Rasul
SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Sünneti’nin İslâm Hukuku’ndaki konumu
tartışılmaz bir konudur. Sünnet’in yani Rasullah’ın hayatının Müslümanlar
açısından önemi, hayatlarına ışık tutacak olan hidayet ve rahmet kaynağı İslâm
risaletinin muallimini/öğreticisini -Kur’an’ın ifadesiyle- Üsve-i Hasene’yi
kavrama gayretine itmiştir.
Özellikle
geride bıraktığımız ‘Kutlu Doğum Haftası’nda yine barizleşen “yanlı Sünnet”
ya da “içi boşaltılmış Sünnet” anlayışlarına şahit olduk. Bazı yönlerine
değinilen ama bazı yönlerine değinilmeyen bir Elçi profili çizdiler bizlere. Ve
yine bir kısmı anlatılan ve belli bir kısmı da ihmal edilen bir Sünnet
anlatıldı bizlere…
Bu
konunun izahına Müslüman kardeşlerimizce benimsenmiş, hayatlarına kök salmış
Sünnet algısından hareketle başlamak istiyorum. Günümüzde Sünnet kavramı
hayattaki etkinliğini kaldıracak şekilde tarif edilmiş, içi boşaltılmış ve
Sünnet’in alanı ciddi anlamda sınırlandırılmıştır. Böyle olunca da Sünnet’in
teşrideki değeri zafiyete uğramıştır. Müslümanlar nezdinde Sünnet
kavramı/ıstılahı, Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’ın yaptığı ve Ümmetine
yapmasını tavsiye ettiği fiil ve sözler olarak benimsenmiştir. Bu fiilleri kulları Allah’a yaklaştıran
fiiller olarak tarif etmişler, tarif etmekle de kalmayıp pratik hayatta bu düşünceyi
etkili kılmak için azami gayret sarf etmişlerdir. Bunun adına da Üsve-i Hasene
(güzel örnek) demişlerdir. Yanlış olan Üsve-i Hasene olması ve bu şekilde
dillendirilmesi değil, Üsve-i Hasene’nin kaynağı olan Hz. Peygamber SallAllahu
Aleyhi ve Sellem’in hayatına dakik ve doğru zaviyeden bakılmamasıdır veya
tek bir açıdan bakılıp, diğer açıların ihmal edilmesidir... Nasıl bakılacağının
usulünün/metodunun bilinmemesidir. Maalesef günümüzde Sünnet kavramı bir kaç
başlıkla sınırlandırılmıştır. Bunlara bir kaç örnek verecek olursak; âdapta,
ahlâkta, sevgide, hoşgörü ve insan ilişkilerinde Üsve-i Hasene… Sünnet bu
konular etrafında incelenerek alanı daraltılmıştır.
Tam
aksine Rasullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in örnekliği
sınırlandırılamaz. Çünkü:
O (Rasul) –Muttakilik’te
Usve-i Hasene’dir,
O (Rasul) -İstikamette
Usve-i Hasene’dir,
O (Rasul) –İslâm
davetini taşımada Usve-i Hasene’dir,
O (Rasul) –Şer’î
hükümlere bağlanmakta Usve-i Hasene’dir,
O (Rasul) -Hicrette
Usve-i Hasene’dir,
O (Rasul) -Devletin ikamesinde
Usve-i Hasene’dir,
Kısacası
Rasullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem Allah Subhanehû ve Teâlâ’ya
kullukta ve itaatte eşsiz ve mükemmel bir Usve-i Hasene’dir. Bakın Allah Subhanehû
ve Teâlâ Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem hakkında nasıl
buyuruyor:
“Ant
olsun ki, Rasullah, sizin için, Allah’a ve Ahiret Günü’ne kavuşmayı umanlar ve
Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.”
(Ahzap 21)
Ayetin
mefhumundan da anlaşıldığı gibi Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın rızasına
nail olmayı umanlara, Naim Cenneti’ni arzulayanlara, Rasulullah SallAllahu
Aleyhi ve Sellem’e Firdevs’te komşu olmaya hırs gösterenlere Rasulullah SallAllahu
Aleyhi ve Sellem’in hayatının her noktasında güzel örnekler vardır. O’nun
getirdiği alınmalı nehyettiğinden ise kaçınılmalıdır. Yani Rasul’ün örnekliği
başka bir ifadeyle Sünnet bir kaç başlıkla ve konuyla
sınırlandırılamaz. Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
“Rasul
size ne verirse artık onu alın, sizi neden sakındırırsa artık ondan sakının” (Haşr 7)
Rasul
Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’ın güzel örnekliğinin, kendisinin
getirdikleri ve sakındırdıklarının odaklaştığı kaynak Sünnet’in ta kendisidir.
Risalet kapsamına giren Sünnet yeri geldiği zaman bir meseleyi farz olarak vaz
etmiştir, yeri geldiği zaman bir meselenin hükmünü haram kılmıştır, yeri
geldiğinde ise mubah, mekruh ve mendub olarak vaz etmiştir. Sünnet kavramı
incelenmeye çalışılırken öncelikle bize rivayet yoluyla ulaşan naslarda fiilin,
kavlin/sözün ve ikrarın/sükûtun risalet kapsamında olup olmadığı tespit edilir.
Bunu tespit ettikten sonra hükmün keyfiyetini bildiren talebin kesinliğine ve
talebin kesin olup olmadığını tayin eden karineye bakılır. Sünnet kavramı bu
yönüyle kavranılmasını iktiza eder. Aksi taktirde kaçınılmaz bir şekilde
Sünnet’in teşrideki konumu daraltılmış ya da tam aksine bir hayli genişletilmiş
olur.
Şimdi
konuyu Sünnet kavramı ve Sünnet’in teşrideki konumu olmak üzere iki başlık
altında incelemeye çalışalım inşaAllah.
SÜNNET
KAVRAMI
Sünnet’in
Tarifi: Sünnet lügatte; yol, hal, gidişat, takip edilen
yol, yaşayış modeli, tabiat, şeriat, alışılmış yol manalarında kullanılmaktadır.
Sünnet kelimesi/lafzı ise Kur’an’da ve Sünnet’te yukarıda verdiğimiz anlamda
(yol, takip edilen) istimal edilmiştir (kullanılmıştır). Allahu Teâlâ ayetinde
şöyle buyurmaktadır:
“(Bu,)
Allah’ın öteden beri sürüp gitmekte olan sünnetidir (âdetidir). Sen Allah’ın
sünnetinde kesinlikle hiç bir değişiklik bulamazsın.”
(Fetih 23)
Kur’an’ı
Kerim’de buna benzer ayetleri örnek olarak çoğaltmak mümkün. Ama biz bir
örnekle iktifa ediyoruz. Sünnet’te (hadiste) de aynı anlamda istimal
edilmiştir. Bir Hadis-i şerifte Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle
buyurmuştur:
“Ebu Hureyre’den rivayet
olunduğuna göre Rasullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem: ‘Kim (insanları) doğru
yola çağırırsa, kendisine uyanların sevabı kadar ona da sevap yazılır. Bu
(kendisine) uyanların sevabından bir şey eksiltmez. Kim de bir sapıklığa
çağırırsa kendisine uyanların günahı kadar ona da günah yazılır. Bu (kendisine)
uyanların günahından bir şey eksiltmez’ buyurmuştur.”
(Sahîh Muslim, Zekât kitabı, 1017)
Sünnet’in
ıstılah anlamı ilim dallarına göre farklı şekillerde tarif edilmiştir.
Muhaddislerin nezdinde kazanmış olduğu mana/tarif şöyledir: “Söz, fiil,
takrir, yaratılış, siret ve yaşayış, ahlâk, huy ile ilgili olarak Rasul
SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e izafe edilen her şeydir.” Başka bir ifadeyle;
“Hükme ve amele esas teşkil etsin etmesin yaptıkları veya kaçındıklarıyla
Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in hayat tarzı ve yaşantısının
bütünüdür.” Usulcülere göre Sünnet’in kazanmış olduğu mana ise şöyledir: “(Kur’an’ı
Kerim’in haricinde) Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’den nakledilen/sadır olan
söz, fiil ve takrirlerdir.” Buna ilaveten fıkıhçılar bu yapılan tariflere
ilave olarak Sünneti, “bidat’ın zıttı” olarak tanımlamışlardır.
Sünnet’in ıstılah tarifini ve anlamını bünyesinde taşıyan hadisler de
mevcuttur. Yani Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’ın getirmiş olduğu hayat
anlayışı ve risaletin bir parçası anlamında kullanılan Sünnet kavramı yine
hadislerde geçmektedir. Bu meyanda konumuza ışık tutması bakımından aşağıdaki
hadisleri örnek olarak vermek yerinde olacaktır:
İmam
Malik’e ulaştığına göre, Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem şunu
söylemiştir: “Size iki şey bırakıyorum. Bunlara uyduğunuz müddetçe asla
sapıtmayacaksınız: Allah’ın Kitabı ve Rasulü’nün sünneti.” (Kutub-i
Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları, 2/328)
“Benim sünnetim budur,
kim sünnetimi beğenmezse benden değildir”
(Buhârî, Nikah 1; Müslim, Nikah 5)
YAPISI
BAKIMINDAN SÜNNET’İN KISIMLARI
Sünnet’in
Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’den nakledilen/sadır olan söz, fiil ve
takrirler olduğunu ifade etmiştik. Sünnet’in kısımlarının neler olduğu
konusunda Müslümanlar nezdinde bir ihtilaf söz konusu değildir. Rasulullah’ın
gerek fiillerinin gerek sözlerinin ve de gerekse takrirlerinin şer’î delile kaynaklık
ettiği Müslümanlarca bilinen ve de üzerinde ittifak edilen meseledir. Sünnet
olgusunun Müslümanların amellerinin tanziminde ve de Kur’an’ın anlaşılmasında
vazgeçilmez bir fonksiyon olması, Sünnet olgusunun iyi anlaşılmasını elzem
kılmaktadır. Sünnet’i teşkil eden kısımların dakik bir şekilde incelenmeye
muhtaç oluşu Müslümanlar indinde Sünnet kavramının sadece mendub anlamında
idrak edilmesindendir.
1-Kavlî Sünnet
Sünnet’in
kısımlardan birini teşkil eden Kavlî Sünnet bil ittifak şöyle tarif edilmiştir:
“Hz. Peygamber’in çeşitli vesilelerle söylemiş olduğu mübarek sözlerdir.”
Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in risaletin tebliğine ilişkin sarf
ettiği sözlerdir. Bu Sünnet nev’ine şu
hadisleri örnek olarak serdedebiliriz. “Hilali gördüğünüz vakit oruç tutun,
yine hilali gördüğünüz vakit iftar (bayram) edin.” Yine kavlî Sünnet’e
örnek olması bakımından şöyle bir hadisi zikredebiliriz. Nafi’den rivayetle;
Ömer bana dedi ki: Rasullah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’ın şöyle dediğini
işittim:
“Kim itaatten elini
çekerse, Kıyamet Günü’nde lehine hiçbir delil bulunmaksızın Allah’la karşılaşacaktır.
Kim de boynunda Halife’ye biat olmadan ölürse cahiliye ölümü ile ölür.”
(Müslim K. İmara H. No:
1851)
2-Fiilî
Sünnet
Rasul-ü
Ekrem’in davranışları ve hareketleriyle ortaya koyduğu sünnettir ki,
Rasul
SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in fiilleri üç kısımdır: Birincisi:
Cibillî fiiller yani insanın cibilliyetinden ve tabiatından yaptığı fiiller.
Bunlar, kalkmak, oturmak, yemek, içmek, vb. gibileridir. Bunların, SallAllahu
Aleyhi ve Sellem ve Ümmetine nispetle fiilin mubahlık üzerinde olduğunda
hiçbir ihtilaf yoktur. İkincisi kısım: SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in
özelliklerinden olduğu sabit olan fiiller. Bu fiillerde O’na hiçbir kimse
iştirak etmez. Gece teheccüd namazı
kılmak, çok (4’ten fazla) evlilik ve visal orucu bunlara örnek gösterilebilir.
Bunlarda, Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e ittiba etmenin câiz
olmadığında hiçbir ihtilaf yoktur. Çünkü bunlar, Rasul SallAllahu Aleyhi ve
Sellem’e has olan hususlardandır. Üçüncü kısım: Cibillî fiillerden
ve SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e de has olan hususlardan olmayanlar.
Yani diğer fiiller. Bunlarda, Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e ittiba
etmekle emrolunduğumuz konusunda hiçbir ihtilaf yoktur. Örneğin;
“Beni nasıl namaz
kılıyor gördüyseniz o şekilde namaz kılın” (Buhari,
K. Ezân, 595)
3-Rasullah’ın Sükûtu
Sahabe
tarafından söylenen bir sözü ve işlenen bir fiili, Rasul Aleyhi’s Salatu
ve’s Selam’ın reddetmeyip sükût etmesi, güzel karşılaması veya teyit
etmesi, onayladığını ima etmesidir.
“Benî Kurayza’ya kadar hiçbiriniz
ikindi namazını kılmasın” (Buhari) hadisi,
Rasullah efendimizin Sahabe’nin davranışlarını takrirle onaylamasının örneği
olarak değerlendirilmelidir. Çünkü sahabeden kimi, bu buyruğu, namazı akşam
namazı sonrasına bırakma şeklinde yorumlarken, diğer bir kısmı da namazın hemen
kılınması için uyarı niteliğinde değerlendirmişti. Bu iki farklı uygulama ve
algılama Rasullah’a intikal ettirildiğinde, Rasulallah Aleyhi’s Salatu ve’s
Selam, iki uygulamayı da kabul etmiş, itiraz etmemişlerdir.
SÜNNETİN
TEŞRİDEKİ KONUMU
Sünnet’in
bir meseleyi farz kılması
Sünnet’in
(risalet kapsamına giren Rasul’ün fiil, söz ve sükûtunun) herhangi bir meseleyi
farz kıldığına dair vereceğim örnekten muradım; Sünnet’in bir meseleyi farz
kılabildiğini O’nun sadece nafileleri kapsayan bir olgu olmadığını anlatmak
içindir.
Rasul
SallAllahu Aleyhi ve Sellem nübüvvetle görevlendirildiği ilk günden
itibaren Allah Celle Celâlehû’nun gösterdiği şekilde İslâm davetini
taşımaya başladı. Aleyhi’s Salatu ve’s Selam Allahu Teâlâ’nın emri gereği
Mekke toplumuna hâkim olmuş değerlere kafalarını çatlatırcasına çatıyordu.
Yine
Mekke toplumuna hâkim olmuş yozlaşmış yapıya, hayat anlayışına ve fikirlere
çatıyor, kınayıcının kınamasına aldırmadan Allah’tan aldığı vahyi haykırarak
sonraki nesillere gerçek anlamda örneklik sergiliyordu. Rasul SallAllahu
Aleyhi ve Sellem bu ilahi hedefe- ki Allah’ın dininin yeryüzüne hâkim
olmasıdır- vahyin gösterdiği bu yüceler yücesi gayeye, basiret sahibi
kitlesiyle ilerliyor ve sonucu nereye varırsa varsın hakkı haykırıyorlardı.
İşte davetin evrelerinden birisi de kuvvet ehlinden nusret talep etmektir
(taleb’un-nusra). Yüce Nebi panayırlara çıkıyor İslâm’ı insanlara arz ediyordu.
Ve bunu çok ama çok zor şartlarda yerine getiriyor, hangi zulümle karşılaşırsa
karşılaşsın davet metodundan vazgeçmiyordu. İbn Hişam siretinde şöyle
nakleder: İbni İshak dedi ki;
Rasullah’ın amcası Ebî Tâlip henüz hayatta iken ona zarar veremiyorlardı, ne
zamanki Ebî Tâlip öldü Kureyş ehli Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e
eza vermeye başladı. Ve Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem sakiflilerle
kuvvet bulmak ve nusret (taleb’un-nusra) aramak için Taif’e gitti. Aleyhi’s
Salatu ve’s Selam Allah’ın kendisiyle gönderdiği İslâm dinini onlardan
kabul etmelerini istedi. Daveti onlara ilettikten sonra bu davete icabet
etmediler. Köleleriyle ve sefihleriyle Rasulullah’ı yuhaladılar, protesto
ettiler ve daha da önemlisi Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem eziyetlere
maruz kalmıştır.
Yine
İbni İshak dedi ki; bana Zuhrî anlatmıştır ki, Rasul SallAllahu Aleyhi ve
Sellem geldi ve onları Allah’a davet ederek kendisini onlara arz etti.
Beyhara bin Firâs isminde birisi Rasullah’a dedi ki; Biz senin yönetimin
üzerine bey’at etsek sonra da Allah seni, sana muhalefet edenlere karşı
muzaffer kılsa, senden sonra yönetim bize ait olur mu (yönetime biz geçer
miyiz)? Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem: “Emîr Allah’ındır o emîrliği (yönetimi) dilediğine verir”
dedikten sonra adam dedi ki; Allah sana zafer verdiği zaman, bizden
başkasına ait olacak olan emîrlik (yönetim) için Araplara karşı kendimiz heder
mi edelim? Bizim senin davana ihtiyacımız yoktur.” diyerek Aleyhi’s
Salatu ve’s Selam’ı çok kötü bir şekilde ret ettiler.
Hadislerden
anlaşıldığı üzere Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem kabilelere İslâm’ı
arz ediyor ve kendilerinden bu dinin ikamesi için nusret talebinde bulunuyordu.
Aleyhi’s Salatu ve’s Selam davet metodundan neticelerinin çok zor
olacağını bildiği halde vaz geçmiyor, neticesi nereye varırsa varsın vahyin
gösterdiği ilahi hedefe Rabbine sığınarak ilerliyordu... Propaganda, ambargo, hatta mübarek bedenine
işkence ve eziyet...
Rasul
SallAllahu Aleyhi ve Sellem söylediği şu mübarek söz her şeyi izah
etmeye yetmez mi aslında? İbn-u Hibbân Sahîh’inde Enes’ten rivayetle Rasul SallAllahu
Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
“Allah uğrunda öyle
eziyetlere maruz bırakıldım ki hiç biriniz bu eziyetlere maruz bırakılmamıştır.”
Davet
taşırken Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’ın takip ettiği bu metod risaletin
bir parçasıdır. Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in bu davet metodundan
neticesi nereye varırsa varsın vazgeçmemesi, davasında eziyetlere, işkencelere
ve sıkıntılara rağmen sabretmesi, metodundan taviz vermemesi bu fiilin yani talebinin
kesin olduğuna karinedir, Şâri’nin kesin talebi ise farzdır. Müslümanların
bu çok elzem fiili Sünnet’e duyarsız kalmaları veya sadece mendub olarak
görmeleri sahih bir nazariye değildir.
Görüldüğü
üzere Sünnet sadece mendub ve nafile ibadetleri kapsayan amellerle sınırlı
kalmamıştır. Sünnet/hadisler risaletin parçasını teşkil ederek, farklı hükümler
vaz etmiştir. Yeri geldiği zaman bir meseleyi haram kılmış, yeri geldiğinde
mubah kılmıştır.
Sünnet’in
teşrideki yerini anlatmak adına “farz” hükmüne dair bir örnek paylaştım.
Tabii ki bunu mendub ve haram için de vermek mümkündür. Yani asıl maksat İslâm
Hukuku’nun temel kaynaklarından olan Sünnet’in gerektiği gibi anlaşılmasına
ışık tutmaktır. Yoksa maksat bilimsel ve akademik bir makale kaleme almak
değil. Maksadın hâsıl olduğuna inanarak şu cümlelerle yazıma son vermek
istiyorum.
Sünnet’in,
hayatımıza yön veren nizama kaynaklık ediyor olması, amellerimize ölçü olması
Rasullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in hayatını ve Sünneti’ni doğru
anlamayı zaruri kılmaktadır.
Doğru
Sünnet anlayışının Raşidî Hilâfet Devleti’nin kurulması yolunda azimlerimizi
artmasına vesile olması duasıyla...


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış