bir şeye aklın iman etmesi kadar doğal bir şey yoktur. Velev ki içinde aklın algılamasından uzak bir takım anlatımlar dahi olsa…

2-Muttakiler için bir yol göstericidir. 

İnsan hayatta karşılaştığı sorunlarla mücadele eder onları çözmek için didinir durur. Neyi nasıl yapacağından habersizce yapılan girişimler başarısızlığa, eksikliğe, aldanmaya ve aldatmaya açıktır. Bu girişimler sonucunda ulaşılan nokta insan acziyetidir. Acziyetinin farkına varan insan Rabbinden gelecek olan Risalet’i yani çözüm yolunu beklemeye başlar. Zira Allah kullarının ne sorunları olduğunu ve bu sorunların doğru olarak nasıl çözüleceğini en iyi bilendir. Her kim bunun farkında olarak sorunlarını Allah’a ve Rasulü’ne havale ederse kurtulmuş olacaktır. Her kimde kendisini her şeye gücü yeten olarak görüp sorunları kendi aklı ve hevasına göre çözümler getirir ise dalalete düşmüş demektir. 

Bugün Kur’an üzerine yazılmış çokça kitap, söylenmiş çokça söz bulmak mümkündür. Fakat ne yazık ki bugün Kur’an temel başvuru kaynağı olmakla birlikte onun asıl mesajları bir tarafa bırakılmış vaziyettedir. Hal böyle olunca Müslümanların hali göstermektedir ki; Kur’an’ın mesajının doğru anlaşılmaması sonucunda yol gösterici olma özelliği de köreltilmiş adeta gösterdiği yolun hidayete değil uzlete, aydınlığa değil karanlığa çıkarttığı bir hal alınmıştır. Oysa Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

اللّهُ وَلِيُّ الَّذِينَ آمَنُواْ يُخْرِجُهُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّوُرِ

“Allah iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkartır.”

Öyleyse Kur’an’ın yol göstericiliği ancak Sünnet ile birlikte olduğunda doğru anlamını bulmaktadır. Ancak bazı densizler bize Kur’an yeter sloganıyla akılları bulanıklaştırmaya ve İslam’ı işlevsiz hale getirmeye çalışmaktadırlar. Nitekim Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den şöyle rivayet edildi:

Şunu iyi biliniz ki bana Kur'an-ı Kerim ile birlikte onun bir benzeri de verilmiştir. Dikkatli olun koltuğuna kurulan tok bir adamın size: Sadece şu Kur'an lazımdır, onda bulduğunuz helali helal, haramı da haram kabul ediniz yeter, diyeceği günler yakındır...”

İslam ümmeti olarak zor günler geçiriyoruz. Akan kanın, yapılan zulümlerin haddi hesabı yok maalesef. Böylesine karanlık günlerde çıkış yolumuz ancak Kur’an ve Sünnete sarılmaktır. Bunu hakkıyla yaptığımızda elbet Allah’ın yardımı imdadımıza yetişecektir. Elbette çekilen sıkıntılar bir son bulacak ve İslam’ın devri başlayacaktır.


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz