بسم الله الرحمن الرحيم
MART AYI TAKDİM
Tunus’tan başlayarak etrafına kasıtlı bir şekilde yayılan, “devrim” ve “inkılâp” olarak addedilen ve binlerce Müslüman kanının akmasına vesile olan olaylar, sadece ülke gündemimizi değil, neredeyse bütün dünya gündemlerini meşgul eder bir pozisyona gelmiştir. Ancak yaşananların olması gerektiği gibi bir İslâm inkılâbı olmadığına şahit olmaktayız. Şahit olduğumuz bir diğer hakikat ise, yangından kaçarcasına ve kurtuluşa koşarcasına hareket eden Arap halklarının tüm çaba ve gayretlerinin, dikta yöneticilerin hükümranlığı arasında yeşerttikleri ümitlerinin, sömürgecilerin yeni geliştirdiği ılımlı(!) İslâm ve demokrasi tuzağına düşmeleridir. Zeynel Ali’den kaçanların Muhammed el-Gannuşi’nin, Mübarek’ten kaçanların Ömer Süleyman’ın ve Kaddafi’den kaçanların ise acaba hangi zalim işbirlikçinin eline düşeceği gibi…
Ancak tüm bu hengâme arasında unutulan, ama bizim unutturmamak için çalıştığımız gerçek bir devrim vardır ki; o da maalesef İslam dünyasının bu halde olmasını sağlayan ve ümmetin vahdetini parçalayan Cumhuriyet devrimidir. Cumhuriyet devrimi, Batı ve demokrasi sevdalılarının çabalarıyla, Hilafet’in ilga edilmesi ile taçlandırılmıştır. Bugün her bir toprağından acı bir çığlık yükselen feryatların asıl sebebi Hilafet’in kaldırılması değil midir? 3 Mart 1924 Ümmet’in kara günü olarak tarihe geçmiş ve unutulmaması gereken hüzün günü değil midir? Bize göre bu günlerin en önemli iki konusu olan bu meseleleri kapağımıza taşıyarak bir kompozisyonla anlatmak istedik. Ancak üzerinden 87 yıl geçmesine rağmen halen Hilafet’in ilgasının nasıl gerçekleştirildiği vuzuha kavuşturulmamış ve hakikatler gün yüzüne çıkarılmamıştır. Bu sır perdesini izah etmek için Gündem bölümü; Ahmet Sivren tarafından kaleme alınan “Hilâfet’in İlgası Lozan’dan Başlar” adlı makalesi ile başlamış ve onu Hayreddin Duman’ın yazdığı “Ortadoğu’da Gerçekleşen Küresel Adaptasyondur” başlıklı yazı takip etmiştir. Cevher Kara ise, yaşanan olayları doğru yorumlamayan ve yönetici değişikliğini devrim olarak algılayan zihniyete karşı çıkarak “Devrime Şerh Düşmek” adlı makalesiyle şerhini koymuştur. Koyulan bu şerhin gerekçeli kararını da, “Halk İsyanları ve Sonun Başlangıcı” adlı makalesinde İbrahim Er, “Batı S.O.S Verirken Doğu Ses Veriyor” başlıklı yazısında A. Sadık Altınel tamamen ve “Zengin Müslümanların Devrimi” başlıklı yazısında Mahmut Kar ise kısmen yazmıştır. Yazarımız Talha Yaşar, 3 Mart 1924’ün önemine binaen, konunun altını çizmek istercesine “Ümmet’in Hüznü; 3 Mart 1924!” tespitini yapmıştır. Bu ay yine gündem olan bir başka konuyu ise yazarımız Hakkı Eren, “Kıbrıs’a Ne Ekildiyse O Biçiliyor” diyerek sayfalarımıza taşıdı. Seçimlere yaklaşırken tartışılan Başkanlık sistemi ile alakalı makaleleri AbdulHamid Yazıcı ve Erkan Kardelen’den okuyabilirsiniz. Herkese tanınan ama nedense Müslümanlara gelince unutulan “İfade Özgürlüğü” meselesine ise Esma Sıddık dikkat çekiyor. Tefekkür, Haber-Veri-Yorum, Okuyucudan Gelen, İktibas ve Tefsir bölümleri de bu ay Derginizde sizinle buluşacak bölümler…
Her şeye rağmen, Müslümanların mevcut küfür sistemlerini devirebilme potansiyellerinin olduğunu göstermesi açısından bu hareketlenmeler, bizlere, Hilâfet’e giden yolun her zaman açık olduğunu gösteriyor. Zira artık KöklüDeğişim çok yakın… Heyhat bilselerdi…

