Müslümanlar tarih
sahnesinde gerek ekonomik gerek askerî gerekse de siyasi olarak, kısacası her
alanda elde ettikleri başarıları aslında bir nevi sahip oldukları hayat
iksirine borçludurlar. İslâm’ın temel kaynakları Kur’an, Sünnet ve bunların
referans gösterdiği sahabeler, Müslümanlara ilham kaynağı olmuştur. Kur’an
Müslümanların hayatlarında “belirleyen” olmadığında Müslümanların zihin
dünyalarının Batı dünyasının fasit fikirlerince işgal edildiği, yine Kur’an’dan
uzak bir hayat idame ettiklerinde rahmetten, şifadan uzak bir atmosfere mahkûm
edildikleri insaf fakiri olmayan herkesin kabul edeceği inkâr edilmez bir
hakikattir. Dolaysıyla, Müslümanların Kur’an’a olan bağlılıkları ile güçlü
olduklarını fazlasıyla iyi bilen, İslâm’ı yok etmeyi ve tahrif etmeyi esasi
gayesi hâline getirmiş Allah düşmanları sömürgeci kâfirler, bütün yatırımlarını
ve çalışmalarını İslâm’ın kaynaklarını, İslâm algısını tahrif etmek ve
insanları Allah’ın dininden uzaklaştırmak gayesi üzerine yoğunlaştırdılar.[1]
İslâm’a olan öfkeleri ve tahammülsüzlükleri tarih boyunca kâfirleri her türlü
mücadeleyi yapmaya sevk etmiştir. Örnek olması bakımından on dokuzuncu asrın
son yıllarında İngiltere müstemlekeler Bakanı Gladstone’nun parlamento
kürsüsünde sarf ettiği sözleri paylaşmak konuya sağlayacağı katkı bakımından
yerindelik arz edecektir. Gladstone elinde Kur’an’la Şöyle diyordu: “Bu
kitap Müslümanların elinde kaldıkça biz onlara hakiki hakim olamayız. Ne yapıp
yapmalıyız; ya Kur’an’ı ortadan kaldırmalıyız veya onları Kur’an’dan
soğutmalıyız.”
En temelde
Müslümanlar için şifa ve rahmet membaı Kur’an’ı hayattan kaldırmak üzere
gayretlerini yoğunlaştırdılar ve uzun yıllar süren gayretlerinin neticesinde
Kur’an’ın hayatta tatbik edilebilmesinin keyfiyeti olan Hilâfet’i kaldırmaya
muvaffak oldular. Allah düşmanları Kur’an’ın tatbik keyfiyeti olan Hilâfet’i
kaldırmakla da yetinmediler; Müslümanları Kur’an’ın asıl indiriliş maksadından
ve anlamından uzaklaştırma gayretlerine soyundular. Maalesef gerek Kur’an’ın
gönderiliş gayesinin idrakinde gerekse de Kur’an’ı anlama metodolojisinde
Müslümanlarda ciddi tahribatlar açma başarısını elde ettiler.
Kur’an’ın
Gönderiliş Gayesi
Sömürgeci kâfirler
Kur’an’ı hayata tatbik edecek siyasi gücü (Hilafet’i) elimizden almakla
yetinmediler, Müslümanların Kur’an algısını da tahrif ettiler ve hâlen de
etmeye çalışıyorlar. Maalesef bakıldığı zaman gayretlerinin neticesinde bugün
Kur’an hayata dair düzenlemesi olan, problemlerin tamamını kuşatan bir hayat
nizamı rehberi değil de daha çok okuyucuların sesleriyle güzelleştirdikleri bir
kitap olarak görülüyor. Ya da ilmî çalışma yapanlara kaynaklık yapan ilahi bir
kitap… Asıl gönderiliş gayesinden çok
uzak bir Kur’an anlayışı… Duygularıma fazlasıyla tercüman olan M. Akif’in şu
mısralarına makalemin bu bölümünde yer vermek istiyorum:
Ya açar nazmı
celilin bakarız yaprağına
Yahut üfler geçeriz
bir ölünün toprağına
İnmemiştir hele
Kur’an şunu hakkıyla bilin
Ne mezarlıkta
okunmak ne fal bakmak için.
Evet bugünkü Kur’an
algımız tam da şairin dediği gibi. Sadece tilavet edilen bir Kur’an. Sadece
üzerinde fıkhi tartışmaların yapıldığı bir Kur’an… Hâlbuki Allah Azze ve
Celle birçok ayet-i kerimesinde Kur’an’ı hangi saikle gönderdiğini beyan
etmiştir. Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
[اِنَّٓا
اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَٓا
اَرٰيكَ اللّٰهُۜ] “Şüphesiz, Allah'ın sana gösterdiği gibi insanlar arasında
hükmetmen için biz sana Kitabı hak olarak indirdik.”[2]
Kur’an-ı Kerim, ilahi
nizamın kendisinden fışkırdığı/neşet ettiği ilahi bir kitaptır. Ve bu ilahi
kitap, hayatta uygulanırsa insanlığın kurtuluşuna vesile olabilir. Ancak ve
ancak Kur’an’ın hayata hakim olmasıyla Allah Subhânehû ve Teâlâ’nın razı
olduğu İslâmi hayat başlatılmış olabilir. Yanlış anlaşılmaya mahal vermemek
adına; pek tabii ki Kur’an ayetlerinin tilavetinde bol hasenat ve ecir vardır…
Hem de her bir harfine. Ancak Kur’an tilavetini ya da ilmî okumaları Kur’an’ın
asıl gönderiliş gayesi olarak görmek ya da bununla sınırlı tutmak doğru
değildir. Unutulmaması ve göz ardı edilmemesi gereken, dahası her platformda
dillendirilmesi gereken bir husus vardır ki o; Kur’an’ın hayata ve topluma
tatbik edilmesi için gönderilmiş olmasıdır. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi
tarih boyunca İslâm ümmetinin izzetli ve Allah’ın razı olduğu bir yaşam sürmüş
olmaları, Kur’an’ın hayata hakim olmasına bağlıydı. Yeniden öyle olabilmesi de
yine Kur’an’ın hayatımızda uygulanmasına bağlıdır.
Bir Hayat Nizamı
Olarak Kur’an
Kur’an-ı Kerim
insanoğlunun hayata dair problemlerinin çözümünü sağlayan, dünya ve ahiret
saadetinin temini olan Kur’anî ilkeleri bünyesinde taşıyan kelamullahtır. Allah
Azze ve Celle insanı yaratmış ve yarattığı insanın fıtratına uygunluk
arz eden ve bununla kalbini de mutmain kılan hükümleri/hayat
anlayışını/ilkeleri belirlemiştir. Kur’an’ı ve ilkelerini kulların kurtuluş
reçetesi olarak tanıtmış bununla da yetinmeyip kulların muttakilerden
olabilmesini Kur’an’ın ilkelerine uygun hareket etmesine bağlamıştır.
Dolaysıyla Allah’ı razı etmeyi kendisine dert edinmiş Müslüman, bunu ancak
Rabbimizin bizler için belirlediği hükümlerle gerçekleştirebilecektir. Bir
taraftan Allah’ın rızasına nail olma arzusu varken diğer taraftan şifa ve
rahmet olması için gönderdiği Kur’an ilkelerine hayatımızda yer vermemek çok da
samimice olmasa gerek…
Şüphesiz ki Kur’an
ayetleri ve hükümleri, tüm zaman ve mekânlara hitap eden bir hayat nizamıdır.
