Küresel siyasetin, ilkelerden arındırılarak tamamen güç ve uydulaşma
ilişkileri üzerine kurulduğu sancılı bir dönemden geçiyoruz. Güçlü devletlerin
zayıf ülkeleri sömürge düzenine bağladığı bu diplomasi dilinde, İslâm beldeleri
ne yazık ki ciddi bir istikamet krizi ve devlet adamı kıtlığı yaşamaktadır.
Bu sayımızda; uluslararası ittifakların perde arkasını ve İslâm
coğrafyasının jeostratejik geleceğini ele alıyoruz. "NATO, üye ülkeleri
gerçekten korur mu, yoksa çıkarları için mi kullanır?" sorusunu Türkiye ekseninde
tartışıyor; devletlerarası birliklerin kuruluş amaçlarını ve bunlara üye
olmanın şer’i hükmünü masaya yatırıyoruz. Siyasi arenada kimin bağımsız, kimin
uydu devlet olduğunu vakıalarıyla açarken, Türkiye'nin dış siyasetindeki meşhur
açmazları sorguluyoruz.
Amerikan tehdidinin Sünni-Şii histerisiyle savuşturulup savuşturulamayacağını,
ABD-Yahudi varlığı ittifakının bölgedeki savaş analizlerini ve Hürmüz gibi
stratejik kanalların dünya ekonomisine etkilerini irdeliyoruz. İslâm ile
siyasetin arasını açmak isteyenlere karşı "Diplomasi Fıkhı" ve İslâm
akidesine uygun siyasetin imkânını savunuyoruz.
Ayrıca Çin'in küresel vizyonunu, Avrupa Birliği’nin Trump sınavını ve
ümmetin "kaht-ı rical" (yetişmiş devlet adamı) sorununu
değerlendirerek, güç yanılgısına karşı "İslâmi gücün" hakikatine ışık
tutuyoruz.
Köklü Değişim olarak okuyucumuzu siyasi ferasete davet ediyoruz. Çünkü kurtuluş, sömürgeci ittifakların gölgesinde değil, İslâm’ın izzetli siyaset bilincindedir.

