PARALEL YAPININ İSLÂM’A VERDİĞİ ZARAR

Mustafa Küçük

Ümmetin geleceğine dair dönemlerin dile getirildiği uzun bir Hadis-i Şerifin sondan bir önceki cümlesi şöyledir: “Sonra Zorba Diktatörlük olacaktır. Böylece Allah’ın olmasını dilediği sürece olacak, sonra onu kaldırmayı dilediğinde onu kaldıracaktır.”

Bu ifadenin yaşadığımız döneme karşılık geldiğine dair İslâm âleminde ortak bir kanaatin olduğu inkâr edilemez. Müslümanlar bu dönemin bir an önce sona ermesi ve peşinden “Nübüvvet Minhâcı üzere  Hilâfet” döneminin başlaması için var güçleriyle çalışırken, İslâm düşmanları da, mutlaka başlayacak olan yeni evreyi daha fazla geciktirebilmenin planlarını yapıp uygulamaktan geri durmamaktadırlar.

Nitekim İslâm düşmanları, biri fikrî diğeri askerî olmak üzere iki tarz üzere plan yapıp uygulama sahasına koymaktadırlar.

Melun Demokrasi ve şeytan işi özgürlükler adına askerî yöntemlerle en acımasız bir şekilde İslâm coğrafyasına sardırmakta, Müslüman halkların kanlarını heder edip servetlerini talan etmeye devam etmektedirler.

Diğer taraftan, İslâm düşüncesinin kendi içinde sakladığı hayata egemen olmaya dair metodun dinamiklerini tahrif eden sahte kalkınma hareketlerini dizayn ederek, Ümmet’in umutlarını yok etmeye çalışmaktadırlar. Böylece nebevî metot ve sahih İslâmî dinamiklere dayanarak, Ümmet’in içinden doğal olarak ortaya çıkmış ve çıkacak kalkınma hareketlerini bertaraf etmeye veya sonuçsuz bırakmaya yeltenmektedirler. Egemen sistemin ve hatta yer yer dış güçlerin pazarlamasıyla halka indirgenen bu sahte kalkınma hareketleriyle, gerçek kalkınma hareketlerinin halkla kucaklaşmasına engel olmaktadırlar. Fikrî liderliğe dayanmayan şahıs, imaj ve gizem endeksli İslâm dışı liderliklerle halkı peşinden sürükleyen bu hareketlerin,  Ümmet’in azmini kırmaya, enerjisini ve umutlarını tüketmeye kastetmiş oldukları hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak bir kesinlik arz etmektedir.

Gayri İslâmî düşünce ve metotla, İslâm’a rağmen İslâm adına hareket etmek iddiasında olan bu hareketlerden en ilginci, kuşkusuz bugün paralel yapı olarak ünlenen F. Gülen hareketidir. Bu hareketin İslâm’a ve Müslümanlara verdiği zarar, içinde doğup geliştiği ülkenin sınırlarını çoktan aşmıştır.

Söz konusu hareket; amacını, ilkelerini, parametrelerini, nihai hedefini ve bu hedefe yürürken hangi metot üzere hareket edeceğini ne topluma ve ne de müntesiplerine deklere etmiştir. “Hizmet” kelimesinin toplumda çağrıştırdığı müspet mananın arkasına gizlenerek, kendini tanımlayan ve yol haritasını belirleyen yazılı bir metin ortaya koymamıştır. Hep ikinci şahıslar tarafından tanımlanırken, çoğu kez bu tanımlara karşı suskun kalmayı tercih etmiştir.

İtikat bağlamında İslâm’ın kesin delillere dayanan arı-duru sahih amentüsüne bağlı kalma endişesi taşımayan bu yapı; yönetimden ekonomiye, eğitim politikasından dış siyasete İslâm’ın hayatı düzenleyen nasslarını görmezden gelmiş, yerine Demokrasi ve özgürlükler doğrultusunda seküler çözümleri tercih ederek ehl-i sünnet geleneğinin dışına çıkmıştır. Bir şahsa ve o şahısta var olduğu farz edilen imaj ve gizeme dayanan bu hareket, giriştiği güç mücadelesinde her yolu mubah addetmiştir.  Dün doğru dediğine bugün yanlış, yanlış dediğine de doğru demekten kaçınmamıştır. Hiç dilinden düşürmediği demokratik temayüllere bile bağlı kalmamış, konjonktüre göre darbeleri desteklemekten çekinmemiştir.

Dahası İslâm’ı bir bütün olarak ele alan anlayışları, hareketleri siyasi İslâm yaftasıyla mahkûm etmiş,  resmî ideolojinin diliyle onları terörist örgüt addederek resmî ideolojinin sempatisini celp ederken aynı zamanda İslâm düşmanlarına, kullanılmaya müsait bir yapı olduğuna dair göz kırpmıştır. İslâm’a Kabala Yahudiliği karakteriyle yaklaşarak İslâmî nasları Bâtıni okumalara tâbi tutmuştur. Hıristiyanlık âleminin Dinler arası diyalog projesine tam destek vererek kendi namı hesabına İslâm’a davet zeminini ortadan kaldırmıştır. “İslâmî Devlet” kavramına mesafe koyan bu yapının, Türkiye Cumhuriyeti Devletini gayri meşru yollarla ele geçirmeye teşebbüs etmesi, ne kadar ilkesiz olabildiğini göstermesi bakımından dikkate şayandır.

Hareketin lideri F. Gülen’in ağzından dökülen Cebrail hiç görmediğim tanımadığım bir melek. Bu bir parti kursa ben ona diyeceğim ki, sen bir parti kurdun ama müsaadenle seni desteklemeyeceğim. Esasen benim için önemli olan Türk toplumunun vifakı ve ittifakıdır.” şeklindeki haddini aşan ifadesi, hareketin ırkçılık boyutunu çarpıcı bir şekilde dile getirmekle birlikte oy kullanmanın caiz olmadığının vurgulanmak istendiği anlaşılmaktadır. Buna rağmen hareketin zaman içinde bu ifadeleri çiğneyerek nasıl zikzaklar çizdiği ortadadır. Kaldı ki yerel seçimlerin sath-ı mahalline girdiğimiz bu günlerde, müntesiplerine nerede hangi parti AKP’nin güçlü rakibi ise o partiye oy vermeleri dayatılarak siyasetin en çirkinine tevessül edilmiştir.

Kısaca özetlemek gerekirse söz konusu paralel yapı:

1-Fikrî bir liderlik olarak değil şahıs liderliği olarak ortaya çıkması ve insanları belli bir düşünceye değil de lidere bağlanmaya davet etmesi nedeniyle bu yapının ortaya koyduğu liderlik dinen caiz olmayan fasit bir liderlik olduğundan fikre dayalı İslâmî hareketlerin halkla kucaklaşmasının önünde bir engel teşkil etmiştir.

2-Aynı şekilde müntesiplerin önüne sahih bir metot da konulmayarak ilkeler değil de maslahatlar üzerinden hareket edilmiş,  adeta “F. Gülen’e güven gerisini merak etme sen” denilerek bekle gör zihniyetiyle hareket edilmiştir. Neticede bu Ümmet’in bir parçası olan müntesipler, sağa sola savrulurken hiçbir şeyi sorgulayamayan, hakkı bâtıldan ayıramayan edilgen bireyler konumuna getirilmişlerdir.

3-Fikir ve metot bağlamında içine düştüğü belirsizliğin bir neticesi olarak bu hareket Ezoterik1 bir karaktere bürünmüştür. Yani hareketin bünyesinde taşıdığı vehmedilen sözüm ona yüksek hakikatlerin, gizem ve sırların ehil olmayan müntesiplere ulaşılmasının engellenmesi için yapı kendi içinde sadece idari olarak değil liyakat olarak tabakalara ayrılmıştır. Nispeten o sırlara vukuf olan veya en azından o sırlara vukuf olanlarla bir arada olma şerefine nail olmayı bir meziyet sanan sıradan müntesipler de kendini sair Müslüman kardeşlerinden üstün ve müstağni görmeye başlamış, Müslüman toplumdan kopmuşlardır. Böylece Müslümanlar arasına fitne ve ayrılık tohumları ekilmiş, toplum dış mihrakların provokasyonlarına açık hale gelmiştir.

4-Dinler arası diyalog ve hoşgörü düşüncesinin gönüllü ve istekli taşıyıcısı olan bu gizemli yapı, bu uğurda bazı nassları tahrif boyutuna varan yanlış te’villere tâbi tutmaktan kaçınmamıştır.2 İhdas edilen diyalog zeminiyle İslâm’a davetin önü kapatılmış ayrıca hoşgörü anlayışıyla emr’i bi’l ma’ruf ve nehyi ani’l-münker farziyeti ortadan kaldırılarak Allah’ın hoş görmediğini hoş görme yoluna gidilmiştir. Müslümanların münkere ülfet peyda etmeleri ve münkerle bir arada yaşamaya alışmalarının sağlanmasına çalışarak Müslümanların münkere karşı olan dirençlerini zayıflatmışlardır. Toplumun dünyevileşip yozlaşmasına çanak tutan bir anlayışın taşıyıcısı olmuşlardır. Müslümanların İslâmî bir hayatı yeniden başlatma azim ve gayretlerine halel getirmişlerdir.

5-“İslâm’da Devlet yoktur, Müslüman Devlet Başkanı vardır” tezini seslendirerek Resul SallAllahu Aleyhi ve Sellem ve Raşid Halifelerin Demokrasiyi uyguladıklarını söyleyip Müslümanları mevcut sistem içinde çözümler aramaya yöneltmiştir. Ayrıca cihad kavramını sadece savunma savaşı olarak te’vil etmekle kalmamış, çağımızda en güzel cihadın diyalog ve hoşgörü ekseninde yürütülecek eğitim faaliyetleriyle yapılabileceği düşüncesi aşılanmıştır. Yabancı işgallere karşı ülkesini maddi güç kullanarak savunan Müslümanlara terörist gözüyle bakılmasına çalışılmıştır.

6-Müslüman kitleler, söz konusu gayri İslâmî hareket tarafından iki yanlıştan birine savrulmuşlardır. Yanına çekebildiği Müslümanların itikatlarını zayıf delil ve rüyalarla hurafelere boğup, onlara amelî açıdan maslahatı esas alan İslâm dışı bir zihniyeti aşılamıştır. Bu İslâm dışı anlayış ve duruş Müslümanları hayal kırıklığına uğratarak, rejim eksenli resmî partiler dışındaki sivil davet hareketlerine olan güvenlerini derinden sarsmış ve onları resmî partilerin kucağına savurmuştur.

Söz konusu paralel yapının İslâm’a ve dolayısıyla Müslümanlara verdiği zarar biri diğerinden daha az önemli olmayan bu maddelerle sınırlı değildir kuşkusuz. Ancak biz temel teşkil etmesi bağlamında birkaç tanesini buraya aldık.

Kaldı ki;  Müslümanların dinleri uğrunda mücadele etmedeki şevk ve azimlerinin, sahih İslâmî metotla dinin tamamına davet eden erleri fark etmelerine yeteceğine kuşku yoktur. Hiçbir sahte hareket ve resmî ideolojinin Müslüman halkı, Resul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i rehber edinerek İslâmî hayatı yeniden başlatmak adına Râşidî Hilâfet’i ikame etmek için çalışan kardeşlerinin yanında yer almasına engel olamayacağına olan inancım tamdır.

1- Ezoterizm, bir konudaki derin bilgilerin ve sırların ehil olmayanlardan gizlenerek, bir üstat tarafından sadece ehil olanlara inisiyasyon yoluyla öğretilmesidir.

2- Bakınız: F. Gülen’in Al-i İmran suresi 64. ayetine getirdiği yorum.


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz