Bizleri yeni bir Ramazan ayına
kavuşturan Allah Azze ve Celle’ye hamd, Salatu- Selam O’nun Rasûlüne, âline,
ashabına ve kıyamet vaktine kadar O’na ihsanla tâbî olanların üzerine olsun.
Her şeye kâdir olan Allah Azze ve
Celle’den karşılamaya hazırlandığımız Ramazan ayına, Münâdî’nin tekbir sesleri
ile Hilâfet Devleti sancağı altında girmeyi nasip etmesi duasıyla başlamak
istiyorum cümlelerime… Şüphesiz ki şanı yüce olan Allah her şeye kâdirdir.
Doksan küsur senedir asıl
hüviyetinden çok uzaklarda idrak ettiğimiz Ramazan ayı ve oruç ibadetini yine
buruk bir sevinçle karşılamaya hazırlanıyoruz. Ramazan ayına ve oruç ibadetine
hazırlanırken, bu mübarek ay bizlere bazı hakikatleri hatırlatmalı. Evet, bazı
hakikatleri hatırlatmalı. Çünkü günümüzde Müslümanlar nezdinde Ramazan ayı ve
oruç ibadeti teravih, iftar ve sahur saç ayağından oluşan rutin bir ibadetin
dışına çıkmaz oldu. İşte bu yüzden ben de bu makalemde belki bildiğimiz ama
hatırlatılması kaçınılmaz olan bazı hakikatlerden bahsetmek istiyorum. Allah
Azze ve Celle öncelikle bu hatırlatmaları kendi nefsime sonra da siz kıymetli
okurlarımıza faydalı kılsın inşaAllah.
Şifa ve Rahmet membaının topluma
ve hayata tatbik edilmesi
Allah Subhânehû ve Teâlâ ayetinde
Kur’an’ın nasıl bir kitap olduğundan bahsederken şöyle buyrmaktadır:
“Kur'an'dan müminler için şifa ve
rahmet olan şeyleri indirmekteyiz...” (İsra 82)
Müminlerin şifa ve rahmet
atmosferinde nefes alıp vermeleri ve böyle bir atmosferde yaşam sürmeleri ancak
Kur’an’ın hayata ve topluma tatbik edilmesiyle mümkündür. Malum olduğu üzere
Kur’an-ı Kerîm sadece tilâvet edilmesi için gönderilmiş bir kitap değildir.
Kur’an’ın niçin gönderildiğini uzak yerlerde aramaya gerek yoktur. Ayet-i
kerîme buna gayet sarih bir şekilde açıklık getirmektedir. Allah Teâlâ
buyuruyor ki:
“Şüphesiz, Allah'ın sana
gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için biz sana Kitabı hak olarak
indirdik.” (Nisa 105)
Kur’an-ı Kerîm, ilâhî nizamın
kendisinden fışkırdığı/neşet ettiği ilâhî bir kitaptır. Ve bu ilâhî kitap,
hayatta uygulanırsa insanlığın kurtuluşuna vesile olabilir. Ancak ve ancak
Kur’an’ın hayata hâkim olmasıyla Allah Subhânehû ve Teâlâ’nın razı olduğu
İslâmî hayat başlatılmış olabilir. Kısaca şunu ifade etmeye çalışıyorum;
Ramazan ayında özellikle Kur’an ayetlerinin tilâvetine bol hasenat ve ecir
vardır şüphesiz... Hem de her bir harfine. Ama unutulmaması ve göz ardı
edilmemesi gereken bir husus vardır ki o da; Kur’an’ın hayata ve topluma tatbik
edilmesi için gönderilmiş olmasıdır. Tarih boyunca İslâm Ümmet’inin izzetli ve
rahmet dolu bir yaşam ikame etmiş olmaları Kur’an’ın hayat hâkim olmasına
bağlıdır.
Ramazan ayı bu münasebetle
bizlere onurumuzu ve izzetimizi iade edecek, Kur’an’ı hayata hâkim kılacak ve
İslâmî hayatı başlatacak Râşid bir Halîfe nasb etmenin vücubiyetini hatırlatmaya
vesile olmalı...
Ramazan Oruc’unun başlamasında ve
Ramazan Bayramı’nın ilanında hilalin gözetlenmesi
Bilindiği üzere Allahu Teâlâ oruç
ibadetini “İçinizden kim bu aya yetişirse onu oruçla geçirsin.” emriyle
farz kılmıştır. Her ibadette olduğu gibi oruç ibadetinin yapılışını ve
keyfiyetini de Şarî tayin etmiştir. Oruç ibadeti, Ramazan hilalinin
görülmesiyle başlayan Şevval hilalinin görülmesiyle de tamamlanan bir
ibadettir. Hilalin gözetlenmesi, -Ramazan orucunun başlangıcını ve bitişini
hilale göre tayin edilmesi- öylesine yapılması istenilen bir iş değildir.
Bilakis Ramazan orucunun ve Ramazan Bayramı’nın hilale göre belirlenmesi Şerî
Hükümler kapsamına giren bir meseledir. Şarî Ramazan hilalinin görünmesini oruç
ibadetinin başlangıç sebebi kılmıştır. Yine aynı şekilde Şevval hilalinin
görünmesini Ramazan Bayramı’nın başlangıç sebebi olarak tayin etmiştir. Ama
maalesef Müslümanlar çoğu meselede olduğu gibi hilal meselesinde de Şarî’ye
müracaat etmeyi ihmal etmiş, böylelikle de tefrikanın doruk noktasına
ulaşmıştır. Halbuki Müslümanların ölçüsü Şarî’nin hitabıdır. Ve bu konuda varit
olan delillerden bazıları şunlardır:
Rasûl Sallallâhu Aleyhi ve Sellem
şöyle buyurmuştur:
“(Hilâli) Gördüğünüzde Oruç Tutun
ve Onu Gördüğünüzde İftar Edin.” (Buhari,
Savm, 1776)
Başka bir hadiste ise şöyle
buyrulmaktadır:
“(Hilâli) gördüğünüzde orucu
tutun ve onu gördüğünüzde iftar edin! Eğer (hava) size kapalı (bulutlu) olursa,
Şaban’ın sayısını otuza tamamlayın.” (Muttefekun Aleyh)
Şarî’nin hitabı gayet sarih
olmasına rağmen Müslümanların bu konudaki ihtilafı gerçekten çok üzücüdür.
Hilalin tespitindeki birlik olamama sorunu, Müslümanların işlerini İslâm’ın
hükümleri ile güden ve onları Kelime-i Tevhid bayrağı altında birleştiren Râşid
bir Halifenin olmayışı nedeniyle Müslümanların karşılaştıkları sorunlardan bir
sorundur. Zaten Halîfe’de (Müminlerin emiri) ihtilafları ortadan kaldıran değil
midir? Sahabenin İcmâı’ndan istinbat edilmiş Şerî Kaide’de bu şöyle ifade
edilmektedir: “İmam’ın hükmü/kararı ihtilafları ortadan kaldırır.” Bunun en
güzel örneği Ahmed b. Hanbel’in tahriç ettiği şu rivâyettir: “Dediler ki:
‘Şevval hilalini (hava koşulları nedeni ile) göremedik. Böylelikle sabaha
oruçlu olarak başladık. Başka bir yönden bir kafile geldi. Nebi Sallallâhu
Aleyhi ve Sellem’e dün hilali gördüklerine dair şahitlik ettiler. Bunun üzerine
Rasulullah onlara oruçlarını bozmalarını, daha sonra da ertesi gün bayramları
için çıkmalarını emretti.” İşte Hz Peygamber var olan bir belirsizliği ortadan
kaldırarak Müslümanların vahdâniyet içerisinde ibadet yapmalarını sağladı.
Oruç ibadeti asıl hüviyetini
ancak Hilâfet ile kazanır
Bir hadîs-i şerifte Rasûl
Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
“İslam’ın düğümleri, her biri tek
tek çözülünceye kadar, kopacaktır. Bu çözülen düğümlerin ilki yönetim ve
sonuncusu da namaz olacaktır.” (İmam Ahmed,
Müsned)
Allah Teâlâ’nın inzal buyurduğu
hükümleri anlaşılmasında ve hayata tatbik edilmesinde Müslümanların inkâr
edilmez ciddi problemleri vardır. Tabiki inzal olan hükümlerin ve ibadetlerin
yanlış anlaşılmasında ve uygulanmasında İslâm Ümmeti’nin fikrî düşüşü etken
olduğu kadar esas etkeni İslâm Hilâfet Devleti’nin ilgası oluşturmaktadır.
Defalarca farklı köşe yazılarında ve de ısrarla İslâmî hükümlerin birçoğunun
Hilâfet’in ilgasıyla tatbik sahasından kaldırıldığını ve pratik hayatta hiçbir
kıymetinin kalmadığını vurgulamaya çalıştım. Şer’î Kaide’de malum olduğu üzere;
“Vâcibin (farzın) ancak
kendisiyle tamamlandığı husus da vaciptir. (farzdır)” birçok vecîbelerin ikâmesi/
ifası Hilâfet’in varlığını iktiza etmektedir.
Ve bir çok İslâmî hüküm Hilâfet
Devleti’nin yıkılışıyla pratik hayatta varlığını tamamen kaybederken (ukubut
nizâmı, cihad ahkâmı.....gibi) bazı hükümler ve ibadetler ise asıl hüviyetini
kaybetmiştir. Değerini ve asıl kimliğini yitirmiş her olgu, özünü kaybedip
yerini yapaylığa terk ederken hükümler içinde aynısı söz konusudur. Çoğu İslâmî
hükümler ve ibadetler asıl hüviyetini Hilâfet Devleti’nin ilgasıyla kaybetmiş
ve yerini yapaylığa bırakmıştır.
Evet, İslâm Hilâfet Devleti’nin
ilgasıyla esas hüviyetini kaybetmiş ibadetlerden birisi de oruç ibadetidir.
Günümüzde Müslümanların ifa ede geldikleri oruç ibadeti yapaydan öteye
gitmemektedir. Burada ibadetlerin yapay oluşundan bahsederken, butlan (bâtıl)
oluşunu veya ferî ibadetlerin sahih olması şartının Hilâfet’in varlığından
geçtiğini kastetmiyorum. Kastettiğim şudur; Şeriat, bazı ibadetlerin sahihliği
için Hilâfet’i şart koşmasa da, ibadetlerin esas hüviyetini koruması ve özünün
muhafazası için zaruret iktiza etmiştir.
Hilâfet’in ikamesi için gerekli
olan “Cehd ve Azim” Ramazan ayının bereketinde saklıdır
Müslümanlar artık Ramazan ayını,
kendisinde indirilmeye başlanan şifa ve hidayet kaynağı Kur’an’dan fersah
fersah uzak bir vaziyette karşılar oldular. Allah’ın rahmeti, bereketi ve de
ahkamlarının altında girmek yerine zulmün, fesadın ve beşerî egemenliğin ve
hükümlerinin altında girer oldular Ramazan ayına... İftar vaktinin girdiğini
belirten ses bombaları (bazı İslâm ülkelerinde geleneksel olarak ezanın yanında
bir de iftar vaktinin girdiğini belirten ses çıkaran ve böylelikle vaktin
girdiği anlaşılan bomba türü) yerine Müslümanları katletmek için patlatılan
hakîki bombalarla karşılar oldu Müslümanlar Ramazan ayını... Küfrün kara
bulutlarının gölgesinde girer oldu Müslümanlar Ramazan ayına... Allah Subhânehû
ve Teâlâ’nın dininden uzak, rahmetinden uzak, bereketinden uzak, her şeyden
önemlisi İslâmî Hayat’tan uzak karşılar ve yaşar oldular Ramazan aylarını artık
Müslümanlar... Öyle bir halde karşılar oldular ki Ramazan ayını, Ramazan’ın
bereketi ve hayrı kafirlerin yoğun kurşun yağmurlarından fark edilemez oldu...
90 küsur senedir Müslümanların başındaki hain yöneticilerin ihanetleri ise
Ramazanın bereketine ve hayrına gölge düşüren başka bir etken olmaya devam
etmektedir.
Bugün ise yine Müslümanlar
Ramazan ayını yükselen tekbirler ve fetihler yerine kafirlerin istilasıyla
karşılamaya hazırlanıyor. Bu ne acı bir vaziyet Ya Rabbî!! halimizi sana arz
ediyor ve sana yakarıyoruz.
Müslüman beldelerdeki ihanet ve
Müslüman katliamı doruk noktaya ulaşmışken ferdî ibadetin verdiği hazzın
ötesine geçmeyecektir yine Ramazan ayı ve oruç ibadeti... Bir yanda kan
ağlayan, aşağılanan, zulme duçar kalan, katledilen Müslümanlar, diğer yandan
yemek şölenine dönüşen Ramazan ayı ve oruç ibadeti...
Şanlı İslâm tarihinde Ramazan
ayının diğer bir ismi de “ Zafer ve Nusret ayı” idi. Evet calibi-i dikkattir ki
zillet ve sıkıntı ayı değil. Tam aksine “Zafer ve Nusret ayı” Bunun ispatı
İslâm tarihine bakmakla kolayca mümkündür. Allah Subhânehû ve Teâlâ’nın
hükümleriyle yönetilen zaman dilimlerinde Müslümanlar, Ramazan ayını kafirler
ordusuna karşı elde ettikleri zaferlerle karşılıyorlardı. Nice İslami fetihler
ve zaferler bu ayda gerçekleşmiştir.
Bugün yitiğimiz olan Hilâfet’in
yeniden ikâmesi için ihtiyacımız olan ‘cehd ve azim’ Ramazan ayının bereketinde
ve hayrında saklıdır. Evet cehd/gayret ve azim edilmeli ki (eğer Hilâfet
Devleti Allah’ın izniyle Ramazan ayından önce ikame edilmediyse) bu Ramazan ayı
Hilâfetsiz, halîfesiz, fetihsiz, zafersiz, kuvvetsiz, itibarsız geçirdiğimiz
son Ramazan ayı olsun (amin)...
Bunun için azimleri bileyelim,
çalışma enerjisini bu Ramazan ayının bereketinden alarak çalışmaya koyulalım,
koyulalım ki hem bu dünyada hem de ahirette Allahu Teâlâ’nın rızasına nail
olalım.
“Çalışanlar bunun için
çalışsınlar.” (Saffât 61)
Hilâfet Devleti sancağı altında
Münadi’nin tekbir sesleriyle mesrur olacağımız Ramazan ayına tez zamanda
kavuşmak duasıyla.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış