TSK, “GÜVENİLİR BİR KURUM” MU DEDİNİZ?

Ahmet Sivren

Bir zamanlar yapılan anketlerde “en güvenilir kurum” sıralamasında birinci çıkardı ve bununla gündeme gelirdi TSK. Bugünse çok farklı konularla gündeme gelir oldu. Ergenekoncu yapılanmanın odağındaki isimler, emekli ya da muvazzaf TSK personeli idi. Atabeyler, Sauna çeteleri gibi çetelerin ardında yine askerî personelin izine rastlandı. Müslüman halka, ülkeyi yöneten ve kendi düşünce sistemlerine aykırı görünen hükümetlere karşı; Balyoz, Yakamoz, Ayışığı, Kafes, vb. darbe ve komplo planlarının planlayıcıları ve uygulayıcıları da yine TSK personeli çıktı. Andıçların, fişlemelerin kokusu bu kurumdan yükselir oldu. 

Tabii tüm bunlar, buzdağının görünen yüzü; mahremiyetine kimsenin -ülkeyi yönetenlerin bile- dokunamadığı, gizli belge ve bilgilerine ulaşamadığı, “kozmik oda”sına bile bunca olayın ardından anca mahkeme kararı ve kendisinin ‘olur’uyla üstelik tek başına bir hâkimin sınırlı süreyle girilebildiği bir Kurum’da kim bilir daha başka hangi kirli senaryolar yazılmış, hangi komplolar kurulmuş, hangi darbeler planlanmıştı. Ümmet’in gözbebeği olacak bir Kurum, “Muhammed” SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e nispetle “Mehmetçik” tanımlamasıyla anılan askerler, nasıl oldu da çetelerin, karanlık ilişkilerin ve çarpık yapılanmaların meskeni ve başrol oyuncusu oldu! 

Önceleri kınalar yakılarak, halaylarla, türkülerle, marşlarla, tekbirlerle askere gönderilen evlatların yerini, bu günlerde, askere gitmemek için kasıtlı bir şekilde kilo alan, sahte çürük raporlarıyla çürüğe ayrılan, tecil üstüne tecil yaptıran, dört gözle bedelli askerliğin çıkmasını bekleyen gençler aldı. “Vicdanî retçi”lik anlayışı günbegün kendine taraftar bulur oldu. Anneler ve babalar çocuklarını, bir zamanların en güvenilir kurumu olan TSK’ya emanet etmekten artık çekinir oldular. Nasıl çekinmesinler ki, kirli ve şaibeli bir savaşın ortasında heder olan çocuklarının haberi gelecek diye, ekranlara bakamadan izler oldular, haber bültenlerini. Zira -güya- terörle mücadele ettiği belirtilen TSK’nın güzide(!) personelinin her yeni gün kirli bir ilişkisi “flaş haber” olarak yansıyordu, yine aynı haber bültenlerine. Medyaya yansıyan daha nice haberler; ailelerin oğullarını, askere göndermedeki çekincelerini, yiğit delikanlıların da askere gitmekten neden kaçındıklarını açıklamaya yeterlidir. 

Dağlıca, Aktütün ve Heron skandallarından sonra şimdide en son “casusluk” hadisesiyle gündeme gelen TSK, daha bu haberin dumanı üstündeyken bir başka operasyonla adından söz ettirdi: “Fuhuş Çetesi Operasyonu”

Casusluk soruşturmasındaki iddialar bir hayli korkunç, korkunç olduğu kadar da üzücü: 

“Soruşturma kapsamında 45’i muvazzaf toplam 49 asker yer alıyor. Bugüne kadar ifade veren 35 askerden 16’sı ‘devletin güvenliğine ilişkin belgeleri yok etmek, tahrip etmek ve bunlar üzerinde sahtecilik yapmak’ “devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etmek”, “gizli kalması gereken bilgileri siyasal ve askeri casusluk maksadıyla temin etmek”, “Şantaj amaçlı kurulan suç örgütüne üye olmak” suçlamalarıyla tutuklandı.” (Ajanslar)

“İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sürdürülen askerlere yönelik “şantaj ve askerî casusluk” soruşturması kapsamında 3’ü muvazzaf asker 7 şüpheli tutuklandı. Toplam tutuklu sayısı 16’ya yükseldi. Bu arada soruşturma, Aselsan’da yaşanan sır ölümlere uzandı. Edinilen bilgilere göre, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Fikret Seçen, intihar ettiği öne sürülen Aselsan’daki dört mühendisin dosyasını istedi. İleri teknolojik askerî cihazların millileştirilmesi üzerinde çalıştıkları sırada şüpheli bir şekilde ölen mühendislerin, Deniz Kuvvetleri merkezli casusluk çetesinin kurbanı olduğu iddia edilmişti. Geçtiğimiz günlerde 9 ilde gerçekleşen operasyonda, şüphelilerde çıkan notlarda Aselsan ve Savunma Sanayii’nde sorun çıkaran personelle ilgili gerekenin yapılması isteniyordu.” (Ajanslar)

Bu iddialar gerçekse -inşaAllah değildir-, Müslüman Türkiye halkının gizli askerî ve istihbarî bilgileri kim bilir hangi düşman istihbaratın elindedir. İhanet, belki de en büyük suçtur, öyle olmalıdır; özellikle askerî personel için. Bütün -tabii varsa- kutsallarını ayaklar altına alarak, “Allah’tan korkmadan, kuldan utanmadan” ne dinî, ne millî bilinen tüm değerlere sırt dönerek yapılan böylesi bir ihanet, kabul edilmesi, es geçilmesi, görmezden gelinmesi mümkün olmayan bir hadisedir. 

Bu son hadiselerle, TSK’nın terörle mücadelede yapılan zafiyetler, ihmaller ve ihanetler halkasına, şantaj ve casusluk da eklenmiştir. İşte tam burada, Gen.Kur.Bşk. Işık Koşaner’in 10 Kasım Mesajı’ndan bir bölümü paylaşmak anlamlı olacaktır. Zira Başkan, TSK’daki üstün disiplin anlayışından bahsetmekte Ata’sına yazdığı ve TSK internet sitesinde yayınlanan anma mesajında:

“Ebedî Başkomutanımız Yüce Atatürk,

Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları olarak vatan ve ulus sevgisi ile dolu yüreğimiz, dosta güven düşmana korku veren gücümüz ve üstün disiplin anlayışımızla görevimizin başında ve yüce ulusumuzun hizmetindeyiz. Sana olan sevgimiz, saygımız ve minnetimiz her geçen gün daha da artarak sonsuza kadar sürecektir. 

Ruhun şad olsun. Huzur içinde yat.” 

Bir devletin silahlı kuvvetlerinin aslî görevi; toprakları üzerinde yaşayan halkın, güvenliğini sağlamaktır. Ona gelecek her türlü saldırıyı bertaraf etmek, bu saldırının gelmemesi için caydırıcı bir mahiyette bulunmaktır. Lakin T.C. Silahlı Kuvvetleri -görünen o ki-, kendi içindeki arızî unsurlardan dolayı bu caydırıcılık özelliğini ciddi manada zedelemiş görünmektedir. TSK’nın benimsediği ve koruyuculuğunu üstlendiği laik-Kemalist zihniyet O’nu, İslam’a ve İslamî olana karşı reaksiyoner hale getirmiş bulunmaktadır. Bunun yansımasını YAŞ kararlarıyla “irticaî faaliyetlere karıştıkları” iddiasıyla namaz kılan, oruç tutan, eşi tesettürlü olan, içki içmeyen, İslamî cemaat ve sohbetlere giden personelin Ordu’dan atılmasında görmek mümkünken, TSK’nın aşağıdaki Savunma Politikası’nda da bu bakışın altı çizilmiştir: 

“Bu kapsamda, Türkiye’nin güvenlik kaygıları temel olarak;

  • Terörizm, 

  • Uzun Menzilli Füzeler ve Kitle İmha Silahlarının yayılması, 

  • İrticaî Faaliyetler 

  • Bölgesel Çatışmalardan kaynaklanmaktadır”(www.tsk.tr/1_tsk_hakkinda/1_4_Savunma_Politikasi)

İslam’a karşı refleksleri daima zinde olan, kine varan tavırlarla İslamî olana geçit vermeyen TSK, personelinin yetiştirilmesinde ve yeni askerlerin eğitilmesinde ahlaksız üslupların kullanılmasına aynı zindelikte gözükmüyor. Zira İslam’ı dışlarsanız, orayı ahlaksızlık, yardakçılık, onursuzluk, dolandırıcılık, sahtekârlık, riyakârlık, vs. alır gider. Askerî eğitim birliklerinde yaşananlar, acemi er’lik yapmış her Türkiye askerinin malumudur. Hayvanlara yapılmayacak muamelelerle karşılanırsınız önce… Saatlerce arazide bekletilmeniz bir yana, ahırlara doldurulan koyun sürüleri gibi itiş kakış, bağıran eğitim çavuşlarının arasında askerî kıyafetlerinizi almak için bir oraya bir buraya sürüklenip durursunuz. Gecenin bir yarısı yatakhanelere çıkarsınız ama yatacak yer bulabilirseniz. Bu arada botlarınız çalınmasın -pardon “yer değiştirmesin”- diye botlarınızla yatarsınız. Bu hengâme 3-5 gün sürer. İşler belli bir düzene girdikten sonra eğitimler başlar; eğitimler de ayrı bir zulümdür. Zira eğitim çavuşları -istisnalar kaideyi bozmaz- sizi insan yerine koymaz; sürekli bağırır-çağırır. Çünkü onlara -verilen zihniyete- göre siz bir “mal”sınızdır. Evet, yanlış duymadınız “mal”. Hata yapan asker, eğitim alanlarındaki tüm manga komutanlarına tek tek gidip “ben bir mal’ım” tekmilini verir. Hatta herkes bilir şu uygulamayı ki, asker (acemi er) bir ağaca, duvara ya da Mustafa Kemal’in büstüne gidip bilmem kaç defa kısa künye okuyup tekmil verir. Daha neler neler…

Bir de askerin -güya- sıkıntısını, stresini atması için “moral gecesi” ya da “sinema” adı altında “Aç! Aç!” seansları düzenlenir. Bu ahlaksızlığın ne olduğunu internetten araştırırken şu röportaj çıktı karşıma; Ayşe Arman Hürriyet'te Erdal Beşikçioğlu ile yaptığı röportaj:

“İsteyerek mi gittiniz?”

- Tabii, tabii. İlk tercihimdi. Dört yıl orada sonra da askerliğimi yaptım, Hakkari Yüksekova’da. Herkes gibi başvurumu yaptım, baktılar, “Sen tiyatrocu musun?” dediler, “Evet” dedim, “Güneydoğu’daki arkadaşların morale ihtiyacı var” dediler, beni oraya gönderdiler. Askerde mesleğimle ilgili yaptığım tek organizasyon ‘aç aç’ düzenlemekti.

O nedir?

- Hani bilirsiniz, bir hanımefendi gelir, müzik eşliğinde dans eder, üzerindekileri tek tek çıkartır ya, odur. Tiyatrocuyum diye bana bu görevi uygun gördüler.

Amerikan filmlerinde striptiz yapıyorlar askerlere ama Hakkari Yüksekova’da hayal edemiyorum...

- Zaten hayal edemeyeceğiniz o kadar çok şey oluyor ki orada! O yüzden çok zordu diyelim...

Aç aç yapanlar kimdi?

- Yemin ederim Uğur Dündar edasıyla sordunuz! Oradaki insanlar yaklaşık bir yıl kadın görmüyor. Devamlı cephedeler. O yüzden bu tip gösterilerle morallerini yükseltmeniz gerekiyor. 

Nereden geliyordu o kadınlar? 

- Bir yerden geliyor işte...

İlk defa duyuyorum da böyle bir şeyi, merak ettim. Siz bu striptizi bir koreografiyle mi yapıyordunuz? Müzikal gibi mi?

- Hayır canım ne alakası var! Bütün insanlar oraya otururlar ve kadın üzerindekileri çıkarmaya başlar. Bu kadar basit. Ne seyirlik tarafı var ne zarafeti... 

Ne kadar açılıp saçılıyorlar?

- O değişiyor. Erlere farklı, subaylara farklı.” (www.hurriyet.com.tr/yazarlar/15998787.asp?yazarid=12)

Biri de şöyle bir yorumda bulunmuş, bu haberin paylaşıldığı foruma: “Bakanlar Türk, Baktıranlar Türk, Oynatılıp Açtırılan Türk kızı... Bunu Rus, Rum yapsa silaha sarılır “namus günüdür” deyip ortalığı yakar dökeriz… Sütçü İmam’ın torunları böyle mi olmalıydı...” Evet ben de soruyorum şu soruyu: Peygamber Ocağında bunlar yapılabilir mi?

İşte budur, bugünkü TSK’nın hali pürmelâli. Ümmet’in evlatlarına moral adı altında verilen bu rezillikler, laik zihniyetin bir yansıması değilse, neyin nesidir! Böylesi bir zihniyetin inşa edeceği sistemde tabii ki, fuhuş çeteleri zuhur edecektir; tabii ki, İslamî hassasiyeti olanlar dışlanacak; tabii ki, içten içe çürüyen bir yapı er-geç bir yerden patlak verecektir. En üst komuta kademesine gelenler darbecilikle, cami bombalamakla, vs. ile kirlenirlerken; en alt kademedeki erler ise aç-aç gibi iğrençliklerle kirletiliyor maalesef. 

Peki, nasıl güveneceğiz bu Ordu’ya? Bülent Arınç’ın tespit ettiği gibi; “Allah'a çok şükür ediyorum ki, Türkiye bunların zamanında bir savaşa falan girmemiş. Yoksa bunların savaşacak halleri yok. Askerlikten başka her şeyi yapmışlar.” (Ajanslar) Hal böyleyken, nasıl güveneceğiz bu TSK’ya… Güvenemeyeceğiz galiba, tâ ki, halkına layık olduğu değeri verip, bu Ümmet’in hizmetinde olduğunu idrak edene kadar; İslamî şiarlara karşı açmış olduğu savaşı sonlandırana kadar ve laik anlayışından vazgeçip İslamî şiarlarla hemhal olana kadar…

Tüm bu menfur (çeteleşmeler, andıçlar, fişlemeler, ahlaksızlıklar, casusluklar, vs.) hadiselerin belki de iyi bir yönü vardır. Bu yön de; TSK’ya, bu olayların zuhurunun saiklerine derin bakışının, üzerinde yükseldiği temelleri -ön yargılardan uzak- bir sorgulamaya tâbi tutmasının, tarihî misyonunu idrak ederek geçmişinden aldığı referanslarla bugününü ciddi şekilde muhasebe etmesinin yolunu açmasıdır. Paşaların keplerini önlerine alıp düşünme zamanıdır. Umulur ki artık TSK; Ergenekoncu çetelerin, darbe nöbeti geçiren histerik “darbe-der”lerin, halkına ve eratına tepeden bakan ekâbir subayların, içi boş laik söylemlerin, beşerî nizamın mecburî çözümsüzlüğünün istilasından kurtulur ve köklü İslamî geçmişine sahip çıkmayı kendisine şiar edinir. Halkıyla etle-tırnak misali bütünleşip İslamî bir ordunun dillere destan şanlı şahlanışını, dost-düşman tüm âleme gösterir. Şanlı tarihimiz bu tür destanlarla doludur. 

Bugünün komplocu, darbeci, şantajcı, ajan, hain subaylarının yanında, Osmanlı’nın son demlerini yaşadığı dönemlerde bile -bırakın ihaneti- İslam’a olan sadakatinden, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e müthiş sevgisinden asla taviz vermeden, yokluk ve sıkıntı içerisinde bile memleketin kutsal beldesi Medine’yi savunan Fahrettin Paşalar karanlık gecede yıldız gibi parlamaktadır. Günümüz subaylarına bir nasihat ve hatırlatma olması temennisiyle Fahrettin Paşa’nın doyumsuz Rasulullah sevgisini ve İslamî bakışın bir subaydaki inkişafını dergimizin diğer bir makalesinde sizlere sunuyoruz. Bu bilinçle ne zaman kuşanırsa mevcut ordu, işte o zaman bu seçkin Ümmet’in sıkı sıkı bağrına bastığı, kanından, canından saydığı gözünün nuru Ordusu olur, ve’s-Selam



Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz