Yönetim nizamı/sistemi ve hâkimiyet konusu tarih boyunca insanoğlu ve toplumların en önemli meselesi hâline gelmiştir. Toplumların hayatının düzenlenmesi ve insanlar arasında cari bir hukuk düzeninin oluşturulması elzemdir. Zira insan hayatı bunu gerekli kılmaktadır. Dolayısıyla yönetme ve hükmetme meselesi bir hakikattir.
Yönetim, tarihte ve günümüzde kendisi üzerinde yoğun araştırmaların, sıkı tartışmaların ve hatta uzun yıllar süren savaşların yapıldığı meseledir. Sadece son yüzyılda İslâm coğrafyasında yaşananlar bunun en açık kanıtıdır. Osmanlı Hilâfet Devleti’nin yıkılması sonrasında onu yıkanlar, İslâmi beldelerde hiç bir şekilde yönetim boşluğuna müsaade etmemişlerdir. Çünkü yönetmek hâkim olmak demektir. Batılı devletler İslâmi beldelerin yönetimini önce kendi valileri ile sonra ise kukla veya diktatör ya da sivil veya askerî demokratik yönetimler ile ellerinde tutmuşlardır. Bir ülkenin yönetimine hâkim olmak/nüfuz etmek o ülkenin mali ve fikrî kaynaklarına da hâkim olmak demektir. Onun için Batılı devletler ülkeleri yönetme konusunda kendi aralarında uzun yıllar çıkar mücadelesi verdiler. Türkiye özelinde son zamanların en sıcak konusu olan anayasa meselesi ve parlamenter sitem mi başkanlık mı tartışmalarını bu bağlamda değerlendirebiliriz.
Anayasalar, bir devletin insanlar üzerinde ne ile hükmedeceğini, onlar arasındaki ilişkileri hangi ilkeler doğrultusunda tanzim edeceğini; devletin üniter yapısının ne olacağını, hangi esaslar üzerine kaim olduğunu, tebaanın devletle, fertlerin de birbirleri ile münasebetlerinin nasıl olması gerektiğini ortaya koyan “ana/esasi” yasalardır. Buradan hareketle şunu diyebiliriz; üzerine kaim olduğu anayasaya bakmadan bir devletin “temel esasları” hakkında hüküm vermek mümkün değildir. Çünkü anayasalar devlet nizamının belirlenmesinin esasi unsurudur. Eğer bir anayasa laik esaslara dayalı ise o anayasa üzerine kaim olmuş devletin İslâmi olması beklenemeyeceği gibi o anayasadan İslâmi bir kanunun çıkması da beklenemez.
Yönetim nizamı ve esasi yasa/anayasa hakkında yaptığımız bu kısa açıklamadan sonra; Köklü Değişim Dergisi’ni sizlerle yeniden buluşturmaktan mutluluk duyuyoruz. Dergimizin bundan sonra üçer aylık periyotlarda yılda dört defa yayımlanacağı müjdesini vererek sizleri yeniden selamlıyoruz.
2017’nin ilk, dergimizin 140. sayısını yönetim meselesine ayırdık. Fakat biz, mücerret manada sadece “yönetim” konusunu bir kavram olarak ele almadık. Bu sayıda şu an dünyada tek başına hayatta uygulanır hâlde olan kapitalist yönetimlerin insanlığı sürüklediği buhranları ve buhranlardan kurtuluşun ne ile olacağını sizlere aktarmaya çalıştık. İnsanların kendilerini yönetecek sağlıklı bir yönetim modeline muhtaç oldukları inkâr edilemez bir gerçektir. Bu yönetim Müslümanların ve tüm insanlığın sorunlarını çözme kudretine sahip olması gerekir. Çünkü insanlık ona muhtaçtır. İnsanlık adil ve huzurlu bir dünyada yaşamaya muhtaçtır. İşte biz Mart 2017 sayımızın kapağında “Dünya Hilâfet’e Neden Muhtaç?” diyerek karşınıza çıkıyoruz.
“Dünya Hilâfet’e Neden Muhtaç?” soru cümlesi olmasına rağmen açık ve net bir şekilde yargı ifade ediyor. Evet doğru, biz dünya Hilâfet’e muhtaç mı değil mi sorusunun cevabını çoktan verdik. Çünkü bu cevabı bize çok önceden vahiy haber verdi. İnsanlığın İslâm’a ve Hilâfet’e muhtaç olduğu ilahi bir hakikattir. İnanıyoruz ki, neden muhtaç olduğunu dergimizdeki makaleleri okuyunca daha iyi anlayacaksınız. Zira beşerî nizamların insanlığı getirdiği içler acısı durum ortadadır. İşte bakın; eğitimden siyasete, sağlıktan ekonomi ve sosyal hayata, hukuktan devletlerarası ilişkilere kadar hemen her türlü konu bu hakikati haykırıyor. Hakkı haykırmak bizim şiarımız, kendimizi ve sizleri suskunluğun kırılma noktasında gördük, her daim öyle görmeye devam edeceğiz.
O hâlde buyurun bu hakikati birlikte yeniden bir kez daha haykıralım!
“Dünya Hilâfet’e Muhtaç!”
Selam ile...