Hermenötik açıdan Kur’an yorumlanmasına olur veren bazı modernistlerin iddia
ettiği gibi Kur’an’ın sadece ilkeleri değil hem ilkeleri hem de tatbiki
evrenseldir… Yine Batı’nın zehrinden nasibini almış bazı kimselerin söylediği
gibi Kur’an yerel bir hukuk sisteminin kaynağı asla değildir. Kur’an hükümleri
ve Kur’an’ın hitabı; insanoğluna ait problemlere, fıtrata uygun bir şekilde
çözümler üreten tek hayat nizamıdır. Kur’an ilkelerinin evrensel ancak
tatbikinin ise evrensel olmadığı iddiası hiç de masum değildir. Sömürgeci
kâfirler ve onların yerli aktörleri Müslümanların Kur’an’ı bir hayat nizamı
değil de sadece ilahi bir kitap olarak görmelerini istemektedirler. Toplumda böylesi
bir Kur’an algısı oluşturarak seküler bir din anlayışını var etmeyi
arzulamaktadırlar. Hâlbuki Kur’an hükümleri hem ilkesel hem de tatbikî olarak
evrenseldir. Ama maalesef sömürgeci kâfirlerin ve yerli aktörlerin hummalı
gayretleri; İslâm ümmeti nezdinde Kur’an’ın ve İslâm şeriatının günümüz hayat
standartlarına uygun bir hayat nizamı olup olmadığı noktasında tereddüt
uyandırmayı başarmıştır. Ve sonuç; kutsal ama hayatta hükmü ve geçerliliği
olmayan bir kitap… İlkeleri olan ama hayat sahasında uygulanmayan bir kitap…
Altını ısrarla
çizmekte fayda var; bugün anlatılageldiği gibi Kur’an sadece bildiğimiz
ritüellerden bahseden ya da cennet nimetlerini ve cehennem azabını konu alan
kutsal bir kitap değildir.
Sadece kıyamet
sahnesinden ve peygamber kıssalarından bahseden ayetlerin var olduğu ilahi
kitap da değildir. Bilakis Kur’an, bir
hayat nizamıdır.
Kur’an hayatın
tamamına hükmeden bir hayat nizamıdır. Kur’an’a sadece peygamber kıssalarının
anlatıldığı ya da bazı ibadetlerin yer aldığı ilahi bir kitap muamelesi yapmak
büyük bir zulümdür ve de günahtır. Çünkü Allahu Teâlâ Kur’an’da her şeyi beyan
ettiğini ve hiçbir şeyi eksik bırakmadığını ifade ediyor. Allah Azze ve
Celle şöyle buyurmaktadır:
[وَنَزَّلْنَا
عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَانًا لِكُلِّ شَيْءٍ] “Biz sana her şeyi açıklayıp anlatan
bir kitap indirdik!”[3]
Kur’an’ın gerek
sosyal gerek ekonomik gerekse de ceza hukukuna dair hükümleri ve düzenlemeleri
olan bir hayat nizamı olduğuna dair birkaç ayetten örnek vererek konunun daha
da iyi anlaşılmasını sağlamak istiyorum.
Kur’an’da ibadet
ahkamına dair hükümler vardır; Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor:
[وَأَقِيمُوا۟
ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ] “Namazınız kılın zekâtınıız verin.”[4]
İktisadi hayata
dair hükümler vardır:
[وَأَحَلَّ
ٱللَّهُ ٱلْبَيْعَ وَحَرَّمَ ٱلرِّبَوٰا۟] “Allah alışverişi helal faizi haram
kıldı.”[5]
İçtimai hayata dair
hükümler vardır:
[وَعَاشِرُوهُنَّ
بِٱلْمَعْرُوفِ] “Eşlerinizle iyi geçinin.”[6]
Ceza hukukuna dair
hükümler vardır:
[وَٱلسَّارِقُ
وَٱلسَّارِقَةُ فَٱقْطَعُوٓا۟ أَيْدِيَهُمَا] “Hırsız, erkek olsun, kadın olsun onun
elini kesin.”[7]
Bu ve buna benzer
ayetler açıkça Kur’an’ın hayatın her alanına dair düzenlemesi olan bir hayat
nizamı olduğunu göstermektedir.
Kur’an, Toplumları
Alçaltan ve Yükselten Bir Kitaptır
Kur’an’ı tatbik
eden siyasi keyfiyet olan Hilâfet kaldırıldıktan ve Müslümanların Kur’an
algısına yönelik yapılan operasyonların ardından Allah’ın rızasından çok uzak
bir atmosferde yaşadığımız inkâr edilmez bir gerçektir.
Kur’an şifa vadettiği
hâlde İslâm ümmeti neden hasta?
Kur’an Müslümanlara
izzeti vadettiği hâlde neden Müslümanlar olarak zillete mahkûm olduk?
Kur’an diriltmeyi
vadederken bizler neden her geçen gün daha fazla yıkılıyoruz?
Kur’an aydınlığı vadederken
neden Batı’nın karanlıklarında yol almaya ve yaşamaya devam ediyoruz?
Neden?
Çünkü; Kur’an
ayetlerinin tilavet edildiği ama tilavet olunun ayetin hayatımızda bir karşılık
bulmadığı bir atmosferde yaşıyoruz… Mushaf’a saygı ama hükümlerine
saygısızlığın had safhada olduğu bir atmosferde nefes alıp veriyoruz… Bizi diriltecek
ayetlerden bihaber yaşıyoruz. Hayatımızda Kur’an’ın belirleyici olmasına izin
vermiyoruz. Bilakis hayatımızı yönetme yetkisini beşerî sistemlere veriyoruz.
Kur’an ayetleri üzerinde tefekkür ve tedebbür etmiyoruz. Ayetleri ezberliyor
ama amel etmiyoruz. Bizi karanlıklardan aydınlığa çıkmayı vadeden ayetleri hiçe
sayarak hayat sürüyoruz.
Kur’an hayatımıza
egemen değilse bizim Kur’an’la olan alakamız rıza-ı ilahiye uygun değil
demektir. Hayata dair problemlerimize Allah’ın kelâmı kaynaklık yapmıyorsa
Kur’an bizden uzak demektir. Eğer ki Kur’an aramızdaki anlaşmazlıklara hakemlik
yapmıyorsa Kur’an’la alakamız iyi değil demektir. Her gün Allah’ın kelâmını
okuduğumuz hâlde, hükümleri hayatımıza etki etmiyorsa bizi değiştirmiyorsa bizi
İslâm şahsiyeti kimliğine büründürmüyorsa biz bir vadide, Kur’an bir vadide
demektir. Her şeyden önemlisi Allah bizden razı değil demektir. Kur’an’la
alakamızın keyfiyeti söz konusu olduğunda şu ayeti akıllardan çıkarmamak
gerekir diye düşünüyorum. Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
[وَقَالَ
الرَّسُولُ يَا رَبِّ اِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هٰذَا الْقُرْاٰنَ مَهْجُوراً] “Peygamber
‘Ey Rabbim! Kavmim şu Kur’an’ı terk edilmiş bir şey hâline getirdi!’ dedi.”[8]
Kur’an’dan
ayrılmamak konusunda Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem efendimizin
şu sözü de çok manidardır:
[أَلَا
إِنَّ الْكِتَابَ وَالسُّلْطَانَ سَيَفْتَرِقَانِ ، فَلَا تُفَارِقُوا الْكِتَاب] “Şuna
dikkat edin ki ileride kitap (Kur’an) ile sultanı (devleti) birbirinden
ayrılacaklar. Bu durumda siz kitaptan ayrılmayın.”[9]
Kur’an anlayışımızı
resmetmesi bakımından Abdullah b. Mesud’un sözleri ne kadar da yerinde: Şöyle
aktarıyor:
“Bize Kur’an
lafzını ezberlemek zor, onunla amel etmek ise kolay gelirdi. Bizden sonrakilere
ise Kur’an’ı ezberlemek kolay, onunla amel etmek ise zor gelmektedir. Kur’an,
hükümleriyle amel edilsin diye indirildiği hâlde insanlar onun tilaveti ile
yetinir oldular.”
Ne var ki
Müslümanların tarihte olduğu gibi yeniden izzetli günlere, dünya liderliğine ve
her şeyden öte Allah’ın razı olduğu bir hayata kavuşmaları ancak vahyin
rehberliğiyle, Kur’an’a olan bağlılıkla mümkündür. Kur’an’a bağlığımız kadar
yükselir ve alçalırız. Ömer b. Hattab RadiyAllahu Anh’tan rivayet edilen
bir hadise göre Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem efendimiz şöyle
buyurmaktadır:
[إن اللهَ
يَرفعُ بهذا الكِتابِ أقْواماً ويَضَعُ به آخَرِينَ] “Allah bu Kur’an’la bazı kavimleri
yükseltir, bazılarını da alçaltır.”[10]
Kur’an’a
bağlılığımız kadar istikamet üzere olabiliriz.
[اِنَّ
هٰذَا الْقُرْاٰنَ يَهْد۪ي لِلَّت۪ي هِيَ اَقْوَمُ] “Şüphesiz ki bu Kur’an, insanları en
doğru ve en sağlam yola iletir.”[11]
Kur’an’a
bağlılığımız kadar gönüllerimizi arındırabiliriz.
[اَلَّذ۪ينَ
اٰمَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللّٰهِۜ اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ
تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُۜ] “Bunlar, iman edenler ve Allah’ı zikrederek gönülleri
huzura kavuşanlardır. Bilesiniz ki gönüller ancak Allah’ı zikrederek huzura
kavuşur.”[12]
Kur’an’a bağlığımız
kadar karanlıklardan aydınlığa çıkabiliriz.
[الٓـرٰ۠
كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ اِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى
النُّورِ بِاِذْنِ رَبِّهِمْ اِلٰى صِرَاطِ الْعَز۪يزِ الْحَم۪يدِۙ] “Elif-lâm-râ.
Bu, rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, güçlü ve övgüye layık
olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz kitaptır.”[13]
Kur’an; insanları
kula kulluktan, Allah’a kulluğa; kulların zulümlerinden, Allah’ın adaletli
hükümlerine çıkaran bir hayat nizamıdır.
Kur’an’ı Hayata
Tatbik Edecek Şer’î Keyfiyet; Râşidî Hilâfet
Bugün Müslümanların
Allah’ın rızasından uzak bir yaşam sürmeleri Kur’an’ın hayatımızda hakim
olmayışındandır. Tarih boyunca Müslümanlar Kur’an-ı Kerim’in nuru ile
aydınlanmışlardı. Kur’an Müslümanların kendisinden beslendikleri, kendisiyle
hayat buldukları rahmet ve hayal membaı olmuştu.
İslâm ümmeti
olarak;
- Yeniden sağlıklı
bir şekilde kalkınabilmemiz
- Yeniden Allah’ın
hükümlerinin egemen olduğu bir dünyada yaşayabilmemiz
- İyiliği emreden,
kötülükten nehyeden bir topluluk olabilmemiz
- İnsanlık için
çıkarılmış en hayırlı ümmet olabilmemiz
- Şahit ümmet
olabilmemiz ve gerekliliklerini yerine getirebilmemiz
- Dünya siyasetinde
domine eden güçlü ve lider bir devlet olabilmemiz
- Bir vücudun
azaları gibi kenetlenebilmemiz
- Kâfirlere karşı
tek yürek olabilmemiz
- Kostantiniyye’nin
surlarında olduğu gibi Roma’nın surlarında ve sömürgeci kâfirlerin şaşalı
saraylarında da Kelime-i Tevhid sancağını dalgalandırabilmemiz
- Mazlumlara umut,
binlerce kilometre öteden sömürgeci kâfirlerin yüreklerine korku salan bir
ümmet olabilmek için Kur’an yeniden hayatımızda belirleyen lider, problemlerimizi
çözen kaynak, hayatımızda tatbik edilen yegâne hayat nizamı olmalıdır.
Kur’an hayata
tatbik ediliyorken Müslümanlar onunla izzetli olmuşlardı. Yakın bir gelecekte
Kur’an’ın rehberliğinde İslâmi hayatı başlatacak Râşidî Hilâfet yeniden
olacaktır biiznillah. Kur’an hayatta tatbik edilmesi için inzal olmuştur ve
Kur’an’ı hayata kâmilen uygulayacak yegâne şer’î keyfiyet de Râşidî Hilâfet’tir.
[1]
[اِنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا يُنْفِقُونَ
اَمْوَالَهُمْ لِيَصُدُّوا عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِؕ فَسَيُنْفِقُونَهَا] “Kâfirler servetlerini, insanları
Allah’ın yolundan engellemek için harcarlar, yine harcayacaklar!” [Enfal Suresi
36]
[2]
Nisa Suresi 105
[3]
Nahl Suresi 89
[4]
Bakara Suresi 110
[6]
Nisa Suresi 19
[7]
Maide Suresi 38
[8]
Furkan Suresi 30
[9]
Taberânî
[10]
Müslim
[11]
İsra Suresi 9
[12]
Rad Suresi 28
[13]
İbrahim Suresi 1


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış